Anasayfa » BASINDAN » Katalonya sorunu üzerine nitelikli bir röportaj

Katalonya sorunu üzerine nitelikli bir röportaj

Öztürk: AB değerleri burjuvaziyi korudukça geçerli

(Röportaj: Özlem Akarsu Aktaş/gazeteduvar.com)

10 yıldır Katalunya’da yaşayan araştırmacı sosyolog Özgür Güneş Öztürk ile konuştuk. Öztürk, bilişim, araştırma, çeviri, kültürel danışmanlık kooperatifi Col·lectivaT’ın (https://collectivat.cat)’ın kurucularından. Col·lectivaT Kooperatifi’ni anlatırken, “Amacımız, Katalunya-İspanya ile Türkiye ve Ortadoğu arasında doğru bilgi akışını sağlamak. Bunun için araştırmacılara, gazetecilere, sivil toplum kuruluşlarına ve yerel yönetimlere çeviri aynı zamanda bilişim desteği sunuyoruz” diyen sosyolog Öztürk’e Katalanların zengin, kibirli ve şımarık olduğu mitinden bağımsızlık istemeyenlerin şu anki ruh haline, Avrupa Birliği’nin tutumundan Katalunya referandumunun Irak Kürdistanı referandumuyla ortaklıklarına pek çok soru yönelttik. Sözü Özgür Güneş Öztürk’e bırakalım.

 

‘KATALANLAR, BİR ULUS DEVLET TARAFINDAN AZINLIK HALE GETİRİLMİŞ TÜM HALKLARLA AYNI KADERİ YAŞIYOR’

Türkiye solu Katalunya’daki referandumu, eş zamanlı gerçekleşen Irak Kürdistanı referandumuyla mukayese ederek tartıştı. Bunda Katalunya Özerk Yönetimi Başkanı Carles Puigdemont’un referandum öncesi yaptığı “direnişi Kürtlerden öğreniyoruz. İki ulusun da kendi kaderini tayin hakkı var” sözünün de etkisi oldu. Kürdistan referandumu savaşla ve işgalle sonuçlandı, Katalunya’da da durum vahim görünüyor. İki halkın bağımsızlık talebi arasında sizce de benzerlik var mı?

Türkiye’deki siyasi ve toplumsal dinamikler İspanya’dakinden çok daha ağır olsa da ulus devletlerin pek çoğu benzer dinamiklerle baskı ve şiddet uyguluyor. Katalanlar sadece Kürtlerle ortak kaderi yaşamıyor, bir ulus devlet sınırları içinde yaşayan ve ulus devletin kimliğini siyasi olarak benimsemek istemeyen, her türlü azınlık hale getirilmiş halkın ortak kaderini yaşıyor. Buradaki fark, Avrupa kıtasının parçası olan bir siyasi coğrafyadan söz ediyor oluşumuz. Tüm toplumsal çatışmaları ortaya çıktıkları coğrafyanın özgün toplumsal siyasi bağlamlarında değerlendirmek doğru olur. Ortadoğu’daki siyasi bir çatışmanın aktörü olan Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti ile olan çatışmasını ancak coğrafi ve sosyo-politik faktörleri dikkate alan tarihsel bir perspektifle doğru anlayabiliriz.

1 Ekim 2017 tarihindeki bağımsızlık referandumunda Katalunya’da seçmen sayısı 5 milyon 510 bin 713 iken seçmenin yarısından azı sandık başına gitti ve katılım oranı yüzde 43’te kaldı. Evet oyu verenlerin sayısı 2 milyon 44 bin 38 idi ama referanduma katılım oranı ‘sonucun geçersiz olduğu’ propagandasını da beraberinde getirdi. Katılımın düşük olmasının sebebi neydi?

Bugün Katalunya nüfusu yaklaşık 7 buçuk milyon. Seçmen sayısı 5.5 milyon küsur ve yaklaşık 2.5 milyon seçmen oy kullandı ve bunların büyük çoğunluğu bağımsız, egemen Katalan Cumhuriyeti’ne evet dedi. Bu az bir rakam değil. Bu referandumu ‘birkaç aylık sorun ve halkın önemli bir bölümü zaten sandığa gitmedi” diye düşünmek durumu basite indirgemek olur. Bu çatışmanın öncesi, bir tarihi var. Uzak geçmişe daha sonra değiniriz ama yakın geçmişten başlayacak olursak 2014 yılında da Katalunya’da bir referandum yapıldı. Ancak orada doğrudan bağımsızlık sorusu sorulmadı. 2014’teki referandumda iki soru soruldu:

1)Katalunya’nın bir devlete dönüşmesini ister misiniz?

2)Katalunya’nın bağımsız bir devlet olmasını ister misiniz?

2014’teki referandumda her iki soruya da seçmenin yüzde 88.9’u evet demişti. Bu referandumla 1 Ekim 2017 referandumu arasındaki en önemli fark, son referandumda seçmen kütüğünün dikkate alınması oldu.

Katalunya en az 10 kez resmi olarak diyalog çağrısında bulundu İspanya’ya çünkü ne Katalanların ne de Katalan Hükümetinin herhangi bir şiddet mekanizmasıyla bağımsız bir cumhuriyet kurmak gibi bir talepleri var. Halkın bir bölümü sürecin ancak masaya oturarak çözülebileceğini düşünüyordu. Ancak bu diyalog çağrılarına hep olumsuz yanıt geldi. Yeni bir talep olmamasına rağmen ortada bir sorun, bir tartışma yok gibi davranıldı. Haliyle İspanya Devletinin bu tutumu seçime katılımı etkiledi.

‘SANDIĞA GİDİLMEMESİNDEN POLİS ŞİDDETİ DEĞİL İSPANYA DEVLETİNİN ANTİPROPAGANDASI SORUMLU’

Referandum günü polisin genç yaşlı demeden Katalan seçmenleri oy kullandıkları okullardan çıkarmaya çalıştığı o korkunç görüntülerin, şiddetin özellikle kararsızlar üzerinde ne kadar etkisi oldu peki?

1 Ekim’deki referandumda insanların büyük çoğunluğunun sandığa gitmemiş olmamasının nedeni bence polis şiddeti değil İspanya Devletinin başından itibaren bu referandumun geçersiz sayılacağına ilişkin propagandasıdır. Referandum talebinin itibarsızlaştırılması ve hiçbir geçerli bağlayıcılığının olmayacağı propagandasının özellikle sürece ilişkin şüpheleri, kaygıları olan önemli bir halk kitlesinin referanduma katılmamasına sebep olmuş olabilir. Yine benzer nedenler yüzünden hayır oyu verecek kişilerin de referanduma katılmadıkları çok açık. Hayır oyu verecek olanların ve bağımsızlık talebine şüpheyle yaklaşanların referandumu sahiplenmemelerinin ilk nedeni bu. İkinci olarak referandum sürecinin örgütlenmesi, bu talebin ifade ediliş biçimi, siyasi bir strateji olarak algılanabilecek olsa da birçok kişi için kabul edilemez olan şeffaflık eksikliği, son iki aydaki siyasetin bu kadar hızlı bir ritimde ilerlemesi özellikle netleşmek için daha çok zaman ve katılımcı karar alma mekanizmalarını talep edenlerin bu sürece şüpheyle yaklaşmasına neden oldu. Egemen bir Katalan Cumhuriyeti talebini sahiplenmek için tüm bu kurucu koşulların varlığını gözeten insanların çoğunun referanduma katılmamış olma ihtimalleri hayli yüksek. Son olarak da 1 Ekim günü erken saatlerden itibaren birçok oy kullanma merkezinde karşılaştığımız polis şiddetini de nedenlere eklemek gerekir. Ancak şunu kesinlikle söyleyebilirim polis şiddeti, bağımsızlığa ‘evet’ oyu vermek için sandığa gidenlerin kararını etkilemedi. Çünkü tüm polis şiddetine rağmen insanlar oy kullanma merkezlerini terk etmediler.

‘KATALAN BURJUVAZİSİ İLE İSPANYOL ELİTLERİNİN İLİŞKİLERİNİN BOZULMASININ MAZİSİ ÜÇ GÜN’

Hayvan hakları savunucularının tüm İspanya’da yasaklanmasını istediği boğa güreşlerini Katalunya özerk yönetimi 2010’da yasakladı ve İspanya’da sağcı Halk Partisi(PP) Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ve mahkeme Katalunya’nın yasak kararını iptal etti. Gerekçe olarak da boğa güreşlerinin İspanya’nın ulusal kültürel mirası olmasını gösterdi. Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen Katalunya, boğaların öldürüldüğü bu gösterileri yapmıyor. Bunu şunun için hatırlattım, Katalunya’nın İspanya’dan ayrılmak için tek gerekçesinin “zenginliğini” paylaşmak istememesi olduğunu zannedenler var. Oysa Katalan burjuvazisi ve sağı bağımsızlık istemiyordu değil mi?

Katalan burjuvasininin bağımsızlık istemesinin, Katalan elitleriyle İspanyol elitlerinin ilişkilerinin bozulmasının mazisi üç gün… Merkez sağ hiçbir zaman bağımsızlık istemiyordu. Sadece bu gerekçeyle bağımsız olmak isteyenler yoktur demiyorum ama tek gerekçeyi bu olarak görmek Katalan bağımsızlıkçı hareketi gibi çok sesli bir hareketi anlamamıza kesinlikle yardım etmez. İspanya’daki 17 özerk bölgeden makro ekonomik değerlere göre en zengin iki bölgeden biri Katalunya diğeri ise Bask bölgesi. Her özerk bölgenin merkezi hükümet ile yaptığı vergi anlaşmaları farklı ve şu bir gerçek, Katalunya en çok üreten ve en az hizmet ve para geri dönüşü alan özerk bölge. Bağımsızlık istemelerinde bunun bir sebep olmadığını iddia etmek saflık olur.

Katalunya Avrupa kıtasında ilk endüstrilileşen toplumlardan bir tanesi, bu gerçek. Tarihsel olarak işçi sınıfının en örgütlü olduğu toplumlarda biri. Çiftçilerin ve çiftçi mücadelelerinin de güçlü olduğu bir coğrafya. 1285, Katalunya’daki ilk halk ayaklanmasının tarihidir. Sosyoekonomik tahakküm ilişkilerinin çok derinleşmesine karşı Barselona’da gerçekleşen bu ayaklanma, ayaklanmanın sorumlusu olarak görülen Berenguer Oller ve 7 arkadaşının asılarak öldürülmesiyle sonuçlanmış. Bundan sonra bir sürü ayaklanma oluyor. 1353’te Osana’da çiftçi ayaklanması gerçekleşiyor. Daha yakın tarihtekiler için 1873’teki Birinci Cumhuriyetçiler süreci, 1931’de ilan edilen İkinci Cumhuriyet… İkinci cumhuriyet döneminde Katalan sol hareketin rolü çok önemlidir hatta Franco tarafından da Katalunya kesinlikle temizlenmesi gereken bir bölgedir. Böyle olmasaydı İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyetçileri bastırmak isteyenlerin en kanlı savaşı verdiği cephe Katalunya olmazdı.

Ekonomik kriz derinleştikçe her toplumun içinde nasıl ki sınıf çatışması daha da derinleşirse İspanya’nın herhangi bir yerinde olduğu gibi Katalunya’da da 2007’den beri şiddetli hissedilen ekonomik kriz sürecinde sınıf çatışması derinleşti. Bunun karşısında Katalunya’daki emekçi sınıf haliyle taleplerini yükseltti. Burslar, sağlık ve eğitim hizmetlerinin kısıntıya uğraması karşısında yapılan eylemler, özelleştirme karşıtı hareketler… Katalunya Hükümeti, İspanya Hükümetinin kapısını defalarca çaldı vergi protokolünün yeniden düzenlenmesi için ve hep olumsuz yanıt aldı. Bütün bunlar, Katalanları zenginken daha çok zengin olmak istemekle ve Endülüs’teki halkla kendi parasını paylaşmamakla suçlamak gibi bir okuma yaratıyorsa bunun bir mantığı yok. Bugüne kadar bağımsızlık talebini sahiplenen ve bunu bir siyasi talebe dönüştürenler hep sol kesimdi. Sağın, burjuva kesimin ise bugüne kadar hiçbir zaman İspanya’dan ayrılmak gibi bir talebi olmadığı gibi bağımsızlık talebinin hep karşısındaydılar. Ancak gelinen noktada merkez sağ siyasi bağımsızlığa ilişkin siyasetini netleştirmek zorunda kaldı.

 

‘AB’NİN EVRENSEL DEĞERLERİ BURJUVAZİNİN ÇIKARLARINI KORUDUĞU SÜRECE GEÇERLİ’

İspanya Devleti’nin diyaloga hiç yanaşmayan tutumuna ve referandum günü gerçekleşen polis şiddetine karşı sessiz kalan hatta İspanya Hükümetine doğrudan destek veren Avrupa Birliği ülkelerinin tavrı Katalunya’da şaşkınlık yarattı mı?

Ben kendi adıma hiç şaşırmadım, şaşırmıyorum. Ben o şiddeti bekliyordum ama Katalanların çok büyük bir bölümü o günkü polis şiddetinden şoka uğradılar. Yaklaşık bir aydır ağlayan hâlâ kendine gelemeyen arkadaşlarım var. Sol bir örgütlenmenin parçası olmayan veya işgal evleri hareketinin bileşenlerinden olmayan Katalanlar böylesi bir polis şiddeti ile karşı karşıya gelmemişlerdi. Örgütlü yapılarla hareket edenler zaten toplu grev gibi, 15 M hareketi gibi eylemlerde Katalan polisinin şiddetine maruz kalmıştı; fakat bu toplumun yüzde kaçı ki! Referandumda oy kullanmaya giden 70 yaşındaki bir kişi elleri havadayken polisin gelip ona copla vurmasını beklemiyordu. İspanya Merkezi Hükümetinin bu polis şiddetini eleştirmeyip haklı ve yerinde bulduğunu açıklaması insanların öfkesini daha çok arttırdı.

Olacaklara dair öngörüde bulunamamızın önündeki en büyük engel tarih bilmemektir. Avrupa’nın evrensel değerlerinin burjuva sınıfının çıkarlarını koruduğu sürece geçerli olduğunu bir kez daha gördük. Şu anda bilmediğimiz Avrupa Birliği’nin, politik ve sosyo-ekonomik çıkarlarını korumak adına Avrupa’da hangi seviyede ve biçimde şiddete sessiz kalacağıdır.
İzlediğimiz görüntülerde, polis şiddetine direnenlerin arasında özellikle faşist diktatör Franco rejimini hatırlayan orta yaş üstü çoğunluktaydı.

Direndiler ve direnecekler de. Kolay kolay evlerine gitmeyecek bu insanlar. Allah vergisi bir cesarete sahip olduklarından değil faşizmi yaşadıkları için direniyorlar. Franco diktatörlüğünün 40 yıllık bir tarihi var ve çok eski değil. Toplumun önemli bir kesimi o günleri çok iyi hatırlıyor. Ancak şunu da çok iyi biliyorlar, 1978 yılından sonra örülen demokratikleşme sürecinde Frankocuların önemli bir kısmı devletin önemli mekanizmalarına yerleştiler. Franco’nun sadece politikaları değil o politikaları savunan kişiler hâlihazırda hâlâ karar mekanizmalarındalar İspanya’da.

“KATALAN BAĞIMSIZLIKÇI HAREKETİ ŞİDDET KARŞITIDIR”

Hayırcılar iki kez yürüdü. İlki barışçıl bir gösteriydi ama ikincisinde Naziler ve falanjistler vardı. Nasıl yankı buldu bu yürüyüşler Katalunya’da?

Önce 7 Ekim’de Katalan Parlamentosunun merkez binasının bulunduğu meydanda insanlar beyaz tişörtleriyle diyalog çağrısında bulundular. Barışçıl bir yürüyüştü. Bunun aksine 8 Ekim’deki yürüyüşte birçok şiddet olayı gerçekleşti. Bu kitlesel eylemde, İspanyol falanjistlerinin bayrakları da, Nazi bayrakları ve selamları da mevcuttu. Üstelik 8 Ekim’deki yürüyüşe aşırı sağ Vatandaşlar Partisi(Partido de la Ciudadania), merkez sol parti olan PCC yani Katalunya Sosyalist Partisi(Partido de los Socialistas de Cataluna) ve merkez sağ ve İspanyol hükümet partisi PP (Halk Partisi)’nin Katalunya örgütlenmesi de (Partido Popular) katıldı. O gün alanda bazı kadın gazeteciler cinsel istismara uğradı. Bunlar suç duyuruları aracılığıyla polis kayıtlarına da yansıdı. Fakat bu şiddet eylemlerine dair herhangi bir kınama açıklaması yapmadı bu eyleme katılan partiler.

Referandum sonrası yapılan bu eylemlerin etkilerine dair sunu söylemek isterim: Bugün, Katalunya İspanya’nın bir parçası olarak kalmalı diyenlerin argümanları çeşit çeşit. Fakat sadece 8 Ekim’de yaşanan bu olaylar ve yaşananların İspanya Devleti tarafından görmezden gelinmesi, Katalunya’nın egemen bir devlet olmasına dair şüpheleri olanların bağımsızlıkçılık yanlısı bir tavır almasına sebep olabileceğini düşünüyorum. Bu gözlemleri paylaşmam nedeniyle bağımsızlık yanlısı olmayanların hepsi Franco rejimini savunuyor fikrine sahip olduğum anlaşılmasın. Bağımsızlık talebine İspanya Devletinin verdiği yanıt ve Frankocuların sokaklara dökülmesi, yıllar sonra sokaklarda falanjist selamı yapılmasına ses çıkarılmaması insanlarda tepkiye neden oldu diyorum. Düşünsenize bu halk 40 yıl faşist rejimin baskısı altında yaşamış ve hafızasında bu anılar hâlâ taze.

‘ÇATIŞMA SÜRERKEN TARAFLARA DİYALOG ÇAĞRISI YAPMAK SADECE KENDİ FİKRİNİN GEÇER AKÇE OLDUĞUNU SANMAKTIR’

Yazar George Orwell kendisinin de katıldığı İspanya İç Savaşı’nı anlattığı ‘Katalunya’ya Selam’ adlı kitabında “Hayatımda ilk defa denetimi işçi sınıfının ele geçirdiği bir şehirle karşılaştım” der, Katalunya’nın dört bir yanının anarkosendikalistlerin renkleri olan kara-kızıla boyandığından söz eder. Falanjistlere ve diktatör Franco’ya karşı mücadelenin önemli unsurlardan anarkosendikalist işçi konfederasyonu CNT(Ulusal Emek Konfederasyonu)’nin Uluslararası Sekreteri Miguel Perez, “…bir yanda gittikçe otoriterleşen devlet ve onun faşist müttefiklerinin baskısına karşı koyarken hiçbir şekilde ulusalcı gündeme destek olmuyoruz” açıklamasını yaptı. Merkezi Barselona’da bulunan anarkosendikalist CGT(Genel İşçi Konfederasyonu) ise 3 Ekim’deki genel grevin çağrıcılarındandı. İspanya’da 2012 yılındaki yolsuzluk karşıtı ve hak talepli eylemlerden sonra kurulan sol parti Podemos da taraflara diyalog çağrısı yapıp duruyor. Vaziyetin geldiği nokta ortadayken bu çağrının ne anlamı var?

CNT esasında referandumun yapılmasına karşı değildi ve o günkü polis şiddetini de eleştiren bir bildiri yayınlayarak 3 Ekim’deki genel greve sadece bu şiddetin karşında olduğunu göstermek için katıldı. Prensipte ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkını savunuyor CNT. Bunun yanı sıra Katalan toplumunda var olan sosyoekonomik tahakküm ilişkilerinin ulusalcı bir bağımsızlıkçılık talebi ile çözülmeyeceğini ifade ediyor. Fakat Katalan bağımsızlık talebinin İspanya’nın birliğine yönelik meydan okuma ve İspanya’da var olan devlet rejiminin sorgulanmasının İspanya Devletinin tüm yapılarını kökten değiştirecek bir süreç olduğunun hakkını da veriyor. Bugün Madrid Hükümetinin anayasa reformundan bahsediyor olmasının bunun göstergelerinden biri olduğunu ifade ediyor CNT. Ben her iki belirlemeye de katılıyorum.

Podemos ve Barcelona en Comú gibi sol partilerin bu süreçte geliştirdiği söylem üzerine birkaç şey söylemek isterim. Sürecin başından itibaren Katalanların ayrılmasını istemediklerini ama referandumun geçerli olacak bir biçimde yapılması gerektiğini ifade etti her iki parti de. Özellikle Podemos’un bileşenleri sürekli olarak tarafları diyaloga ve sağduyuya çağırdı. Bu çağrının görmezden geldiği en temel durum artık ciddi bir siyasi çatışmanın olduğu ve diyalogla çözülebilecek durumdan uzaklaşıldığı gerçeğidir. 155’inci madddenin uygulamaya koyulduğu ve bizlere yabancı olmayacağını düşündüğüm bir ifadeyle Katalan Hükümetine kayyum atandığı bir durumda en açık şekilde ortada olan şey kendi siyasi üstünlüğünü tartışma konusu dahi yapmayan taraf olan Madrid Hükümetinin diyaloga hiçbir şekilde açık olmadığıdır. Öyle ki bu durumun böylesi ciddi bir çatışmaya dönüşmesinin nedenlerinden biri Madrid’in her koşulda Katalan Hükümeti ile tartışacak bir konusu olmadığını ifade etmesidir. Böyle bir ortamda bir sol partinin, tarafları diyaloga çağırmasının nasıl bir siyaset olduğunu Basklı feminist filozof arkadaşım Jule Goikoetxea bir makalesinde (https://elsaltodiario.com/polirika/carta-a-la-progresia-espanola) çok güzel tanımladı. Tarafları diyaloga çağırmak en temelde Podemos’un kendisini bu çatışmanın tarafı olarak görmemesidir; ikinci olarak Podemos’un her iki tarafı mantıklı olmaya ve evrensel değerleri sahiplenmeye çağırması, sadece kendi mantığının geçer akçe olduğunu ve siyasetlerinin herhangi bir milliyetçilik hareketiyle ilişkilendirilmeyecek kadar evrensel olduğu iddiasını barındırıyor. Zaten genelde böyledir, devletli toplumlardaki sol harekeler her zaman için milliyetçi olmama, ‘gerçek’ anti-kapitalist siyaset yapma mertebesine ermişlerdir(!) Diğerleri ise mantıklı ve sağduyulu olmaya davet edilmelidir.

“PUIGDEMONT’U BAĞIMSIZLIKÇI KATALAN HALKIN LİDERİ OLARAK GÖRÜRSEK YANILMIŞ OLURUZ”

Gözaltına alınabileceği konuşulurken Puigdemont’un Belçika’ya gitmesi orayı da karıştırdı. Belçika Göç Bakanı, Katalan siyasi liderin sığınma talep edebileceğini söylerken Belçika Başbakanı bunun söz konusu olmadığını ifade etti. Bizler de bu tartışma vesilesiyle Belçika’nın AB içinde sığınma talebinde bulunulabilecek birkaç ülkeden biri olduğunu öğrendik. Puigdemont’un başına gelecekler Katalunya’yı nasıl etkiler?

Sürecin başından beri söylediğim şey, Puigdemont’un tek ve en güçlü aktör olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğudur. Bu onun tavrının ve kararlarının belirleyiciliği olmadığı anlamına gelmez. Fakat Puigdemont’un, bir önceki Katalan lider Artur Mas’in yine bağımsızlık yanlısı sol ve ayrılıkçı CUP’un muhalefeti sonucu Hükümet Başkanı olarak göreve gelememesi nedeniyle ve seçimler tekrarlanmadan hükümet başkanı olduğu unutulmamalı. Bunu şunun için söylüyorum, Puigdemont’u eğer bağımsızlıkçı Katalan halkın lideri olarak görürsek yanılmış oluruz. Katalan bağımsızlıkçı hareketi gibi transversal(çok kimlikli) bir hareketi doğru anlamak istiyorsak Puigdemont kaçtı mı kaldı mı sorusunun ötesine geçmek zorundayız.
Bundan sonra olacaklara dair öngörüleriniz neler?

Dediğim gibi süreç çok çetrefil örüldü. Katalan Hükümetinin bir seçim ihtimalinden daha bahsettiğinde binlerce kişi biz seçim istemiyoruz, sözünü tut ve bağımsızlık açıklaması yap diye sokaklara döküldü. Zaten İspanya Hükümetinin tutumu, ‘seçim yapsan da yapmasan da bizim tavrımız net 155’inci maddeyi hayata geçireceğiz’ şeklinde oldu. Aslında 155’inci madde kısa bir madde. Ulus bütünlüğüne zarar veren bir tavır sergilerse İspanya Devleti özerk bölgeye müdahale hakkına sahiptir diyor ama bunun nasıl olacağını kimse kestiremiyordu. Olacaklar tam bir muamma ama İspanya Hükümetinin 1 Ekim’den bu yana yaptıkları bundan sonra yapacaklarının teminatı gibi.

Katalunya’da Puigdemont’un Brüksel’e gitmesi ve iltica etme ihtimaliyle birlikte hükümetin bağımsızlık sürecini örerken herhangi bir yol haritası ya da planı olup olmadığı tartışmaları daha da yoğunlaştı. İspanya Devleti’nin 21 Aralık’ta Katalunya’da özerk bölge parlamentosu seçimlerinin yapılacağını duyurması ile seçime sivil itaatsizlik göstererek katılmayarak mı yoksa bağımsızlık talebi olan tarafın ortak ve tek bir listeyle girmesinin mi doğru olacağı tartışılıyor. Bunun yanı sıra genel grev de tartışılan konulardan biri.

Gelinen noktada bağımsızlığı ilan eden Katalan Hükümeti, bu bağımsızlığı gerçek ve etkin kılacak yapıları hazırlamadan sadece Madrid Hükümetinin özellikle bu son iki ay süresince verdiği siyasal ve bağlayıcı tepkilere göre bir politika geliştirerek ilerledi. Evet referandumun gerçekleşmesini sağladı ki bu hiç de azımsanacak bir şey değil. Fakat bundan sonrası için bir gücü olmadığını da gösterdi. Bu durumda, 21 Aralık’ta seçime gidilirse bağımsızlık isteyen Katalan halkının alacağı tavır, bu taleplerin gereken yapıları kurarak ve koruyarak gerçek kılacak, sınırlarını ve kapasitesini şeffaf bir biçimde ortaya koyacak, hareketin çok kimlikli karakterini taşıyan bir yürütücü grubu iktidara taşıyacak olabilir. Kanımca bu koşullarda alınabilecek en iyi kolektif tavır da budur.

SAHİP OLUNANLARIN ELDEN GİTMESİ İHTİMALİ ÇOK ÜRKÜTÜCÜ

Katalan toplumunun ruh hali nasıl? Evetçiler ve hayırcılar ne gibi kaygılar yaşıyor şu an ve özerkliğin getirdiği hakların kaybedilmesi ihtimali korkutuyor mu insanları?

Dostlarımla sürekli iletişim halindeyim. Herkes bir yandan umutlu çünkü 1 Ekim’de yaşanan şey insanları sadece polis şiddeti yüzünden şok etmedi, kimsenin bundan kaçmaması da birçok kişiyi çok şaşırttı. O gün ciddi bir direniş yaşandı. Haliyle bir yandan çok umutlular bir yandan da İspanya Devletinin yapabileceklerini hatırladıkları için tedirginler.
Hâlihazırda kazanılmış çok kıymetli hakları var. Eğitim dili Katalanca, Katalanca yayın yapan radyo ve televizyonumuz var. Katalunya’nın özerk yapısından kaynaklı belli hak ve özgürlüklere sahipler ve bütün bunların elden gitmesi ihtimali çok ürkütücü.

Katalan toplumunun belli bir kesimi olan ‘hayırcılar’ da bu toplumun bir parçası. Katalan olsunlar ya da olmasınlar, hayatlarının tamamını veya bir bölümünü Katalunya’da geçirenler var ve bütün bu süreç onları hazırlıksız yakalamış olabilir. Evet sürecinin nasıl örüldüğüne dair fikirleri yok, o sürecin bir parçası değiller. Bir Katalan Cumhuriyeti kurulması talebi var ama İspanya Devletinin vereceği cevap onların hayatını nasıl etkiler, gitmek zorunda kalır mı, komşusuyla çatışır mı, bu soruların tümünü soruyor olabilirler kendilerine. Böylesi çatışmaların olduğu durumlarda toplumlarda kutuplaşma düzeyi artar ve bu daha eşit ve daha özgür bir toplumda yaşama talebini sahiplenen herkesin üzerinde ciddiyetle durması gereken bir durumdur. Bu benim de en önemli tedirginliklerimden biri. Herkesin düşüncesini, talebini ve eleştirisini dışlanacağını düşünmeden özgürce ifade edeceği ortamları kurma başarısını nasıl göstereceğiz, bu önemli bir soru olmalı.
Sürece dair kuşkuları olan, bu referandumun sonucunun tek taraflı bir bağımsızlık açıklaması yapmayı meşru kılmadığını düşünen, İspanya Devletinin tanımadığı bir referandumla daha özgür ve eşit nasıl yaşanabilir diye sorular soran hatırı sayılır bir insan grubu da var. Bütün bu toplumu oluşturan grupların farklı düzeyde umutlu ve farklı nedenlerle ama benzer düzeylerde tedirgin olduklarını düşünüyorum. Kimseyi ikna için uğraşmadan, o kişi ne hissediyor, ne düşünüyor bilmek kesinlikle çok önemli. Sadece burada değil, hiçbir yerde başka bir yolu yok daha özgür koşullarda yaşamanın. Benim etrafımda böyle düşünen ve eyleyen insanların olması da benim bu süreçte daha umutlu olma nedenlerimden biri. Bu süreç başka türlü ilişkilenme ve politika yapma ihtiyacını doğurduğu için, sadece bunun için bile çok kıymetli.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*