Anasayfa » BASINDAN » Kölece çalışmaya karşı grev çağrısı suç değildir!

Kölece çalışmaya karşı grev çağrısı suç değildir!

İstanbul 3. Havalimanı’ndaki inşaat işçilerinin direniş ve eylemleri gerekçesiyle tutuklanan sendikacı ve işçiler bırakıldı.

UYUŞTURUCU TACİRLERİYLE AYNI KOĞUŞTA KALDIK

Tutukluk sürecinde cezaevinde neler yaşadınız? Nasıl bir ortamda kaldınız?

Tayyip Kırgın: 3. Havalimanı’nda yükseltilmiş tavan işinde çalışıyordum. Gözaltına alındığımızda bize avukat hakkı tanınmadan psikolojik baskı altında ifademizi aldılar. Olay günü milletvekilleriyle çekilmiş fotoğraflarımızı göstererek, onlara dönük çok ağır küfürler ettiler. Cezaevi ise tam bir izdihamdı. 21 kişilik koğuşlarda 50 kişi kalıyordu ve birlikte kaldığımız kişilerin hepsi uyuşturucu tacirleriydi.

“VATAN HAİNİ” MUAMELESİ GÖRDÜK

Onlarla birlikte mi kalıyordunuz?

T.K.: Evet onlarla birlikte kalıyorduk. Onlardan da ciddi psikolojik baskı gördük. “Siz vatan hainisiniz”, “Devletin yapmış olduğu projeye karşı geldiniz”, “3. Havalimanı’nın yapılmasını istemeyen vatan hainlerisiniz” şeklinde sözleri ve tehditleri oluyordu. Bunların dışında “sen devrimcisin, sen PKK’lısın” gibi ifadeleri de kullanıyorlardı. Koğuşlarda ağalık sistemi vardı.

İŞÇİLERİ SENDİKACILARLA YAN YANA GETİRMİYORLARDI

İnşaat İş Sendikası Genel Sekreteri Yunus Özgür: Silivri Cezaevi’nde 12 koğuş vardı. Örneğin bir koğuşa kitap alıyorlardı, diğerine benzer bir kitabı almıyorlardı. Anlayacağınız her şey keyfiydi. Bizi ilk önce Metris’e götürdüler ancak oradan atar topar kaçırdılar ve Metris’te 12’şer 12’şer kalıyorduk. Hatta gardiyanlar siz buradan çıkarsanız diyordu, bundan bir saat sonra aynı gardiyanlar gelip “Silivri’ye gidiyorsunuz” dediler. Orada bizi koğuşlara 3’er 3’er dağıttılar. Hepimizi adli suçluların olduğu koğuşlara verdiler. Bu bilinçli bir politikaydı. Özellikle işçileri sendikacılarla bir araya getirmiyorlardı, birbirlerini etkilemesinler diye.

T.K.: Çalışan gencecik çocuklar vardı, sen onları alarak adli suçluların olduğu koğuşa göndererek, onları bildiğin suça teşvik ediyorsun çünkü o Türkçeyi dahi doğru düzgün konuşamayan, eğitimsiz çocuklar gece gündüz uyuşturucu satıcılarının sözlerine maruz kalıyordu.

MEKTUBUMU “PROPAGANDA YAPMIŞSIN” DİYEREK GERİ GÖNDERDİLER

Kitap, mektup ve gazetelere izin veriyorlar mıydı?

İnşaat İş Sendikası yöneticisi Deniz Gider: Kitaplarımız hemen gelmedi, bir ay içinde geldi. Hatta bir kitabıma zarar verdiler, o yüzden tartıştığımız bir gardiyan üzerime yürüdü. Dışarıya gönderdiğim mektupları geri gönderdiler, benim gönderdiğim mektupları “propaganda yapmışsın” diyerek iletilmesine izin vermediler.

Aile ziyaretlerine ne sıklıkla izin veriyorlardı? Görüşürken başınızda bekliyorlar mıydı?

Y.Ö.: Haftada bir kere 45 dakika camlı bir bölmeden telefonla oluyordu.

KRİZ BİZİ İÇERİDE BİZİ DE VURDU, FİYATLAR BİR AYDA YÜZDE 70 ARTTI

Siz tutuklusunuz, aileleriniz dışarıda neler anlatıyorlardı size?

Y.Ö.: Krizden bahsediyorlardı. Aslında o anlattıkları kriz cezaevinde bizi de vurdu. Örneğin ilk gittiğimizde kantin fiyat listesi veridiler. Her şeyin fiyatı yazıyor. Bir ay sonra ikinci bir fiyat listesi geldi ve neredeyse her şey yüzde 70 zamlanmıştı. Mesela 50 TL’lik nevresim takımı 80 TL oldu. Örneğin ketil, ilk fiyatı 165 TL’ydi biz aldığımızda, diğer ay 285 TL oldu. Her şeye zam geldi. Dolayısıyla kriz tek başına dışarıyı değil bizi de vurdu.

EYLEMDEN SONRA İGA YÖNETİCİSİ ÜSTÜ KAPALI ÖZÜR DİLEDİ

Siz tutuklandıktan sonra İGA yöneticisi “işçiler haklıydı” açıklaması yaptı. Ne diyorsunuz bu sözleri için, koşullar düzeldi mi sizce?

D.G.: Biz bu olaylar olduktan sonra İGA ile görüşmeye gittik ve aslında üstü kapalı bizden özür dilediler. Ancak sonra “bu eylemleri sürdürürseniz zarar görürsünüz” gibi bir söz söylediler. Yani hem özür diledi hem tehdit ettiler.

Koşullar değişti mi peki?

D.G.: Hayır. Basına yansıyan o özürden sonra hatta sosyal medyada paylaşılan bir fotoğraf gördük, o fotoğrafta tarhana çorbası, yoğurt ve ekmek vardı. Servis bekleme alanında sadece üç kişinin bekleyebileceği bir durak yapmışlar. Bunlar bir söylenti düzeyindeydi çünkü orası artık dışarıya tamamen kapalı, polisin, jandarmanın kol gezdiği bir yer haline gelmişti.

GÖSTERMELİK İLAÇLAMA YAPMIŞLAR

Y.Ö.: Şöyle bir şey oldu, bizim tutuklanmamızdan 17 gün sonra tutuklanan Ahmet diye bir arkadaşımız vardı. O söyledi. Göstermelik olarak tahtakurularına karşı ilaçlama yapmışlar. Biz tutuklandıktan 3-4 gün sonra servisi çoğaltmışlar ancak sonra yine eski düzene geri dönülmüş.

İŞÇİLERİ OTOBÜSÜN BAGAJINA TIKIŞTIRIYORLARDI

T.K.: Eylemden iki gün önce kapısı olmayan servislerle işe gidip geliyorsun. Otobüs fren yapıyor kapısı açılıyor. Oturan işçiler dışında onlarca işçi ayakta. Hatta otobüsün bagajında işçiler var bagaja işçi tıkıştırıyorlardı ki bir daha servis yapmasınlar diye. İki otobüs çarpıştı ve kaza sırasında bagajda olan çocuğu sıkıştığı yerden zor çıkardılar. Biz dört işçinin öldüğünün haberini aldık ancak basına yansıyan sayı birdi. O olaydan bir gün sonra Abdurrahim Albayrak geldi ve yine işçiler yüzlerce metre kuyruk oluşturmuş, o işçilerle devre arasında hangi transferi yapacağını konuşuyor. Biz bu olayı yaşadık. Gözlerimle gördüm.

BİR AYDA ÜÇ KEZ YEMEKTEN ZEHİRLENDİM

Ben orada bir ayda üç kere zehirlendim yemekten. Kusuyorum, elim karnımda revire gidiyorum, doktora zehirlendiğimi söylüyorum bana baş ağrısını kesen ilaç yazıyordu. Yatak simsiyah olmuş, kamp amirliğine dilekçe yazıyoruz ama yanıt yok. Tahtakurularından çocukların ayakları kolları yara bere içindeydi. Ben 42 numara ayakkabı giyiyordum, tahtakuruları yüzünden ayaklarım balon gibi şişti, 44 numara giymeye başladım. Bu yıl 14 Ağustos’ta geldim. O bir ay içinde bunları yaşadım. Zaten sonrası malum, gözaltına alındım ve tutuklandım.

Siverek’ten 1200 km yol gelmişim, sağlık raporu almışım, o kadar yol parası. 2500 TL maaş vaadi ama sonra bize “Biz o kadar söyledik ama 1800 TL maaş vereceğiz” dediler. İşçinin mecburiyetinden yararlanıyorlar.

BARETLERİMİZDE 50-60 TL’LİK TEPE LAMBASI YOKTU, KARANLIKTA ÇALIŞIYORDUK

Biz işi yetiştirmek için geceleri de çalışıyorduk. Çalıştığımız yerde gece aydınlatma da yoktu taktığımız baretlerde tepe lambası da yoktu. Çalışırken attığın adım artık nereye denk geldiyse. Ne kadardır ki o tepe lambaları, 50-60 lira. Bunları firmanın whatsapp grubuna yazdım, alın diye, yanıt yok. 7 katı bir elimde 20 kiloluk panelle diğer elimde telefon ışığıyla çıkmaya çalışıyordum. Bir gün öyle düştüm, elimi ezdim ama yine ne tutanak tutuldu ne de bir şey yapıldı.

ÖLEN İŞÇİYE EMNİYET KEMERİ TAKIYORLARDI

Hemen yanı başımızda çalışan metrelerce yükseklikte çalışan 30 kişilik ekip vardı ve o ekipte sadece iki emniyet kemeri vardı. Bir işçi düştü o ekipten ve hayatını kaybetti. İşçinin cesedine emniyet kemeri ve baret takmaya çalışıyorlardı.

D.G.: Ölen o işçiyi emniyet kemeri takılmış haliyle fotoğrafını çekip, savcılığa o fotoğrafları gönderiyorlardı.

İGA CEO’SU KENDİSİNİ İHBAR ETTİ, TUTUKLANMALIYDI

Bunları mahkemede de anlattınız tek tek…

Y.Ö.: Mahkemeler göstermelik. 15-20 gün önce iddianame bize ulaştırıldı. Gerçekten komedi. İddianame yasa dışıydı. Milletvekiliyle yazışmak suç, whatsapptan yazmak suç. İşçinin elinde pense olması suç. Silah olarak görüyor. Ateşe önlük atmak suç. İlk çıkarıldığımız hakim tetikçiydi, karar verip kaçtı. İkinci hakim de gelen emri uyguladı yoksa oradaki tüm yetkililere dava açması gerekiyordu. İGA CEO’su Kadrı Samsunlu “işçi arkadaşlar haklıydı” dedi, aslında kendini ihbar etti, onun o zaman tutuklanması gerekirdi.

SOL KOLUM SUÇ ALETİ SAYILDI

T.K.: Benimle ilgili iddianamede şöyle bir şey vardı: Sol kolumu havaya kaldırmışım. Yani organlarım da suç aleti sayılmış. Ben bunu göstermek için mahkemeye sol kolumu bağlayarak çıkmak istedim. Hakime “bakın hakim bey kolum suç aleti, onu bağlayarak çıktım karşınıza” diyecektim.

‘KATİL İGA’ DEDİĞİMİZ İÇİN TUTUKLANDIK

D.G.: Eylemin içinde değildik, ikinci gün oraya gittik. İnşaat kapısında “katil iGA” dediğimiz için komutanın “bunları alın” demesiyle gözaltına alındık ve tutuklandık. Düşünün slogan bile atmadık. Sadece o sözden gözaltına alındık ve tutuklandık.

KÜRTLÜĞÜN SUÇ OLDUĞUNU DÜŞÜNMEYE BAŞLADIM

İlk kez mahkeme yüzü gördünüz. Neler hissettiniz?

T.K.: İlk gözaltına aldığımda ben nereye düştüm dedim. Bu nasıl bir şey. Eğitimsiz bir insanım ve hiçbir şey bilmiyorum. İlk defa bir karakol görüyorum. Komutanın elleri ensemde. Milletvekiline küfür ediyor. Bana ilk sordukları soru “Türk müsün Kürt müsün?” Dedim artık bizi müebbetle yargılarlar. Orada çöktüm. “PKK ve FETÖ ile bir bağlantın var mı” diye soru soruyorlar. Bizim “FETÖ” ile ne alakamız var. Komutan ismimin Teyyip olduğunu öğrenince “Vay cumhurbaşkanımızın ismini taşıyorsun, kendinle iftihar etmelisin”, “gözlerin yeşil saçların sarı sen hakiki Kürtsün” ifadelerini kullanıyordu. Kürtlüğün de bir suç olduğunu düşünmeye başladım. Avukat hakkı diye bir hakkımın olduğunu bile bilmiyordum.

CEZA ALACAĞIMI DÜŞÜNDÜĞÜMDEN SAVUNMA İÇİN HAZIRLIK YAPMADIM

T.K.: Mahkeme sürecinde hazırlık yapamadım çünkü çok korktum. Çok büyük bir ceza alacağımı düşünüyordum. Hep böyle düşünüyordum. Kimse bizi bilgilendirmedi.

Y.Ö.: Avukatlar da net bir şey söyleyemiyordu. Bir kısmımızın tahliye olacağını bir kısmımızın ceza alacağını düşünüyorlardı. 7-8 ay daha kalacağımız hesaplanıyordu. Yukarıdan karar geldi tutukladılar, yukarıdan karar geldi dışarıdaki emekçilere mesaj verildiğini düşündüler ve bizi serbest bıraktılar.

İLK TUTUKLAMA OLDUĞUNDA BAZI İŞÇİLER AĞLADI

T.K.: İlk tutuklamada olduğunda bunu duyan bazı arkadaşlar ağlamaya başladı.

Y.Ö: Şok hali vardı çünkü hepsi biz işçiyiz, bizi nasıl tutuklarlar diye düşünüyorlardı. Ama mahkemeye çıkarken hepsi başı dik ve “Hakkımdı, yaptım” diyerek savunmalarını yaptı.

ÇALIŞTIĞIM FİRMA KAPATIP GİTMİŞ

Serbest bırakılan işçi arkadaşlarınız ne yapacak şimdi?

T.K.: Onlardan biri de benim. Bin 200 km yoldan geldim. Maaşım zamanında değil eylem günü yatırıldı, o da asgari ücretten. Geri kalanını alamadım ve ne yapacağımı bilmiyorum. Mesailerime, bayram günlerime ne olduğunu bilmiyorum. Çalıştığım firma da zaten kapatıp gitmiş. Daha onu nereden bulacağım. Şöyle bir şey de var: Çocuk o gün hasta ve işe gidemediği için maaşından kesiliyor ama firma kendisi bağlı olduğu İGA’dan para almak için puantaja o işçinin geldiğini yazıyor ve imzasını atıyordu. Bize de hak edişlerimizi alamadık, onu alınca vereceğiz diyorlardı.

ARKADAŞIM OLMASA SOKAKTA KALACAKTIM

Siz ne yapacaksınız, memlekete mi geri döneceksiniz?

T.K.: Bir iki tanesi memleketine döndü, diğerleri muhtemelen sokaktadır. Ben de arkadaşım olmasa sokakta kalacaktım. Oturacağım, kalacağım bir yer yok, ben de sokakta kaldım. İşim de yok. Adli kontrol şartı getirdiler, ikametgahım orada ve oradaki karakola imza vermem lazım ama dönecek param yok. 21 kardeşiz. Hiçbirinin mesleği yok. Benden küçük olan 8 kardeşim okuyor. Tarımcılık ve hayvancılık geçim kaynağı ama onlar da bitti. Tek çalışan benimdim, onlara bakan. Ben de şimdi sokaktayım.

D.G.: Yüz kızartıcı suçtan yani 25. maddeden çıkardılar. Bu sicil SGK’da görünüyor yani seni fişlemiş oluyorlar. Başvurduğu işlerde de bu karşısına çıkacak ve iş bulması zorlaşacak.

Y.Ö.: Bu süreçte tutuklanmayan işçilerin büyük bir bölümü de iş bulamadı çünkü neredeyse hepsi Kürt illerinden gelen yoksul çocuklardı. Tutuklanıp serbest bırakılan işçilere de adli kontrol şartı getirildi. O işçilerin burada çalışıp haftada bir kez ikametgahlarının olduğu memleketlerine gidip imza atmaları mümkün değil. İmza getirerek açlığa mahkum ettiler. Yanımızda kalan Ahmet adlı işçinin 10 kardeşi vardı ve evin tek geçim kaynağı kendisiydi. İki kardeşi üniversitede okuyor.

BİRÇOĞUMUZ AÇ KALACAĞIZ

Ne olacak? Büyük projelerde sigortasız çalışamayacaksın, daha küçük ölçekli projelerde kayıtsız sigortasız çalışmak zorunda kalacaksın. Orada iş cinayetine kurban gittiğinde bile seni orada çalışmadı gösterebilecek. Birçoğumuz aç kalacağız.

BİZ BİR EZBERİ BOZDUK

Bu olup bitenler size ne gösterdi? Sizin için ne ifade ediyor?

T.K.: Biz “şu kadar işçi şurada öldü” haberlerini ve işçilerin hep bu gündemlerle haber olduğunu görürdük. Eylemimizle bu bir nevi kırıldı. Haksızlığa karşı sesimiz yükselterek gündeme geldik. Bir ezberi bozduk. İşçiler bundan sonra ölerek değil, hak bilinciyle haksızlığa karşı seslerini yükselterek gündeme gelir. Bunu umut ediyoruz.

artigercek.com

Dev Yapı-İş başkanı Özgür Karabulut’un mahkemede yapmış olduğu konuşma özeti:

“DİSK Dev Yapı-İş Genel Başkanı olarak kölece çalışma koşullarına karşı mücadele vermek benim görevimdir. Bu görev bilinciyle orada bulundum. 3. Havalimanı şantiyesine kaçak göçek değil nizamiye kapısından sendika kimliğimi göstererek girdim. Ben gittiğimde İGA ile toplantı başlamıştı. Görüşme bitti, orada İnşaat İş’ten arkadaşlar vardı. Birlikte işçilere açıklama yaptık.

Gereken önlemler alınmış olsaydı işçi arkadaşlarımız ölmezdi.

Toplantıya girdiğimde kaymakam konuşuyordu. “Ben bu bölgenin mülki amiriyim ama havalimanının mülki amiri İGA CEO’su Kadir Beydir. O ne derse o olur” diyordu. Bunu duyunca insan afallıyor. Bir mülki amir nasıl kendisini İGA CEO’sunun altında görüyor?

İşçiler anlaşmaya varılamadığı için direnişe devam kararı aldı. Bu da İş Kanununda, İSİG Yasasında ve Anayasada işçilere tanınmış yasal haktır. İşçiler bu hakkını kullandı.

Yetkililerle yapılan toplantıdan sonra işçilere yönelik konuşma yaptım. İşçilere kölece çalışma koşullarına karşı iş bırakma çağrısı yaptım.

Konuşurken işçilerin bir kısmı alkışladı, bir kısmı da plastik baretleri ile ses çıkarmak için demirlere vurdu. Buna kamu malına zarar deniyor. Plastik madde demire zarar veriyorsa burada ben suçluyum, çünkü işçiler beni desteklemek ve ses çıkartmak için böyle yaptı. Mülki amirler ve patronlarla yapılan toplantıda “İşçilerin taleplerini araştıracağız” deniliyor. “Araştıracağız” demek bu talepleri yok saymaktır. Bu şantiyedeki kölece çalışma koşullarını sağır sultan duymuş, ne demek araştıracağız? İnsan öfkeleniyor.

Daha önce Şubat ayında da 3. Havalimanı şantiyesinde büyük eylemler oldu. Eylemlerin ardından “Tamam sorunlar çözülecek” deniyor ama bir süre sonra sorunlar yeniden devam ediyor. Düşünün burada 36 bin var ama giren çıkan işçi sayısı 250 bini buluyor. Giren kaçıyor, bu nedenle “sorunları araştıracağız” demek talepleri görmezlikten gelmektir. Bunu biz de işçiler de gayet iyi biliyordu.

İşçilere konuşma yaptıktan sonra şantiyeye DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK YK üyesi Kanber Saygılı’nın ziyarete geldiğini ama içeri alınmadıklarını öğrendim. Onları almak için nizamiyeye gittim, ancak bu sefer kolluk güçleri beni de dışarıya çıkarttı.

WhatsApp gruplarında yer aldım. Zaten sendikalar olarak bu grupları bir örgütlenme aracı olarak kullanırız. Bu bir suç değildir. Bu bir suçsa sendikal örgütlenmenin kendisi suç olarak görülmektedir.

Yaptığım hiçbir şeyi reddetmiyorum. İşçilere anayasadan, uluslararası hukuktan doğan iş bırakma çağrısı yaptım ve bunun nasıl örgütlenmesi gerektiğini anlattım. Sözümüz dışında, üretimden gelen gücümüz dışında başka bir silahımız da yoktur.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*