Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kilitli kapılar

Kilitli kapılar

adana-aladag-yangin-ogrenci-yurduAdana’nın Aladağ ilçesinde Süleymancılar tarikatına ait bir kız öğrenci yurdunda çıkan yangında 11 kız çocuğu ve 1 eğitmen hayatını kaybetti. Başından sonuna taammüden bir cinayetin silsileler halinde nasıl hazırlandığını medyaya yansıyanlardan öğreniyoruz. Yurt binasının ne inşaat ruhsatı vardır ne iskan izni. Buna rağmen Milli Eğitim Bakanlığı yurt izni verir. Hatta kaymakamlık eliyle yoksul-köylü aileler bu cemaat yurduna yönlendirilir. Yönlendirili çünkü bölgede kız devlet yurdu yoktur. Önemli de değildir. Cemaat yurtları barınma sorununa “çözüm” ürettiği gibi burada gayri resmi verilen zoraki din dersleri ile dindar-gerici toplum hedefi için “hizmet” yapılmaktadır. Bir toplumun işçi sınıfı ve yoksul köylülük daha çocuklarından başlanarak nasıl zehirlenip gericileştirildiğinin afişe olmuş halidir Aladağ katliamı. Bunlar bir yana kaçak bina ne yeterince denetlenir (denetleyicilerin kurallara uygun bir denetleme yapabilmelerinin koşulları ne kadar vardır?) ne de ilgili cemaat gereken önlemleri alır. Dini cemaatin fıtratı gereği Allah onları koruyacaktır. Korumaz! 11 kız çocuğu yetersiz ve eskimiş elektrik panosunun çıkardığı, her tarafı ahşap ve halı kaplı binada hızla büyüyen yangında bir umutkoştukları ama kilitli olan yangın kapısının önünde can verirler. İşte o kilitli kapı bu yoksul işçi ve emekçiler için her defasında ölüm anlamına gelmektedir. Kapının diğer tarafına geçemedikçe sermaye sınıfının bu barikatı aşılmadıkça da acıyla ve gözyaşıyla sınanmaya devam edecekler.

Sistemin yapısal krizi, çürümüş burjuva ilişkiler toplumsal yaşamın her alanına, halkın yaşamına, güvenliğine sirayet ettikçe önlenebilir tüm katliamlar, afetler önlenemez hale gelmekte, dengesizleşen toplumsal sistem her an bir yerlerden kendi içine doğru çökmektedir. Örgütsüz ve çaresizleştirilmiş sınıf ve emekçiler yıkımı görse, sorunu anlasa da çözüm üretememekte, örgütsüzlüğünün bedelini çok ağır ödemektedir. Çürümüş sistem, patalojikleşmiş bir siyasal iktidar, toplumsal ve siyasal gericiliğin her alanda yayılması bunalımın toplumsal faturasını (dün Soma, Ermenek, Şrivan’da… olduğu gibi) ağırlaştırmakta, her şeyi uçurumun kenarına doğru istikrarlı bir şekilde yığmaktadır.

Uçurumun kenarına gelmiş biri sağlıklı akıl yürütebiir mi? Lenin yürütemeyeceğini söylüyordu. Son aylarda Türkiye’de üst üste yaşanan onca şeyden sonra uçurumun kenarına gelmiş sistem ve rejimin, siyasal iktidarın, hükümetin ve kurumlarının sağlıklı bir akıl yürütmeden uzaklaştıkları artık herkes için malum olmalı.

Paslı çivileri yerinden oynamış, devlet mekanizması çökmüş, ekonomiden siyasete spordan sanata egemenlik ve sınıf ilişkilerinin şu ya da bu boyutundan topluma yayılan tam bir çürüme ve yok olma halidir. Ekonomik krizin göstere göstere yaklaşıyor oluşunu, dövizin yükselişini “vatandaş dolarını bozdursun kriz aşılır” önlemine havale eden (bu da krizin faturasını halka ödetmenin yeni bir biçimi) zekayı gösteren; bir gün AB’yi seviyoruz, öbür gün ŞİÖ’ye de boş değilim diyerek kafası karışık ergen ruh halinde hareket eden, yalnızlığını ve kuşatılmışlığını aşmak adına çevresine sürekli yanlış sinyaller veren bu sistem bugüne kadar yaşadıklarından daha ağır bir travmaya doğru pupa yelken yol alıyor.

Başkanlık (şimdilerde adı Cumhurbaşkanlığı sistemi oldu) sistemiyle zorbalık ve baskıları artırarak sistemin krizini aşacağını sanan, uman; böylece “yeni Türkiye’yi” sağlama alacağını düşünen bu burjuva zevatlar uçurumun kenarındaki insanın ruh halini sergiliyorlar. Ekonomik kriz, Suriye, Irak krizlari, Kürt sorunu, demokratik hak ve özgürlüklerin kırıntılarının da budanması, OHAL, her muhalif sesi ezerek, tutuklayarak, katlederek kendini koruyacağını sanan, toplumsal yaşamı yerinden ve temelinden dinamitleyen bu yönetici karakterler sağlıklı düşünme yeteneğini artık kaybetmiştir. Üst üste bu kadar “hata” yapan, “hatalarıyla” arkasında acı ve gözyaşından başka bir şey bırakmayan, sermaye sınıfının çıkarları için gündemleştirilen politik yönelimler aynen devam ettiriliyor. “Bir yalanı ne kadar güçlü ve inandırıcı söylersen o kadar gerçekliğe yaklaşır” burjuva politik yaklaşımı herhalde “hatalara” da içerilmiş olmalı.

Artık şiraze ve dengesini, doğrultusunu yitirmiş belli bir plan, taktik ve stratejiden oluşmuş bir vizyonu bulunmayan tekelci burjuva AKP iktidarı salt kendi iktidarını korumaya odaklanmış haldedir. Vizyonunu yitirmesi gereği iktidarın iç ilişkileri de bozulmaya, her kafadan ayrı bir ses çıkan kakafonik bir izlenim vermeye başlamıştır. Yönetme yeteneğinin ulaştığı nokta sarayla kabine üyrelerinin ayrı tellerden çalmasına kadar varmıştır. Ekononik kriz, döviz kurunun yükselmesine dair söylemlerden, “Fırat Kalkanı” işgali hakkındaki söylemlere, OHAL’in ve olası bir başkanlık referandumunun hangi koşullarda yapılacağına, utanmazca gündeme getirilen tecavüz sanıkların af düzenlemesine, AB ile ilişkilerden idam tartışmalarına… Liste uzatıabilir. Siyasal iktidar sistem ve rejimi yönetme yeteneğini yitirmişti. Anlaşılan iktidar içi ilişkilerde de ağırlık kaymaları ve geleceğe dönük endişeler büyümekte, bu da kakafoniye yol açmaktadır.

AKP iktidarı ve siyasal sistem dolu dizgin biz çöküşe doğru koşuyor. İster Amok koşucusu metaforuyla ifade edin, ister yolcuları ile ettiği kavgalar nedeniyle çileden çıkmış bir transatlantiğin katanının hırsı nedeniyle hızla bir buzdağına doğru yol aldığını, fark etmez ikisinin de sonu korkunç olacaktır.

Endişemiz ne sistemin ne devletlilerin ne AKP iktidarının, sarayın ne de neo-liberal rejimin bekasına dairdir. Bu kaçınılmaz. Aladağ’daki o cemaat yurdunda yerelde yaşananlar, toplumsal planda ülke boyutunda yaşanacakların bir ön belirtisidir. İşçi sınıfı ve emekçiler onların kanı ve canı üzerinden semiren bu asalak düzen ve onun cemaat, burjuva parti, kurum, ideoloji, bilinç ve kıskaçlarından kurtuldukça özgürleşecektir. Bunun da biricik yolu küçük çocuk bedenlerinin önünde kömürleştiği o kapıda simgelenen sistem sınırlarını aşmaktan geçmektedir. O kapıyı yıkıp geçmek, arkasındaki aydınlığın gözlerdeki perdeyi özgürlüğün rüzgarıyla savurup atması tek hedef ve kurtuluş yoludur.

03.Aralık 2016
Ercan Akpınar Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Hapishanesi C-92

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*