Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kent, mekan, Taksim savaşları: 1 Mayıs 2007-2017

Kent, mekan, Taksim savaşları: 1 Mayıs 2007-2017

Erdoğan Taksim AKM’yi yıkacaklarını ve yerine içinde birçok mağaza, kafe, restaurant olacak AVM yaptıracaklarını söyledi. Yeni AKM’nin 2019’da açılacağını belirten Erdoğan, Taksim’i betonlaştırma projesinin de Gümüşsuyu tarafına doğru genişletileceğini açıkladı.

2014 yılından bir yazımızı yeniden yayınlıyoruz:

Kent, mekan, Taksim savaşları: 1 Mayıs 2007-2017

Burjuva mali oligarşik devlet, Taksim ve çevresinden başlayarak tüm İstanbul’un savaş alanına dönüşüceğini bile bile neden 1 Mayıs’ta Taksim’i yine yasaklamaya kalkışıyor?

Taksim Türkiye’de sınıfsal-toplumsal savaşımların en kritik güç ve ön hat ilişkileri alanlarından biridir.

İşçi sınıfı, gençler ve kitle hareketleri, devrimci ve sol hareketler, biraz canlanıp güç toplar toplamaz ilk iş olarak 1 Mayıs’ta Taksim’e yönelir. Gücünü, kararlılığını, yükseliş eğilimini forse edip edemeyeceğini Taksim 1 Mayıs’ında sınar.

İstanbul’da 1 Mayısların gelişimi

12 Eylül askeri faşist darbesinin ardından işçi sınıfı ve devrimci hareket yeniden canlanır canlanmaz, 1989′dan itibaren yeniden Taksim 1 Mayıs’ına yöneldi.

90′ların ortasında antifaşist hareketin nisbi yükselişi ile Taksim üzerinde yeniden artan basıncı Kadıköy’ü açarak hafifletmeyi hesaplayan devlet orada da boyunun ölçüsünü aldı.

Ancak sonrasında bir yandan neoliberal dönüşümün yarattığı zemin kayması, diğer yandan 28 Şubat, Öcalan’ın yakalanması, F tipi darbeleri ile mücadelede yaşanan gerileme, Taksim 1 Mayıs iradesinin de 10 yıla varan bir süre kırılmasına yol açtı.

2007′den itibaren Taksim 1 Mayıs iradesinin yeniden fiilileşmesi ve kent çapına yayılan Taksim 1 Mayıs savaşlarının yeniden başlaması, -1977′nin 30. yıldönümü olmasının ötesinde- ekonomik, toplumsal, siyasal konjonktürdeki tarihsel dönüşümün ilk önemli ifadelerinden biriydi. Kapitalizmin uzun küresel, bölgesel krizinin Türkiye’yi de vuran başlangıç yılları; siyasal rejimde dönüşüm sarsıntıları, ve sınıfsal-toplumsal mücadelenin yeniden mayalanmaya başladığı bir dönemdir söz konusu olan.

2007-2009 İstanbul 1 Mayıs’ları, Taksim ve çevresiyle de kalmayıp tüm kentin gaz bulutuna ve savaş alanına, ama her yerin de Taksim’e dönüştüğü, giderek yığınsallaşan ve militanlaşan Taksim savaşımlarıyla geçti. Kent merkezinde yoğunlaşan fakat tüm kente yayılan kent savaşları, aynı zamanda gelmekte olan kentsel dalganın – Haziran Direnişi’nin de- ön provaları ve dinamiklerini oluşturuyordu. Devrimcilerin, gençlerin, öncü işçi ve kent yoksullarının önemli bir kesimi, “varoşlardan” kent merkezine doğru taşınan kent savaşlarının ilk eğitimlerini 1 Mayıslarda aldılar ve önünü açtılar. Taksim’in sınıf mücadelesindeki tarihsel-kolektif gücü ve önemi kadar, yaşanan kapsamlı toplumsal-kentsel dönüşüm de kent merkezleri ve güç alanlarının yığınsal çekim etkisini ve dolayısıyla bunlar üzerindeki sınıfsal-toplumsal mücadelenin önemini artırdı.

Aynı dönemlerde kent merkezleri ve yakın çeperinde 1 Mayıs’la da sınırlı olmayan, NATO ve Dünya Bankası zirve ve ablukalarına karşı eylemler de bu yeni kent savaşımları dalgasının ilk önemli örnekleri arasındadır. İkincisi, giderek daha fazla kent çeperine ve dışına atılıp görünmezleştirilen işçi direnişleri ve her türlü toplumsal muhalefet hareketi (kadın, kürt, öğrenci, lgbti, vd) kent ne kadar genişlerse o kadar en merkezi alanlarına taşınmaya ve yoğunlaşmaya başlamıştır. Üçüncüsü, kent merkezleri ve ana artellerinde yoğunlaşan finans, hizmet, ticaret emeğinin yığınsallaşması ve dönüşümüyle, kent merkezlerinde yeni işçi direnişleri de boy vermeye başlamıştır.

76954_0Aşağıdan gelen kentsel dalga ve kent savaşları

90′lı yıllardan itibaren metropollerde iki yönlü sınıfsal hareketler yaşandı. Birincisi, burjuvazi ve üst orta sınıfların önemli bölümünün yaşam alanı olarak kent merkezlerinden çekilmesi ve banliyolarda kurulan yüksek güvenlikli lüks yeni stilize yaşam alanlarına taşınmasıdır. İkincisi, kent merkezlerine aşağıdan gelen büyük dalgadır: Kent merkezlerindeki yeni (hizmet, ofis, finans, ticaret vd) iş alanlarında çalışanların yığınsallaşması, kozmopolit yaşam ve sosyal aktivite yoğunluğu ve çeşitliliği nedeniyle gelenlerin de yığınsallaşması, ve sadece orada olmak için, kent çeperinde itildikleri hiçleşmeden bir süreliğine sıyrılabilmek, görünür olmak, kendini dünyanın merkezinde hissetmek, akışı, hareketliliği, vitrinleri seyretmek için gelenler… Neoliberal kapitalizmin önemli bir dinamiği olarak kültürel üretim ve tüketim ilişkileri de kent merkezinin yığınlar üzerindeki çekiminin önemli bir etkenidir. İstanbul’da İstiklal Caddesi’nden her gün ortalama 2 milyon kişi akmaktadır!

Metropol ve büyük şehir merkezlerinden burjuvazi ve üst orta sınıfların iş dışında büyük ölçüde çekilmesi, diğer taraftan ara katmanlardan işçilere, işsizlere ve kent yoksullarına kadar “alt” sınıf ve tabakaların muazzam yığınlarının hem çalışma, hem yaşam, hem seyir ve varlık yokluk alanı haline gelmesi, kaçınılmaz olarak kentlerin merkezi alan ve ön hatlarında yeni sınıfsal-toplumsal güç ve hegemonya mücadelelerini ortaya çıkartır.

Merkezi alanlar, tekelci burjuvazi için sermaye, finans, rant, turizm, meta, işgücü, müşteri akışının kontrolü ve disiplini açısından kritik önemdedir. Bunun kadar önemlisi, sembolik sermaye, küresel mali sermaye kenti markası ve rekabeti için yakıcıdır. Ve tabii, siyasal-toplumsal rejim düzenlemesi açısından da önemlidir. Metropol merkezleri, hem kentin en yüksek düzeyde sermayeleştiği ve metalaştığı, sermayenin ise en yüksek; küresel mali oligarşik düzeyde merkezileştiği alanlardır. Diğer yanda ise, işçi ve emekçilerin hem işgücü olarak, hem sosyal yaşam ve sosyalleşme, görünür varoluş alanı olarak, ve giderek daha fazla eylem ve kendini ifade alanı olarak en fazla yığınsallaştığı ve yoğunlaştığı alanlardır. Dolayısıyla kent merkezlerinin her zamankinden fazla patlayıcı biriktirmesi, sınıfsal, toplumsal, siyasal güç ve hegemonya mücadelesi alanı haline gelmesi kaçınılmazdır.

fft2mm1244538Taksim ve en yüksek, en merkezi sermaye/güç alanı

2009 1 Mayıs’ında Taksim’e fiilen ve kısmen girildi. Sonraki birkaç yılda Hükümet Taksim’i 1 Mayıs’a açmak zorunda kaldı. Bu önemli kazanım, yeni metropol merkezi güç alanı savaşlarının ilk büyük kazanımlarından biridir. Ardından Ankara’da Kızılay’ın göbeğini işgal ederek çadır kampı kuran Tekel işçilerinin kitle direnişi deneyimi geldi.

Burjuva neoliberal rejimin Taksim’den yediği çiziği birkaç yıl boyunca sineye çekmek durumunda kalmasında, (ve Ankara’nın göbeğindeki Tekel direnişine bir ay boyunca ne yapacağını bilemez hale gelmesinde) 2010 yılında İstanbul’un “Avrupa kültür başkenti” olmasının rant-vitrin esenliği ve 2011′deki kısmi Anayasa değişikliği referandumunda “sol” ve liberallerin desteğini gözetmesinin de belli bir payı vardır.

2011 Anayasa referandumundan itibaren ise AKP Hükümetinin dış politikada olduğu gibi iç politikada iktidarını pekiştirip toplumsal yaşam ve ilişkileri yeniden düzenlemeye doğru da genişletme hamlelerin yoğunlaştığı, her düzeyde saldırganlığının arttığı bir dönem başlıyordu: 4+4+4, kürtaj yasağı, internet sansür düzenlemesi, 3 çocuk baskısı, içki yasağı, sosyal medya, üniversiteler, futbol stadyumları ve merkezi kent alan ve artellerinde yeni baskı ve kontrol düzenlemeleri, vd. Hem iç hem de bölgede değişen dengelerin elini güçlendirdiğini düşünen AKP Hükümeti bölgesel mali sermaye merkezi ve “markası” olarak yeniden dizaynı hızlandırılan İstanbul’un, en merkezi İstanbul mali sermayesi aksının ön hattı ve aynı zamanda en merkezi tarihsel-kolektif eylem ve modern sosyal yaşam alanı olan Taksim’de, hem önceki rejimin iktidar sembollerini hem de kitlelerin tarihsel-kolektif eylem ve yaşam alanı karakterini tasfiye edip neoOsmanlıcı iktidar sembollerini dikmek hırsı da bu hamlelerin en sivrilerinden biriydi.

Ancak Taksim’e de burjuva mali oligarşi tarafından el konularak “1 Mayıs, eylem ve sosyal yaşam alanı” olmaktan çıkarılması, salt bir AKP “projesi” de değildi. Salt Taksim’i 1 Mayıs’a açmak zorunda kalmanın hazımsızlığı da değildi.

İstanbul ve Türkiye’nin en merkezi, en yüksek, en küreselleşmiş sermaye ve güç alanında, Dolmabahçe, Tarlabaşı ve Şişli-Mecediyeköy’den başlayan 500 bin kişilik Taksim 1 Mayıs mitingleri, burjuvazi ve mali sermayesinin tüm kesimleri için tedirgin edici ve tehditkardı! Birincisi, Taksim 1 Mayıs’ının tarihsel-sınıfsal anlamıyla tehditkardı: İşçi sınıfı ve emekçilerin, devrimci ve sol hareketin, kent merkezi ve yakınlarındaki bir çok geleneksel güç alanı, kolektif mücadele belleği ve değeri tasfiye edilmiş olmasına karşın en merkezi ve kritik olanı, hem de her yıl yüzbinlerce işçi ve emekçiyle kendini büyük bir coşkuyla, yeni koşullar içinden yeniden üreterek, canlı bir anıtsallıkla – mali sermaye ve iktidarının bağrında bir hançer gibi- yükseliyordu! İkincisi, tüm çevresiyle birlikte Taksim’in, İstanbul ve Türkiye’nin en yüksek ve en merkezi mali oligarşik sermaye ve güç alanı olarak yeniden dizaynında, tüm stratejik aksların kesiştiği en kritik güç ve geçiş alanını oluşturmasıydı. Maslak ve Beşiktaş’tan gelip Zincirlikuyu, Mecidiyeköy, Şişli, Harbiye üzerinden Taksim’e dayanan, diğer taraftan Tarlabaşı, Tophane, Sulukule, Fatih, vb üzerinden bir ucu Eminönü-Haliç’e, diğer uçları Zeytinburnu ve Güngören’e uzanan bölge, tüm bu alanlarda olağanüstü hızlananan soylulaştırma, mali sermayeleştirme projeleriyle birlikte, İstanbul, Türkiye ve hatta bölgenin en büyük, en yüksek, en bütünleşmiş “merkezi iş alanı” (Manhattan’ı, Wall Street’i…) olarak yeniden dizayn edilmektedir. Bu bölge, plaza, holding kuleleri, rezidanslar, AVM’ler, stilize edilmiş tarihsel, turistik, eğlence ve tüketim merkezleri, yüksek güvenlikli lüks site alanları, küresel ulaşım artelleri, ve TOKİ tarzı işgücü havzaları arasında sermaye, meta, işgücü ve müşteri akışının olağanüstü hızlı ve entegre olduğu bir merkezi-bileşik azami kar ve güç bölgesi olarak şekillendirilmektedir. Bu bölgenin en kritik merkezinde karşıt bir tarihsel-sınıfsal-toplumsal güç alanı, mevzisi ve sorgulayıcılığı olarak 500 bin kişilik Taksim 1 Mayıs’ının yükselişi ve çekim gücü, mali oligarşi açısından olacak şey değildir! İçerdiği hem tarihsel hem geleceksel sınıfsal dinamiklerle Occupy Wall Street’den fazlasıdır! Tamamlandığında 2 milyon beyaz yakalı ve vasıfsız hizmet vd işçisinin çalışıyor olacağı dev bir işçi havzası üzerinde yarattığı basınç ve çekim gücüyle de tehditkardır! Taksim çevresindeki yerleşim alanları ve işçileşme süreçleri, dahası her gün bu alanlara akan milyonlar üzerinde yarattığı etkiyle tehditkardır. Yanısıra Taksim’den çevre hatlarına (Beşiktaş, Şişli, Levent, Tarlabaşı, İstiklal) yayılan özgüven, eylem ve dayanışma hatları, özerk sosyal yaşam ve muhalefet dinamikleriyle tehditkardır! Taksim ve 1 Mayıs’ın bileşik otoritesinin, şehir en dış çeperine itilmiş sanayi işçisi havzalarında da etkisini hissettirmesiyle de tehditkardır!

Sistem bu bölgeye her gün milyonlarca insanın akmasını engelleyemez ve zaten engellemek de istemez: Ama sadece ucuz meta işgücü, müşteri ve sokak ve alanları da bir AVM içi gibi düzenlenen bu mali oligarşik sermaye ve iktidar abidelerinin altında ezilecek soylulaştırılmış meta estetiği seyircileri ve tapınıcıları olarak! Bu yüzden işçi sınıfının siyasal ve toplumsal sınıf karakterini hatırlatan ve yeniden oluşumunu güçlendiren her şey gibi, Taksim’i 1 Mayıs ve eylem alanı olmaktan çıkarmaya can atar.

taksim-dayanismasi-kamuoyu-yaniltiliyor-hbrfoto-2013-201306110133522013’te Taksim 1 Mayıs’ından Haziran Direnişine…

AKP Hükümeti, belli bir yalpalama ve tereddütten sonra 2013′te Taksim 1 Mayısını yeniden yasaklamaya cüret etti. Taksim ve kent savaşları yeniden başladı ve çok daha büyük ve aşağıdan gelen kentsel dalganın, Haziran Direnişi’nin de önünü açan başlıca öncü etkenlerden biri oldu. Hükümet 1 Mayıs’ta belki 500 bin kişinin Taksim’de “yasal” miting yapmasını engelledi, ama 1 Haziran’da polisi ezip geçen 1.5 milyona yakın kişi Taksim ve çevre alanları fiilen işgal etti! Ankara, İzmir ve birçok şehirde yasaklı kent merkezlerine fiilen girildi, bazıları 2 hafta boyunca işgal edildi. Taksim, Gezi parkı ve bir çok ilde merkezi alanlar ve parklar, 2 hafta boyunca yığınsal inisiyatif ve işgal, eylem, bir nevi “patronsuz, sermayesiz, devletsiz” özerk yaşam ve idare alanlarına dönüştürüldü.

Bu fiili durum daha fazla süremezdi ve sürmedi. Fakat hükümeti terbiye etmek ve Gezi isyanını kontrol altında tutmak için ona hayırhah destek veren burjuva ve üst orta sınıf kesimleri de dahil, yeterince korkuttu! Burada, sıcak gelişmeleri içinden çok sayıda somut değerlendirme yazısıyla ele almaya çalıştığımız Haziran Direnişi ve sonrasını bir kez daha anlatmaya girişmeyeceğiz. Yalnız yazımızın amacı açısından şu çizgiler önem taşır:

1- Nüfusun yüzde 70′ini toplayan ve üretim, yeniden üretim ve egemenlik ilişkilerin giderek organik bileşeni ve uzanımı olan neoliberal kentsel mekanın sınıfsal-toplumsal güç ilişki ve çelişkilerini keskinleştirmesi. Kent savaşlarının yeni bir düzleme doğru sıçrama momenti ve gelişme dinamikleri…

2- Siyasalın daha fazla mekansallaşması, kentsel mekanın daha fazla siyasallaşması. Önceki dönemin geleneksel sınıf/kent yapı ve ilişkilerinde pek göze çarpmayan, zaman-mekan dinamiklerinin kentsel stratejik güç merkezi ve önhat alanlarını belirlemede artan etkisi. Mekan-politik, mekansal-ekonomi, mekansal-kültür dinamiklerini hızla harekete geçirebilen günümüzde tarih-gelecek, zaman-mekan faktörlerinin stratejik güç alan ve hatları üzerindeki ani, yığınsal ve seri hamleleri ortaya çıkarabilmesi ve etkisinin artması.

3- Hükümete karşı isyan ve direniş kadar, neoliberalizmin yıktığı ve çözdüğü kamusal (sınıfsal-toplumsal) ortak alan ve ilişkilerin savunulması ve yeniden yaratılması.

4- Mekansal-zamansal üretim ve yeniden üretiminde uzlaşmazlaşan çelişki ve çatışmaların da, yeni kentsel işçi kitlelerinin sınıfsal oluşum sürecinin belirginleşen bir dinamiğini oluşturması.

5- Gezi, yalnızca sokakları, alanları, işgalleri meşrulaştırmakla kalmadı. Aynı zamanda kendi meşruluğunu da kent, zaman-mekan, doğa sorunlarının boğuculaşması ve bu alanlardaki mücadeleden aldı. Fiili mücadele biçimlerini ve alanlarını geliştirdi ve yaygınlaştırdı. Meşruluk artık yalnızca dar anlamda üretim ve bilgide değil, aynı zamanda, zaman, mekan, doğa… tüm toplumsal üretim ve yeniden üretim alanları üzerindeki fiili mücadele ve inisiyatiflerde…

170613c732b107dmedHükümet, henüz geçen 1 Mayıs öncesinde Taksim’i 1 Mayıs ve kitlesel-kolektif eylem alanı olmaktan çıkarma derdindeydi. Bu tutumunu sürdürecektir. Bu tutum özel önemiyle birlikte yalnızca 1 Mayıs ve merkezi alan yasaklarıyla da sınırlı değil: Futbol stadyumları (fişleyici ve panaptikonvari e-bilet uygulaması, vd), üniversiteler, hastaneler, sosyal-medya, sanayi ve iş havzaları, tüm sınıfsal-toplumsal, yığınsal kolektif mücadele dinamik ve potansiyellerinin bastırılması ve kontrol altında tutulmasına yöneliktir. Burjuva devlet, güç ve enerjisinin artan bölümünü tam saha press kentsel alan savunması, kontrolü ve hakimiyetine vermek zorundadır.

Bununla birlikte, yukarıda vurguladığımız tarihsel, sınıfsal, toplumsal dinamikler ve aşağıdan ve çeperden gelen kentsel dalganın kent merkezi üzerindeki basıncı da sürecek ve giderek artacaktır.

Önceki 1 Mayısların, Tekel direnişinin, Haziran direnişinin, Berkin eylemlerinin, kent-mekan savaşlarının hem gelenekselleşmesi hem de yeni bir itilim kazanmış olması da güçlendiricidir.

1 Mayıs-1 Haziran sürecine girilirken, işçi direnişlerinde nisbi bir canlanma, işyeri işgallerinin yaygınlaşma eğilimiyle bir ve aynı zamanda işçi direnişlerinin kent merkezlerine (Ankara, İstanbul, vd) taşınması ve Gezi’yle daha güçlü bağ kurma eğilimi, üretim ve kent-mekan savaşımları arasında köprü kurulabilmesine doğru önemli bir avantajdır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*