Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kızıl hayalet: Bir kutupta sermayenin el koyduğu en gelişkin zihinsel yetilerimiz, diğer kutupta entelektüel sefaletimiz…

Kızıl hayalet: Bir kutupta sermayenin el koyduğu en gelişkin zihinsel yetilerimiz, diğer kutupta entelektüel sefaletimiz…

57d03696eb10bb16a0d5474bOHAL ve KHK’larla yeni bir istim kazanan burjuva oligarşik devlet baskı ve saldırıları dalgası, bu tür devlet terörizasyonu dalgalarında hep olduğu gibi, toplumsal muhalif, ilerici aydınları da hedefliyor. Toplumsal muhalif aydın, sanatçı, bilim insanı, akademisyen, eğitim emekçisi, gazeteciler tutuklanıyor ya da kamudaki görevlerinden, işlerinden atılıyor.

Kürt halkı ve basınıyla dayanışmak; rejime ve bürokrasiye muhalefet etmek; neoliberal kapitalizmi eleştirmek; muhalif sendikal, sosyal, siyasal faaliyetlerde yer almak, sosyal-eleştirel çalışmalar yapmak ve yapıtlar üretmek; aydınların ve entelektüel yaşamın da “terör” kapsamına alınmasının yeterli gerekçesi haline getirilmek isteniyor. Yenikapı mitingini eleştiren bir twit attığı için bir pop şarkıcısının bile konserleri yasaklanabiliyor.

Türkiye’de muhalif-ilerici aydınlar bir toplumsal güç oldukları, ya da çok radikal bir muhalefet yaptıkları için değil! Toplumun bilgi-fikir üretim araç ve kurumları ve aydınları dahil entelektüel yaşamı, her zaman, özellikle de toplumsal-siyasal kriz ve tıkanma süreçlerinde, kritik bir egemenlik, hegemonya, direniş ve mücadele alanı olduğu için.

Kapitalist sistem ve rejimlerinin kriz ve tıkanma dönemlerinde, entelektüel yaşam üzerindeki baskı ve tahammülsüzlüğü de artar. Eleştirel bilim, düşün ve sanat, mevcut düzenin dokunulmaz addettiğini sorgular; karartılan toplumsal sorun ve çelişkilere ışık tutar; unutturulana bellek, susturulana dil, bilisize bilgi, arayış içindekine esin olur; direniş ve mücadele bilincinin çok yaşamsal bir yapıtaşı olan toplumsal-eleştirel bilgi, fikir, imgelem ve esinlerin üretilmesinde önemli bir rol oynar çünkü.

Ne var ki Türkiye’de ardışık ve iç içe, yoğunlaşmış baskı ve neoliberal kapitalist dönüşüm süreçleri, toplumsal-eleştirel entelektüel yaşam ve mücadelede ciddi bir gerilemeye yol açmıştır. Devlet baskıları ile zihinsel üretim süreçleri ve ürünlerinin de (bilgi, fikir, imgelem, vd) azami metalaştırılması ve sermayeleştirilmesi, bu gerilemenin bağlantılı iki yönüdür. Entelektüel yaşam da daha dolaysız biçimde, sermaye ve piyasanın bir uzantısı haline gelmiştir. Toplumsal-siyasal sorunların tartışılmasında önemli bir birikim ve rol sahibi olan tarihsel, toplumsal, beşeri, felsefi, moral disiplinler dıştalanmıştır. Entelektüel yaşamın toplumla ilişkisi, belli bir eleştirel-alternatif dünya görüşünün taşıyıcı olmaktan ziyade, paraya çevirilebilir teknik bilgiler, çabuk tüketilebilir yüzeysel fikirler, yapboz söylem ve anlatılar endüstrisi ve piyasasına indirgenmiştir. Sermaye karlılığı ve egemenlik rasyonalizasyonu için olmayan hiçbir bilgi, fikir, imgeleme varlık hakkı tanınmamaktadır.

“Üretim araçlarına sahip olanlar, zihinsel üretim araçlarını da ellerinde tutarlar.”

Dahası, her dönemde, sermaye birikiminin ve egemenliğinin değişen gerekleri çerçevesinde, baskı ve tasfiye dalgası eşliğinde yeniden yapılandırmaya çalışırlar. Kuşkusuz bu direnişsiz ve mücadelesiz olmaz. Baskılara karşı direniş yaşamsal önemde olmakla birlikte, bu, üretim araçları-zihinsel üretim araçları-iletişim araçları üzerinde derinleşen tekelci oligarşik sermaye ve piyasa egemenliğine karşı mücadeleyle birleştirilmelidir. Bir yandan zihinsel-duygusal üretim süreçlerinin de çok daha dolaysız ve derin biçimde sermaye birikimine bağlanması, diğer yandan kafa emekçilerin büyüyen bir bölümünün yıkıcı proleterleşme süreçleri… Bir yandan toplumsal bir varlık olarak da tarihsel insanın kendini zihinsel olarak da gerçekleştirebilmesinin en ileri olanakları gelişirken, içine itildiği entelektüel sefalet birikimi… Bunlar, bu alanda da mücadelenin daha organik bir uzlaşmaz sınıf karşıtlığı eksenine, kapitalizm/komünizm karşıtlığı eksenine oturma eğilim ve zorunluluğunu gösterir.

Eksik olan genellikle, yeni tasarım, araştırma, bilgi, fikir, imgelemler üretme yeteneği değildir. Bunlar için gerekli serbest zaman, bunlar için gerekli üretim, zihinsel üretim ve iletişim araçlarını bu tasarımlar doğrultusunda kullanabilme, bu tasarım ve fikirleri sınıf mücadelesi içinde sınayıp zenginleştirme, toplumsallaştırarak gerçekleştirme olanağıdır.

KocaeliBAKBugün çoğu öğretim üyesi bile başını kaldıramaz hale geldiği sermaye projelerinden, kendi istediği konularda çalışmalar yapmaya zaman bulamamaktadır. Araştırma, inceleme kurum, araç ve fonları hemen hiçbir boşluk bırakmadan sermayenin hizmetindedir. Dahası zihinsel üretim sürecinin, yeni bilgi, fikir ve imgelemlerin, hayal gücünün gerçekleştirilebilmesi için, bunları dile getirme, bunlara ihtiyaç duyanlarla tartışıp geliştirerek harekete geçirme özgürlüğünün olduğu özgül kurumların olması gerekir. Bu tür kurumların da (üniversiteler, hakemli -akademik puan alınan- dergi ve sempozyumlar, bilim, kültür, sanat bürokrasisi ve patronları, vd) durumu bellidir. En sonu, bütün bunlar aşılsa bile, ortaya konulan yeni bir fikrin, belli bir toplumsal ihtiyacın giderilmesinde katkıda bulunması, ya da o güne kadar bilince çıkarılmamış ya da gerçekleştirilmemiş toplumsal özlemlere hitap etmesi, yani belli sınıfsal-toplumsal dinamikler içinden toplumsallaşarak, pratik mücadele ile kaynaşarak yeniden üretilebilmesi gerekir. Bu da entelektüel yaşamın işçi sınıfına ve ezilen kesimlere, vicdancılık dışında derin yabancılaşması gibi nedenlerle sorunludur. Kaldı ki sermaye ve devletinin bu alanı hep yakın kontrol altında tutması ve ayar çekmeleri, asıl olarak, kitlelerin ve genç kuşakların gerçek sınıfsal-toplumsal-zihinsel beğeni, ihtiyaç ve özlemlerini dile getirmesine, ortaya konan eleştirel-alternatif bilgi ve fikirleri benimsemesine, mücadele ufuk ve evrenini genişletip zenginleştirmesine çekilen ayardır.

Zihinsel üretim olanaklı kılan serbest zaman, zihinsel tasarımları gerçekleşebilir kılan üretim araçları, zihinsel ürünlerin yararlılığını gösteren, toplumsallaştıran iletişim araçları, kimlerin, hangi sınıfın mülkiyet ve denetimindedir? Dahası kitlelerin, gerçek sınıfsal-toplumsal temelden nasıl ve ne tür zihinsel üretimlere ihtiyaç duyduğunu dile getirme ve bu zihinsel üretim süreçlerine doğrudan katılma ve yer alma olanakları nelerdir? Gerçek şu ki, insanın kendini ilk eldeki fizyolojik gereksinmelerinin ötesinde zihinsel, duygusal vd çok yönlü olarak nasıl geliştirebileceğinin ve gerçekleştirebileceğinin tüm koşulları, doğrudan doğruya üretim araçlarının ve emeğin (işbölümü) dağıtım tarzı tarafından belirlenir. Tekelci oligarşik kapitalizm koşullarında, zihinsel üretim de; tüm bu üretim, zihinsel üretim, iletişim araçları ve serbest zaman üzerindeki özel mülkiyet ve sermaye-meta egemenliği tarafından daha en baştan kısıtlanır ve buna göre şekillendirilir. Kitlelerin kendi gerçek toplumsal, bilimsel, düşünsel, sanatsal ihtiyaçlarını bilince çıkarma, dile getirme ve gerçekleştirebilme olanaklarından ise hiç bahsetmiyoruz.

İşte bu yüzden entelektüel yaşamımız üzerindeki burjuva devlet baskı ve dizaynı çabasının, sınıfsal karakterini doğru kavramalıyız. Buna karşı mücadeleyi, tüm yönlü gelişen toplumsal yeteneklerimiz, ilişkilerimiz ve ihtiyaçlarımız üzerinde olduğu gibi, zihinsel yaşamımız üzerinde (bilinçaltımıza kadar işleyen) sermaye egemenlik ve kontrolüne karşı mücadele ile birleştirmeliyiz. Tıpkı sınıf mücadelesinde olduğu gibi, onun organik bir bileşeni haline gelmesi gereken toplumsal-eleştirel, yıkıcı ve kurucu zihinsel üretim ve mücadele süreçlerimizi de, sermayeden bağımsız ve tam karşıt hale getirmeliyiz.

Bu bir dilek değildir.

Toplumsal-maddi karşılığı vardır ve gelişmektedir. Eskiden “üstyapı” addedilen bilgi, eğitim, bilim, kültür, sanat da baştan aşağıya endüstrileşmektedir. Üniversite, eğitim, sanayi daha dolaysız biçimlerde kaynaşmaktadır. Bilimsel, tasarımsal, zihinsel, duygusal olanlar dahil, toplumun üretken ve yaratıcı güçleri bir bütün oluşturacak denli gelişmiş ve ancak evrensel bir ilişki çerçevesinde varolabilir durumdadır. Dahası, kafa/zihin emeği de yaygın biçimde proleterleşmekte, özerkliğini kaybetmektedir. (Keza neoliberal despotik sözleşmeli ve güvencesiz çalışma rejiminin üniversite/akademisyenler arasında da yaygınlaşması, araştırma görevlilerinin durumu, vd.) En sonu, kafa emeğinin, eğitimli emeğin, vasıflı emeğin, beyaz yakalıların yaygın ve yığınsal işçileşme süreçleri, proletaryanın toplumsal yapı ve bileşimini değiştirmekte, toplumsal-bileşik yeteneklerini, ilişkilerini ve ihtiyaçlarını da genişletip zenginleştirmektedir.

Dolayısıyla proletarya ve onun bu yeni ve daha yüksek temelden birleşecek bireyleri, yalnızca kendi varlık ve geleceklerini güvenceye alabilmek için değil, kapitalizm ve devletinin cenderesine sığmaz hale gelmiş toplumsallaşmış yetilerini ve yaratıcılıklarını, kendi çok yönlü özgür ve öz faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için de, giderek daha fazla bütünleşen tüm bu üretim, zihinsel üretim ve iletişim araçlarına el koymak zorundadırlar.

Bu el koyma, üretimin, emeğin -zihinsel ve duygusal emek dahil- ileri toplumsallaşması temelinde, çok yönlü toplumsallaşmış bireyin ortaya çıkmasının, bireylerin çok yönlü yeteneklerinin özgürce gelişiminin zorunlu koşuludur. Ve bunu ancak, tekelci oligarşik kapitalizm ve baskı aygıtlarının, her türlü (yönetsel, bilimsel, sanatsal, düşünsel, vd) öz-faaliyetten ve özgürlükten dışladığı proletarya yapabilecek durumdadır. Çünkü yalnız proletaryadır ki burjuva sınıf egemenliğinin tüm biçimlerine ve bütünsel sistemine uzlaşmaz karşıt sınıftır. Aynı zamanda onu yıkmanın ve yerine yepyeni ve daha yüksek ve özgür bir yaşam kurmanın gerektirdiği toplumsal-bireysel yetenekler bütününün gelişimi doğrultusunda çoklu-bileşik, kolektif-merkezi bir öz-faaliyet gerçekleştirebilecek durumdadır.

Bu yüzden yalnız baskılarla değil büyüyen sermaye tahakkümü nedeniyle de (bu ikisi birbirinden ayrılamaz) her türlü mesleki, akademik, zihinsel statü ve özerkliklerini yitiren bilim, düşün, sanat insanları, aydınlar, akademisyenler, eğitim emekçileri, yakıcılaşan özgürleşme ve kendini toplumsal-bireysel olarak gerçekleştirme ihtiyacını, ancak -zaten fiilen bir parçası haline gelmekte oldukları- proletaryanın bağımsız mücadelesinin ve davasının içinde ve organik özgül bir bileşeni haline gelerek bulabilirler. Yalnız fabrikada olduğu sanılan işçi direnişleriyle dayanışarak, işçiler için bilgi ve fikir üretmeye çalışarak değil; artık üniversiteler, hastaneler, eğitim, sanat vb de birer fabrikadır ve uzlaşmaz sınıf karşıtlığı, bilim, bilgi, fikir, imgelem üretme ve eğitim süreçlerinin de bizzat içindedir.

Kocaeli Üniversitesinden uzaklaştırılan akademisyenler, “halk için bilim yapmaya devam edeceğiz, öğrencilerimizden kopmayacağız” dediler. Anlamlı bir duruş noktası. Fakat şu “işçiler için”, “halk için” yabancılaşmış ve utangaç retoriğinden de artık sıyrılalım. Bizzat zihin işçileri ve işçileşenleri olarak, önce toplumun ve her bir bireyinin, kendileri adına birilerinin bilgi, fikir, kanaat, imgelem üretmesini beklemeyeceği ve istemeyeceği, bizzat en zengin ve en özgür kendi öz-entelektüel yaşam ve faaliyetine sahip olacağı yeni bir yaşam hayal edelim.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*