Anasayfa » BASINDAN » Kent meydanı ve iktidar ilişkisi bağlamında ‘yeni’ Taksim projesi

Kent meydanı ve iktidar ilişkisi bağlamında ‘yeni’ Taksim projesi

Aşağıdaki yazı, sol.org.tr’dendir. Yazıda, sonuç olarak “Taksim Meydanını örgütlü olarak sahiplenecek tek kesim sosyalistlerdir” denilmesine karşın, Taksim 1 Mayıs’ının yasaklanması girişimi karşısında Taksim’den ilk ve tek sıvışan da TKP olmuştur. Bundan çıkartılacak sonuç da, malumun ilanıdır: TKP’nin bırakalım komünistlik komedisini, uzaktan yakından sosyalist de olmadığını bizzat itiraf etmesidir.

Meydanlar, ideolojik bir kurguyu içermesi itibariyle, bir yerleşimin sınırları içerisinde yaşanacak olayın görülme olasılığının en fazla olduğu mekanlardır ve tarihin bir çok evresinde iktidar ilişkilerinin görüntülerini üretmiştir. Mevcut mimari donanımında da görülen anıtların ve şehrin ortalamasına göre büyük sayılabilecek binaların meydanları çevrelemesi; kişi sayısı, yürüme mesafesi ve seyir zamanı gibi niceliklerin de arttığı bir anda( yani en uygun anda) görülmemesi imkansız olan bu mekanın mimariyle yaratılmış niceliksel büyüklüğü iktidarın gücünün büyüklüğünü simgeler biçimdedir. Kapitalizmin kendinden önceki üretim tarzlarına aykırı olarak yarattığı süratli dönüştürme mekanizması, üretim olgusunda bir merkezciliği ve üretenlerin kitleselliğini nasıl zorladıysa kent meydanları da her yönden bu merkezciliği ve kitleselliği barındırmaktadır. Bundan dolayı, bireylerin fiziki anlamda etkinlik gösterdiği mekanların yaratımı ister istemez psikolojiyi gözeten bir yönlendirmenin konusu olacaktır ki bu durum en açık biçimde postmodern kamusal alanlar olarak alışveriş merkezi mimarilerinde gözlemlenebilir.

Taksim Meydanı’nda iktidar kimde?

Taksim Meydanı’nı çevreleyen temel öğeleri saydığımız zaman hiç şüphe yok ki I.Cumhuriyet’in kültürel, ideolojik ve iktisadi anlamda karakteristik özelliklerini içeren bir özet sunmuş olunacaktır:1- Sanatsız kalmaması gereken bir milletin candamarlarından biri olan Atatürk Kültür Merkezi. 2- Resmi devlet ideolojisinin bir görüntüsünü vermeye çabalayan fakat Mustafa Kemal’in omzunun arkasından İstiklal Caddesine doğru bakan Sovyet Generalinin varlığı vesilesiyle genç Cumhuriyetin kuruluşunda Sovyetlerin rolünü gizleyemeyen Taksim Cumhuriyet Anıtı.* 3-Plaza görünümlü, eteklerinde bankalar, yabancı şirketlere bağlı kahve dükkanlarının olduğu, ’77 1 mayıs’ında halka kurşun yağdıran kontrgerillayı betonuyla ve yüksekliğiyle kucaklamış olan The Marmara Oteli.

Temel bir belirleyen asla olmasa da verili bir durum olarak mekanın ideolojik karakteristiği yeniden üretmesi ister istemez meydandan her gün geçen bir insanın kendi yaşantısı dahilinde ve çevreyle olan münasebetinden ötürü donandığı ideolojik kimlikte meydan mimarisinin katkısını akla getirmektedir.

Ülkemizde AKP öncülüğünde tesis olunan, aydınlanma ve halk düşmanlığının sıradanlaştığı, işçi sınıfının günden güne yoksullaştığı, zenginliğin coşkuyla bahsedilen bir erdeme dönüştüğü, gericiliğin toplumsallaştığı ve emperyalizmin tahakkümünün gün geçtikçe arttığı bir rejimin tesisinde bireylerin (özellikle de ortasınıfın) ideolojik kimliklerinde yaratılması gereken değişiklikte medyanın ve toplumdaki atmosferin dönüştüremediği herşey mekanın gücüne kalmaktadır. Dolayısıyla, AKP I. Cumhuriyet’le hesaplaşma sırasında tasfiye ettiği düşüncelerin nüvesi dahi kalsa bütün temsilcileriyle hesaplaşırken, iktidarını simgesel düzeyde yeniden üretecek bir adım olarak Taksim Meydanı’nı yine çılgın bir projeyle kendi karakterine uygun olarak restore etmektedir. Bu hamle ile malum temsiliyetiyle meydanda bulunan AKM’yi içeriden kuşatarak başarılı olamadığından stratejik bir yönelimle bu temsiliyetin tüm çevresini kuşatarak ve yeniden yapılandırarak bir zaferi zorlamaktadır.

Yeni Taksim’in hazırlığı

AKP döneminde bir ‘tüketim başsemti’ olarak yükselen Beyoğlu, piyasacı müdahalelerin ve bunlara karşı örgütlenen eylemlerin çokça görüldüğü bir yer haline geldi. Bunları ‘yeni’ taksim projesinin tüketime teşvik amacının zorunlu olan varlığını gözeterek incelediğimizde bir bütünlüğün belirginleştiği saptanmaktadır. 1- Bu dönemde, Tarlabaşı’nda kentsel dönüşüm bahanesiyle yoksul insanlar yaşam alanlarını terk etmek zorunda bırakıldı ve tarihi binalar göz kırpmadan yıkıldı. Tarlabaşı’nda gerici ve ırkçı önyargının görmek istemediği bütün kimliklerin(Kürt, Roman, Eşcinsel, Trans vs.) barınması bir yana burada yapılan temel hamle zengin seven AKP’nin tüm yoksulları cazibeli tüketim merkezlerinin dışına atmaktır. Bu durum, Yeni Taksim’in işine gelir. 2- Bar ve eğlence mekanlarına yapılan masa operasyonu ise ideolojik içeriği bilinmekle beraber insanların tüketirkenki tercihlerini çoğunluğu solculara, Kürtlere vs. ait içkili mekanlardan yana değil de AKP’nin cafelerle donatacağı Yeni Taksim’den yana kullanmalarını teşvik eder niteliktedir. 3- Meydanın karakteristiğini belirleyen öğe olarak piyasacı saldırılara karşı tüm sadeliğiyle ayakta duran Atatürk Kültür Merkezi’nin yerine yeniden inşa edilecek olan Taksim Topçu Kışlası geçirilecektir. Aydınlanmacı bir sembol yerini II.Cumhuriyetin Taksim’inde yeni-osmanlıcı bir sembole bırakacaktır.

Yeraltında ne işimiz var?

Bugüne kadar kimi alışveriş merkezlerinde görmeye alışık olduğumuz bir durumun benzeri bu proje için de geçerli gözükmektedir: Gidilecek yere ulaşmak için özel veya toplu taşıma araçlarıyla ulaşmadığınız takdirde uzun, geniş ve anlamsız boşlukları geçmek zorunda kalacağınız bir yaya güzergahı. Böylesi bir durumun taşıtsız insanların meydanı daha az ziyaret etmesini ve hatta Kadir Topbaş’ın deyimiyle yalnızca bir geçiş güzergahı olan Taksim’in ziyaretinin amaç haline gelecek olmasıyla birlikte meydandan dışsallaştırılacak bir topluluğun öngörüldüğü açıktır. Bu dışsallaştırmanın doruğa ulaştığı ve belirginleştiği durum ise trafiğe kapatılan meydana yeraltından ulaşılacak olmasıdır. Dolayısıyla, insanlardan yapılması istenen fiziki etkinliğin meydanla münasebetleri olmadığı halde ortalıkta gözükmeyip yeraltında konumlanmaları**, meydan ‘keyfi’ yaşamayı tercih ettikleri halde ise alana girişlerde proje fotoğraflarından görüldüğü kadarıyla böcek yuvalarını andıran altgeçitlerden meydana ulaşmaları olacaktır.

Göze çarpan bir diğer soyutlaştırma düşüncesinin ise gezi parkının etrafının Topçu Kışlası’nın duvarlarıyla çevrilecek olmasıyla pekişeceğini öngörebiliriz. Kapatılmalar, kamuya açık bir alan dahi olsa mekansal olarak ezen-ezilen ilişkisinin denetim, disiplin, asayiş vb. uygulamalarla daha nitelikli biçimde sürdürüldüğü bir mimariyi işaret eder. “Dört duvar”ın insan zihninde yarattığı yansımalardan bağımsız düşünülemeyecek bir proje olan Topçu Kışlası’nın yeniden inşası, Gezi Parkı’nın ağaçlarının üzerine atılan çarpılarla da gösteriyor ki “çevreyi koruma,güzelleştirme” gibi amaçları özellikle reddetmiştir.

Çılgın projeler devrinde gözümüzü çevirdiğimiz heryerde bir metro veya yol inşaatıyla boğulur halde gördüğümüz İstanbul’a büyük bir darbe de II. Cumhuriyet’in Taksim Projesi’yle vurulmak isteniyor.

Başbakan, gece gündüz ülkeye hizmet için çalışıp döktüğü saçlarının 9 yıllık iktidarı boyunca daha da görünür kıldığı geniş alın bölgesi misali bir boşluğu Taksim Meydanı’na yansıtmak istiyor olabilir. Fakat bizim tarihimizde Taksim Meydanı, sağcı iktidar zihniyetiyle değil görkemli 1 Mayıs mitingleriyle ve sınıf mücadelesinin kalbinin attığı bir mekan olarak yer almıştır ve değerini böylelikle kazanmıştır. Proje açıklandığı anda yöneltilen sorulardan birinin de “1 Mayıs kutlamaları ne olacak?” sorusunun olması tesadüf değildir. Çünkü onlar, Taksim Meydanı’nı örgütlü olarak sahiplenecek tek kesimin sosyalistler olacağının tarihsel olarak ta farkındadırlar.

Mithat Yavuzarslan, sol.org.tr

Bir yorum

  1. TKP’nin komünist ya da sosyalist olmadığı açık ama şu son mesele sadece yasağa karşı sıvışma olarak okunmayabilir. Eleştiri konusu yapılması bir çok bakımdan mümkün fakat sadece sonuca yer vermek yerine bir değerlendirme yapılabilir, söylemlerin hangi arka plandan geldiğini göstererek sertçe kullanılabilirdi.

    Taksim’e sahip çıkma meselesi sadece 1 Mayıs’ta Taksim’de olacağız demekle sınırlı değil. Başlayan inşaat projeleriyle meydanın yeniden yapılandırılmasına karşı mücadele ne kadar dikkate alındı ve mücadele dinamiği olarak görüldü, sınıfsal temelli dillendirildi bu tartışılır. TKP ve ulusalcı anti-AKP’ciler, dar hükümet karşıtlığı çizgisinde meseleyi en çok gündemleştirmeye çalışanlardı. Devrimci hareketten ise hem içerik hem de eylemsellik anlamında eğilim olduğunu söylemek güç. Taksim’in işçilerden alınmaya çalışılması bir süreç ama şimdi başlamadı. Bir müddet sonra sınıflar dengesinin durumu nedeniyle daha da kötüye gidebilir. Mekan savaşı ciddiyetine keşke asıl niyetlerini yüzümüze çarpmadan uyansaydık.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*