Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kentsel dönüşüm yasası çıktı: Plazalara savaş zamanı!

Kentsel dönüşüm yasası çıktı: Plazalara savaş zamanı!

Kentsel dönüşüm ve öncesinde de “2B” yasaları meclisten geçti ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı. Kentsel dönüşüm gereğince Türkiye çapında 7 milyon, sadece İstanbul’da 2 milyon ev yıkılacak. İşçi sınıfı ve emekçilerin yaşamında bir fırtına daha yaklaşıyor.

Sınıf düşmanını biraz tanıyan, şimdiye kadar Ayazma’da, Dikmen’de, Sulukule’de, Karanfilköy’de, Süleymaniye’de… yaşananların hikayesini bilen her işçi ve emekçi, yıkımların binaların afet riski taşımasından olmadığının, bölge gücü tekelci sermayenin kentin merkezi yerlerinden ve orman alanlarından aldığı rant kokusuna köpekbalığı gibi akın ettiğinin farkında. Kendisine, üstüne para da alınmak üzere TOKİ’nin cehennemin dibindeki kağıttan kutularından birinin verileceğinin farkında. Dahası, yasa havayolundaki grev yasağı gibi, kamu işçilerinin önüne küstahça atılan sadaka zammı gibi, kapıdaki kıdem tazminatının gaspı gibi günümüzü ve geleceğimizi kesip atarak geliyor. Buldozer kuvvetiyle! Yıkılacak binaların elektriğini, doğal gazını, suyunu keserek! Cellat, bu korku efektiyle kurbanını “ikna” etmek için birkaç ay süre vermeyi de unutmuyor: Bu süre, mülk sahipleri kafa kafaya verip “Biz devletten güçlü müyüz? Eninde sonunda yıkacaklar. İyisi mi uzlaşmayı kabul edelim” demesi için veriliyor.

Tekelci burjuvazinin “afet riski altında” olduğunu yeni hatırladığı, her depremde başımıza yıkılan, her yağmurda sel basan emekçi semtleri, gecekondularla kuruldu. 1950-60′lardan ’90′lara kadar kapitalizm, bizim nerede, hangi koşullarda yaşadığımızla ilgilenmiyordu. Konut sorununu Türkiye’de ve dünyada işçiler, yolu, suyu, elektriği, kanalizasyonu olmayan yerlerde kendileri çözüyorlardı! 2000′lerde kentler şiştikçe şişti. Kent nüfusu kır nüfusunu geçti. İşçi ve emekçilerin 30-40 yıldır oturdukları yerleşim yerleri kent merkezlerinde kaldı ve tekelci sermayenin sermaye birikim hedefi haline geldi. Şimdi oturduğumuz konutlar çürük diş gibi boşaltılır boşaltılmaz tekelci inşaat şirketlerinin, AVM’lerin tabelaları asılıyor. Sınıf düşmanına karşı nefretle sürdürdüğümüz yoksul yaşamlarımızla birlikte oralarda bizlerden kalan son izler de siliniyor. Tekelci sermaye, kenti, hayatın bütünü gibi burjuvalar ve proleterler diye ikiye bölüyor… Bunun için yaşadığımız yerlerin “suç merkezi” olduğunu, kentleri çirkinleştirdiğini, kentsel dönüşümün kentlerin yüzünü ağartacağını buyuruyor. Böylelikle, bölgesel finans, ticaret, turizm merkezi konumuna yükselen tekelci kapitalizm bizzat kendi ürünü olan hormonlu kentleri böylelikle yeniden düzenlemeye, sermaye birikim kanallarını akışkanlaştırmaya soyunuyor. Kentsel dönüşümle birlikte işçi katili inşaat başta olmak üzere 200′e yakın sektöre semirme imkanı bekleniyor. Tekelci sermaye, 400 milyar dolar beklentisiyle milyonların karşısında gözünü döndürüyor!

Biz işçiler, yaşam koşullarımızı bugünkünden daha da ağırlaştıracak kentsel dönüşüm saldırısı karşısında elbette ki sınıf düşmanına boyun eğmeyeceğiz. Plazalara, villalara, AVM’lere savaş! Evlerin yıkılmasını, işçi ve emekçilerin kentlerin dışına süpürülmesini, tekelci sermayenin yasa, dozer, devlet zoruyla bizi geriletmesini kabul etmeyeceğiz. Bize uzanan kavga davetiyesini reddetmeyeceğiz. Devletle anlaşma, birbirimizi anlaşma için ikna etme, nasıl olsa direnmek imkansız diyerek pazarlığa oturma tuzağına düşmeyeceğiz. Bunun için örgütleneceğiz. Kurtuluşu tek başımıza arama, çaresizlik içinde bekleme girdabında tek tek boğulmayı, mücadele zincirinin zayıf halkası olmayı reddedeceğiz.

Fakat kapitaliste satacak işgücünden başka bir şeye sahip olmayan biz işçiler bu mücadeleyi kendi sınıf konumumuz zemininde vermek zorundayız. Bu mücadele sadece onyıllardır oturduğumuz yerlerin tapusunu kaybetmeme, kendi mülkiyetini güvenceye alma mücadelesi değildir. Eski işçi kuşakları elbette ki bu risk ile karşı karşıyadır ve saldırıya bu saikle de direnecektir. Fakat her üç işçi ailesinden biri kirada oturuyor. Kira yükü, işçi ailesinin en temel harcama kalemini oluşturuyor. Gitgide büyüyen gelecek güvencesizliğimiz, ardarda gelen işsizlik dalgaları bizi en temel ihtiyaçlarımızı dahi karşılayamama tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Sadece yerleşim bakımından değil, bu ihtiyaçlarımızı karşılamaya erişim bakımından da kentlerin ve yaşamın kıyısına süpürülmek isteniyoruz.

Kentsel dönüşüm işçi sınıfına, kent yoksullarına tekelci sermaye açısından açılmış yeni bir cephedir. Bu mücadelede yerimizi alacağız. Konut sorununu büyüten, çığlaştıran, tekelci kapitalizmdir. Tekelci kapitalizm, bir avuç mali oligarşinin toplumun tüm ihtiyaçlarının üzerine oturması, bu ihtiyaçları kendi neoliberal meta egemenlik ilişkilerine tabi kılmasıdır. İşçi sınıfı iktidarı daha ilk gününden tekelci kapitalistlerin, orta burjuvaların sermaye haline getirdikleri, istifledikleri, ancak ücretli işgücü olarak girebildiğimiz konutlara el koyacak; sınıf düşmanlarını buralardan kovarak işçilerin kullanımına açacaktır. Kentler, artık varlığına son verilmiş olan tekelci sermayenin değil tüm toplumun ihtiyaçları doğrultusunda, bütün bir toplumsal kültürel zenginliği, özgürlük ve estetiği bir arada yansıtacak tarzda düzenlenecektir. Konutların alınıp satılmasına, kar amaçlı kullanımına son verilecek, kira dahil temel ihtiyaçlarımız gelirimizin çok küçük bir yüzdesini oluşturacaktır.

Kentler tarih boyunca işçi hareketinin doğum yerleriydi. Hiçbir güç, hiçbir kentsel dönüşüm işçi sınıfının mücadele talepleri için ayaklanmasına engel olamadı. Burjuvalar-proleterler çelişkisi orada büyüdü, şiddetlendi, burjuvazinin beyninde patladı ve devrimlerle çözüldü. Kentsel dönüşüme karşı “Plazalara, villalara savaş!” mücadelesinin temelinde de bu hedef olmalıdır.

İŞÇİ MECLİSİ

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*