Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kıdem tazminatı hakkının gaspına karşı genel greve doğru!..

Kıdem tazminatı hakkının gaspına karşı genel greve doğru!..

Peki, göstere göstere gelen, son aşamalarına gelmiş bu yıkıcı mali oligarşik saldırı karşısında sendikalar ne yapıyor? Halen bir iki açıklama, bir iki cılız protesto eylemi ve topu birbirine atma dışında hemen hiçbir şey. Türk-İş genel merkezi, “Gündeme getirilen formüllerin hepsi hak kaybı içeriyor. Kıdem tazminatlarımıza el uzatılırsa -el uzatılması mı kalmış??- genel grev yapacağız” diyor. Bu ifade, kemendin işçinin boynuna geçmesini bekleyip, ancak çekildiğinde vitrinlik bir genel grev ihtimaline işaret ediyor! DİSK, Sendikal Güç Birliği, hiçbir taban çalışması yürütmeden, ortaya ciddi ve dişe diş bir mücadele programı koymadan, harekete geçmeden, halen Türk-İş genel merkezine, “sözünün arkasında dur” çağrıları yapmakla yetiniyorlar.

Evet, böylesine amansız ve yıkıcı bir saldırının işçi sınıfı cephesinden yanıtlanmasının asgarisi, genel grevdir. Fakat Türk-İş’ten benzerlerini çok gördüğümüz, ancak yasa çıkma aşamasına geldiğinde, o da bir günlük, etkisiz pijama terlik grevi değil. Bu şiddet ve yıkıcılıkta mali oligarşik bir saldırı, yeri yerinden oynatmadan, üretimi uzun süreli durdurup meydanları sokakları sarsmadan geri çektirilemez. Birkaç miting, bir günlük iş bırakma ile sınırlı, sendika bürokrasilerinin kontrolünde ve yukarıdan, asgari, barışçıl protest direniş çizgisi ile olabileceğin en fazlası, hükümetin tasarının öze ilişkin olmayan bir iki yanında bir iki rötuş yapması, sendika bürokrasilerinin de buna “kazanım” diye çamura yatması, işçi sınıfının da kıdem tazminatı hakkı ve son iş güvencesi kalıntılarının üstüne bir bardak su içmesidir.

Oysa, bir SGGSS yasa tasarısına karşı, 30’ar bin kişilik 3 miting, 2 kısmi genel iş bırakmanın bile yeterli olmadığını, THY’de grev yasağına karşı 5 bin işçinin katıldığı fiili grevin bile yeterli olmadığını biliyoruz. Tekel işçilerinin direnişinde, Türk-İş’in nasıl geri çekici ve engelleyici bir rol oynadığını biliyoruz. Türk-İş ve bugün Sendikal Güç Birliği’ni oluşturan sendika bürokrasilerinin, sayısız genel grev, eylem kararının bile nasıl içini boşalttığını, asgari ve biçimsel protest çizgiyle, geçiştirdiğini biliyoruz.

Buna karşın, geriye kalan hak ve sendika kazanımlarını da kökünden sökmeye odaklı bu saldırı, mevcut sendikalar için bile, öyle bir iki göstermelik uyarı grevi, protesto mitingi ile geçiştirilebilecek cinsten değildir. En geri ve çürümüş bürokratik düzen sendikacılığı ve çoğu statükocu, tabandan kopuk ve ilgisiz, dar tis sendikacılığı için, fiilen çoktan kapanmış dönemi resmen de bitiren, bu halleriyle ne yapacaklarını kendi tabanlarına, her gün sendikalaşmak için canhıraş mücadeleler veren mücadeleci işçilere dahi anlatamaz hale gelecekleri bir durumdur.

Bu yüzden yapılması gereken;

– Mevcut sendika bürokrasileri üzerinde tabandan ve tüm yönlü bir genel grev baskısını, ama öyle bir günlük pijama-terlik grevi biçiminde değil, saldırı geri çekilinciye kadar en etkin bir süresiz genel grev istem ve baskısını yoğunlaştırmak;

– Az çok tabana yakın ve mücadeleci sendikal mevzileri de bu mücadeleyi tabandan örgütlemek ve yaygınlaştırmak için en etkin biçimde değerlendirmek;

– Asıl olarak da işçi sınıfının -salt kamu ve mevcut sendikalı işçilerle sınırlı kalmayacak, işçi sınıfının en geniş kesimlerine yayılacak, son dönemki mücadele dinamiklerini de kapsayıp bütünleştirecek- öz savaşım organlarının oluşturulmasına ve yaygınlaşmasına dayanacak, yığınsal, soluklu, çok sayıda grev, direniş, işgal, sokak ve meydan eylemi ve inisiyatifi ile burjuvazi ve hükümetini köşeye sıkıştıran ve bunaltan, gerçek bir işçi sınıfı hareketinin örgütlenmesi ve yükseltilmesidir.

Bunun, henüz çok sınırlı da olsa, ön dinamikleri, işçi sınıfının nisbeten örgütlü ve örgütsüz bir dizi kritik kesimindeki artmaya başlayan kıpırtılarda, hareketlerde ve hareketlenme potansiyellerinde (eğitim, sağlık, enerji, ulaşım, liman, otomotiv, deri, tekstil, vd. Yanısıra metal grup sözleşmeleri…) vardır.

Bunun, henüz çok sınırlı da olsa, ön dinamikleri, 4+4+4’e karşı yaz döneminde bile süren, sezon açılışında daha yaygın ve yığınsal, öğretmen, öğrenci, veli bileşik hareketlere dönüşebilecek mücadelelerde, şiddete ve kürtaj yasağına karşı kadın hareketinde, sürekli gözaltı ve tutuklamalara maruz kalan kürt işçi ve emekçilerindeki nisbi canlılıkta vardır.

Bunun, henüz sınırlı da olsa ön dinamikleri, neoliberalizmin 10larca yıllık yıkıcı birikiminde ve özellikle son yıllarda bir üst düzeye çıkmış saldırganlık ve bunaltıcılığında, dünyayı kasıp kavuran kapitalizmin küresel krizinin yılın ikinci yarısından itibaren yeni bir evreye girecek ve Türkiye’de de etkisini daha fazla hissettirmeye başlayacak olmasında vardır.

Bunun, henüz çok sınırlı da olsa, ön dinamikleri, AKP hükümetinin, dış politikada olduğu gibi iç politikada, hatta kendi içinde ve tabanında, hele ki Uludere katliamı, Pozantı rezaleti ve yığınsal tutuklamalar dahil kürt sorununda, kadın sorununda, eğitim ve sağlık sorunlarında, enerji sorununda, işsizlik sorununda, iş cinayetleri sorununda, katliam derekesindeki deprem-sel vd yıkımları sorununda, en geri düzeyde neoliberal burjuva demokrasisi konusunda, anayasa sorununda, Suriye sorununda … burjuva kibrinin çizilmeye, sıkışma ve yıpranma sürecinin başlamış olmasında vardır.

Sonuç alınıncaya kadar süresiz bir genel grev, ya da bir genel grev-genel direniş hareketi, hele ki bugünkü koşullarda, kuşkusuz bir çırpıda, yapacak olsalardı bile şu veya bu sendika konfederasyonunun talimatıyla, sınıfa dışsal çağrılarla gerçekleştirilemez. Tabandan ve öncü, ön açıcı çıkışlar dahil basitten karmaşığa eylemli biçimde örgütlenmesi, sınıfının uzunca bir süredir duruksun ve en geri noktaya kadar kendi kabuğuna çekilmiş ana gövdesinin -artık bu biçimiyle ölümden öte köy olmadığının bilinciyle- uyandırılması ve kızıştırılması, sınıfın ağır bir parçalanmışlık ve çözülme içindeki kesimlerinin mücadele içinde toparlanması, farklı kesimlerinin birlikte mücadele içinde etkileşim ve dayanışmasının artırılması, arayış ve mücadele istekliliği olan kesimlere mücadele kanalı açacak bir ajitasyon ve eylem örgüsünün, bunu sağlayabilecek yeni öncü işçiler platform ve kurullarının ortaya çıkması, bu mücadeleler içinde canlanacak ve öne çıkacak bir deneyimli ve genç öncü işçi dinamiğinin ortaya çıkması, … gerekir.

Fakat bunun için de, öncelikle, devrimcilerde de fazlasıyla var olan, “şöyle bir saldırı var, buna karşı direnelim, mücadele edelim, genel grev yapalım” tarzı olgucu, dar muhalif, dışsal ve statik yaklaşımın aşılması; küresel kriz zemininden uzlaşmaz sınıf çelişkilerin daha fazla açığa çıktığı ve keskinleşeceği tarihsel gelişme yönünden, ve gelecekteki mücadelelerinin bugün her ne kadar sınırlı ve zayıf da olsa oluşum halindeki dinamiklerinin içinden, sürece soluklu ve savaşımcı bir emek ile müdahil olunması ve bilinç ve örgütlülük kazandırılması gerekir.

Kıdem tazminatı sorunu, basit ve herhangi bir hak sorunu değildir. Kapitalizmin uzayıp giden küresel kriz koşullarında, burjuvazinin ve mali oligarşisinin işçi sınıfı üzerindeki sömürüsünü ve boyunduruğunu (ulusal istihdam stratejisi, 4+4+4 ve sayısız başka yeniden düzenlemeyle birlikte) bir üst düzeyde yeniden yapılandırma operasyonunun en kritik halkalarından biridir. Ve bu sermaye programının bütünüyle birlikte, proletarya-burjuvazi karşıtlığını belirginleştirip keskinleştirerek, iki sınıfı daha gövdesel olarak karşı karşıya getirme dinamiğini de içermektedir. İşçi sınıfı ciddi bir mücadele ortaya koyabilmek için bile, yalnız AKP hükümetine karşı değil, onun arkasındaki, işçi emekçilerin iliklerinden çıkarılan milyar dolarlık fonların yiyicisi banka, tekel ve borsalarıyla burjuvazi ve mali oligarşisinin egemenliğine karşı da mücadele etmek zorundadır. Bir kutupta mali sermaye birikimi, diğer kutupta, işçi sınıfının saflarında sefalet birikimi: Ve bugün bu kapitalist sömürücü asalak dev çaplı banka-sigorta-borsa-tekel vb çarkı, milyonlarca işçinin yüzmilyarlarca dolarlık kıdem tazminatlarına el koyup, yine işçileri daha fazla sömürüp soyabilmek için mali sermaye haline getirmek, işçileri hiçbir güvencesi olmayan çıplak işgücüne, alçaltmak istiyor. İşte bu yüzden bu saldırıyı durdurmak, tam da onun arka planındaki, banka-borsa-tekeller çarkına vurmak, onların kapısına dayanmakla mümkündür.

Kahrolsun ücretli kölelik düzeni!
Kahrolsun banka-borsa-tekelci sermaye haydutları!
Kıdem tazminatı hakkımıza uzanan elleri kıracağız!
Tüm işçilere kayıtsız koşulsuz iş güvencesi!
Sınıfa karşı sınıf, tazminat gaspına karşı genel grev genel direniş!
Kahrolsun sendika bürokrasisi, işçiler, işçi komitelerinde, işçi meclislerinde, bölgesel öncü işçi kurullarında ve platformlarında bir araya gelelim! Kendi öz mücadele kararlarımızı kendimiz verip, hep birlikte örgütleyelim!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*