Anasayfa » GÜNDEM » Kölece Çalışma ve Yaşam Koşullarına İsyan!

Kölece Çalışma ve Yaşam Koşullarına İsyan!

Burjuva parlamento seçimlerinin tüm politik, ekonomik gündemi kapladığı bir sırada ezilme ve sömürü ilişkilerine karşı “artık yeter” diyerek ayağa kalkan Bursa metal işçileri sınıf mücadelesinde son yılların en kitlesel çıkışını gerçekleştirdiler.

Kölece çalışma ve yaşam koşullarına, neoliberalizmin ezme ve sömürü ilişkilerine karşı birikmiş öfke sendikal ihanetin en pervasız örneği olan Türk Metal çetesine karşı oluşan tepkiyle birleşik olarak patladı. 12 Eylül’ün ve MESS düzeninin işçi sınıfını kontrol etmek için kullandığı Türk Metal çetesi 98’deki büyük direnişin ardından bir kez daha hedefe çakıldı. Çalışma yaşamında kölelik koşullarını yaşayan metal işçileri, sınıfın öz örgütlülüğü olması gereken sendikalarında dahi bir mafya ve kölelik düzeninin kıskacı altındaydı. Hiçbir söz ve yetki hakkı bulunmayan, en ufak itiraz da fiili şiddetle, işten atılmayla karşılaşan metal işçileri en büyük güçlerinin birlikleri olduğunu fark ederek Bursa’nın tüm otomotiv tekellerinde ardı ardına iş bırakma, işgal eylemi yaparak ücretlerinde iyileştirme ve Türk Metal çetesinin defedilmesi için mücadeleye giriştiler. Son yılların en güçlü sınıf eylemi olarak şimdiden yerini alan metal işçilerinin bu eylemli çıkışı güçlü ve zayıf yanlarıyla birlikte birçok dersi de içinde barındırıyor.

Neoliberalizmin kölelik koşullarında başta işçi sınıfı olmak üzere tüm ezilen ve sömürülen kesimler şurası kesin ki büyük bir mücadele açlığı içindeler. En ufak bir patlama hiç hesapta olmayan, görünmeyen dip dalgaları, fay hatlarını aynı anda harekete geçirebiliyor. Çalışma ve yaşam koşulları gün be gün kötüye giden, geleceğe dair hiçbir garantisi olmayan, derin bir özgürlük ve demokrasi açlığı yaşayan, insan yerine konulmak isteyen tüm emekçi kesimler Haziran Direnişi’ni bir milat olarak alırsak eğer derin bir kabarma, birikmiş sınıfsal öfkeyi kanalize edecek bir örgütlülük arayışı içindeler. Bir dönemin kapandığı ve artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı bilgisinden hareket ederek söylersek eğer verili sistem tüm muhalif kurumlarıyla birlikte ömrünü tamamlamış görünüyor. Demokrasi anlayışından, temsiliyet ilişkilerinin bürokratik tarzına kadar kapanmış döneme ait olan tüm kurumlar, ideoloji ve anlayışlar artık hükmünü yitirmekte, yerine yepyeni bir demokrasi anlayışı yeşermektedir. Filizlenen bu özlem ve ihtiyaç kendisini ifade edecek bir kurum, örgütsel ideolojik zemin bulamadıkça da tepkiler anarko bir liberterliğe savrulmaya dönüşebiliyor, ya da kendini dış etkilere tamamen kapatarak yalıtabiliyor. Kolektif bir demokrasi anlayışı, tabandan başlayarak bürokrasiye boğulmadan sosyalist bir işçi demokrasisi meclis-konseyler aracılığıyla oluşturulabildiğinde, Pratik karşılığı var edildiğinde bu savrulmalarda ortadan kalkacaktır.

Bursa’da metal işçilerinin Türk Metal çetesine karşı oluşan tepkinin bir direnişe dönüşmesiyle ortaya çıkan demokratik bir sendika örgüt arayışı da bu şekilde değerlendirilmelidir. Ağır çalışma koşullarında, ücretli köleliğin tüm musibetlerini iliklerine dek yaşayan işçilerin öz örgütlülüğü olması gereken bir sendikanın temsil ettiği işçiler yerine patronun-sermayenin haklarını savunan bekçi köpekliğine soyunmasına karşı patlayan direniş bir onur ve insan yerine konma mücadelesidir de aynı zamanda. İşçiler verdikleri mücadelenin “ekmek mücadelesi” olduğunu söylerken ekmek ve onurun birliğini de belirtiyorlar aslolarak. Metal işçilerinin direnişinin karakteri hedefe patronu ve işbirlikçi sarı sendikayı koyarak sınıf bilincinin oluşması ve gelişmesi açısından sağlam bir zemine kavuşyor. Tabi her şey bununla başlayıp bitmiyor, işçiler kendiliğinden bilincin sınırlarını pratikte zorlayarak bir direniş geliştirseler, her işçi direnişinin olmazsa olmazı olan işçi komiteleri kursalar, temsilcilerini kendi içlerinde öncüleşen arkadaşları arasında seçseler de halen kendiliğindenliğin sınırları içerisindedir.

Gericilik birikiminin yoğun olduğu, Türkiye tekelci sermayesinin en güçlü patron örgütlerinden olan MESS’in kalesi olan Bursa gibi bir şehirde, her ne kadar bir işçi şehri de olsa burjuva ideolojisinin türlü sorunları, burjuva denetim kurumları çok güçlüdür. Son direnişte işçiler ileri örnekler yaratarak öne çıksa da, devletin, sermaye patronlarının direnişi yalıtma, toplumsal sahiplenmeyi kesmek için destek halkalarını, sol sosyalist toplumsal kurum ve örgütleri teorize etmesine tepki vermemesi, dayanışmaya kendini kapatması zayıf yanı olarak öne çıktı. Her fabrikanın kendi içine darlaşması, fabrikalar arasında bir eşgüdüm ve mücadele ortaklığının geliştirilememesini de getirdi. Burjuvazinin, MESS’in “böl-yönet” politikası burada direnişin güçten düşürülmesini de doğurdu. (Bu yazı kaleme alınırken Bursa’da Renault dışındaki fabrikalarda direnişler belli kazanımların ardından bitirilmişti.) İşçi sınıfının sermayeye karşı en temel dayanağı birliği ve yaratacağı sınıf dayanışması ve ortak mücadelesidir. Sınıf bilincinin en temel parametresidir bu. Metal işçilerinin direnişinin hızla birbirini etkileyerek başka şehirlere, büyük fabrikalara yayılması yakalanması gereken temel sınıfsal halkayı da gösteriyordu. Burjuva devletin seçim gündemiyle elinin zayıf olduğu bir kesitte birlik ve dayanışmanın ortak mücadele ve talepler zemininde sermaye terörüyle MESS’ in inşa ettiği bu kölelik düzeni yıkılabilirdi. Hareket bir kez daha kendiliğindenliğin dar sınırlarına takılarak bu fırsatı kaçırdı. Güçlü bir savaşım kararlılığı işçi sınıfının örgütsel zayıflığı nedeniyle bir kez daha ulaşabileceği ileri sonuçlardan mahrum kalacak gibi görünüyor.

Sınıf mücadelesi içinde her hareket, direniş güçlü ve zayıf yönleriyle tarihe dersler bırakmakta bir sonraki kalkışma için öğretici olmaktadır. Metal işçileri birliğin önemini, kendi yaşam ve çalışma koşullarıyla ilgili tüm karar süreçlerinde aktif bir özne olmanın, kendi kaderini eline alması gerektiğinin, işçi kurul, komite ve meclislerinin, taban birliklerinin aktif kullanımının ne kadar can alıcı olduğunu öğrendiler. Sendikal bürokratik yapılara teslim olmayacaklarını gösterdiler. İşçi sınıfı devrimcileri için burada bir fırsat ve tehlike var. Fırsat işçi sınıfının bizzat işçi demokrasisini tabandan kendi deneyim ve çabalarıyla oluşturma süreci olurken, tehlike işçi sınıfının kendi dar fabrika içi örgütlenmesi dışında örgütlülüklere kendini kapatması, yani sermaye karşısında silahsızlanmaya kendi ayaklarıyla gitmesidir. Örgütlenmenin önemi basit bir kurum olmanın çok ötesindedir. İşçi sınıfının yaşadığı köleleşme sürecinin salt kendi patronuyla ve sendikasıyla ilgili olmadığı bir sistem meselesi olduğu işçiyi kendi dar sınırlarının dışına çıkararak ülkede ve dünya da yaşanan tüm siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel sorunlarla ilgili olduğu ancak güçlü bir örgütlenme aracılığıyla anlatılabilir. İşçi sınıfının üzerindeki sınıf egemenliğine, bu egemenliğin tüm ideolojik formlarına karşı mücadeleyi de zorunlar. Sınıfın geri, ürkek, kendiliğinden sınırlarına karşı mücadeleyi de gerektirir. Öncülük anca böyle, içerden müdahale-mücadeleyle kazanılır. Küçük burjuva kimi örgütlerin yaptığı gibi kendiliğindenliğin, onun bilinç ve pratiğinin önünde eğilmekle, pratikte bu geri eğilimleri derinleştirmeye çalışmakla, güzelleme düzmekte değil.

Bursa metal işçileri, Gezi Direnişi’nden bugüne bir ihtiyaç, özlem ve talep olarak çokça dile getirilen neoliberal kapitalizme, onun ezme ve sömürü ilişkilerine karşı isyanı bir kez daha direnişle ifade ettiler. Ve bir şey daha çıktı buradan; sınıfın emekçi kitlelerin tabandan kurul, komite, meclis şeklinde örgütlenme ihtiyacının önemi ve zorunluluğu. Verili kapitalist sistem burjuva ideolojik biçimlerin hiçbiri bu ihtiyacı, özlemi karşılayamaz. Onun varlık gerekçesi ezme ve sömürü ilişkilerini korumaktır. Özgürlük ve demokrasi yaratmak değil! Ki buradaki temel sorun yeni bir yaşama olan açlık ve özlemdir, adı konsun, konmasın bu komünizmin özgürlük dünyasıdır. Ve onun yeryüzünün lanetlileri kuracaktır.

Ercan Akpınar
Sincan 1 No’ lu F tipi Hapishanesi
C-71 Sincan-Ankara

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*