Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kendi hikayem: sefalet ve şizofreni

Kendi hikayem: sefalet ve şizofreni

Annemde sık sık gerilimler artıyor, huzursuzlaşıyor, bir anda mutsuzlaşıyor. Daha öncesinde uzun bir süre doktorların verdiği depresyon ilacıyla geçirdi. Eskiden hemşirelik yapmış olmasından kaynaklı, biraz kendisini kontrol etmesini biliyor, güçlü yanları var. Depresyon ilacını azaltıp sonrada bıraktı, yalnız üzerindeki gerilimden kurtulamıyor. Geçmiş küçük mülkiyetli yaşam, havadan karadan geçinme tarzı erimiş bitmiş, kafasında büyüttüğü aile “büyükleri” boşa düşmüş.

Çekirdek bir aile değildik, her zaman geniştik, dedem, babannem, amcam bir sürüydük. Annem hepsinin bakımı, sabah akşam yemekten, bizlerden, engelli amcamdan sorumluydu. Tek babamdan değil herkesin istediğine yetişmeye çalıştı. Şimdi ise değişen konum, yaşam ve sürekli yalnızlaşmaya ile karşı karşıya, üretilen onca fazla ürün, dünyada sermayenin umurunda olmayarak yakıp yıktığı, yok ettiği, sömürdüğü, en güzel zaman ve yaşamlar, annemin, annelerin boynunda umutsuzluk, elinde kolunda, boynunda acı verici bir zincir ve çaresizlik. Kapitalizmin nefes aldırmayacak düzeyde ağırlaşması, bunu kusamamak bir başka derecede içsel çürüme ve depresyon yaratıyor. Belkide bu toplum bugüne kadar hiç bu kadar sıkışmamış, çaresiz olmamıştı. Metropolde yaşayanların bir nebze bu renkli aldatıcı dünya ile dikkatleri dağılırken, bizim memlekette her şey gri. İş yok, sadece evde, dışarda ise paran varsa tüketim dışında yapacağın hiç bir seçenek yok. Annemi daha önceki çalıştığı temizlikçi firmasında canını okudular, aşçılık yaptı, temizlik yaptı, sonunda parmakları eski gücünü kaybetti, sonra fıtık ameliyatı oldu ve artık kaldıramıyor ağır şeyler. İş yerinde 30 yaşındaki bir genç arkadaşı kalp krizinden öldü. Çocuk kayıplara kalp krizinden öldü diye geçti, haberi bile yapılmadı ama annem biliyordu, o çocuk köleydi, sabah temizlikçide akşam maya fabrikasında çalışırdı. Onu öldüren çalışmaktı. Annemin artık canı bir şey yapmak istemiyor, ama umutlu, azilimli, işe girmek istiyor ama boş boş spor yapmak, sağlıklı olmak için şunu yemek bunu yapmak ona ilham vermiyor.

Kardeşim depresyonda, sinirsel sorunları var, parasız ve zor koşullarda evlendi , çocuk yaparken stresli bir süreçten geçti, çocuk sezeryanla dünyaya geldi, bu sırada yaptığı tiyatro, aldığı onca eğitim, sermayenin endüstri önceliği, sınav maratonu ile değersizleştirildi, bir çok tiyatro salonu eğitim, drama gibi yerler kapandı, onun tüm hayat damaları kesildi, tiyatro yapana parada yoktu, sonrasında çocuk ve doğum kilolarıydı derken şimdi guatıra hastalığına yakalandı.

Babam rahat bir adam, hiç bir şeyi kafasına takmaz veya öyle görünür, ne dersen bir şey olmaz cevabını alırsın, günü birlik yaşar. Bu da depresyonun bir başka parçası. Eski eşi şizofren onun bakımınla aynı zamanda uğraşıyor. O her akşam tv’deki siyasal tartışmaları izler, annemde dizi.

Amcamın bankalar maaşına el koymuş, iyice bunalmış eve kapanmış, elde kalan parayı içkiye yatırmış, onu bunu arayıp yengemin başkalarıyla flört ettiğini anlatıyormuş. Kafasında son zamanlarda kuruyormuş, sonunda içki alacak yerlerde kalmamış, borç batağına girmiş, dışarı çıkamaz hala gelmiş. Sonunda fare zehiri içmiş ama bir şey olmamış sonra başlamış küfür etmeye fare zehiri üreticilerine, daha sonra çamaşır suyu denemiş yine bir şey olmamış, yine küfür etmiş bu sefer hipo üreticilerine. En son tarım zehiri denemiş ağzından köpükler gelmeye başlamış, nefesi daralmış, bir anda pişman olmuş sahneyi geri alamayacağı için tutuşmuş beni kurtarın diye ambulansla hastaneye kaldırılmışlar, ilçedeki hastane 70 km uzaklıktaki başka hastaneye sevk etmiş yolda 3 defa kalbi durmuş sonunda ölmüş. Bizimkinler otopsiyi beklerken o an intihar vakasından aynı günde 3 kişi daha gelmiş.

Yolda gezerken çocukluk arkadaşımla karşılaştım, bana ne iş yaptığımı sordu ona anlattım, sonra o bana bende şizofren oldum, dedi. Tebrik ederim diyemedim, trajikomik. Bir kaç şey söylemeye çalışırken arkasından hastaneye gideceğim 8 lira gidiş 8 lira geliş parası var deyip borç istedi. İstanbul’da olsa vermezdim dilenci diye ama çocukluktan mahalle arkadaşımdan biri. Çıkarıp verdim, borcun yok, dedim. O an bu aramızda kalsın, kimseye söyleme olur mu, diye beni tembihledi.

Memleketten çıkmadan önceleri sözlenmiştim, sözlendiğim kızın babası alkolikti, evde içer, anneleri ve kızları gelinlik dükkanında çalışır onun içki parasını çıkartılardı. Kızları onun ölmesini isterdi, tansiyonu 20 olmasına rağmen hareketli biriydi. Bir kaç defa onları dövmüş, onları ölümle tehdit etmiş, sonraları kafadan kurmaya başlamış, herkesin arkasından atmaya başlamış. Kızınla beni nişanladığı içinde üzgünmüş. Kafa gel git bir herif, yıllarca kanını içmiş etrafındakilerin ama yetti artık diyerek bir gece dükkanları ile birlikte onların dükkanını merkezi ile taşıdık yerini babalarına da söylememiştik. Bundan kurtulmak isteyen onlardı, önlerini açıp teşvik edende bendim. Daha sonra benim işlerim kötüye gitmeye başlayınca, artık parasızlıktan yanlarına gidecek otobüs parasını bulamaz duruma geldikçe, gözlerinden düşmeye başladım, sonra bana gider yaptılar. Daha sonra babaları kahrından kansere yakalanıp hızlıca öldü. Onlarda sonra gelip mezarı başında ağlamışlar. Hem babası hem de bizim piyasalaşmış ilişkimiz ölmüştü.

Eski nostalji ile birbirini whats app’dan ekleyen eski okul arkadaşlarımla tanışma imkanı buldum. Bu bana eski ben ile yeni ben arasında bir karşılaştırma yapma şansı verdi.

Müzikte, resimde, matematikte, futbolda bir çok yetenekleri olan o çocuklar nereye gitti? Hepsi düzlenmiş aynılaşmışlardı. Bunca ışıldayan, parlayan zeka ve yeteneği yok etmek için güçlü bir darbeye olması lazım yoksa silindirden geçmiş olamazlardı, hikayeleri neredeyse hep aynı. Ev, çocuk, araba. Kadınlar evde oturuyor, erkekler çalışıyor. Abi senin matematiğin çok iyiydi senin ne işin var veterinerlik yardımcılığında. Ya arkadaş senin muhteşem futbolcuydun, senin ne işin var kafede müdür yardımcılığında. Ya abla sen çok zekiydin, o kadar çalışıyordun, ne işin var çocuk bakmada. Arkadaşlara sordum, kim çocukken istediğini bugün olabildi diye, neredeyse yok.

İçlerin ikisi ile buluştuk, onunla lise zamanlarında da bir araya gelirdik yalnız o zamanlar bende o da çok şişmandı. O evlendikten sonra daha da çok şişmanlaştı, en son hastanenin bilgi işleminde çalışıyordu bende yazılımla uğraşıyordum.

Bu buluşmamızda onu zayıf ama sağlıksız gördüm, kendini çok sıkıyor gibiydi. Kiloyu nasıl verdiğini sordum. Mide küçülttürdüm, dedi. Estetik ve piyasa düzlemeciliği. Yağlarında kurtulmanın yolu ameliyat mı? Yağ nasıl oluşuyor? Arkadaşada böyle dedim, sana ders olsun ama bir ameliyat endüstrisi var, o ne olacak. Artık herkesin bir şekilde içini açmak istiyorlar. Neyse arkadaş böylelikle 40 kilo vermiş, ama yüzü çökmüş, ağır diyete girmiş, sonrada eşinin babası ona bir kaç akıl vermiş gitmiş güvenlik sertifikası almış ardından başka bir işe girmiş, küçük bir arabası vardı onu satmış ve TOKİ’den ev almış, 15 yıl artık bankanın kiracısı olmuş. 2 çocuğu var, yetiştiremedikleri için eşide çalışmaya başlamış, tatile 1 gün dahi olsa gidemiyorum, çünkü 1 gün 1 gün, beni baya geriye götürüyor, diyor. Mutsuz, çaresiz, başkalarını istekleri, başkalarının görmek istediği gibi yaşamaya, manuel olarak çalışmaya zorlanmış. Sağlık kampanyaları ile kiloyu bir hamlede yağ aldırarak, ölümü göze alarak mide küçültürüyor ama yine kilo alıyor. Strese giriyor kilo aldıkça.

Yengemlere amcam öldükten 1 ay sonra gittim, yengemde ölmüş gibiydi, çok önceden ağır depresyon ilaçlarına başlamış, sarhoş ve şizofrenleşmiş amcamı idare ede ede kurumuş, zeka düzeyi gerilemiş zombi gibiydi. Amcam Tarık Arkan’a benzer bir modelle gençlik resmini asmış oturma odasına. Oraya ziyarete gelen aileler ve çocuklarını gözlemlediğimde, bir çok çocukla konuşmak istediğimde utangaçlıktan yüzüme bakamıyorlardı. Sokakta mahallede böyle. Sadece tek yaptıkları yemek yemek, bilgisayar oyunları, bakkaldan cips ve kola almak. Böyle bir çok çocuk ya obezite ya da şeker hastası.

Bir başka amcam o kahvede takılır, hayatı boyunda 1 kere çalışmış, sonrasında babadan kalan tarlaların icarları, bazen faizcilik ile geçinmiş, diğer amcalarda benzer. Amcamın eşi şizofren ve karneyle ilaç almaya başlamış, diğer amcam da panik atak vardı sonrasında artık şizofrene yol açmış. 2 yıl önce diğer amca öldü, o ölmeden önce bizim oturduğumuz eski dede evini sattırmaya çalışıyordu, ömrü yetmedi. Dedemlerde hiç çalışmamışlar, Çukurova’da ağalıktan geldikleri için işçi olmayı yedirememişler. Yalnız miras bölüne parçalana, hazır yenile yenile, bölgede çözülen feodal ilişki ve üretimle birlikte kapitalistleşememişler, sonraki süreçte babamla 70’lerdeki devrimci rüzgarın içine girmişler.

Dedem ve babannem öldükten sonra miras ve paylaşım kavgası derinleşti, yıllarca herkes birbirine karşı birbirini dolduruyor, herkes birbirinin yüzüne gülüyor ama duruma ve çıkarına göre gard alıyordu. Sokak kavgaları, küfürleşmeler bunlar hiç eksik olmadı.

Ve şimdi memleketin gençleri çalışacak bir yer bulamıyor, aşırı işsizlik var ve çoğu kısaca köşeyi dönecek işler peşinde, mahkeme dosyaları uyuşturu, uyuşturucu, uyuşturucu araya birde hırsızlık sıkışırsa…

İnsanlar kendi uydurdukları beklenti ve umutlarla yaşıyorlar. At yarışı, iddia ve diğer bahis oyunlarına yönelim aşırı artmış, uyuşturucu kullanımı en ağır kalitesiz ölümcül olanlar artmış, cami önlerinde sohbetler artmış. Bir çok komşum, define aramaya yönelmiş, kısa yoldan köşeyi dönme hayali artmış.

Elektrik kaçak kontrolü yapan bir arkadaşımla sohbet ederken, kontrol için gittiği evlerde pırıl pırıl gençlerin uyuşturucu içtiğini, kaçak cezasını önemsemediklerini, yaz abi, istediğin kadar yaz, deyip uyuşturucu içtiklerini söyledi. İnsanlar faturalarını ödeyemiyorlar, aç kalmamak için çabalıyorlar, dedi. Memlekette 1 tane iplik fabrikası var, asgari ücret veriyor oraya girense nefes almadan çalışıyor ve dayanamıyor.

Geçenlerde belediyede suyumuzu kesmeye geldiler, Annem suyumuzu kesemezsiniz, soyup sovana çeviren, paçalarından pislik akan belediye başkanlarınızdan gidin alın, bakın hepsi içerde, dedi. Durumumuz yok, bu düzen insanları ne hala getirdi, su parası ödemiyorum kardeşim, yağmur yağmasa bu suyu bana verebilir misin, sudan para alamazsın dedi. Belediye işçisi de, ama bakın herkes ödüyor, sizden özel istemiyoruz ki dedi, o an annem hiç kimse ödemesin o zaman canım dedi. Biz emir kuluyuz diyen sucuya, herkes birbirinin emir kulu, böyle diyerek sıyrılıyor, uymayın emre diyerek  evden postalandılar. Senelerdir su parası ödemiyorlar her seferinde gelenlere direnç göstererek.

Bir gün bizim evin bahçesine çocuk atlamış, arkasından silahlarla polisler eve girmiş, annem polisin silahını karşısına dikilmiş çocuğu vermemiş, sen çocuğa silah çekemezsin, demiş. Ben bir anneyim, size çocuğu teslim edemem, çocuğu diğer evin duvarından kaçmasını sağlamış, polisler bu çocuğun ne yaptığını biliyor musun, kaçtı demiş, eğer kötü bir şey yaptıysa bunun sorumlusu sensin, demiş. Annem cesaretlidir, biz çocukken evimizi basan polislere kapıyı açmamış, babamın evden kaçması için zaman kazandırmıştır. Bazende bu işe yaramamış küçük kardeşim jandarmaya somiyenin altında babam demiştir.

Çocukken defalarca cezaevine ziyarette, babamın yargılandığı mahkemelerini dinledim.

Belirli gün ve tarihte celse açıldı, bilmem nereden istenilen yazıya cevap yok, sanıklardan XX’nin mahkemede hazır bulundurulduğu görüldü ve açık yargılamaya devam olundu.

Sanıklardan XX’e bla bla soruldu, sanık: somut hiç bir delil olmamasına rağmen 7 aydır tutuklu bulunmaktayım, tutukluluk halimin devamı mağduriyetime mahal vermektedir, tahliye mi istiyorum, dedi.

Sanık müdafi avukatından soruldu, müvekkilimin tahliyesini istiyoruz, dedi.

İddia makamından soruldu, tutukluluk halinin devamını talep ediyorum, dedi.

Gereği görüşüldü, istem gibi, sanık xx’in üzerine atılı suçun vasıf mahiyeti, delillerin henüz toplanmaış olması, sanığın kaçma şüphesi ve mevcut delil durumu dikkate alınarak tutukluluk halinin devamına..

Veya tam tersi olurdu,

Sanığın üzerine atılı suçun vasıf mahiyeti, delillerin toplanmış olması, sanığın sabit ikametkağa sahip olması, sanığın bugüne kadarki yattığı süre göz önüne alınarak bi hakkın tahliyesine, başka suçtan tutuklu veya hükümlü değilse bu suçtan tahliyesi için cumhuriyet başsavcılığına müzekkere yazılmasına…

Bunlar sadece o günlerden akılda kalan.

Babam garip adam, sadece ağır suçlar için değil asliye de de yargılanırdı, bir gün yıllarca oturduğu diğer evin kirasını ödemediği gib üstelik elektrikte ödemiyordu, açılan davasında konuşurken, hakim ona elektrik saatinin ters döndüğünü, kaçak olarak yakalandığını sorduğunda, beni bunun için mi getirdiniz, ters dönse ne olur düz dönse ne olur ben elektrik parası her halükarda ödemiyorum ki, niye kaçak yapayım, deyip beraat etti.

Babamın içeri çıka avukat gibi olmuş, bir çok kanunu avukattan daha iyi bilir hala gelmişti, ceza evinden sonra yanına kendisini tahliye ettirdiği için teşekküre gelenler olurdu. Babamın avukatı sarhoştu, sabahleyin mahkemeye çıkmadan önce içki içer çıkardı. Avukatlık ücretini bira üzerinden hesaplardı, babam ona para mı bira mı diye sorardı, hemen bira diye cevap verirdi, parayı alsam ne yapacam sonunda onu yine biraya verecem, derdi.

Kardeşimin arkadaşı psikologmuş ve iş bulamıyor, kardeşim kendisinden terapi aldığını söyledi.

Geçen hastaneye gittiğimde tıklım tıklımda bazı bölümler için artık randevu alamıyordun, randevu bitmiş, sıra aldığın halde kapıda sırada beklemek zorundaydın yoksa başkası girebilirdi senin yerine, hiç belli olmaz en ayrıcalıkları da ilaç pazarlamacıları, onlar hiç sıra almadan rahatça doktorun yanına girip çıkıyor, sürekli birleri gelip gidiyor, doktor çok yüz vermiyordu ama belli ki doktor üzerine çok fazlaca etkileri vardı, daha doğru içeriği girdiğimde banada pek yüz vermedi. Bunun için buraya ne geliyorsun sağlık ocağına git yaptı, neyse gelmişsin madem şu tetkikleri yap deyip geçti, benden öncekine de kanındaki yağlanma yüksek deyip kolektrol, aa birazda idrar yollarında iltihap var deyip anti-biyotik yazdı.

Komşular hep anneme iğne vurdurmaya gelirler, annem bir çoğunun evinde sepetlerle ilaçları olduğunu söyler, annem başı ağrıdığı için komşunun kendisine ağrı kesici önerdiğini, al bak bunu dene çok güzel, dediğini söyledi. Annem ağrı kesici olarak 600 mgr den fazla olduğunu bunu ancak ameliyattan sonra verilebilecek bir şey olduğunu söylemişti. Komşumuz yıllardır ilaçlarla besleniyor ve sürekli hasta, her hafta iğne vurduruyor. Anlaşılan ilaç pazarlamacıları işini iyi yapıyor.

Daha önceleri hastaneye dikkat dağınıklığı nedeniyle ilk gittiğimde güçlü bir anti-deprasan vermişlerdi, neredeyse düşünemez, kitap okuyamaz hala geldim ve yan etkileri derken bende panik atak ortaya çıkardı, doktor sorun değil onun içinde bir ilaç yazacağım, dedi. Bu bana ders oldu, canımın kıymetini anladım. O andan itibaren ilaçları bıraktım, bende dikkat dağınıklığına neden olabilecek şeyleri araştırdım, doktorun düşündüğü gibi değil düşünmediği gibi basit bir şeyden dolayı olduğunu fark ettim, bunu çözdüğümde, dinleyememe, öğrendiklerimi unutma, okuduklarımın boşa gitmesi gibi bir çok sorun çözüldü. Doktorları ilk sorgulamaya burada başladım. Hemde kendime güven gelmişti.

Daha sonraki süreçlerde egzama sorunu nedeniyle hastaneye gittim, doktor burun yanlarında, kulak arkasında, göğüsünde var mı dedi, var dedim. Baktı bu geçmez, dedi. Ketorol verip yolladı. Keterol ilk başlarda iyi geldi, egzema olmadı ama sonra vücudum bunu yenmeye başladı ve yeniden başa döndüm, artık keterolde işe yaramamaya başladı. Daha sonra çalıştığım bir hastanenin saç uzmanları doktorları ile görüştüm. Bana tedavisi yok deyip aynı ezber cümleleri söyledi, sakın bu şampuanı ve kremi bırakma, dedi. Ardından hemen şampuan ve kremi bıraktım daha sonra, egzemaya yol açabilecek şeyleri inceledim, yağ dengesizliği probleminden ortaya çıkıyormuş, vücudumdaki kızarıklık, saç derimdeki iltihap yara ve kepek yani deri döküntüleri de ölü hücrelermiş. Sabunlar, şampuanlar alkol derimdeki tüm yararlı yağları söküp atmış meğersem. Şampuan sabun kullanmayı bırakıp, doğal yağlar sürdüm, saç derim, egzema olan yerlerde Hindistan cevizi yağı ve e vitamini, jobaba yağı gibi içeren şeyleri aynı anda emdi. Bir süre sonra egzemanın ortadan kalktığını fark ettim.

İş yerindeyken masa arkadaşımın çok konuştuğunu ve hiç susmadığını fark etmeye başladım, ağzına ne geliyorsa söylüyordu. İnanılmaz bir enerji, cesaret ve özgüven var. Yalnız altı boş. Ya sürekli konuyu kendisini övmeye getiriyor, ya da bir bakıyorsunuz ki konuda kendisi geçiyor. Bir başka arkadaşta takıntı var, ona sürekli açıklama yapmak zorunda kalıyorsun, öyle değil böyle demek istedim, sen yanlış anladın, diye. Söylediğin kelimelere takılıyor farklı şeyler kuruyor. Bir başka arkadaşımın benim ne düşündüğümü düşündüğünü fark ettim. Bazen hatta benim yerime düşünüyordu. Aşırı agresif, bazen beni dövecek gibi oluyor, bazen aşırı alaycı ve ciddiyetsizleşiyor, sürekli küfür ediyor, öfkeli, kinli ve neredeyse kimseyi sevmiyor veya küçük görüyor. Bir başka arkadaşımda aşırı dalgınlık, dikkatsizlik, düşünmekten imtina ettiğini gördüm. Neredeyse benim yerime siz düşünün diyordu. Kayıtsızlık, önemsememe, boşverme, tam tersi aşırı dikkat ve takıntı, değişen ruh halleri, melekoni, sürekli gülme ve alay hali…

Evde iş yerinde sokakta artan gerilim, psikolojik, fiziksel yıkım, sefalet, köleleşme, sağlıksızlaşma ve ölümler sermayenin umurunda bile değil. Çünkü kapitalizm şizofrenik, büyüttüğü tek şey tüm bu insani zenginlikleri ölü yığıntı ve mallara, özel zenginliklere çevirmek. Sağlık, hastane, ilaç, estetik, diyet, alışveriş, fatura, pazarlama, uyuşturucu, ameliyat nasıl ölmek isterseniz ölün, bunlar sadece sonuçlardır sermaye bunlarla ilgilenmemekte. Kar olduktan sonrada bunların ne olduğu pek önemli değil. Sermaye toplumsal hastalığın ve şizofreninin kendisi, sermayeden kurtulmadan hastalıklardan kurtulmak mümkün görünmüyor. Çünkü büyüyen sermaye insanların emek, zaman, sağlık, yetenek ve tüm ışıltılarını kendi ihtiyaçlarına göre biçimlendirip, insani olanı tüm her şeyi tersine çevirerek sömürmek dışında bir şey ile ilgilenmemekte, tek düze ve sağlıksızlaştırarak neredeyse yok ederek…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*