Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kiraz Zamanı: Komüne Doğru

Kiraz Zamanı: Komüne Doğru

Fransa hep bir sınıfsal-toplumsal sarsıntılar, büyük sokak çatışmaları ve barikatlar, devrimler ülkesi oldu. Burjuva devrimi 1789-93, eşitler ayaklanması girişimi (Babeuf) 1796, Luddizm isyanları (aslen İngiltere’de yaşanmış olmakla birlikte Fransa’ya da yansıdı), Temmuz ayaklanması 1830, Lyon dokumacı ayaklanmaları 1831-34-39 ve Paris’te silahlı ayaklanma (Blanqui) 1839, 1848 devrimi, 1867-71 ayaklanmalar dönemi ve Paris Komünü. Fransa işçileri, kadınları ve gençleri bu ünlerini 20. yüzyılda da sürdürmüştür.

pariscommune1871DEVRİMCİ SARSINTILAR ÇAĞI

Fransa sınıf ayrım ve çelişkilerinin keskinliği, tarihsel geçiş süreçlerinde sınıf çatışmalarının şiddeti ile bir devrimler ve karşı devrimler ülkesi oldu. Sınıf savaşımlarının iktidar sorunu olarak devrimci siyasal karakterinin, dahası proletarya diktatörlüğüne genişleme zorunluluğu ve eğiliminin Marksist teorisinin Fransa’daki sınıf mücadeleleri temelinden geliştirilmiş olması bir raslantı değildir. 1789’daki burjuva devriminin büyük hayal kırıklığıyla, onun hemen sonrasından itibaren tüm halk ve işçi ayaklanmaları (1796-1871) yalnız sefalete karşı olmakla kalmaz, Demokratik Cumhuriyet için dövüşmeyi içerir. Ve günümüzün moda neoliberal jargonuyla “düzenli geçiş”in zaten hikaye olduğu koşullarda, daha en başından itibaren (Babeuf-Blanqui çizgisi) halkçı devrimci-demokrasiye doğru güçlü bir eğilim taşır. Ve yine bu süreçteki tüm ayaklanmalardaki Demokratik Cumhuriyetçilik, son noktasında bile demokratik burjuva kesimleri ve uzlaşmacılığından tümüyle kopamamış olmakla birlikte, burjuva liberal demokrasiden küçük burjuva halkçı devrimci demokrasiye, oradan proleter devrimci demokrasiye doğru bir eğilim gösterir. Komün 30 bin işçi ve devrimci katledilerek ezilmiş, ama Fransa’da burjuva demokratik cumhuriyetin artık geri dönüşsüz, kesin ve nihai tesisi bile, burjuva devriminden ancak 80 yıl sonra, Paris İşçi Komünü Devrimi sayesinde mümkün olabilmiştir.

Komünist Manifesto’yu yazmış oldukları Avrupa’daki 1848 devrimlerinin yenilgisinden sonra, Marx ve Engels, sonraki ilk kriz devresiyle birlikte gelecek yeni ve daha güçlü bir işçi devrimi beklentisine girdiler. 1857 krizi, işçiler için değilse bile burjuvazi için nisbeten hafif geçti. Marx, ekonomi-politiğin (kapitalizmin) içindeki uzlaşmaz sınıf çelişkilerini ortaya çıkartan ve tarihsel gelişim yönünü inceleyen çalışmalarına yoğunlaştı. Henüz 1858’de Ekonomi-Politiğin Eleştirisine Katkı’nın Önsözünde, araştırmalarının temel sonucunu şöyle özetliyordu: Toplumsal üretici güçlerin gelişimi ile mevcut üretim ilişkileri ve siyasal rejim/üst yapısı arasında derinleşen bağdaşmazlık, ve bunun yol açtığı üretim ve mülkiyet ilişkileri, siyasal rejim ve tüm bir üst yapıdaki hızlı veya yavaş alt üst oluşlarla, gelişen “toplumsal devrimler çağı”. Üretici güçler ile üretim ilişkileri ve üstyapısı arasında derinleşen çelişkiyi, daha sonra revizyonizmin yozlaştırdığı gibi teknik ve hukuki bir sorun gibi değil, şiddetlenen sınıflar arası, sınıf kesimleri arası ve uluslar arası güç mücadeleleri temelindeki toplumsal devrim sancı ve sarsıntıları dönemi olarak koyarken, kuşkusuz Avrupa’daki 1830-48 dönemindeki (Fransa’da Lyon ve Paris ayaklanmaları, İngiltere’de Çartist hareket dalgaları, Avrupa’da 1848 devrimleri) sınıflar arası güç çatışma ve sarsıntılarını düşünüyor; kriz dönemleriyle şiddetlenecek devamını öngörüyordu. Gerçekte yanılmadı. 1857 krizi değilse bile, 1866-67 krizi, çözülmemiş, biriktikçe şiddetlenmiş sorun ve çelişkilerle birlikte, hızla siyasal-toplumsal devrimci bir krize doğru derinleşti. Savaş, iç savaş ve Paris Komünü’ne götürecek bir devrimci sarsıntılar dönemi daha açıldı.

Women_Communards_of_Montmartre_in_Paris_Commune_11860’lardan itibaren açılmakta olan yeni dönem dünya tarihi açısından kritiktir. Bu dönem hem bir dizi ülkede hızlı bir gelişme ve yoğunlaşma düzeyine gelen kapitalizmin alt ve üst yapıdaki ortaçağ bağlarıyla çelişkisinin daha bir şiddetlenmesi, hem bizzat kendi içindeki proletarya-burjuvazi karşıtlığının şiddetlenmesi, hem de 1867 kriziyle birlikte kapitalizmin tekelci aşamaya doğru dönüşümün başlamasını içerir. Rusya’da serfliğin kaldırılması (1861), ABD’de iç savaşla köleliğin kaldırılması (1861-63), Almanya ve İtalya’nın iç ulusal birliklerini sağlaması (1870’ler) , Fransa’da ancak Komün devrimiyle birlikte cumhuriyetin nihai tesisi (1871) gibi gelişmeler (bunlara Osmanlı Devletinde 1. Meşrutiyet, ilk Anayasa ve Meclis’in kurulması, 1876-77, vb eklenebilir) hem kapitalizmin tekelci aşamaya doğru geçişinin, hem proletarya-burjuvazi savaşımının, hem de proleter sosyalist ideolojinin yaygınlaşmasının önünü açmıştır.

Bu yüzden Komünü, adetten olduğu gibi sevaplarının ve hatalarının bir listesini çıkarmaktan ibaret kendinde bir şey gibi ele alan yaklaşımdan fazlası gerekir. Komünü, öncelikle bu dünya-tarihsel süreç ve çerçeve içine oturtabilmek gerekir. Bu dönem bir dizi büyük ülkede serfliğin, köleliğin, parçalılığın, alt ve üst yapıdaki eskimiş ve engelleyici kurumların ortadan kaldırıldığı, işçi sınıfının ilk kez gerçek/fiili iktidar adayı sınıf olarak varlığını ortaya koyduğu bir dönemdir. ABD’de köleliğin kaldırıldığı iç savaş, tekelci kapitalist dönüşümün hızlanması, zanaatçı prangalarından sıyrılmaya başlayan kitlesel-işçi’nin ortaya çıkışı ve fiili (ve yer yer silahlı) kitle grevi ve isyanlarıyla kendini gövdesel olarak ortaya koyduğu 8 saatlik işgünü (1 Mayıs) hareketi; Almanya’nın iç ulusal birliğini sağlamasından sonra Bismark yasaklarına karşın işçi sınıfının kazandığı gövdesel sendikal ve siyasal itilim; Rusya’da Emeğin Kurtuluşu Grubu ile Narodnizmden kopuş ve işçi sınıfı devrimciliğine geçiş süreci, … Paris Komünü hem bu dönüşen ve yoğunlaşan tarihsel sınıf savaşımları sürecinin bir ürünü, hem de bu gelişmeleri hızlandıran ve önünü açan büyük bir devrimci etkenidir. Burjuvazinin giderek daha dolaysız, kesin ve tekelleşmeye başlayan egemenliğini tesis etmesiyle, bu egemenliğin proleteryanın meydan okuyuşuyla tarihsel geçiciliğinin ilan edilmesi bir ve aynı sürecin ifadesidir.

Paris Komünü, emperyalist kapitalizm ve proleter devrimler çağına doğru içsel dönüşüm sürecinin açılış seronomisidir. Paris Komünü ile: Proletarya ilk kez, savaştan sonra silahlarını teslim etmedi, dış egemenler kadar iç (kendi) egemenlerine karşı çevirdi. Proletarya ilk kez, çürümüş eski rejimin yıkılmasında başlıca rolü oynadıktan sonra iktidarı burjuvaziye teslim edip bir köşeye çekilmedi, iktidara doğrudan el koydu. Proletarya ilk kez, burjuvazinin sınıf diktatörlüğü aygıtı olarak devleti ve parlamenter demokrasiyi kendisi için kullanamayacağını, onları yıkarak proleterya diktatörlüğü ve işçi konseyleri demokrasisini tesis etmesi gerektiğini pratik olarak ortaya koydu. Proletarya ilk kez, daha önce hep karşısında yer almış ya da tabi olduğu demokratik cumhuriyetçi küçük ve orta burjuvazi kesimlerini işçi devriminin hegemonyası altında toplamaya çalıştı; işçi devriminin gerçek demokrasi mücadelesinin de önderi, sınıfsal olduğu kadar ulusal kurtuluşun da tek yolu olduğunu ortaya koydu. Proletarya ilk kez, tüm burjuva ve küçük burjuva akım ve partilerinden bağımsız merkezi siyasal bir güç, bir sosyal devrim partisi temelinde örgütlenme zorunluluğunu bu deneyimle anlamaya başladı.

paris-commune-draft461848 DEVRİMİNDEN 1871 KOMÜN DEVRİMİNE DOĞRU

1848 devriminin işçi sınıfı ve emekçiler için, işgününün 10 saate indirilmesi, asgari ücret, çalışma ve örgütlenme hakkı, burjuva demokratik cumhuriyet gibi tüm ekonomik, sosyal, siyasal kazanımları karşıdevrimci darbe ile ortadan kalkmıştı. Sonraki 20 yılda Fransa’da kapitalist sanayi ve ticaret 2 kattan fazla ve hızlı gelişti; İngiltere’den sonra Avrupa ve dünyanın ikinci büyük kapitalist gücü haline geldi. Fakat tabii bir kutupta sermaye diğer kutupta sefalet birikimi ile birlikte. Küçük mülk sahibi köylülük 4 milyon kişiden fazla eridi, işçi sınıfının safları genişledi ve daha büyük sınai işletmelerde yoğunlaşmaya başladı. İşçi nüfusu Fransa’nın 27 milyonluk nüfusu içinde 5 milyon kişiye, Paris’in 1.7 milyonluk nüfusu içinde 500 bin kişiye yaklaşmıştı.

İmparator karikatürü Bonapart rejiminin oluşturduğu devasa baskı, asalaklık ve mali-siyasi dalavare çarkı, aynı zamanda kitleleri ezmeye ve mülksüzleştirmeye dayalı kamu borçları temelinde yıkıcı bir ilkel sermaye birikim mekanizması olarak işliyordu. İmparatorluk devleti ve parlamentosu, burjuvalaşmış aristokratlar ve yeni vurguncu büyük burjuvalar tarafından doldurulmuştu. 1858 ve 1867 krizleri işçilerin durumunu tahammül edilmez hale getirmiş, küçük burjuvazinin mülksüzleştirilmesini hızlandırmış, burjuvazinin sırtını mutlakiyetçi rejim ve mali sahtekarlığa dayayamayan kesimlerinin bile durumunu sarsmıştı. İç içe geçmiş burjuvazi ve aristokrasi ve rejim ne kadar yoğunlaşıp merkezileştiyse o kadar çürümüştü. 1867 krizi bu birikim ve siyasal rejim biçiminin sınırlarına dayandığını göstermişti. Enternasyonal, rejimin ulusal-uluslararası ekonomik, siyasal plandaki devasa skandal, sahtekarlık ve entrikalarını deşifre eden çok başarılı bir kampanya yürüttü.

1860’ların sonlarından itibaren artık ülke çapındaki her türlü işçi, kentli, kadın, öğrenci, aydın eylemi artık doğrudan çürümüş ve toplumun tüm gözeneklerini tıkamış Bonapart rejimine karşı yapılıyordu. Fransa halkının 100 yıllık demokratik cumhuriyet özlemi, 1848 devriminin ağır yenilgi psikolojisinden sıyrılan sokaklar, meydanlar, barikatlardan bir kez daha yükseliyordu. Daha 1867-68’den itibaren başta militan işçi grevleri, Paris’in her devrimde başı çeken dış mahalleleri ve birbirini izleyen isyan girişimleri ile, bir devrim dalgasının gelmekte olduğu artık herkes tarafından görülebiliyordu. Marx geçmişe (burjuva devriminin soyut ideallerine) değil geleceğe dönük proleter devrimci örgütlenmeyi hızlandırmaya çağırıyordu. İmparatorluk rejimi çöküş sürecine girmişti. Bonapart’ın devasa askeri-bürokratik aygıtına güvenerek Almanya’ya açtığı savaş, iç krizi bastırma ve Almanya’nın birleşmesini engelleme hedefini güdüyordu; ama ironik olarak çöküşünü hızlandırma ve Almanya’nın birliğini geliştirmeden başka bir sonuç vermedi.

Commune - poster1848 yenilgisinin ardından bitkin ve moralsiz işçi sınıfı, ilk toparlanma işaretlerini 1850’lerin sonlarından itibaren göstermeye başlamıştı. Bir kaç çatışmalı grev yaşanmış fakat yaygınlaşmamıştı. Her türlü işçi örgütlenmesi yasak olduğundan, eski gizli işçi dernekleri yeniden yaygınlaşmaya başladı. 1850-70 arasında tam 1027 dernek kovuşturmaya uğramış, kapatılmış, sayısız öncü işçi tutuklanmış, fakat gizli işçi birliklerinin yaygınlaşmaları engellenememişti. 1860 ve 62’de Parisli mürettiplerin (ciltleme işçileri) birkaç bin işçiyi kapsayan iki militan grevi işçi sınıfında yeni bir heyecan dalgası yarattı, hava dönüyordu. İmparator 1860-64 döneminde işçi sınıfının yeniden canlanma eğilimi karşısında 1848 sürgünlerine ve bazı tutsak işçilere af çıkarma, işçilere çok kısmi ve göstermelik birlik hakkı tanıma, kendisinin de para yardımında bulunduğu “yardımlaşma kooperatiflerini” gizli işçi örgütlenmelerine karşı teşvik etme, 200 işçi temsilcisini Londra sergisine gönderme, liberal burjuvazinin desteğiyle çeşitli işkollarından işçi temsilcilerinin Proudhoncu “karşılıklı yardım” isteminden ibaret 60’lar bildirisine hoş görü gösterme gibi soğutma ve saptırma hamleleriyle de ambalajladığı mutlakiyetçi iktidar gücünü ve onun içinde kendi kişisel güç ve yetkilerini artıran bir dizi kararname çıkardı. Büyük devrimci Blanqui, rejimin yeniden canlanan işçi hareketini evcilleştirmeye dönük manevrasını hemen sezmiş, kooperatifçilikle durumu iyileştirme hayalini sert biçimde eleştirmişti. Zaten rejimin soğutma ve soğurma hamleleri de ters tepmiş, Uluslararası Londra sanayi sergisi, işçi temsilcileri, yeni sendikalar ve sürgündeki devrimcileri buluşturarak 1. Enternasyonali doğurmuştu.

I. Enternasyonal’in ilk bildirgeleri, Marx ve Komünist Manifesto’nun fikirleri ile hızla gelişmekte olan İngiliz sendikacılığı ve Fransız işçilerin etkisinde olduğu Proudhon’un “karşılıklı yardım” fikirlerinin eklektik bir dengesini yansıtıyordu. Enternasyonalin daha ilk kongresi, “barış ve karşılıklı yardım” taraftarları ile kolektif örgütlenme, grev ve siyasal eylem taraftarları arasında mücadeleye sahne oldu. İlk kongrede Proudhoncular ağır bastılar. Ancak Fransa’da sınıf çatışmaları sertleşip işçi sınıfı içinde devrimci ruh arttıkça, her türlü siyasal eylemi ve devrimi inkar eden Proudhonculuk gerilemeye ve Blanquizmin militan devrimci hücum anlayışı yaygınlaşmaya başladı. 1867 ekonomik buhranında işçi derneklerinin üye sayısı bir anda iki katına çıktı, bir dizi işkolundaki dernekler fiilen sendikaya dönüşmeye başladı. İşçiler fiili grev, işgal, barikat gibi eylemlerle, kendi aralarında karar verdikleri ücret ve hak tarifelerini fiili toplu sözleşme biçimleriyle patronların önlerine koymaya başladılar. Şubat 1867’de Paris bronz işçilerinin, Enternasyonalin de desteklediği, fiili grevlerinin zaferi, işçi sınıfı hareketinde yeni bir dönüm noktası oldu. Rejim Enternasyonal Fransa şubesini kapattı ve tutuklamalarda bulundu. Hemen bir Enternasyonal Paris Komisyonu daha kuruldu. O da kapatıldı ve işçiler tutuklandı. Durmaksızın bocalayan imparatorluk rejimi bir baskıları sertleştiriyor bir basın ve toplantı haklarını bir gıdım genişletiyor ve fakat her iki durumda da, hareket hızla gelişmeye devam ediyordu. Enternasyonal’in Brüksel Kongresinde bu kez kolektifçiler karşılıklı yardımcılara karşı net bir başarı kazandılar. Fransa’da parlamento seçimlerinin (1869) yaklaşmasıyla kriz daha da derinleşmeye, grevler büyümeye ve siyasallaşmaya başladı. Normandiya’da pamuk işçileri, Vienne’de iplik işçileri, Loire’da maden işçileri grevdeydi. Ricamaire’deki grevde, 16 Haziran 1869’da, askeri birliğin ateş açarak 13 işçiyi katletmesi öfke dalgasını daha da kızıştırdı. İşçi birlikleri büyüyor, yenileri kuruluyor, birbiri ardına örgütlenme, fiili grev ve işgallerini destekleyip yol gösteren Enternasyonal’e katılıyorlardı. Enternasyonal’in 4. Kongresine (Basel, Eylül 1869) Fransa’dan katılan işçi temsilcileri arasında, Blanquicilik artık kesin ağırlıktaydı. Blanqui ve Mevsimler Derneği’nin militan devrimci faaliyet ve eylemleri, onu bir devrimci canlanma ve arayış içindeki işçi sınıfının gözünde efsaleneştirmişti. Dönemin Fransız işçi tarihçileri, “pek az kişi işçi sınıfı tarafından böylesine sevilmiş ve ona mal olmuştur” diye yazar.

Paris CommuneEYLÜL 1869-MART 1871

Basel Kongresinin Proudhonculuğa karşı 4’e karşı 54 ezici oy çoğunluğuyla aldığı kolektivist ve siyasal kararlar, Paris Komününe doğru evrilecek devrimci sınıf savaşımı döneminin perdesini kesin biçimde açtı. Artık Paris grev ve gösterilerle kaynıyordu. Paris Temple meydanında yeni kurulmuş Sendikalar Federasyonu ve Enternasyonalin Paris kolu komşu binalarda adeta iç içe çalışıyor, işçiler tarafından korunuyordu. 8 Ekim 1869’da bu kez asker Aveyron’daki bir greve ateş açtı, ancak bu kez işçiler patronların üzerine gittikleri gibi askerleri de geri çekilmeye zorladılar. 10 Ocak 1870’te imparatorun akrabası Prens Bonaparte, İmparatoru eleştiren genç gazeteci Victor Noir’ı öldürünce, Paris ilk kez patlama noktasına geldi. Dış mahallelerde büyük gösteriler oldu. Burjuva demokratik Marseillaise gazetesini kurmuş olan Rochefort halkı önce silahlı ayaklanmaya çağırdı, sonra çağrısını geri çekti. Rejim Paris’in tüm merkezi cadde ve meydanlarında askeri mevziler kurarak halkı mitralyözle biçmeye hazırlanmıştı. Rochefort’un kararını Enternasyonal Paris kolu içinde eleştirenler de onaylayanlar da oldu. Marx’ın da işaret ettiği gibi, ayaklanma koşulları henüz olgunlaşmamıştı, rejimin ordusu halen güçlü ve yekpare, radikal muhalefet, devrimci ve demokratlar dağınık, mücadelenin yoğunlaştığı Paris ve Lyon, ülkenin geri kalanından yalıtıktı. İmparatorun alel acele düzenliği bir referandumla, 1.5 milyon karşı, 1.8 milyon çekimser oya karşılık 7.3 milyon oy ile kendisini tekrar imparator olarak seçtirmesi ve “halkın imparatoru” gibi göstermesi de bunun -seçimdeki hileler, işçilerin oy kapasitesini sınırlayan seçim sistemi vb ne olursa olsun- bir ifadesiydi. Ardından yine Enternasyonale karşı komplocu kovuşturma ve tutuklama dalgası geldi. Ancak elindeki Rochefort’un kendi başına nasıl önce bir ayaklanmayı başlatıp sonra durdurabildiği, asıl Enternasyonal saflarındaki dağınıklığı ve her düzeyde örgütlenme gereğini göstermişti. Enternasyonal Lyon toplantısı, Paris’te ise bir komiteler federasyonu ile örgütlenmeye hız vermeye çalıştı.

Bonapart ‘ın plebisit ile kendini ve rejimini realize edip yetkilerini bir kat daha artırarak iç meseleyi hallettiği sanarak, Almanya’ya savaş ilan etmesi, kitlelerin devrimci kaynaşmasını yalnızca birkaç aylığına durdurabildi. İmparatorluk ordusunun Almanya’ya girer girmez nalları diktiği günlerde, ilk devrimci hamle yine Blanqui’den geldi. 500 kişilik silahlı bir halk gücü, Bourbon Sarayı (Millet Meclisi) önünde kızıl bayrağı dalgalandırdığı bir gösteri yaptı. 2 Eylülde İmparator ve ordusunun Prusya’da teslim olmasından sadece iki gün sonra yapılan bu 500 kişilik silahlı gösteri, İmparatorun kukla hükümetinin düşmesine yetti. Paris valisi general Trochu bir saray darbesiyle yeni bir hükümet kurdu ve Cumhuriyet ilan etti. “Vatan Tehlikede” başlıklı gazetesinde 1792-3 burjuva devriminin soyut idealleri ve yurtseverliği ile hareket eden Blanqui, Cumhuriyet kurulsun ve Fransa istila tehdidinden kurtulsun diye bunu yeterli gördü. Ömrünün 44 yılını hapiste geçirmiş, dışarda olduğu sınırlı zaman kesitlerinin her dakikasında ise ayaklanma örgütlenme yeteneği ve cesareti ile işçi sınıfının kalbine taht kurmuş olan Blanqui büyük bir devrimciydi. Ama ne yazık ki ufku yurtsever-halkçı devrimci demokratizm ile sınırlıydı. Trochu hükümetine göstermelik Cumhuriyet ilanı ve “vatan savunması” adına gözyumması bunun en çıplak bir ifadesiydi. Daha sonra ağırlığını Blanqui sempatizanlarının oluşturduğu Komün’de bunun yol açtığı küçük burjuva yurtseverlik ve uzlaşmacılık zaafını, Lenin güçlü biçimde sergileyecek ve eleştirecektir. Ancak Paris’in dış mahalleleri ve işçileri general Trochu’nun entrikalarını tanımadı, işçi ve kitle gösterileri dalgası yeniden yükseldi. 31 Ekim 1870’te silaha sarılan Ulusal Muhafız Paris Belediyesini basıp ele geçirdi ve yeni bir hükümet seçti: Bu kez Blanqui, Delescluze, Ranvier’in başlarda yer alıyordu (ilki yurtsever halkçı devrimci demokratik küçük burjuvaziyi, son ikisi demokratik orta burjuvaziyi temsil eder). Ancak Breton Kıtaları (İmparatorun özel muhafız birliği) Belediyeyi geri alıp yeni hükümeti dağıttı. Sözde bir Milli Savunma hükümeti kuruldu.

La-Commune-Paris19 Ocak 1871’de Paris dış mahallelerinden bir ayaklanma daha geldi, yine kızıl bayrak Paris merkezinde dalgalandı, artık “Yaşasın Komün!” sloganı atılıyordu. 31 Ekim’de tutuklanmış olan isyancılar kurtarıldı. Ancak kitleler yine daha ileri gidemedi, ordan oraya yalpalayan Ulusal Muhafız tarafından dağıtıldı. Sözde Milli Savunma hükümeti, 28 Ocak 1871’te Bismark ile utanç verici teslimiyet ve işbirliği anlaşmasını imzaladı ve halkı yeni bir rezillikler meclisi ve hükümeti seçmeye çağırdı. 8 Şubatta, Meclise tam 450 eski rejim, krallık ve papaz yanlısının girmesi, artık yalnız işçi sınıfının değil, küçük burjuvazinin, her sınıf ve kesimden demokrasi ve cumhuriyet yanlılarının gözünü iyice döndürdü. Üstelik bu Meclis ve Thiers hükümeti ilk iş olarak, toplam tirajı 200 bin olan cumhuriyetçi muhalif gazetelerin kapatılması, başkentin Paris’ten Versailles’a taşınması, protesto edilmiş senetlerin faiziyle ödenmesi, kirasını ödeyemenlerin evden atılması, Bismark’a tam teslimiyet anlaşması imzalanması gibi küçük ve orta burjuva kesimlerin yarasına kezzap döken kararlar çıkarmaya yeltendi. Herkes, sırada, Ocak ayı sonunda yeniden oluşturulmuş Ulusal Muhafız Merkez Komitesi’nin denetimindeki, halkın Paris’i ve Cumhuriyeti Bismark ordularına ve monarşistlere karşı savunmak için bağışlarıyla alınmış toplara ve mitralyözlere el konması, yani silahsızlandırılmada olduğunu biliyordu.

Burjuva demokratlar, yerel halk ve belediye meclislerinde öz savunma komiteleri oluşturma çağrısı yaptı. Öncü işçiler, kadınlar, bu komitelerde hızla etkinleşip, denetimini aldılar. Ulusal Muhafızın yeni kurulan Merkez Komitesinde yalnız iki Enternasyonal üyesi vardı. Merkez Komitesi, top ve mitralyözleri Paris’in merkezi meydanlarına taşıyıp, programını “Paris’i ve Cumhuriyeti korumak”, sonra da “Halkçı ve Sosyal bir Cumhuriyet” olarak açıkladı. Thiers hükümetinin Meclisi krallık sarayının olduğu Versailles’da toplaması, Paris’i başkent olmaktan çıkarmaya kalkışması, ardından düzenli ordu birliklerinin şafak baskınıyla Ulusal Muhafızın toplarına ve silahlarına el koyup kaçırmaya kalkışmasıyla, ip koptu. Bu saldırıyı bekleyen dış mahallelerdeki işçi, kadın, halk öz savunma komiteleri öncülüğünde dış mahalleler bir anda Paris merkezine aktılar, silahları kaçırmaya çalışan ordu birliklerini kuşattılar, halka ateş emri veren generallar bizzat askerleri tarafından tutuklandılar (ve sonra öldürüldüler). Halk, halk milisine dönüşmüş Ulusal Muhafız ve düzenli ordunun tabanını oluşturan askerler, birbiriyle kucaklaştılar.

Ayaklanma eski düzen ordusunun en lanetli Napeleon ve Prince-Eugene kışlaları, Ulusal Basımevi ve Paris Belediye dairesine doğru yayıldı. Thiers ve bakanları Paris’ten Versailles’a panik halinde kaçtılar. Askerler subayları kovup ya da tutuklayıp kışla ve silahları halk milisine teslim ettiler. Paris Belediyesine kızıl bayrak çekildi. Ulusal Muhafız Merkez Komitesi Belediye dairesinde toplanıp, içlerindeki Blanquistlerin önerisiyle seçimlere kadar iktidarı muhafaza etme kararı aldılar.

La-Guerre-civile-en-FranceDEVRİMCİ KRİZ ÜZERİNE

Fransa’da 1867-71 döneminin Paris Komününün eşiğine kadar gelen bir “olaylar dizini”ni yapmaya çalıştık. Neyi gösterir Paris Komününe doğru evrilen bu olağanüstü olayların olağanüstü gelişim süreci?

1. Ekonomik buhran, rejim ve devlet buhranı, sınıfsal-toplumsal buhran, savaş buhranı. Tam teşekküllü bir devrimci krizin gelişimi. Devrimci kriz nedir? Egemenlerin eskisi gibi yönetememeleri ve sömürememeleri, kitlelerin eskisi gibi yönetilmek ve sömürülmek istememeleri; ve bunu mevcut düzen sınırını aşan düşünce, duygu ve eylemlerinde büyük bir radikalleşme ve artışla ortaya koymaları.

“Bir dönemin devrimci özü, en açık biçimde, sınıfların ve partilerin belirli bir devlet düzeni içinde yeralan bir kavgayla sınırlanmayıp, tersine onun sınırlarını aşmaya başlaması ve genişletmesiyle ortaya çıkar.” (Lenin)

Sınıf mücadelesinin burjuva demokratizmi ile sınırlanmayıp, işçi konseyleri demokrasisine, proletarya diktatörlüğüne doğru genişlemesi…

2.  Olayların seyrinin siyasal anlamını kavramak, sınıfsal anlamını kavramayı gerektirir. “Bu krizde gün yüzüne çıkmış olan güçleri, sınıfları dikkatle inceleme”yi gerektirir.

“Çünkü tüm -devrimci, bn- krizlerin büyük önemi, gizli olanı açığa çıkarmaları, sınırlıyı, ayrıntıyı bir kenara itmeleri, politik moloz yığınını ortadan kaldırmaları, gerçekten yürüyen sınıf mücadelesinin gerçek saiklerini ortaya koymalarıdır.” (Lenin)

3.  “Gerçekten de, Marksist açıdan devrim nedir? Yeni üretim ilişkilerine uygun düşmeyen ve bu ilişkilerin iflasına yolaçtığı eskimiş siyasal üst yapının, belli bir anda, zor yoluyla yıkılmasıdır. Otokrasi ile kapitalist Rusya’nın (konumuz açısından Fransa’nın-bn) tüm yapısı arasındaki çelişki ve Rusya’nın burjuva demokratik gelişmesinin bütün gereksinmeleri, bu çelişkinin yapay bir biçimde uzun dönem sürdürülmüş olması yüzünden, şimdi çok şiddetli biçimde onun yıkılmasına yolaçmaktadır. Üstyapının bütün eklemleri çatırdamakta, baskıya dayanamamakta ve giderek zayıflamaktadır. Birbirinden çok farklı sınıf ve grupların temsilcileri aracılığıyla halk, kendi çabalarıyla şimdi yeni bir üstyapı kurmak zorundadır. Gelişmenin belli bir evresinde eski üstyapının işe yaramazlığı herkes için açık-seçik hale gelir; devrim herkesçe benimsenir. Şimdi görev, yeni üstyapıyı hangi sınıfın kuracağı ve nasıl kuracağını belirlemektedir.” (Lenin)

4.  Köhnemiş bir rejimin çatırdadığı koşullarda bile bir imparator bozuntusunun kendini yüzde 70 oy çokluğuyla yeniden seçtirebildiğine; halk devrimci duygularla dolup taşarken genel seçimlerde parlamentoya 450 eski rejim yanlısı vekillerin girebildiğine, özellikle görmek gerekir. Bu yüzden en köhnemiş bir rejimin bile parlamanterizm ve anayasacılık yoluyla değişebileceğini sanmak, sınıf mücadelesinden hiçbir şey anlamamaktır.

“Devrimin başladığı ve iç savaşın ve ayaklanmanın patlak verdiği … bir sırada, parlamenter savaşım terim ve kavramlarının bir dönüşüme uğradığını ve karşıtlarına dönüştüğünü anlayamamışlardır. Bunlar incelenmekte olan koşullar altında, değişiklik tasarılarının sokak gösterileriyle getirildiğini, gensoruların silahlı yurttaşların saldırı eylemleriyle açıldığını ve hükümete muhalefetin, bu hükümetin kuvvet yoluyla alaşağı edilmesiyle ile gerçekleşeceğini anlamıyorlar.” (Lenin)

Paris Komünü’nün arifesindeki olaylar ve ilk haftalarında ağırlıkta olan Blanquistler de (yurtsever halkçı devrimci demokratizm) burjuva demokratik/parlamentarist meşruluk ve uzlaşma kaygısıyla davranarak, çok kritik bir zaman kaybına yol açmışlardır.

paris-commune-monument5.  
Sınıf mücadelesinin yeni ve daha yüksek safhalara geçerek gelişim sürecinde, siyasal gelişimi de daha köktenci siyasal akımlara doğru olmak zorundadır. Kazanılan her önemli başarıdan sonra, hareketin siyasal temsilcileri arasında bir ayrışmanın ortaya çıkması kuraldır: Bununla tatmin olanlar ve daha ileri gidilmesine bunu tehlikeye atacağı korkusuyla vargücüyle ayak direyip hareketi geri çekmeye çalışanlar. Ve elde edilen kazanımın sınıfın, kitlelerin gerçek çıkarlarını kapsamadığını görüp, daha köklü mücadele istemleriyle daha ileriye gidilmesini isteyenler. Sınıf mücadelesinin yasası şudur ki, her başarıdan sonra “ılımlı” taraf harekete hakim olursa, çok geçmeden o başarıdan bile eser kalmaz. Ve ancak daha radikal olan taraf hakim olup yeni zaferler kazandığında önceki başarılar sağlamlaştırılmış olur. Basit bir örnekle metalde, mevcut koşullarda grev kararının çıkartılması ve kitlesel olarak uygulanması siyasal-moral bir başarıydı; grev yasağına karşı fiili grev, işgal safhasına geçilememesi ise bu ilk kazanımı da önemli ölçüde zayıflatmıştır. Gezi’de parka girilmiş olmasını yeterli sayıp kendi elleriyle barikatları, çadırları, pankartları, işgali tasfiye etmeye kalkışanlar hakim olsaydı, belki parka AVM kararı bile engellenememiş olacaktı.

Konumuza gelirsek: Fransa’da 1860’ların sonlarına kadar, işçi hareketine durgunluğu içindeki yavaş ve barışçıl gelişimi koşullarında hakim olan Proudhonculuktur. 1860’ların ilk yarında işçi sınıfının daha ileriye gitme emareleri göstermesi üzerine bizzat liberal burjuvazi ve mutlakiyetçi rejim Proudhoncu “barış ve karşılıklı yardım, bedava kredi”, yani kooperatifçiliğe destek verdiler. Proudhon’un kendisi bile liberal burjuvazi tarafından desteklenen 60 işçinin bildirgesi ve mutlakiyetçi rejim tarafından işçi kooperatifçiliğinin desteklenmesinden hoşnut olmuş, işçilerin sendika, grev ve siyasal mücadeleden uzak durmasını sağlık vermişti. Enternasyonal İşçi Birliği’nin ilk 2 kongresinde bile baskın olan Proudhonculuktur. Marksist fikirler yanında sırıtan, “bizimkisi ne bir kin ve nefret ne tehlike çığlığıdır. Birbirimizle dayanışarak kendimizi kurtaralım”, “barış, kardeşlik, adalet, ahlak, hakikat, insan ve yurttaş hakları” gibi ifadeler Proudhonculuktan gelir. 1867 buhranı ve işçi sınıfının fiili grev ve barikat mücadeleleriyle devrimci canlanmasından itibaren, yalnızca iki yıl içinde işçi sınıfının öncü kesimlerinde Proudhonculuk hızla geriler, Blanquicilik hegemon hale gelir. (60’lar bildirgesi ve kooperatifçilikte çakılıp kalan Proudhoncuların önemli bir kesiminin daha sonra, Paris Komününe de ihanet edip Versailles saflarına geçmesi tipiktir!) Yurtsever-halkçı devrimci demokratik Blanquicilik de daha ileri her kazanımın ardından ikiye ayrılma eğilimi göstermiştir. Paris valisi Trochu hükümetinin cumhuriyet ilan etmesini yeterli görenler ile onun da devrilerek daha ileri gidilmesini isteyenler, Paris’te iktidar alındıktan sonra bunun savunulmasını yeterli görenler ile Versailles üzerine yürünmesini isteyenler, vd.

tahrir-squareBir devrim sürecinde silahlı ayaklanma koşullarının henüz olgunlaşmadığı durumda geçici taktik geri çekilmeler gerekebilir; fakat devrimin kesin yasası şudur ki, her ciddi kazanımın ardından daha ileri gitmeye ayak direyen “ılımlı” kanadın hakim olması, devrimin sonuna kadar çözülmesinin başlangıcı olur. 1870-71’de Cumhuriyet kazanımının korunması bile devrimin daha ileri götürülmesiyle mümkün olabilmiştir. Burjuva devrimi (1789-93) Jirondenler değil Jakobenler hakim olduğu ölçüde ilerlemiş, Jacobenler yoksul emekçi halk kitlelerine dayanarak daha ileri gitmeyi reddettiği anda (sol Jacoben Marat çizgisine geçiş yapılamadığı için) Jirondenler yeniden hakim hale gelmiş, sonra en soldan sağa tasfiye süreciyle, onlardan da eser kalmamıştır: Eski rejimin darbeci restorasyonu.

Rusya’da Şubat devrimiyle Lenin burjuva devriminin tamamlandığını tespit ederek, Partinin adını sosyal demokrattan komüniste çevirdi ve sosyalist devrime ilerleme hedefi koydu. Eski programa bağlı kalınsaydı, Ekim Devrimi olanaksız olacaktı. Ekim Devrimi ayaklanması öngönünde Bolşevik MK’sinde Şubat devrimi kazanımlarını ve proletaryanın bunları savunmasını yeterli görüp proleter silahlı ayaklanmayı reddedenler (Zinovyev ve Kamenev) hakim olsaydı, yine Ekim Devrimi olanaksız olacağı gibi, çok geçmeden Şubat kazanımları bile yok olacaktı. Her devrim sürecinde devrim ile karşı devrim arasında ya ölünecek ya da öldürülecek, ortasının olmadığı anlar vardır. Bir devrimin belli bir andaki kazanımlarıyla yetinip, gidebileceği en ileri noktaya kadar derinleştirilmeyi reddedip uzlaşma arayışına girdiği an, gerçekte çözülmeye başladığı andır. Halk milisi merkez komitesi, karşıdevrim halk milisini silahsızlandırmaya yeltenerek iç savaşı başlattığı halde, iç savaşı (sonuna kadar götürmeyi) reddetmesi ve uzlaşma arayışı, yenilgiye de davetiye çıkarmıştır. Buna karşın uzlaşmaz sınıf karşıtlığının geldiği en uzlaşmaz devrim/karşıdevrim karşıtlaşması momentlerinde, devrimi burjuva demokratik cumhuriyetten halkçı devrimci demokrasiye, oradan sosyalist işçi devrimci demokrasisinin bazı çizgilerine doğru ilerleten, Komünü de elinden geldiğince daha ileri önlemlere zorlayan, en sonu Komünü ve kazanımlarını sonuna kadar savunan işçiler, yalnızca devrimci işçiler ve kadınlar olmuştur.

NOT: Komün Devriminin yıldönümü olan 18 Mart’a kadar, 4-5 bölüm halinde sürecek bir yazı dizisidir.

Serinin ikinci yazısı

Serinin üçüncü yazısı

Serinin dördüncü yazısı

Serinin beşinci ve son yazısı

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*