Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kızıl hayalet: Tarımda otomasyon ve robotizasyon sistemleri

Kızıl hayalet: Tarımda otomasyon ve robotizasyon sistemleri

hassas-tarimin-gelecegi-otonom-traktorler-181737-5En fazla 5-10 kişilik bir teknik ekiple, gözalabildiğine, binlerce dönümlük tarımsal arazileri, neredeyse hiç el değmeden, analiz etmek, temizlemek, işlemek, gübrelemek, ekmek, sulamak, ilaçlamak, hasadını yapmak, ürünü ayıklayıp depolama ve yeniden işleme merkezlerine dağıtmak mümkün mü?

Tarımsal üretim alanındaki bilimsel-teknolojik gelişmelere bakılırsa, birkaç on yıl içinde mümkün hale gelecek.

En son ABD merkezli Cade IH ve CNH İndustrial grubu, İleri Teknoloji şirketleriyle işbirliği içinde geliştirdiği Otonom Tarımsal Üretim ve Tarla Yönetim Sistemleri konseptinin tanıtımını yaptı. Sürücüsüz traktör, biçerdöver gibi araçlar, bilgisayar programları ve araçların otomatik yaptıkları uydu bağlantılı hava durumu analizleri, toprak, su, ürün analizleri çerçevesinde gerekli ve en verimli tarımsal süreçleri saptayıp gerçekleştiriyor. İlettikleri veri ve analizlerle uzaktan bir bilgisayar ve hatta cep telefonuyla kontrol edilebiliyor. Yeni tarımsal üretim sistemleri, uydu, GPS, lidar, haritalama, görüntüleme, hava-toprak-su-girdi-ürün analizleri, zamanlama, veri paylaşımları, haritalama, dümenleme, telemetri, kontrol ve yönetimi giderek tek bir sistem olarak bütünleştirmeye başlıyor. Tek bir traktör veya biçerdöverde kullanılabileceği gibi çok büyük bir arazide birbiriyle bilgisayar bağlantılı insansız tarım araçları filosu, ya da eşzamanlı olarak farklı arazilere atanmış tarım araçları grupları olarak çalışabiliyor. İnsansız tarım araçları ve ekipmanları sistemleri, evinde oturan veya seyahat eden, hatta başka bir şehirde bulunan bir kişi tarafından bile kontrol edilebiliyor. O kişinin hep bilgisayar başında oturması bile gerekmiyor, çünkü insansız tarım araç ve sistemleri, bir engelle karşılaştıkları ya da önceden programlanmışlıkları çerçevesinde çözemedikleri bir sorunla karşılaştıklarında operatöre sesli, görsel ve dijital uyarı da gönderiyor.

İnsansız Tarım Sistemlerini geliştiren ve pazarlayan tekellerin yöneticileri, bu sistemlerin tarımda daha fazla, maliyet, işgücü ve zaman tasarrufu, daha yüksek operasyonal verimlilik, daha etkin işgücü ve tarla kontrol ve yönetim olanağı sağlayacağını belirtiyor. Bu sistemler, makineli tarımda makinelerin yoğun kullanılma süreçlerinde karşılaşılan vasıflı işgücü bulamama sorununu da, makine operatörü işçilerin bir bölümünü daha gereksizleştirerek çözüyor.

drone-precision_agTarımda ileri otomasyon teknolojileri henüz gelişim halinde. Sanayide ilerleyen otomasyon-robotizasyon süreçleri gibi, tarımın da geldiği sanayileşme düzeyini, “tam otomasyon tarıma” doğru olan bir eğilimi gösteriyor.

Küresel neoliberal kapitalizm çerçevesinde, son 10 yıllarda tarımda yaşanan hızlı dönüşümün önemli bir etkeni de, tarımsal üretimin teknik yapısında köklü değişimlerdir. Tarımda da giderek daha büyük tekelci sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesini getiren yeni üretim araç ve teknolojileri (bilgisayarlı makineler, tohum, gübre, ilaç, vd), bunları elinde tutan ve denetleyenlerin, tarımsal üretim ve mülkiyet ilişkilerindeki yıkıcı dönüşümün çerçevesini çizme gücünü artırıyor. Tarımsal üretimin teknik yapısındaki her değişim, tarımı daha fazla sanayileştiriyor ve sanayinin bir uzantısı haline getiriyor. Tarım-gıda-kimya-otomotiv-genetik-mekatronik-bilişim-nakliyat-pazarlama tekelleri-banka-borsa kaynaşmasını daha üst düzeye çıkarıyor. Tarımda da bir kutupta mali sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesini (en verimli tarımsal arazilerin azalan sayıda elde toplulaşması dahil), diğer kutupta mülksüzleşme, işçileşme-işsizleşme, güvencesizleşme süreçlerini hızlandırıyor.

İleri tarım teknolojilerinin kapitalist biçimi, tarım emeğinin ve toprağın azami sömürülmesi ve tahribi temeline dayanır. Tarımsal üretimde de canlı emeğin ve toprağın rolünün (bilimsel-teknolojik, organizasyonal üretkenlik artışına karşılık) göreli azalmasına karşın, kapitalist sömürünün temeli olmaya devam etmeleri, canlı emeği ve toprağın yıkıcı biçimde tahrip edilmesi demektir.

Tarımın da ileri düzeyde sanayileşmesi ve bilgisayarlaşması, diğer taraftan tarımsal üretimin de ileri düzeyde toplumsallaşması anlamına geliyor. Tarımsal üretkenlik, artık otomotiv ve petro-kimya sanayilerinin ötesinde, elektronik, bilişim, robotizasyon, biyo-genetik, uydu sistemlerine bağlı hale gelmekte ve durmaksızın daha fazla genişleyen ve çeşitlenen başka üretim ve ar-ge süreçleriyle kaynaşan, daha yüksek bir toplumsal-bileşik üretim ve emek süreci haline gelmektedir. Fakat tam da üretkenliğin toplumsal-bileşik niteliğinin bu gelişimi, kapitalizmin “yetersizleşen” artı-değer sömürüsünü yeni bir düzeye yükseltebilmesinin (ve dolayısıyla krizden sıyrılabilmesinin) zorunlu koşuluyken, bir ve aynı zamanda, kapitalist özel üretim ve mülkiyet ilişkileriyle bağdaşmazlığı da şiddetlenmektedir. Evet kapitalizm, emeğin toplumsal (bilimsel, teknolojik, organizasyonal, vd) üretkenliğini (emeği eze eze) bir üst düzeye çıkarmadan krizden çıkamaz, fakat bu da, minimize edilen canlı emekle maksimize edilen üretim hacmi anlamına geldiğinden, ve artıdeğer sömürüsünün tek kaynağı canlı emek olduğundan, bir noktadan sonra, kar oranlarının düşme eğilimini hızlandırır, krizi daha da şiddetlendirir.

cropped-boni_robÜretimin giderek büyüyen bilimsel, teknolojik, organizasyonal güçleriyle, giderek büyüyen toplam üretim hacmi içinde, canlı emeğin yeri ve payı göreli olarak azalma eğilimi gösterir. Karşılaştırılmayacak derecede gelişen ve büyüyen toplumsal (bilimsel, teknolojik, organizasyonal, entegre-bileşik) üretkenlik güçlerine karşın, üretimin ve ürün kitlesinin, onlar içindeki göreli yeri ve payı giderek azalan emek-değerle ölçülmesi, kapitalizmin özsel çelişkisidir. Aynı şekilde üretkenlik ve artı-değer artışında bilimsel-zihinsel-yaratıcı emeğin payı ve önemi giderek büyür, vasıfsız emeğin yeri ve payı göreli olarak azalırken, tüm emek süreçlerinin basit emeğe indirgenerek onunla ölçülmeye devam etmesi, bu çelişkiyi daha da şiddetlendirir. İleri derecede toplumsallaşan üretken güçlerin gelişimi, kapitalist özel üretim, mülkiyet ve emek biçimlerine sığmaz ve onları artan ölçüde sarsar hale gelir.

Kapitalizm koşullarında barbarca bir emek, insan ve doğa sömürüsüne, yıkımına ve ezilmesine yol açan toplumsal-zihinsel üretici güç ve yetilerin gelişimi, başka bir toplumu çağırmaktadır:

Makinaların yaptığı ve yapabileceği hiçbir şeyi, insanların yapmaya zorlanamayacağı bir toplum.

Tarımda bile adeta kol emeğinin olmadığı bir üretimin olanakları ufukta görünmeye başlamıştır. Ancak kapitalizmde bunun genelleşmesi mümkün değildir. Çünkü kapitalizmde üretimin temeli halen canlı emek sömürüsü olarak kalmaya devam eder. Ve bir yanda en ileri zihinsel-teknolojik üretim, diğer yanda en ilkel vasıfsız emek yoğun üretim okyonusuyla birlikte varolur. Bir yanda tarımda ileri otomasyon ve bilgisayar teknolojileri, diğer yanda Türkiye’de yılda en az 300 tarım işçisinin katledilmesi. Oysa teknolojinin emek ve doğayı azami sömürmek, köleleştirmek ve ezmek için değil, insan sağlığı ve güvenliği, insanın zahmetli ve zorunlu emek tarzından kurtuluşu, beden emeğini minimize edici, insanın çok yönlü ve bütünsel gelişimi için serbest zaman ve özgürlüğünü artırıcı tarzda kullanıldığı bir toplumsal sistem, bugün her zamankinden fazla mümkün ve zorunludur.

download (2)Emeğin üretimin temeli ve hamalı olmaktan çıktığı, tasarımcısı, yöneticisi ve denetimcisi haline geldiği bir toplum.

Günümüz kapitalizmde, artık tarımsal üretimde bile, bilimsel-teknolojik-organizasyonal üretkenlik güçleri ile canlı emek gücü arasındaki dengesizliğin nasıl büyüdüğünü görüyoruz. Emek, tarımda da üretim sürecinin içsel bir öğesi olmaktan çok, üretimde otomasyon süreçlerinin denetçisi ve düzenleyicisi konumunu almaya başlamaktadır. Tarımsal otomasyon ve robotizasyon sistemleriyle, işçinin işi artık bir üretim aletini kol gücüyle kendisiyle doğa arasına sokmak değildir; giderek beden emeğini gereksizleştiren tümleşmiş bir bilimsel-teknolojik-sınai üretim süreci işçinin zihni ile doğa arasında yer alır. İşçi üretim sürecinin başlıca faktörü olacak yerde, giderek sürecin kenarında yer alan bir bakıcı haline gelir. Burada artık üretimin ve zenginliğin büyük temel taşı ne işçinin harcadığı dolaysız emek ne de emek süresidir; temel, insanın toplumsal bir varlık olarak toplumsal (bilimsel, zihinsel, yaratıcı, organizasyonal) üretici gücünü kendine mal etme gereğidir; bireyin çok yönlü zihinsel, duygusal, yaratıcı, toplumsal birey olarak gelişme zorunluluğudur. Günümüzde zenginliğin temelinde yaratılan artı-emek zaman ve artı-değer sömürüsü, ileri otomasyon ve bilişim-iletişim teknolojileri sanayi (tarımda bile!) tarafından yaratılan bu yeni temel karşısında başaşağı duran ve sarsıntıdan sarsıntıya sürüklenen pek zavallı bir dayanak görünümündedir.

“Dolaysız biçimiyle emek zenginliğin ana kaynağı olmaktan çıkınca, emek süresi zenginliğin ve dolayısıyla mübadele değeri kullanım değerinin ölçüsü olmaktan çıkar ve çıkmak zorundadır. Yığınların artı-emeği genel zenginliğin önkoşulu olmaktan, onunla birlikte azınlığın emeksizliği insan kafasının evrensel güçlerinin gelişmesinin koşulu olmaktan çıkar. Bununla, mübadele değerine dayalı olan üretim çöker ve dolaysız maddi üretim süreci sefalet ve antitez biçimlerinden kendini kurtarır. Bireysellik özgürce gelişir. Zorunlu emek süresinin artık-emek yaratmak için azaltılması yerine, genelde toplumun zorunlu emeğinin minimuma indirgenerek, herkes için serbest bırakılmış olan zamanın ve yaratılmış olan araçların, bireylerin sanatsal, bilimsel vb. Eğitim ve gelişimine tekabül etmesi.” (Marx, Grundrisse, s. 652-3, Birikim yay.)

“Emeğin üretim temeli ve asli unsuru olmaktan çıkması; tüm küçük burjuvaların işçi, tüm işçilerin kafa işçisi olması ve nesnelere tabi olmaktan çıkıp yöneticisi, denetimcisi olmaları, üretimin bilimin teknolojinin bir bütün olarak ekonominin insanın toplumsal aklının ve zekasının bir uzantısına dönüşmesi sürecidir. Komünist insan, emeğin bu dönüşümünün ve insanın toplumsal-bireysel ilişkilerinin gelişimindeki sınırsızlığın oluşturduğu toplumsallıkla birlikte yeni, zenginleşen ihtiyaçları ve onların karşılanmasıyla insandır. Komünizm bolluk ve zenginlik toplumudur. Gereksinmeler artan ölçüde, ve emeğe duyulan gereksinim de azaltılarak, karşılanır hale geldikçe, komünist toplumun bireylerinin ekonomiye olan bağımlılıkları azalacak, insanların değil şeylerin yönetilmesi biçiminde doğal bir işleyiş kazanmış olarak ekonominin toplum ve birey yaşamındaki önemi azalacaktır.” (Komünist Devrim Örgütü Mücadele Programı, s. 174)

deep-field-robots-robotics-agtech-agricultureDiğer taraftan, kuşkusuz, komünizmde isteyen istediği kadar kendi elleriyle toprakla uğraşabilir, tarımsal veya sırf estetik güzelliği için bitkileri kendi elleriyle yetiştirebilir, ancak geçim zorunluluğu ve köleliliği için değil, zevk için, sağlık için, kendisini geliştirmek için, yoldaşlarıyla kendi geliştirdiği ve uğraştığı bir şeyleri mutlulukla paylaşmak için… 19. yüzyılın son çeyreğindeki sosyalizm çalışmalarıyla tanınan Britanyalı sosyalist William Morris, “bugün elle yapılan bir çok iş sosyalizmde makinelerle yapılacak, bugün makinelerle yapılan bazı işler de elle yapılacak” öngörüsünde bulunmuştu.

Bir dönemki modernist “bilim-teknoloji her şeyi çözer” türü bir fetişizmle de kırmızı çizgilerimizi çekmemiz gerekir. Emeğin bilimsel-teknolojik üretkenliğinde gelişim, önemlidir, fakat bilim ve teknolojinin de insan, toprak ve doğayla, ekolojik bir tarımla uyumlu hale getirilmesi gerekir. Tarımsal-ekoloji yalnızca bilimsel-teknolojik tarımsal imalat sistemi değildir. Bu tür makinelerin biyo-çeşitliliği yok etmesi, aşırı enerji tüketimi gibi kapitalizmden gelen sorunlarının da baştan aşağıya elden geçirilmesi gerekecektir. Çünkü sorunumuz aslen insan-insan, insan-doğa, kent-kır ilişkilerini yeni ve daha yüksek bir düzeyde, insanı, doğayı, ekolojiyi çok yönlü koruyan, canlandıran, geliştiren bir toplumsal-ekolojik bilinç ve örgütlenme vizyonunun geliştirilmesidir.

“Komünizmde insan bir üretim faktörü olmaktan tümüyle çıkacak, insan aklının organik bir uzantısı haline gelen doğa yasa ve güçleri en üst bilimsel üretkenlik düzeyine yükselecek, ancak doğa da salt bir üretim faktörüne indirgenmekten çıkacaktır. Gelişkin bir ortakyaşarlık ilişkisi içinde insan doğallaşacak, doğa insanileşecektir.

Sosyalist devrimle birlikte organik ve inorganik doğanın, doğal kaynakların her türlü sermayeleşmiş biçimine ve özel mülkiyetine derhal son verilecektir. İktidarı ele alan işçi ve emekçiler, her türlü ürün, teknoloji ve kaynağı gözden geçirecek, insanı ve doğayı tahrip eden, zehirleyen, yozlaştıran, yok eden, sadece kapitalizmde azami sermaye birikimi için zorunlu olup sosyalizmde toplumsal-bireysel gelişim için gereksinme olmayanlara son verilecek, daha esenlikli ürün, teknoloji, kaynak biçimlerinin geliştirilmesine öncelik verilecektir. … Sosyalizmimizde dolaylı ve yan etkilerine kadar gözetilen üretimde, işçi, insan ve doğa sağlığı ve esenliği en yüksek bir ölçüt haline getirilecek ve konseyler, işçi komiteleri tarafından geliştirilip denetlenecektir. Kent ve kırın uyumlu kaynaşması sağlanacak, kentler de -sefil hayvanat bahçeleri, donuk parklar, fahiş fiyata bağlanmış piknik alanları, meta zevk hayvanları değil- doğal yaşam alanları, yeşillikler, en gelişkin botanik bahçeleri ile iç içe geçecektir.” (Komünist Devrim Örgütü Mücadele Platformu, s.199-200)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*