Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kaygı bozukluğu ve iş yeri

Kaygı bozukluğu ve iş yeri

Yöneticiye proje ile ilgili gönderdiğim her şeyi, o mutlaka bir sorun bulup geri gönderiyor. Tüm her şeyi kontrol etmek istediğinden, tüm süreçlerden aşama aşama kendisinin bilgisinin olmasını istiyor. O şirketin kendi üzerindeki tüm baskı ve korkusunu, kendisinin yerine geçeceğimi veya benim üzerimden kendisini göstermediğini düşündüğü heranda, obsesifleşmiş bir kontrolcülük ve rekabet duygusuyla davranıyor. Hep o konuşuyor, öfke saçıyor, aşağılıyor, küçümsüyor, yazılım lideri ama pek bir şey yazmıyor. Her şeyi o biliyor, hep onun dediği doğru ve ne yazılmasını, nasıl olması gerektiğini en ufak ayrıntısına kadar kendisi karar veriyor. Patrona yaranabilmesinin tek yolu bizi ne kadar çok çalıştırdığını ve bununda nasıl muhteşem sonuçlar doğurduğunu göstermesinde yatıyor. Şahsen benim her kullandığım inisiyatif onun için bir tehdit olarak algılanıyor. Onun tüm konumlanışı sorun sizsiniz şeklinde. Çünkü kafama göre yaptığım her şey, bir gün onu boşa düşüreceğini, üzerimde hakimiyet kuramayacağının bir alarmı olarak görüyor. Böylelikle her işe, her kademeye atlayarak, bu kademedeki diğer işçiler arasındaki bağlantıları sürekli bozarak, kontrol ederek asalakça bir patron kişiliği sergiliyor. Araştırma olmadan geliştirme yapılsın istiyor, sanki tüm yazılım prosedürleri, bilgi birikimi kişinin kendisinden geliyormuş gibi hissettiriyor. Her yazdığın kodun bir seferde çalışması gerekiyormuş gibi hissediyorsun. Karşısındakini sürekli yetersiz ve güçsüz hissettirerek ve sürekli itici ve tersten konuşarak, her şeyi bilmen gerekiyormuş gibi davranarak bastırıp yönetme tarzı, şiddetli sömürü ve yönetim tarzı, maalesef, yaygınlaşmış sermayenin iş yeri yönetim tarzı. Bizde hep bundan dem vuruyoruz.

Peki iyi bir yöneticiniz var, arkadaş gibi, sanki iş yerinde patron yokmuş gibi hissetiriyor, çalışırken rahat bir üretme-geliştirme ortamı sunuyor, ezerek değil, yetenek ve performansınızı üst düzeye çıkartarak sağlıyor. Onunla aranızda hiç bir statü farkı yokmuş gibi bir ilişkiniz var, kendinizi rahat hissediyorsunuz çalıştığınız yerde. Kovulacam veya geç kalacam veya işi yetiştiremeyeceğim kaygısı gütmüyorsunuz, eee ne oluyor peki? Bunlarla da karşılaşmıyor değilim, ama genelde en fazlada bu şekilde çalışanların  sömürüldüğünü fark ettim, sevimli ve profesyonel sömürü!

O muhteşem teknolojilerin varlığı işçi sınıfının kendi bütünlüğü ve bağlantısı olmadan nasıl açıklanamıyorsa, iş yeri sorunları tek tek bir yönetici veya patronla açıklanamayacağı da ortada, her iş yeri gibi bizim iş yeride küresel.

Obsesif, narsist, egoya ve asıl olan bireyselliğe dayalı yöneticileri, kapitalizmin bunalım, gerilim ve çıkışsızlığının tipik yansıması; patronlarıyla, sermaye ilişkileriyle başlı başına bir kaygı bozukluğu, depresyon ve öz benliğimizde, karakter ve kişiliğimizde sonuç buluyor.   Uzmanlar, kişisel gelişimciler, psikiyatristler, doktorlar eliyle bu durum bireyin kendisi ve sorunları olarak ele aldırıldığında tek yapmanız gereken kendinizi yakmak, intihar etmek veya hiç bir şeyi düşünemez hala getiren anti-depresanları içerek zombi gibi dolaşmak. Bu durumları normalleştirmek, isteyerek istemeyerek düşünmekten uzaklaşmak. Elbette kaygılı yaşamanın tek nedeni, sadece üretimin ve kötü bir yöneticiye denk gelmiş veya fazla çalışmış olmakla sınırlı bir şey değil, tüketiminde kendisi. Sürekli borçlu yaşamak, kendini az tüketerek eksik hissetmek, endüstrinin ürettiği depresif bir ineğin sütünü içmek, biran önce hemen bayatlamasın diye 30 katkı maddesi koyulan ekmeğini yemek, kirli suyunu, glikoz, fruktoz dolu ürünlerini yemek, kolasını içmek, Gdo’lu pirincini, mısırını, buğdayını, fastfood’unu tüketmek, patronlar kadar tehlikeli, düşünen beyni düşünemez hala getirerek aynı oranda bozuyor.

Devrimci Proletarya okuru bir işçi

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*