Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » KESK ve “toplu sözleşme”

KESK ve “toplu sözleşme”

2001 yılındaki 4688 sayılı yasasının uygulanmaya başlamasının ardından her yıl Ağustos ayında sendikalarla hükümet arasında bir “toplu görüşme” süreci yaşanıyordu. Genelde sendikalarla hükümet masa başında bir antlaşmaya varamıyor, konu uzlaştırma kuruluna taşınıyor, uzlaştırma kurulu bir karar açıklıyor, sendikalar ve uzlaştırma kurulu ne görüş belirtirse belirtsin hükümetin dediği oluyordu.

Yasanın çıktığı ilk yıllarda masaya yetkili sendika olarak KESK oturuyordu. Ancak 2001-2002 yıllarından sonra denge değişmiş, Kamu Sen ve Memur Sen üye sayısı olarak KESK’i geride bıraktığı için KESK’in -görüşmelere katılmasına ya da masadan kalkmasına rağmen- söz hakkı bile kalmamıştı. KESK “orta oyunu” diye adlandırdığı ağustos ayı içinde gerçekleşen bu süreçte, bir kaç göstermelik eylem ve etkinlik düzenleyerek kendi oyununu oynuyor ve durumu deyim yerindeyse idare ediyordu.

Geçen yıl yapılan anayasa değişiklikleri çerçevesinde 4688 sayılı yasada yapılan değişiklik sonucunda artık kamu işçileri ile “toplu görüşme” değil, “toplu sözleşme” yapılacağı açıklanmış ve 12 eylül referandumunda da bunun yoğun propagandası yapılmıştı. Ancak kamu işçileri ile toplu sözleşme yapılabilmesi için yasal düzenlemeler yapılması, yönetmeliklerin çıkarılması gerekiyordu. Bir yıl geçmesine rağmen bu yasal düzenlemeler hükümet tarafından çıkarılmadı.

Sendika temsilcileri ve hükümet yetkilileri 4 Ağustos’ta yaptıkları ortak toplantıda, referandumla kabul edilen “memura toplusözleşme” hakkıyla ilgili bir yıldır yapılmayan yasal düzenlemenin yapılması için hükümet yetkilileriyle toplusözleşme sürecinin ileri bir tarihe ertelenmesi üzerinde anlaştılar.

Karar doğrultusunda, 8–9 Ağustos 2011 tarihlerinde devlete bağlı bürokratlar ve KESK, MEMUR SEN ve TÜRK KAMU SEN temsilcilerinin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirildi.

Bu toplantıda; sendikaların kuruluşu ve kuruluş işlemleri, hizmet kolları,tüzük,zorunlu organlar,il ve ilçe temsilciliği,sendika aidatı,gelirler ve giderler,denetim, kapatma,sendikal hakların kullanımı, kapsamı ve yasaklar, sendika üyeliği, sendikalara ve konfederasyonlara getirilen yasaklar, toplu sözleşme sistemi, yetkili sendikaların belirlenmesi, toplu sözleşmenin kapsamı, toplu sözleşmenin tarafları vb. konuları görüşüldü.

KESK yönetim kurulu üyeleri toplantı hakkında yaptıkları değerlendirmede durumu şöyle özetliyorlar: “Hükümetin öngördüğü yasal değişikliklerde kendi istediği bir tarzda ve son sözü kendisinin söyleyeceği bir düzenlemenin kafalarında oluştuğu görülüyor. Grev sözcüğü hükümetin gündeminde bile değil. Toplu sözleşmeden anladıkları toplu görüşme sisteminin revize edilerek tekrardan kamu işçilerinin önüne sunulmasıdır.

Doğru. Pekiyi, tüm bu yaşananlar noktasında KESK ne diyor? KESK ne yapacak? Nasıl bir taktik konumlanış içinde olacak? Bu soruların ise cevabı yok.

KESK son bir yılını ortaya çıkan taciz skandalı sonrası yapılan olağanüstü genel kurul, ardından olağan genel kurul yapılması ile geçirdi. Bu kesitte gruplararası koltuk pazarlıkları her şeyden önemliydi. TİS süreci vb. kimsenin gündeminde değildi.

Burjuvazi yeni anayasa sürecine hazırlanırken aynı zamnda kamu işçilerine dönük güvencesizlik ve esnek çalıştırma koşullarını genişletecek ve son kalan hak kırıntılarını da temizleyecek bir paket hazırlığındadır. Kendi burjuva sivil toplumunu yaratarak yürüyeceği yolda ayak bağı istemediği açıktır.

KESK kurulduğu 90’lı yıllarda kamu emekçilerinin ekonomik-sendikal hakları çerçevesinde mücadele etmiş, saldırılara göğüs germiştir. Bugün oluşan yeni durumda ise giderek güç kaybetmekte ve çözülmektedir. Burjuvazinin dönüşüm sürecini kendi sınıf çıkarları doğrultusunda örgütlediği ve kendi sivil toplum ağlarını yaratmaya çalışarak geçmişin muhalif örgütlerini de sistem içine çektiği bir dönemi yaşıyoruz. Gerçek şu: KESK’in de içinde bulunduğu bazı sendikalar da mücadele örgütleri olmaktan çıkarak, giderek daha fazla burjuva sivil toplumun bir parçası haline geldiler. Burjuvazinin ekonomik ve siyasal egemenliğini hem örterek, liberal sol politika ve taleplerle sisteme eklemlenerek, burjuva sınıf egemenliğinin toplumsal temelinde bir misyon üstlenme çabasına girdiler.

KESK’in içinde bulunduğu durumu göz önüne aldığımızda ve değerlendirdiğimizde toplu sözleşme maddelerinin oluşturulması kapsamında grevin dayatılması ve kazanılması hususunda şu haliyle yönetim kademelerinden bir şeyler beklemek anlamsızlaşıyor. Yukarıda sorulan “KESK ne yapacak” soruları geçerliliğini yitiriyor. Mevcut aşırı dar, dışa kapalı, taban dinamizm ve örgütlülüğünden yoksun ve buna karşıt, bürokratik sendikacılık yerinde durdukça, işçi sınıfının muazzam genişleyen yeni kesimlerine yeni örgütlenme ve mücadele biçimleriyle hitap etmesi de mümkün olmayacak gibi gözüküyor.

Oysa bu durumdan KESK’e rağmen, KESK’in içinden ve dışından bir çıkış mümkündür. Kamu işçileri alanındaki kolektif işçi oluşumuna karşılık gelecek şekilde güvenceli-güvencesiz, özel-kamu kesimlerinde çalışan işçi kesimlerinin kolektif mücadele dinamiklerinin önünü açan, bütünsel devrimci bir sendikal bakış temelinde birleşik bir mücadeleyi yaratmak görevi önümüzde durmaktadır. Önümüzdeki yeni anayasa ve toplu sözleşme döneminde oluşacak mücadele dinamiklerini bürokratik düzen sendikacılığına karşı sosyal liberal anlayışlarla da sınır çekerek işçi sınıfının öz mücadele inisiyatiflerini, sınıf organlarını, işçi komiteleri, işçi meclisleri, öncü işçi kurullarını gündemleştirmeli ve bir kanal yaratmalıyız. Grev hakkı grev yaparak kazanılır. Bunu unutan, buna cesareti olmayan, “grev hakkı” falan kazanamaz. Kolay bir çözüm yok, ancak KESK’in yönetim ve yapısına umut bağlamak ve beklemek şu haliyle ölümü kabul etmek olur. Biz kendi yolumuzu belirginleştirerek öncü çıkış ve örnekler yaratmalı, ilerlemeliyiz.

2 yorum

  1. Toplu sözleşme şike kokuyor

    AKP, Hakem Kurulu’nun dokuz üyesinden altısını belirlemek istiyor.

    12 Eylül’ün yıldönümünde memurlara toplusözleşme hakkı getirilmesiyle övünen hükümet, anlaşmazlık halinde başvurulacak olan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nda “son sözü” yine kendisi söylemek istiyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın önerisine göre 9 üyeden oluşan, kararları da “kesin ve toplusözleşme” hükmünde olan Hakem Kurulu’nun sadece 3 üyesini sendikalar belirleyebilecek.

    Geçen yıl 12 Eylül’de gerçekleştirilen anayasa referandumu ile memurlara da işçiler gibi toplusözleşme hakkı verilmişti. Değişiklik ile uyuşmazlık halinde tarafların başvuruda bulunacakları Kamu Görevlileri Hakem Kurulu da kararları, kesin ve toplusözleşme hükmünde olacağı için önem kazandı. Memur konfederasyonları ile Çalışma Bakanlığı bürokratları yasada yapılacak değişiklikler için görüşmelerini sürdürüyor. Görüşmelerde Bakanlık, Hakem Kurulu’nun oluşumuna ilişkin önerisini de sendikalara iletti. Hükümetin önerisine göre Hakem Kurulu, Yargıtay Daire Başkanlığı’ndan bir üye, Devlet Personel Başkanı, Maliye Bakanlığı Bütçe Kontrol Genel Müdürü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürü, Hazine Müsteşarının Kamu Finansmanı Genel Müdürü, YÖK’ün belirleyeceği bir öğretim üyesi ile en çok üyeye sahip üç konfederasyonun temsilcisi olmak üzere 9 üyeden oluşuyor. Buna göre, kurulda sendikaların sadece 3 temsilcisi yer almış olacak.

    Bu durumda heyetten bağımsız karar çıkmasının olanaksız olduğuna dikkat çeken sendikalar, hükümetten yeni öneri bekliyor.

    Cumhuriyet / 13.09.11

  2. Ankara – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) AKP hükümetinin 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nda yapacağı değişikliğin, Kanun’un özünün korunarak revize edilmesi durumunda eyleme gidecek. KESK, 17–18 Eylül tarihlerinde Türkiye’nin her yanından gelen yöneticileri ile son gelişmeleri değerlendirerek eylem ve etkinlik programını belirleyecek.

    KESK, hükümetin memura toplu sözleşme hakkı getirecek yasa çalışmasında, sınırlı bir değişikliğe gideceğini belirterek, konuya ilişkin olarak Sendika Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenledi.

    Toplantıda konuşan KESK Genel Başkanlı Lami Özgen, AKP hükümetinin, 2001 yılında çıkarılan kamu emekçilerinin var olan haklarını “gasp eden” 4688 sayılı yasanın arkasına saklandığını kaydetti.

    AKP’nin, 12 Eylül 2010 referandumuna sunulan anayasa değişikliği tartışmalarında kamu emekçilerine toplu sözleşme düzeni getireceğini söyleyen Özgen, ancak referandumun üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen yasalarda herhangi bir iyileştirmenin yapılmadığını ifade etti.

    Meclis’in açılması ile birlikte çalışma hayatına ilişkin kanun değişikliklerini öncelikli olarak ele alacak Hükümet’in, 4688 sayılı yasayı özünü koruyarak revize etmesi halinde eyleme gideceklerini söyleyen Özgen, “Hükümetin tutumundan vazgeçmeyerek ‘ben yaparım ve olur’ anlayışıyla devam etmesi halinde sonuç almaya yönelik kararlı bir mücadele yürüteceğiz. 17–18 Eylül tarihlerinde Türkiye’nin her yanından gelen yöneticilerimizle bu gelişmeleri değerlendirerek eylem ve etkinlik programımızı belirleyeceğiz. Umarız ki, hükümet çağrımızı dikkate alarak özgür, demokratik ve kamu emekçilerinin beklentilerine uygun bir yasal düzenleme için bir an önce çalışma başlatır” diye konuştu.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*