Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kasırgalar da burjuvaları değil emekçileri vurur!

Kasırgalar da burjuvaları değil emekçileri vurur!

Geleceği önceden, haftalar öncesinden belliydi. Sandy kasırgası, Karayipleri, bu bölgede bulunan Küba gibi ülkeleri yıkarak ilerliyordu. Hangi gün ve saat ABD‘ye ulaşacağı, büyük kentleri ne zaman vuracağı belliydi. Televizyonlar, tüm haber kanalları gelmekte olan kasırgadan söz ediyorlardı. Tıpkı filmlerde gördüğümüz gibi marketlerdeki raflar boşalmış, gıda ürünleri, cep lambaları, bıçaklar, ipler, acil yardım malzemeleri tükenmişti. Okyanusun ötesindeki bizler için dahi bilinmeyen değildi kasırganın gelişi.

Yıkıcı bir doğa olayı olarak kasırga, henüz önceden tam olarak tespit edilemeyen depremlerden farklı olarak daha oluşum aşamasında tespit edilebiliyor. Hangi bölgelerde olacağı, nereden başlayacağı biliniyor. Şiddeti, hızı, nereye doğru gideceği bilinebiliyor. Buna karşın, üç hafta boyunca gün gün ilerleyen ve en son ABD’ye ulaşan kasırga büyük bir yıkım yarattı. 64 kişi öldü. Evler yıkıldı. Metroyu su bastı. Büyük kentlerde günlerdir elektrik yok. Benzin bulunmuyor ve çift-tek plaka uygulamasına geçildi. Gıda sıkıntısı başladı. Aralarında New York’un, New Jersey’in de bulunduğu 14 eyalet ve kentte yaşam felce uğradı. 100 milyon dolarlık ekonomik kayıp oldu. Kasırga, tsunaminin Japonya’da oluşturduğu etkiyi yapıp nükleer santrallari vursaydı nükleer bir felaket de başlamış olacaktı.

Bazı zenginlerin lüks evleri yıkılmış olsa da, kasırgada ölen bir milyoner yok. Ölenler kentin yoksulları. Büyük yıkımı yaşayan, konutlarını kaybeden de onlar. Lüks konutların sahipleri hemen yenilerini yapma hazırlığına giriştiler bile. Kentin emekçileri ise, bu kasırganın yaşamlarında yaratmış olduğu yıkımı ömürleri boyunca yaşayacaklar. Kaybettikleri, eşleri, çocukları, arkadaşları geri gelmeyecek. Onları bir daha göremeyecek, birlikte gülemeyecek, kavga bile edemeyecekler. Omuz başlarındaki boşluğunu hissedecekler. Eğer bir evleri vardıysa artık yok ve kolay kolay da olmayacak. İzmitİstanbul, Van depremlerinde yaşamış olarak bunları biliyoruz. Türkiye’de emekçilerin, işçilerin, kırın ve kentin yoksullarının en iyi bildikleri şey felaketlerdir. Sadece işsizlik değil, sadece düşük ücretle kölece yaşamak değil, depremler de, kasırgalar da emekçileri vurur. Emekçilere ücretli köle değeri biçen kapitalizm için onların nasıl yaşadıklarının, yaşayıp yaşamadıklarının da hiç bir değeri olmadığı için vurur.

Bir felaketin seçim borsasında oya tahvili

Amerika’da kasırga sonrasında geleceği gün ve saat haftalar öncesinden belli bu doğal felakete Başkan Obama’nın nasıl hızla müdahale ettiğinin propagandası yapılıyor. Depremin vurduğu iki eyaletin Cumhuriyetçi valileri Obama’ya teşekkür ettiler. Eski bir Cumhuriyetçi aday, Romney’e göre daha çevreci bir yaklaşım gösterdiği için seçimde Obama’yı destekleyeceğini açıkladı. Diğer başkan adayı Romney, seçim kampanyaları sırasında Federal Acil Kurtarma Bölümünü kapatacağını açıklamıştı. Hemen kara tahvil edilemeyecek ne varsa onu yük olarak gören vahşi kapitalizmin savunucusu Romney’in bu açıklaması onu zor durumda bıraktı. Amerikan pragmatizmine uygun bir hızda kasırga sonuçları Obama tarafından seçim borsasında oya tahvil ediliyor. Bununla birlikte borsacılar bu “önceden satın alma”da çok emin konuşmuyorlar… Yakınlarını, konutlarını kaybetmiş olan, genel olarak Obama’ya oy veren dertleri başlarından aşkın emekçilerin sandığa gitmeyeceğinden endişeliler. Yine de genel kanı, emekçileri yıkan kasırganın Obama’yı güçlendirmiş olduğu.

Sorulmayan sorular

Seçim borsacıları, medya, acil müdahalede başarılı bularak Obama’ya övgüler yağdırırken, gelişi önceden belli ve oldukça sık aralıklarla gerçekleşen kasırgalara karşı daha temel önlemlerin neden alınmadığını sormuyor? ABD’nin Çin’le birlikte Kyoto Sözleşmesi‘ni dahi imzalamayan birkaç ülkeden biri oluşu da sorgulanmıyor. Amerikan füze sistemlerinin, füze kalkanlarının, insansız hava araçlarının, devasa uydu dinleme ve takip sistemlerinin önceden haber alma ve önleyici müdahaledeki gücü yere göğe sığdırılmazken, emperyalist savaş gücü bastırmak ve korku yaymak için kullanılırken bu gücün doğal felaketleri önlemek için neden kullanılmadığı, ya da neden burada bir işe yaramadığı soruları da sorulmuyor. Kapitalist sömürüyü gerçekleştirecek ve egemenlik sistemini koruyacak kontrol ve denetim, savaş, yıkım ve felaket araçlarının dev sermaye bütçeleriyle beslenmesi, bunlar için ayrılan paralar, muazzam teknik olanakların kullanımı, diğer yandan önlenmesi hiç de o kadar zor olmayan büyük doğa olaylarının yol açtığı yıkım ve felaketlerin ölümlerle sonuçlanması yanıtlanmayan soru olarak kalıyor.

Askeri sanayi komplekslere dev sermayeler ayrılır, yatırımlarda bulunulurken doğal felaketlerle mücadele edecek federal kurumun bile gereksiz harcamaların kısılması görüşüyle kapatılmak istenmesindedir yanıt basitçe. Kasırgalar gibi felakete yol açabilen doğa olaylarına ilgi -bu konularla ilgili çok sayıda filmde de gördüğümüz gibi- ancak askeri bir projeyse vardır. Askeri projelerde kasırgalara yön değiştirtilerek düşman ülkelere yöneltme, hava ve deniz kuvvetlerini etkisiz hale getirmenin araştırma ve çalışmaları yapılmaktadır. Kasırgaların ya da felakete yol açabilen bir başka doğa olayının emekçi sınıfların yaşamında yarattığı ve yaratacağı yıkım ve açabileceği yaraların ise, kapitalist tekeller açısından bir değeri ve anlamı yoktur. Bundan dolayı bu çalışmalar, milyonlarca insanın yaşadığı kentleri koruyacak teknolojik tedbirlerin alınmasıyla birleştirlmiyor. Bu konu da diğer birçoğu gibi, kapitalist sistem açısından toplam ekonomik kayıplarla gerçekleştirilecek yatırımların azami kara çevrilebilmesinin hesaplarının yapılmasına bağlı olarak ancak kapitalizmin ilgi alanına girecek ya da girmeyecektir.

Zaten burjuvalar için büyük bir tehlike yoktur. Burjuvalar, lüks ve sağlam konutlarıyla, arada kazaya bile uğrasalar hemen yerine yenisini koyabilecek olmalarıyla kendilerini güvence altına almışlardır. Onlar, sermayeleriyle güvenli bir yaşam sürdürür, sağlam konutlarda oturur, felaket bölgelerinden hızla uzaklaşırlar. Depremler, kasırgalar yanlarına bile uğramaz ya da bir rüzgar etkisiyle geçerken yıkıma uğrayan emekçilerdir. Bir emekçinin kapitalizmdeki değeri emek gücünün değeri kadardır. Kolaylıkla da harcanabilir.

Sandy kasırgasının da ortaya çıkarttığı, her kentin iki ayrı sınıfın yaşadığı iki kent olduğudur. New Jersey, New York gibi eyalet ve kentlerde burjuvazi kasırgayı rüzgar esintisiyle geçiririr, hiçbir şey olmamış gibi önceki yaşamına devam ederken, bu kentlerin işçileri, kent yoksulları felaketin izlerini ve acısını yaşamaya devam ediyorlar ve belki de tüm ömürleri boyunca da yaşamaya devam edecekler.

Kapitalizmin varlığı felaket!

En büyük felaket kapitalizmdir. Kapitalizm sadece ekonomik bir sömürü düzeni değildir. Temelinde sermaye, ücretli emek, artıdeğer ve kar üretiminin olduğu sistem, sadece ekonomik bir sömürü mekanizması olarak değil toplumsal felaketlerin de, bireylerin yıkımlarının da, doğa olaylarının büyüyen bir felakete dönüşmesinin de hazırlayıcısı, nedeni, gerçekleştirenidir. Deprem, kasırga, sel gibi doğa olayları hala büyük feaketlere yol açıyor, gelişleriyle, yıkımlarıyla korku salıyorlarsa bunun suçu kapitalizmdedir. Dev sermayelerden doğa ve toplum felaketlerine ayrılan pay, askeri-sanayi komplekslere ayrılanlara göre devede kulaktır.

Bugünkü mimarlık ve mühendislik bilgisi, inşaat teknolojisi, kentleri doğa felaketlerine karşı çok daha sağlam ve güçlü yapmaya olanak sağlıyor. Uydularla, yer gözlemleriyle ve erken uyarı sistemleriyle meteorolojik bilgiler çok önceden öğrenilebiliyor. Yerküre altıyla üstüyle çok dahafazla bilinebilir hale geldi. Bilimsel bilgi, yaratıcı emek üretkenliğinin gelişmesi, teknolojik gelişme, kentlerin doğa ve arazi koşulları uygun olarak nerelere kurulacağını belirlemenin de, var olan kentlerin sağlam bir altyapıya kavuşturulmasının da, metro, yol, elektrik, haberleşme ve barınmanın deprem, kasırga ve sel baskınlarına karşı koyabilecek güçte yapımının da imkanlarını sunuyor. Doğa yasalarının bir çok bilgisine sahibiz. Bugün doğa olayları hala büyük felaket ve yıkımlara yol açabiliyorsa, bunları önleyecek ya da etkisini azaltacak bilgi birikim ve yeteneklerin, teknolojik araç ve yapım malzemelerinin olmadığından değil kar-zarar hesaplarına konu edilmesindedir. Bugün kentsel yeniden yapılanma, kentin altı ve üstü, tümden bankaların ve inşaat tekellerinin, holdinglerin, konsorsiyumların azami kar çevrimine sokulmuştur. Ancak azami kar çevrimine uygun olarak satınalabiliyorsan güvenli bir konuta ve sağlıklı bir yaşam alanına sahip olabilirsin. Sermayenin neoliberal kapitalist birikim sürecinde metropol ülkelerde de temel altyapı yatırımlarına verilen önem daha da azalmış, hızlı sermaye birikimin aracı değillerse çürümeye terkedilmişlerdir. Uzun yıllar kullanılan ve yenilenmeyen altyapı büyük hatta orta çaplı doğa olayları karşısında dayanamıyor. New York’ta borsa merkezini dahi vuran elektrik kesintileri, Fransa’da 200 bin konutu elektriksiz bırakan dağlık bölgelerde hemen her yıl yaşanan felaketler, tren kazaları, hastane skandalları vb. Avrupa ülkelerinde de oldukça sık yaşanıyor.

“Çevre sorunları” değil , büyümekte olan doğa krizi

Japonya’daki deprem, onu izleyen tsunami ve nükleer felaket gerçekleşeli 2 yıla yaklaşıyor. Bunun siyasete de yansıyan -bazı Avrupa ülkelerinde nükleer santrallarin peyderpey kapatılması, Yeşil partilerin oylarındaki artma gibi- sonuçları olsa da, bir yandan da hızla unutturulmaya, hafızalardan silinmeye girişildi. Büyük doğa olaylarının yıkımlarını önleyebilecek, etkilerini çok azaltabilecek teknolojik imkanlar, bilgi ve deneyim birikimleri olduğu halde depremler, tsunamiler, fırtınalar, seller hala büyük yıkımlara yol açıyorsa bunun nedeni, emekçi sınıfların yaşamlarının da hiçbir değerinin olmadığı, karlılık ölçütünün belirleyici olduğu – ve azami kar sağlayıp sağlamamanın belirlediği- sermaye birikim döngüsüdür. Kapitalizmin en ileri temsilcilerinin bugün onca yıkım ve mücadele sonrasında gelebildiği yer ise, doğa ile ilgili sorunları en fazla “çevre sorunu” olarak görmekten, buraya doğru küçültmekten ve buna yönelik bazı kırık tedbirler almaktan ibarettir.

Son kasırga felaketinden sonra da kentlerin çevresine duvar örülmesi gibi tedbirler düşünüldüğü söylenmektedir. Kapitalizm savunucularına göre bu felaketler doğa yasalarının zorunlu sonucu olarak gerçekleşmektedir ve yapılacak olan da kar döngüsüne uygunsa tedbirler almak, bir de doğanın da yaratıcısı olarak tanrının gücüne inanarak ölen yakınlarımıza dua etmek, ölen biz olmadığımız için de şükretmektir. (Cezaevlerindeki yurtsever tutsakların açlık grevine kin kusan Fethullah Gülen‘in yaptığı da bu oldu, felakete uğrayan Amerikalılar için dua yazıp ağaçlara astırdı!) Bu felaketlerin neden hala, bu çağda büyük yıkımlara yol açtığı sorusunun yanıtı verilmediği gibi, ekosistem dengesinin bozulmasının gerçekleşen doğa olayları üzerindeki etkisi ve bu denge bozulmasının nasıl geriye dönülemez yıkımlar oluşturmaya başladığı da gizlenmektedir. Açıktır ki, doğanın iç ilişki sistemi ve bütünlüğü giderek bozulmakta, ortaya çıkan dengesizleşme kendisi de doğanın bir parçası durumunda olan insanı da içine alarak daha büyük yıkımlara yol açmaktadır. Kapitalizm, doğadaki büyük yıkımının sorumlusu ve suçlusu olarak sanık sandalyesine oturmalıdır. Kapitalizm yargılanmadan ve kapitalizm yıkılmadan, doğa-insan ilişkilerindeki yıkım önlemez. Kapitalizm yıkılmadıkça insan ve doğa arasında uyumlu, birbirini bütünleyen ve geliştirecek ilişki kurulamaz.

Kapitalizm sürdüğü sürece doğa olayları hep felaket olacak ve daha büyük felaketlere de yol açarak yıkmaya devam edecektir. Doğa olaylarına yol açan kapitalizm değil, doğanın yasalarıdır. Bu doğrudur ama, doğa olaylarının yıkıcı sonuçlar yaratması önlenebilecekken hala önlenmiyorsa bunun sorumlusu kapitalizmdir. İkinci olarak da, kapitalizmin doğada ve doğa-insan lişkilerinde yaratmış olduğu tahribat büyüdükçe bu daha büyük doğa yıkımlarına yol açmaktadır. Doğanın iç uyum ve dengeleri bozuldukça farklı alanlardaki yıkımlar da tetiklenmektedir. Ancak kapitalizmin yıkılmasıyla birlikte doğa sermayeleştirilmekten ve bunun yol açtığı yıkımlardan kurtulacağımız gibi, komünizmle birlikte insanla birlikte doğa da salt bir üretim faktörü olmaktan çıkacaktır. Gelişkin bir ortakyaşarlık ilişkisi içerisinde insan doğallaşacak, doğa insanileşecektir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*