Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Katalonya: Ekonomik kriz, rejim krizi, ulusal kriz…

Katalonya: Ekonomik kriz, rejim krizi, ulusal kriz…

Milletler Cemiyeti’ne üye, ulus devlet olarak tanımlanan ülke sayısı, 1939’de sadece 54’tü. Birleşmiş Milletler’e üye, ulus devlet sayısı, 1987’de 151’e, 2005’te 189’a yükseldi. Günümüzde 197, uluslar arası planda tanınmayanlarla birlikte 206.

Ulus devlet, kapitalist üretim ilişkileri ve pazar ile tanımlı olan bir burjuva siyasal egemenlik formudur.

Ulus devletlerin tarihsel gelişimi genellikle 3 evrede ele alınır: 1- İngiltere, Fransa ve ABD’de burjuva demokratik devrimlerle beliren ve Avrupa’da feodal egemenliğin çözülüşüyle yayılan ulus-devletler. 2- Çok etnisiteli eski imparatorlukların çözülüşüyle ortaya çıkan ulus-devletler. 3- Sömürgeciliğe karşı ulusal kurtuluş savaşlarıyla kurulan ulus-devletler. Bu biçimler arasında kuşkusuz iç içe geçişler de vardır. Ancak genel gelişme doğrultusu itibarıyla, birincisi kapitalizmin emperyalizm-öncesi dönemini, ikincisi 1. emperyalist savaş sonrası dönemini, üçüncüsü ise 2. emperyalist savaş sonrası dönemine denk düşer.

Bir dördüncü evre olarak, eski Sovyetler Birliği’nin dağılışı ve bazı eski Doğu Avrupa, Balkan ülkelerinin parçalanışına işaret edilir. Ancak son onylıllarda yalnızca eski Sovyetler Birliği veya Doğu Bloku ülkeleriyle sınırlı kalmayan, bir eğilim dünya çapında giderek yayılıyor ve hızlanıyor: Bu, çok uluslu mevcut “egemen ulus” ülkelerindeki alt-ulusların bağımsızlık istem ve deklerasyonlarıdır.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ve İspanya Katalonya Özerk Yönetimi’nin bağımsızlık referandumları, uluslar konusunu daha yoğun olarak gündemleştirdi. Bunlara Kamerun’da Anglafon bölgelerin, Macaristan’da Roman bölgelerin sembolik bağımsızlık ilan veya istemleri eklendi. Britanya’da ise İskoçya’nın bağımsızlık referandumu yüzde 1’lik oy farkıyla direkten dönmüştü. Dünya çapında pek çok başka ülkede de benzer ulusal veya etnik gerginlikler inişli çıkışlı bir seyir izlemekle birlikte genel bir eğilim olarak artıyor: Kanada, Meksika, Belçika, İtalya, Ukrayna, Çin, Hindistan, Bangladeş, Sri Lanka, ve çok sayıda Ortadoğu ve Afrika ülkesi bunlar arasında.

Emperyalist kapitalizm ekonomik ve siyasal krizleri hep “azgelişmiş ülkeler”e havale ederdi. 2008 krizi emperyalist kapitalizm ve mali oligarşisinin göbeğinden patladı ve Kuzey Amerika ve Avrupa’yı sardı. Şimdi etnik, ulusal sorun ve krizler de, aynı zamanda Batı Avrupa’nın göbeğinden, en gelişmiş denilen kapitalist ülkelerden patlıyor. Bu neyin göstergesi?

En başta, kapitalizm koşullarında, ulusların eşit-özgür birlikteliği ve kaynaşmasının olanaksız olduğunu gösteriyor. İspanya (Bask, Katalonya), İngiltere (K. İrlanda, İskoçya, Galler), Belçika (Flamanlar/Valonlar), Kanada (Quabec), burjuva demokrasisinin “en ileri” denilen federalizm, özerklik gibi biçimlerinin de bu sorunları çözmekten tamamen aciz olduğunu gösteriyor.

Batı emperyalist kapitalist güçleri, ırk, ulus, etnisite, cinsiyet, din, mezhep, göçmen sorunlarını “ileri demokrasi”siyle çözmüş olmakla böbürlenirdi. Oysa hepsinin üstüste ve artan ölçüde patlamasıyla hiçbirinin çözülmemiş olduğu, toplamda daha derindeki bir krize işaret ettiği görülüyor. Kapitalizmin küresel krizi onun tüm çelişkilerini sarsıntılar ve şiddetle açığa çıkarıyor. Küreselleşmiş rejim krizi ve bunun da bir bileşeni olarak eski uluslar sisteminin krizi de bunlar arasında.

Neoliberal kapitalizm ve küresel temelden sermaye birikimi ve çelişkileri, her bir ülke içindeki sermaye birikimi ve çelişkilerine de içerili hale gelmekte, iç ve dış çelişkileri daha fazla iç içe geçirip şiddetlendirmekte ve yaygınlaştırmaktadır. Bu, bir çok ülkede tarihsel, ulusal, etnik sorunlarla da iç içe geçen bölgesel, yerel eşitsiz, düzensiz, kesintili ve çatışmalı gelişim eğilimini de ortaya çıkarmakta ve şiddetlendirmektedir. Bu ülkelerde burjuva sınıf kesimleri arasındaki eşitsiz gelişme ve rekabet de, aynı şekilde iç-dış güç mücadelelerine dönüşüyor.

Genel eğilim, eski çok uluslu egemen ulus devletlerin de, alt ulusal-etnik birimlere çözülmesi doğrultusunda görünüyor. Küresel temelden genişleyen ve derinleşen sermaye birikim süreç ve ilişkileri, eskimiş uluslar arası işbölümü biçimlerini ve rejim biçimlerini sarsıyor ve dikiş tutmaz hale getiriyor. Kriz de buna yeni boyutlar kazandırıyor. Emperyalist burjuvazi ve çeşitli ülke burjuvazilerinin egemen kesimleri, bir yandan bunu gözetirken, diğer yandan da sarsılan ve çözülme eğilimine giren egemen ulus, ulus devlet, din, aile, erkek egemenliği gibi dayanaklarını ayakta tutabilmek için paslı payandalar, bastırma, gericiliği daha bir yoğunlaştırmak durumunda kalıyor.

Eski egemen ulus devletlerin, alt ulus devletlerine doğru çözülme eğilimi, gerçekte, daha derin bir tarihsel eğilimin bir görüngüsüdür. Daha derindeki temelde, toplumsal üretici güçlerin gelişiminin, kapitalist üretim ilişkileri ve üstyapısına sığmaz hale gelmesi ve sınıf mücadelesi vardır. Aynı şekilde bölgesel ve küresel temelden gelişen üretici güçlerin, eski uluslar sistemine sığmaz hale gelmesi vardır.

Öyleyse aynı görüngü içindeki özü, yani uzlaşmaz karşıt iki sınıf, uzlaşmaz karşıt iki tarihsel eğilimi tespit edebilmemiz gerekir.

Ne Katalan burjuvalarının ne Barzani’nin, dünya kapitalizmiyle bir sorunu vardır. Onlar, tam tersine, içinde bulundukları krizden, emperyalist kapitalist dünya ekonomik ve siyasal sistemine, tabi oldukları eski ulus devletler dolayımıyla değil, doğrudan bağlanarak, küresel ve bölgesel sermaye birikimi içindeki paylarını artırarak çıkmayı hedeflemekte; ya da en azından referandum kozuyla pazarlık güç ve paylarını artırmaya çalışmaktadır. Kitlelerin ulusal demokratik özlemlerini de tam da bu neoliberal ulusalcı-popülist bir çerçevede “sosyal sermaye” yapmaya çalışmaktadırlar.

Nitekim Katalonya Özerk Yönetimi’nde bağımsızlığın başını çeker görünen Katalonya Hristiyan Demokrat Partisi, AB ve İspanya burjuvazisinin (ve aynı zamanda Katalonya burjuvazisinin) ortak sosyal yıkım programlarını aynen Katalonya’da uygulamış olan partidir. Katalonya’da kitlelerin bağımsız cumhuriyet özleminin yeniden canlanmasında, İspanya tekelci oligarşik burjuva devletinin sosyal yıkım paketleri de kritik bir etken oldu. Katalon burjuvazisinin Hristiyan Demokrat Partisi, daha önce desteklemediği halde, tabandan yükselen bağımsızlık isteminin (küçük ortağı taşra küçük ve orta burjuvazisinin partisi Katalon Cumhuriyet Partisi ile birlikte) bağımsızlığın şampiyonu kesildi, bağımsızlığı ekonomik ve toplumsal sorunların çözümü diye sunarak, Katalon burjuvazisi ile işçilerini uzlaştırmaya çalışıyor.

İkinci eğilim, ulusal demokratik istek ve özlemleri kesinlikle küçümsemeden ve geleceğe havale etmeden, ama burjuvaziye yedeklenmeye de havale etmeden, işçi sınıfı temelinde ve önderliğinde sosyalist devrimci demokratik çözüm ekseninde mücadele etmektir. Sosyo-ekonomik kriz, sosyal-yıkım programları, ulusal kriz ve ulusal baskı bir bütündür, ve ancak işçi sınıfının burjuvaziden ayrışması ve sosyalist demokrasi ile çözülebilir. Katalonya işçileri, fabrika komitelerine, işçi konseylerine, kolektivizm mücadelesine yabancı değildir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*