Anasayfa » 8 Mart » Kimsesizlerin kimi (!)

Kimsesizlerin kimi (!)

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, “Yaşlılar ailelerinin yanında mutlu olur” diyor: “İstiyoruz ki herkesin evi kendi huzur evi olsun. Aile yanında yaşlı politikası uyguladığımız zaman, ekonomik olarak verdiğimiz desteğin, onların mutluluğunu ve yaşam kalitesini yükseltmeye başladığını görüyoruz.”

Artık çoğu emekli maaşı da alamayan yaşlılar için devlet dilenci sadakası niyetine üç-beş kuruş versin, yeter ki yaşlılara da işçi aileleri baksın. Bakanın bu konuşmayı yaptığı Uluslar arası Yaşlılar Kongresi’ndeki burjuva ve üst orta sınıf yaşlılar için lüks özel huzur evleri dışında, işçilerin aklından asla kamusal yaşlı bakımı diye bir şey geçmesin.

Eskiden, geleneksel geniş soya (sıkı kan bağına) dayalı aile yapılarında, bakmakta zorlanılsa bile yaşlıları huzur evine göndermek büyük ayıp sayılırdı. Günümüzde ise: Ortalama ömür uzadı, yaşlı nüfuz arttı;  emeklilik ve yaşlılara dönük sosyal hak ve güvenceler ortadan kaldırıldı; aile çekirdek aileye daraldı, o da çatırdıyor; neoliberal toplumsal yıkım ve çözülme hız kazandı. Sonuçta, daha çabuk çalışamaz ve kendine bakamaz hale gelenler, emeklilik güvencesi olmayan yaşlılar da büyüyen bir toplumsal kriz haline gelmeye başladı.

Kadın-erkek çalışıyor, tek kalan yaşlının da emekli maaşı varsa; ailenin yaşlının ihtiyaçlarını karşılaması, yaşlının da çocukları işteyken torunlarına bakması ve emekli maaşıyla onlara destek olması, aynı evde bir geçim ittifakı ve stratejisi olabiliyor. Ücretleri görece yüksek beyaz yakalı kadın-erkek çalışırken, hem çocuklar hem yaşlılar için asgari ücret ya da altında yarım ya da tam günlük kişisel bakım işçisi tutabiliyor. Bu ikisi de yok, yaşlı da kendine bakılmaya muhtaç durumda ise, ortaya daha ağır bir tablo çıkıyor. Yaşlıyı çocuklarından hangisi eşiyle birlikte kabul edecek, nasıl bakacak? Sırf bu nedenle bile kardeşler arasında aile kavgaları, küslükler yaşanıyor.

Neoliberal kapitalizmin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’na göre hava hoş. O, adı üstünde Kutsal Aile bakanı. “Sosyal politika” da şu oluyor: “Herkesin huzur evi, ailesidir”! Bu politikanın söylenmeyen yanı ise, emeklilere ve yaşlılara sosyal hak ve güvencelerin yok edilmesi, Darülaceze vd kamu huzur evlerinin yıkımı, kamu fon ve yardımlarının durdurulmuş olmasıdır. O zaman tüm “sosyal” politika da şuna indirgenmiş oluyor: Aile!

Sorun yalnız yaşlılar ile sınırlı değil. Neoliberal yıkım ve çözülmeyle nüfusun toplumsal dayanışma, paylaşım ve yardıma ihtiyaç duyan kesimi hızla büyüyor. Terkedilen bebekler, yetim ve kimsesizler, sokak çocukları, engelliler, kronik hastalar, akıl hastaları, evsizler, çalışamaz ve kendine bakamaz durumda olanlar, dayanağı kalmamış yaşlılar, erkek şiddetinden kaçan kadınlar, vd.

Bu tutunamayanlar nüfusuna kucak açacak olan, kuşkusuz ki onu çığ gibi büyüten neoliberal kapitalizm değil. İşte, çocuk esirgeme kurumları, huzur evleri, akıl ve ruh sağlığı klinikleri, zihinsel engelli okulları, yoksullar için aş ve bakım evleri, kadın sığınma evleri… Tümüne kamusal fonlar had safhada kısılmış veya kaldırılmıştır. Hepsi her gün yeni bir skandalla gündeme geliyor. Pislik, dayak, kötü müamele, taciz, tecavüz…

Marx ve Engels, kendi dönemlerindeki bu kamusal sığınma ve yardım kurumlarını dikkatle incelemişler, şu sonuca varmışlardı: Sığınma ve bakım evlerine kabul edilmek için dayatılan koşullar o kadar ağır, bunlara yapılan devlet yardımı o kadar dilenci sadakası, buralarda kalanlara yapılan muamele o kadar kötü ve hayvancadır ki… Buralarda zaten başka hiçbir yaşam şansı olmayanlar kalmayı ancak göze alabilir ve hayvanca muameleye katlanabilir. Esirgeme evlerinin, bunlara dev çaplı metazori ihtiyacın damlası olmayan kısıtlılıkta tutulması, buralarda kalanların en gayrı-insani koşul ve muameleye tabi kılınması, kapitalizmin özel politikasıdır. Böylece burjuva devlet hem muhtaçlara bakar ve korur görünsün, hem de bu durumda olan milyonları bu en temel toplumsal hak ve son güvencelerinden bile caydırsın!

Bugün de aynı anti-sosyal politikanın neoliberal muhafazakar versiyonu yürürlüktedir. Bakım ve sığınma evlerinde her gün bir dayak, tecavüz skandalı patlak verir. Burjuva medya bunlara tepki gösteriyormuş gibi yapıp tekrar tekrar gösterir, haberini yapar. Sonucu da en fazla bu kurumlarda ücretli çalışan birkaç kişinin görevden alınması olur. Fakat her seferinde verilen asıl mesaj şudur: Bakamayacak durumda olsanız bile sakın ola ki yaşlıları, muhtaçları, zihinsel engellileri, akıl ve ruh hastalarını,  bakım ve huzur evlerine göndermeyin. Şiddet gören ve öldürülmekle tehdit edilen kadınlar sakın ola ki sığınma evlerine gelmeyin. Kimsesizler, muhtaçlar, sosyal güvencesi olmayanlar sakın ola ki yardım evlerini aklınızdan bile geçirmeyin! Hepinizin biricik huzur evi, bakım evi, sığınma evi, muhtaç evi ailedir!

Aile, bu anti-sosyal sistemin “sosyal politikalar”ının son sözüdür. Aile, yalnız kadının erkeğe hizmet ve 3-5 çocuk bakma evi değil, aynı zamanda huzur evi, sığınma evi, aş evi, muhtaç evi, dahası kadının piyasaya parça başı iş yaptığı iş evi olmalıdır! Neoliberal sosyal yıkım ve güvencesizlik, ailenin, yani kadının üstüne yıkılmalıdır.

AKP yeni anayasa teklifinde “aile toplumun temelidir” diyor. Derin manası yeterince açık: Tüm sosyal yıkım ve güvencesizliğin, aile ve kadınlar tarafından absorbe edilmesi!

Zaten çatırdayan ve paslı payandalarla ayakta tutulmaya çalışılan aile kurumu, üzerine yıkılan tüm bu sosyal düşürüm ve çöküntü politikalarını sırtında taşıyabilir mi? Daha olası olan, büyüyen baskının, bu çürüyen kurumun tüm sınıfsal-toplumsal-cinsel-bireysel iç çelişkilerini daha bir şiddetle patlatmasıdır.

Aile de aileymiş ha!

Bir sallandı durdu

Neoliberal devlet habire “sosyal politika” yapmaya devam ediyordu…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*