Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » KESK’te iki ses

KESK’te iki ses

KESK Olağanüstü Genel Kurulunda SES üyesi iki delege, grupsal ittifak ve pazarlıkların ağır ve çürütücü gölgesi altında geçen aklama kongresinin aykırı sesleri oldular. SES delegeleri Mahmut Konuk ve Behçet Eşkili’nin olağanüstü genel kurul konuşmalarını yayınlıyoruz:

Mahmut Konuk:

Merhaba dostlar,
Ben konuşmama bu yirmi yıllık süreçte toprağa gömdüğümüz, ölümsüzlüğe uğurladığımız Necati Aydın’ların, Ayşenur Şimşek’lerin, Necdet Aysan’ların, Satı Taş’ların, İhram Mikyas’ların, Ahmet Bayhan’ların ve daha nicelerinin anıları önünde saygıyla eğilerek başlamak istiyorum. Bu KESK onlara layık bir şekilde mi devam edecek, yoksa kendi kendini yok eden bir çürüme noktasına mı gidecek, bu da bizim önümüzde duran kritik bir mesele.

Dostlar geçen bu ülkenin yüzakı aydınlardan biriyle sohbet ediyordum. Söylediği şey şu: “Yahu Mahmut Hoca, bu KESK var ya, bu KESK.. Yine bir koalisyon oluşturacağız, o koalisyon bir başka koalisyonu dövecek, o koalisyon yönetime gelecek, bir sonraki genel kurula kadar yenilen koalisyon KESK’in altını oyacak, sonra yeni bir koalisyon kurulacak; her süreçte KESK biraz daha dökülerek kendi kendini yok etmiş olacak, havaya uçacak, KESK diye bir şey kalmayacak.”

Biraz abartılı mıydı, abartılıydı. Ama gerçeklik payı yok muydu, gerçeklik payı var. Keşke bu genel kurulda gerçekten 2008 Genel Kurulu’yla bu Genel Kurul’un raporları arasındaki karşılaştırmayı yapabilseydik. Oradaki liberal savrulmalardan, Dünya Bankası ve IMF gibi uluslararası para fonlarının yöneticileriyle birlikte, ekmek isyanlarından korkan bir anlayıştan, bugün bu ülkenin baldırıçıplaklarına yüzünü dönen, dolayısıyla 29 Kasım eylemini, 25 Kasım grevini başaran bir KESK’e buradan olumlu bir yere evrilebilmeyi tartışabilseydik, buradan daha ileriye gidebilmeyi tartışsaydık. Ama öyle değil, o durumda değiliz arkadaşlar. Ben izniniz olursa 20 yıldır bu alanlarda birlikte mücadele ettiğimiz bütün arkadaşlarımın tanıdığı bir insan olarak, “mahallenin delisi” rolünü oynamaya başlayacağım.

Bizim geldiğimiz nokta bir çürüme noktası arkadaşlar. Maalesef bu noktadayız. Eğer KESK Genel Sekreteri’nin kendi çalışanı bir arkadaşa taciz iddiası doğruysa, bu bir çürüme noktasıdır. Eğer tersi doğruysa, yani KESK Genel Sekreterini yıpratmak, KESK’i işlemez hale getirmek için bir komplo, kadın cinselliği-bedeni üzerinden KESK’te bir komplo yapılıyorsa ve bu doğruysa, bu daha büyük bir çürüme noktasıdır. Gerçekliğimiz bu! Bunu saklamanın hiçbir anlamı yok.

Ve KESK’i biz ne zaman bu hale getirdik, biliyor musunuz? KESK’i biz demokratik bir aygıt olarak oluşturduğumuz zaman, 1995 Kongresi’nde bu hale getirdik. O Kongre’de tabandan gelişen dinamik ve ruhun farkında değildik, yıllardır bu taban dinamiği bizi taşıdı, bir yerlere götürdü. Sonra mecbur kaldık, GYK gibi örgütlenmelerle idare ettik. Ama işin özü piramit tarzı örgütlenmelirin emekçi örgütlenmeleri olmadığı ile ilgiliydi. Emekçilere ait olmayan örgütlenmelerle, burjuva örgütlenmeyle emekçi örgütü yönetilemez. Emekçilerin söz ve karar hakkı olmadığı bir örgütlenmeyle emekçi örgütlenmesi yapılarak emekçi mücadelesi verilemez. Bu kadar basit. (alkışlar)

KESK’in kuruluş kongresinde biz “Tabanın söz ve karar sahibi olduğu mekanizmaları oluşturalım, KESK’in illerde meclisleri olsun, buralardan seçilen temsilcilerden merkez temsilciler kurulu gibi organları olsun, merkez meclisi olsun ve bunlar karar organı olsun, öyle tartışma organı falan değil, yönetim kurulunun canının istediğinde danışacağı bir organ falan olmasın” dediğimizde, o dönemki ittifaklar zemininde KESK’in yönetimini ele geçirme, KESK’in yönetimini elinde tutma potansiyeli olan üç grubun temsilcilerinin ben ne dediğini gayet iyi hatırlıyorum. Hasan Hayır arkadaşımız dedi ki, “ya arkadaşlar bu meclis fikri vallahi bizim geleneğimizde var, ama onu gene de şuraya yazmayalım, yönetim oluştuktan sonra talimatla oluşturalım.” Nitekim sonra GYK türü bir şey çıkarıldı. Gülay Kubilay arkadaşımız dedi ki, “ya arkadaşlar bürokrasi tartışması yapıyorsunuz ama bürokrasinin hiyerarşik bir yapıyla alakası yok, bürokrasinin başka nedenleri var”. Tayfun İşçi arkadaşımız, yurtsever arkadaşların temsilcisi olarak dedi ki, “ya arkadaşlar, vallahi bu meclis fikri bizim için çok uygun bir fikir, ama bizim sadece KESK’te değil, sadece kamu emekçileri mücadelesi ile ilgili değil, Türkiye’deki toplumsal sorunların diğer alanlarıyla, Kürt sorunu, demokratik barışın çözümü ile ilgili de geniş bir ittifak arayışımız var ve bu ittifak zemininde biz müttefiklerimizle ortak hareket etmek zorundayız. Yoksa dediğiniz çok doğru.” O günkü politik çıkarları, o günkü grupsal çıkarları gereği bu arkadaşlarımız oportünist davrandı. Oportünizm hiç birimize hayır getirmez, hiçbirimize yarar getirmez. (alkışlar) (“Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!” sloganları)

Çok uzun tartışma zamanımız yok, şansımız yok. Grup temsilcisi arkadaşlar çıktılar, bol bol konuştular, ama bize sıra sana geldiğinde zaman yok, diğer arkadaşların da söz hakkından yememek için kısa kesmek zorundayım. Bunun farkındayım. Ama bir tek şeyi söyleyeceğim. Bem fırsatçılık falan da yapmıyorum, ben gerçekliğin de farkındayım, ben “aday olacağım” dediğimde birçok arkadaş gülüyor, onun da farkındayım. “Karşılığı yok senin söylediklerinin”, diyorlar. Farkındayım. Ama ben KESK MYK üyeliğine aday oluyorum, beş aylık bir dönem için. (alkışlar).

Benim yapacağım ilk iş, bir ay içinde KESK’i burjuva mahallesinden emekçilerin ayaklarının uzandığı Kızılay, Necatibey, Sıhhıye veya Ulus gibi bir semte taşımak olacak. Burjuva mahallesinden emekçi politikası üretilemez! Bu kadar basit, herkesin bildiği gerçekleri söylüyorum, öyle çok ahkam falan kesmiyorum, çok bilgiçlik taslamıyorum. İki, KESK gerçekten tabanın söz ve karar sahibi olduğu yapılanma içine girmek zorunda. Tüzük ve program tartışması başlatacağım. Üç, herkesin söylediği ama kimsenin gereğini yerine getirmek için sonuç alıncaya kadar fiili grevi, fiili toplusözleşmeyi örgütleyecek bir mücadele programı tartışması başlatacağım. KESK ve bağlı sendikalar gerçekten bir hakkı fiilen kazanacaksa, fiili toplu sözleşme ve fiili grev yapacaksa, bunu kendi işkolunda, toplumun diğer ezilenleriyle, emekçileriyle, işçi greviyle, yoksullarıyla, baldırıçıplaklarıyla birlikte nasıl hayata geçireceğini tartışmalı ve bunun programını oluşturmalıdır. Bir yıl, iki yıl, üç yıl, beş yıl; üç ay, beş ay, altı ay, iki yıl; ama bunu nasıl yapacağını önüne koymalı, mücadele programını oluşturmalıdır, bunun kavgasını vereceğiz.

Teşekkür ediyorum. Sözlerimi şöyle tamamlamak istiyorum. Yaşasın Devrim ve Sosyalizm diyorum, Yaşasın Halkların Kardeşliği diyorum, Biji Bratiya Gellan…

(“Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!” sloganları)

*********

Behçet Eşkili:

Değerli mücadele arkadaşlarım,

Yaşamı var eden işçi sınıfının devrimci duygularıyla hepinizi selamlıyorum.

Bugün bizi bu salona toplayan KESK’te yaşanan taciz olayı olsa da hepimiz çok iyi biliyoruz ki; sendikal, siyasal, kültürel pek çok konuda yaşanan tıkanmanın ve çürümenin bir dağ olup, taciz olayı biçiminde patlaması sonucudur.

Sendikalarımızı yıllardır yöneten anlayışların tüm sorunları çözmede kullandıkları sınıf dışı çözümlere tekrar başvurulması, çıkmazı derinleştirmiş, düşkünleşmenin ve çürümenin ne denli derin olduğunu göstermiştir. Dünya işçi sınıfının yüzyıllardır mücadelerle biriktirdiği tüm yöntem ve ilkeler yok sayılmış, kirletilmekten de çekinilmemiştir.

Son 1 Mayıs’ta bu MYK aracılığıyla kölece çalışmaya karşı, Taksim’de kürsüyü işgal eden işçileri kınayarak ihanet belgesine imza atan sendikal anlayış sonucu; taciz konusunda da yıllardır kadın mücadelesinde yarattığımız değerler dahi yok sayılmıştır. Sorunun çözümü sendikal grupların pazarlık ilişkilerine teslim edilmekle kalınmamış patron-işçi, egemen erkek-köle kadın ilişkisiyle sonuca götürülmeye çalışılmıştır.

Artık yeter, Edi Bese!

Kürt işçi ve emekçilerin sendiklarımızdan tasfiye edilme planları yeni değildir. OGK’ya neden olan meselenin kullanılarak, onun Kürt yurtseverlerine saldırıya dönüştürülmesine asla izin vermeyeceğiz. Ancak, taciz olayı “Bu bir komplodur” ve “Kürt halkına yapılmış bir saldırıdır” argümanına başvurularak, yaşanılanların üstü örtülemez. Başta Kürt emekçileri olmak üzere,üzerimize düşen görev ve gerçekleri cesurca ifade etmek gerekir.

  • OGK, MYK başta olmak üzere tüm üst organların aklanma platformuna dönüşmemeli, hesap verilmelidir.
  • Sadece bu MYK değil, sendiklarımızı bu duruma getiren geçmiş MYK’lar ve onu oluşturan anlayışlar da bu hesabı vermelidir.
  • Oluşturulacak BAĞIMSIZ KURULLARLA taciz olayı ile ilgili soruşturma yürütülmeli, sonuçları kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
  • Önümüzdeki olağan genel kurul süreci tüzüksel, programsal ve bir bütün olarak yeni bir devrimci sendikal hareketin yaratılmasının aracı haline getirilmelidir.

Önümüzdeki süreçte başta 4688 sayılı sahte sendika yasasının parçalanması, saldırı yasalarının geri püskürtülmesi, iş-güvencesiz kölece çalışma koşullarına karşı sınıfın birleşik mücadelesini örgütlemek, fiili militan bir mücadelenin hayata geçirilmesi zorunludur.

Bu zorunluluğun yaşam bulabilmesi için son olarak taciz olayıyla ortaya çıkan çürümeye karşı Aralık ayında bir imza metniyle bir araya gelen ben ve pek çok arkadaşımın ortaya koyduğu irade değerlidir. Bu iradenin tabandan büyütülmesine sendikal bürokrasi engelinin de aşılarak, devrimci sendikal bir hareket yaratılmasına ihtiyaç vardır.

Başarıya ulaşılabilmesinin temel koşulu, bu mücadeleye sahip çıkmaktan geçmektedir. Buradan hepinize bu çağrıyı bir kez daha yineliyorum.

Bu çağrı er ya da geç karşılığını bulacak, bu soğuk salonda Mahmut Konuk’un konuşmasından sonra çınlayan devrim ve sosyalizm sloganları bu salonlarda, meydanlarda devleşerek çınlayacak. İşçi sınıfı kazanacak, devrim kazanacak.

KAHROLSUN SENDİKA BÜROKRASİSİ!
KAHROLSUN ÜCRETLİ KÖLELİK DÜZENİ!
YAŞASIN TÜRK VE KÜRT İŞÇİLERİN MÜCADELE BİRLİĞİ!
YAŞASIN DEVRİM VE SOSYALİZM!
VARDIK, VARIZ, VAROLACAĞIZ!

(Alkış ve sloganlar)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*