Kıdem tazminatının fona devredilmesinin en bilinen nedeni: İşçi alma ve atmayı daha masrafsız, yükümlülüksüz ve kolay hale getirmek; belli bir şirkette yıllarca çalışan görece yüksek ücretli ve sosyal hak sahibi deneyimli işçilerin sayısını minimize etmek; belli bir şirkete bağlı yerleşik/standart çalışma kültürünü ve hakları ortadan kaldırmak; esnek ve geçici işgücü kullanımını artırmak; ücretleri düşürmek, sosyal hak, yardım ve iş eğitimlerini kesmek; işçileri daha çok katmanlı ve parçalı hale getirerek örgütlenme ve direnişleri daha da zorlaştırmak.

bui-web2Kıdem tazminatının fona devredilmesinin daha az bilinen nedeni: İşçilerin kıdem hakedişlerini mali oligarşinin kontrol ve işletmesinde özel mali sermaye yatırım fonlarına çevirmek. Tüm sigortalı işçiler fon kapsamına alındığı durumda, yılda en az 15-20 milyar liranın birikeceği fonlar, mali sermayenin iştahasına sunulmuş olacak. İşsizlik fonlarının nasıl büyük sermayenin cebine aktığı bilindiğinde, kıdem fonlarının da nasıl yağmalanacağını öngörmek zor değil. Kıdem ücretin bir kısmıdır. Kıdemin dayandığı yıllık çalışma günü sayısının düşürülmesi, işçinin çalıştığı işyerinden çıkartıldığında kıdem tazminatını hemen alamaması, banka-borsa-yatırım fonlarının sunduğu sınırlı sayıda seçenekle hiçbir denetiminin kalmadığı kıdem hakkıyla kumar oynamak zorunda bırakılması; tüm bunların işçilere getireceği büyük kayıplar ve riskler bir yana, kıdem tazminatını işçiler için bir yedeklik/sigorta fonu olmaktan çıkarıp bir mali sermaye fonu haline getiriyor.

Kıdem tazminatının işçinin hakediş ve tasarrufu olmaktan çıkarılması, budanması ve sermaye fonu haline getirilmesi, küresel mali oligarşik neoliberal programlarının ayrılmaz bir bileşeni. Bir çok ülkede ciddi işçi direnişlerine karşın zorla uygulamaya geçirildi ya da geçirilmek isteniyor. Türkiye’de de yıllardır gündemde olmasına karşın bugüne kadar ertelenmesinin nedeni ise, sendikalardan çok TÜSİAD, MESS gibi büyük burjuva örgütlerinin tereddütleriydi. Büyük patronlar, KOBİ’lerin kıdem tazminatı ödemediğinden, fona geçilirse onların kıdem tazminatını da kendilerinin ödemiş olacağından tasalanıyorlardı. İkincisi, fon uygulamasıyla işçi kıdem tazminatı tümden yanmadan kendi isteğiyle işten çıkabileceğinden, ihtiyaç duydukları vasıflı ve deneyimli işçileri kontrol etmenin zorlaşacağından, kıdemi yitirme korkusu kalmayan işçilerin daha kolay direniş yapabileceğinden tasalanıyorlardı. Üçüncüsü, kızışan küresel rekabet, şirketlerin el değiştirmesi mücadelesinde, kıdem tazminatlarının kendi şirketlerinin daha büyük mali sermaye grupları tarafından ele geçirilmesine karşı kısmi bir koruma sağladığını, bu ortadan kalkarsa daha kolay av haline gelebileceğinden tasalanıyorlardı. Yeni tasarıyla büyük patronların tasacıkları giderilmiş görünüyor.

2CB6087A00000578-3248315-image-a-99_1443137424503Sendikaların kıdem tazminatını iş güvencesi olarak sunmaları ise oldukça yanıltıcı. Kıdem tazminatının gerçek bir iş güvencesi sağladığı nerede görülmüş? İş yasasının tazminatsız işten atmayı öngören sayısız maddesi var. Öncü işçiler genellikle bu maddeler gerekçe gösterilerek tazminatsız işten atılıyor. Patronlar yasal kılıf uyduramadıkları durumda da, fiilen tazminatları ödemiyor. İşçinin alıp alabileceği mütavazı tazminatın önemlice bir bölümünü baştan dava açma parası olarak (1500 lira) gözden çıkarması, 1-2 yıl süren dava sonucunu beklemesi gerekiyor. Bunun dışında hileli iflastan, “terörle mücadele” yasasına, performanstan taşerona, işçinin çeşitli baskılar ve ordan oraya sürülerek istifaya zorlanmasına kadar çok sayıda tazminatsız işten atma yöntemine yaygın olarak başvuruluyor. İşten atılan işçilerin önemli bir bölümü tazminatını alamıyor. Sendikalar iş güvencesi konusunda samimi olsalardı, bunlarla da mücadele etmeleri gerekirdi.

Peki “iş güvencesi”nden ne anlamalıyız? İşçinin çoğunlukla nefret ettiği tek bir işte, ömür boyu, parça insan olarak körelme ve kendini sömürtme güvencesini mi? Eğer tüm işçiler, temel geçim, istihdam ve örgütlenme güvencesine sahip olsalardı, hiçbir hak kaybı olmadan kendi istedikleri zaman iş değiştirebilselerdi, neden ömür boyu tek bir işte paslanmaya mecbur olsunlar ki? Sendikalar ve sol öylesine körelmiş ki, bunu bile bir nimet ve ayrıcalık diye lanse ediyor: Yeni tasarıya karşı tüm söyleyebildikleri şundan ibaret: “Olan, olması gerekendir”. İşçi sınıfının bir dönem büyük mücadeleler verdiği 12 Eylül’ün (kıdem tazminatını da kuşa çevirmiş olan) İş Yasasını ve Devlet Memuru Yasasını (kamu emekçilerin eskiden “kapıkulu yasası” dediği 657) şimdi “iş güvencesi” adı altında savunur hale geliyorlar. Sınıfın sınırlı bir kesiminin giderek eritilen ve koşullu kıdem tazminatı hakkını, burjuvazi ve devletinden çok, sanki bir ayrıcalıkmış gibi sınıfın bu hakka sahip olmayan kesimine karşı savunma pozisyonuna düşüyorlar. Kıdem tazminatı kazanılmış bir haksa, bunu tüm işçiler için istemeyi, daha ileri ve kayıtsız koşulsuz bir kıdem ve yıpranma tazminatı hakkı için mücadeleyi sınıfın bütününün ortak mücadelesi haline getirmeyi bile akıllarından geçiremiyorlar. Burjuva devletin mali sermaye fonlamasına yumuşak geçiş için, mevcut kıdem hakedişlerinde fona geçişi “işçinin isteğine bağlı” hale getirmesi de bir şey ifade etmiyor. Çünkü bir kez sermaye fonu uygulaması başlayınca, mevcut kıdem hakedişleri üzerindeki baskı giderek artacak, yine patronların kararına bağlı hale gelecektir.

Screen-Shot-2014-09-26-at-10.39.32-AMSermaye için değil, emek için fon

Öyleyse bir de alternatif bir kıdem tazminatı fonu hayal edelim. Sermaye fonu olarak değil, gerçek anlamda emek fonu olarak kıdem tazminatı. Kıdem tazminatının ücrete oranı azaltılmasın artsın. Türkiye’de bu oran onikide 1’dir, onaltıda ya da yirmidörtte 1’e düşürülmek istenmektedir. Avrupa’da ise sekizde 1’dir. İşçi bir işyerinde çok kısa süreli olarak çalışıp kendi isteğiyle işten çıktığı durumda, kıdem hakedişini isterse hemen alabilsin. İşçinin kıdem tazminatı hakedişlerini ne zaman alacağı veya nasıl kullanacağına dair hiçbir koşul dayatılmasın. Patronlar ve devlet, işçinin ücretini nasıl kullanacağına karışabilir mi? O zaman ücretin bir kısmını oluşturan kıdem tazminatını da nasıl kullanacağına karışamaz. Fonun işçilerin gerçek ihtiyaçları, kararları ve denetimi dışında kullanılması kesinkes yasak olsun.

Fon doğrudan işçiler tarafından, örneğin tüm işçilerin belirleyeceği ve gerektiğinde görevden alabileceği sınıf bilinçli bir işçi konseyi tarafından, tüm işçilerin ortak kararlarına dayalı, sorumlu, denetimine açık ve saydam olarak yönetilsin. Fonun bir bölümü, örneğin işçiler bu doğrultuda karar aldıklarında, ucuz ve sağlıklı konut, veya tüm işçilerin ortaklaşa değerlendirebileceği işçi toplantı, örgütlenme, kültür-sanat-spor merkezleri, tatil beldeleri, veya işçiler neye ihtiyaç duyuyor ve istiyorlarsa onun yapılmasına harcansın. İşçiler ortak fonlarında ne kadar birikim olduğunu, bunun ne kadarının ortak ihtiyaçları için kullanılabilir olduğunu bilerek biraraya gelsinler, bunu hangi ortak ihtiyaçları için nasıl değerlendireceklerine kendileri karar versinler. Bu ortak işçi fonuyla yapılan kurum ve hizmetler, yine işçiler tarafından seçilen, gerektiğinde görevden alınan, işçi organları tarafından yönetilsin ve denetlensin.

biberman_chainFonsa, işte biz böyle bir toplumsallaştırılmış fon istiyoruz. Sermaye için değil gerçek anlamda işçiler için bir fon. Sermayenin işçilerin sırtından işçileri daha fazla sömürmesi, asalaklık etmesi, borsa-finans oyunlarında yağmalaması için değil, işçilerin gerçek sınıfsal-toplumsal ihtiyaçları, ortaklaşa yararlanması ve gelişimi için bir fon. Ve bu ancak sermaye için değil işçiler için demokrasiyle mümkün olabilir. İşçilerin ortaklaşa mülkiyet, yönetim, denetim ve kullanımında olan bir üretim tarzında mümkün olabilir.

Böyle bir şeyin kapitalizm koşullarında mümkün olmayacağını biliyoruz. Hani kazayla ve göstermelik olarak, kıdem fonunun denetim ve yönetimine bir iki sendika patronu katılsa, yağmaya ortak olmaktan başka şey yapmazlar. İşçilerin kendi aidat ve emeklerinden oluşan milyarlarca liralık sendika bütçe ve fonları üzerinde bile bir söz hakkı olmuyor, grevde bile bir geri dönüşü olmuyor ki, banka ve devletin tasarrufunda olan – beş on yılda- yüzmilyarlarca liraya ulaşabilecek fonlar üzerinde söz, karar, yönetim hakkı olsun! “Toplumsal işlev” kılıfı altında, eğitimdi, sağlıktı, emeklilikti, altyapıydı, belediyeydi, kıdemdi hepsi birer birer işçilerden kopartılıp, işçilerin karşısına onları daha fazla sömüren, soyan ve ezen sermaye fon ve araçları olarak dikiliyor.

“Emek ürününün emeğin geçim giderlerinin üstünde ve ötesinde bir fazlalık vermesi ve bu fazlalıktan bir toplumsal üretim ve yedek fonunun oluşması ve çoğalması, tüm toplumsal, siyasi ve entelektüel ilerlemenin temeliydi ve temelidir. Bugüne kadar tarihte bu fon, ayrıcalıklı bir sınıfın mülkiyetinde idi, bu mülkiyetle birlikte politik egemenlik ve düşünsel önderlik de ona düşüyordu. Yaklaşan sosyal altüst oluş, bu toplumsal üretim ve yedek fonunu, yani hammaddelerin, üretim aletlerinin ve geçim araçlarının toplam kütlesini, ayrıcalıklı sınıfın elinden alıp tüm topluma ortak mülkiyet olarak transfer ederek, gerçek bir toplumsal fon haline getirecektir.” (Engels, Anti-Duhring)