Anasayfa » GÜNDEM » Kıdem tazminatı sorununda yeni gelişmeler…

Kıdem tazminatı sorununda yeni gelişmeler…

Hükümetin kıdem tazminatını fona devretme tasarısı bir kez daha çarşafa dolanıyor.

Önce TOBB ve TİSK’ten “mutabakat yoksa kıdem düzeneği değiştirilmemeli” açıklamaları geldi. Burjuvazinin diplomatik jargonuyla, fona devretme tasarısını onaylamıyoruz, değiştirilmesini istemiyoruz, anlamına geliyor.

TİSK Yönetim Kurulu açıklamasında, “Kıdem tazminatının çalışma barışı, işçi
ve işveren arasındaki sosyal dengelerin korunması, işyeri disiplini ve işyeri etiğinin
oluşturulması gibi düzenleyici unsurları da bulunmaktadır.” denilerek, kıdemin fona devredilmesinin bunları bozacağı endişesi dile getiriliyor. “Kıdem önceliğimiz değil” denilerek gündemden çıkarılması ve yerine “yatırım ortamının iyileştirilmesi” isteniyor:

“TİSK olarak beklentimiz, kıdem tazminatı konusunun gündemden çıkarılarak, bir an önce Türkiye’nin yatırım ortamını iyileştirecek, istihdam yaratma kararlarını cesaretlendirecek ve çalışma barışını güçlendirecek düzenlemelere odaklanılmasıdır.”

Bu, TİSK’in çekirdeğini oluşturan MESS’in, dolayısıyla TÜSİAD’ın ağırlıklı bir kesiminin de değişikliği istemediği anlamına geliyor.

Burjuvazinin kıdem konusundaki bu çıkışları gün sektirmeden burjuva siyaset ve sendika sahnesine de yansıdı.

CHP milletvekili ve parti meclisi üyesi Selin Sayek Böke’nin Birgün Pazar ekinde, “Kıdem tazminatı işçi-işveren arasında karşılıklı güven ve ortaklaşma duygusunu pekiştiren, emek piyasasındaki barışın temel unsurlarından birisidir.” diyen bir yazısı yayınlandı.

Hükümet içinde ise kıdem kakafonisi arttı. TÜSİAD’a yakınlığıyla bilinen bazı bakanlar, TİSK ve TOBB açıklamalarında olduğu gibi işsizlik sigortası fonu ve kıdem tazminatı fonunun birarada olmasına karşı çıkarken, Çalışma Bakanı ve Başbakan Yardımcısından ise orta yolcu açıklamalar geldi.

En sonu Türk-İş Genel Başkanı da, “TOBB ve TİSK mutabakat yoksa olmaz diyor, kıdem ödemeyen işverene ceza getirilsin, bitsin bu iş!” deyip işin içinden çıkıverdi!

Bu koşullarda hükümetin kıdem fonu tasarısını geçirmesi zorlaşmış görünüyor. Ancak burjuva-faşist devlet iktidarının sağı solu belli olmadığından, salt yağmalanacak yeni bir devasa mali sermaye fonu yaratma iştahasıyla, ve büyük patronların endişelerini yatıştıracak bir iki ek düzenlemeyle zorlamaya devam edebilir. Bu yüzden gevşemeye gelmez.

Ancak asıl mesele, sendikaların yaptığı gibi büyük patronların kıdem fonu konusundaki isteksizlik ve kaygılarının arkasına saklanarak bir kez daha kıdem fonunu savuşturmaya çalışmakla yetinmek değil, burjuvaziden ayrışan bir kıdem politikası ve mücadele istemleri ortaya koyarak, mücadeleyi yükseltmektir.

Büyük patronlar neden kıdem fonu konusunda isteksiz?

Büyük patronlar, asıl olarak da büyük sanayi patronları, kıdemi, ihtiyaç duydukları çekirdek (vasıflı ve deneyimli) işçileri, düzene ve kendilerine bağımlı kılan ve disipline eden bir bağ olarak görüyor. Çünkü kıdem tazminatı, genç işçilerde değilse bile, özellikle aynı işyerinde 5-10 yıldan fazla çalışan ve vasıflı işçileri, kıdem tazminatını kaybetme korkusuyla fiili grev ve direnişlerden kaçınıp tutuculaştırıcı ve işyerine bağlayıcı bir işlev görüyor.

Kıdem tazminatı fona devredildiğinde, işçi büyük bir kayıp yaşayacak olsa da, büyük patronların çekirdek işçileri işyerine bağlamak ve direnişten uzak tutmak için kullandığı bir araç olmaktan çıkacak kıdem tazminatı. Çekirdek ve kıdemli işçiler de, istedikleri zaman iş değiştirebilir, ya da iş bırakma veya işten çıkmayı patrona karşı bir koz olarak kullanabilir hale gelecek.

Nitekim TİSK, kıdem tazminatını “çalışma barışı, işyeri disiplini… gibi düzenleyici” yani kıdemli işçiler üzerinde bir kontrol ve disiplin unsuru olarak tanımlarken, bunu kaybetme korkusunu açıkça dile getirmiş oluyor. ‘Evet, kıdem bizim için bir “yük”tür, ama işçiye karşı tehdit, sindirme ve ihtiyaç duyduğumuz vasıflı ve deneyimli kesimlerini kendimize bağlamak için katlandığımız bir “yük”tür, bunu bizim elimizden alırsanız, işçiye söz geçirmemiz ve kontrol altında tutmamız zorlaşır’ demiş oluyor.

İkincisi, büyük patronlar, KOBİ’lerin önemli bölümü ve kayıtsız işyerleri kıdem ödemiyor, kıdem fonu olursa onların kıdem fonu payını da biz ödemiş olacağız, diye endişeleniyor.

Üçüncüsü, büyük patronlar, kıdem tazminatı gerçekte ücretin bir parçası olduğu halde, çalıştırdıkları işçilerin kıdem tazminatlarını ödeyinceye kadar kendi özel sermaye fonu olarak kullanıp bedavadan işletiyorlar. Kıdem tazminatları fona devredilirken budanacak olsa bile, kıdem fonuna düzenli ödeme yapmaları gerekeceğinden, artık ek özel sermaye olarak işletemeyecekler. Her türlü vergi ve prim ödemesinden kurtulmaya bakarken, işsizlik sigortasının yanına bir üç kuruşluk ödeme daha onlara “yük” olarak görünüyor.

Dördüncüsü, kıdem fonu uygulandığı durumda, 3-5 yıl içinde 100 milyarlarca liralık Türkiye’nin en büyük mali sermaye fonu haline gelecek olduğu halde, bu fonun kendi denetimlerinden çok Saray’ın her türlü denetimden yoksun kontrolünde olmasından ve farklı sermaye kesimlerinin kayırılarak kullanılacağından endişe duyuyorlar.

Ne yapmalı

Bu durum, işçi sınıfının kıdemin fona devredilmesine karşı çıkmaması gerektiği anlamına, kesinlikle gelmiyor. Tam tersine, büyük patronların “kıdem konusunun bir an önce gündemden çıkarılmasını istemesi” bu konudaki kaygı ve korkularını ortaya koyuyor. Bu yüzden bu konunun daha fazla üstüne gidilmesinin tam zamanı olduğunu gösteriyor.

Bununla birlikte, salt kıdem fonu tasarısına karşı çıkmakla yetinmenin, burjuvazinin tutumundan ayrışmadığını da, gösteriyor.

Bu yüzden kıdem tazminatı hakkını hem koruyup genişletecek, hem de (ücretli köleliği derinleştirici) “kıdemli kölelik” olmaktan çıkarıcı bir mücadele hattına ihtiyaç var. Bunun için;

– İşçinin kıdem tazminatı baki ve patron yükümlülüğü olarak kalmalı, fakat işçi kendi isteğiyle işten çıktığı zaman da kıdem tazminatını çalıştığı patrondan/işyerinden hemen alabilmeli.
– Kıdem mücadelesi, Zorunlu Arabulucuk tasarısının kesinkes geri çekilmesi için mücadele ile birleştirilmeli. Çünkü işçinin hukuki hak arayışını olağanüstü zorlaştıran Zorunlu Arabuluculuk düzenlemesi, işçinin kıdem tazminatının gasp edilmesini de kolaylaştırmayı ve yaygınlaştırmayı hedeflemektedir. Zorunlu Arabuluculuğa karşı mücadele edilmeden, kıdem için mücadele edilemez!
– Kıdem tazminatına 12 Eylül faşizmiyle getirilen budama ve üst sınır kaldırılmalı. TİS sürecinde kıdemin yükseltilebilmesi de yeniden bir hak haline gelmeli.
– İşçi bir işyerinde “bir gün bile çalışsa” kıdem tazminatı hakkına sahip olmalı. İşçinin kıdem alacağı, her ayki ücret bordrosuna da işlenmeli/görünmeli.
– Kıdem tazminatı ücretin bir parçası (12’de bir) olduğundan kıdem tazminatı ücret hakkı/alacağı kabul edilmeli. Patronların ödememesi veya “icra-iflas” çamuruna yatması durumlarında patronlara ağır cezai yaptırım uygulanmalı, işçi alacakları ipotekli alacakların ilk önceliğine yükseltilmeli.
– Kıdem tazminatı devlet güvencesine alınmalı, ve patron tarafından ödenmediği durumda devletin ödemesi zorunlu olmalı.
– İş yasasının başta 25/II maddesi olmak üzere “iş akdinin tazminatsız feshi”ne ilişkin maddeleri kaldırılmalı.
– Sendikal örgütlenme, TİS, grev, direniş gibi nedenlerle “iş akdinin feshi” gerekçesi kaldırılmalı.
– Kiralık işçilik, geçici sözleşmeli işçilik, taşeronluk gibi uygulamalar kaldırılmalı.
– İşsizlik fonunun amacı dışında kullanılması yasaklanmalı.
– Grev yasakları ve OHAL kaldırılmalı.
– Sermayenin ve sermaye partilerinin “çalışma barışı”, “kıdem tazminatı işçi-işveren arasında karşılıklı güven ve ortaklaşmadır, emek piyasasında barışın unsurudur”, “işyeri disiplini ve ethiği” gibi söylemleri yaygın olarak teşhir edilmeli.

Kahrolsun ücretli kölelik düzeni! Kahrolsun burjuva-faşist diktatörlük!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*