Anasayfa » GÜNDEM » Karlov suikastı ve sonrası…

Karlov suikastı ve sonrası…

The Economist dergisinin 16 Aralık tarihli sayısının kapağı “Halep düştü Putin kazandı Batı kaybetti” manşetini taşıyordu. Ankara’daki Karlov suikasti, Suriye’de Halep’ten cihadçıların süpürülmesiyle iyice belirginleşen yeni durum ve güç dengeleri dolayında ortaya çıktı, ve Rusya-İran-Esad ekseninin elini biraz daha güçlendirdiğiyle kaldı.

Karlov suikastının ilk gösterdiği, Türkiye burjuva devleti, polisi, askeri içinde cihadçı çeteler ve sempatizanlarının cirit attığıdır. Bilinmeyen, hele ki ASAD gibi bir kontrgerilla şirket ve organizasyonunun resmen cumhurbaşkanı başdanışmanlığı mertebesinde olduğu koşullarda beklenmeyen bir şey değil. Ancak dahası, Türkiye burjuva devleti, hem cihadçılardan asker, polis imal eden, hem de bunları kontrol altında tutamayıp, iki de bir kendi ayağına da sıkan bir (“ileri demokrasi” değil tabii ama) “ileri kriz” devleti görünümündedir. Eh böyle bir devletin kana doğranmış ekmeğini de, yine bu devletin onca atıp tutar göründüğü “üst akıl”, Rusyası, ABDsi yemesin de kim yesin?

Rus büyükelçisinin bir resmi çevik kuvvet polisi tarafından öldürülmesinden sonra, Saray ve Hükümet saatler boyunca bir açıklama bile yapamadılar. Tıpkı 15 Temmuz’da önce pısıp bunun bir genelkurmay darbesi olup olmadığını anlamaya çalıştıkları gibi, bu sefer de pısıp Rusya’nın ne tutum göstereceğini anlamaya çalıştılar. Erdoğan ve Binali Yıldırım, neden sonra ilk açıklamaları yaparken halen hortlak görmüş gibiydiler.

Onları Rusya karşısında bu ecel terleri döken durumundan yine Rusya kurtardı! Tabii, ilişikte çok ağır bir faturayla beraber. Rusya mali oligarşisi, Türkiye büyükelçisinin bir El Kaideci polis tarafından öldürülmesini, son derece soğukkanlı bir taktisyenlikle, Türkiye’nin hem dış hem de iç politikasına müdahale etme gücüne çeviriverdi. Türkiye devletini Suriye’de Esad rejiminin egemenliğini tanımak, yani Türkiye’yi Suriye politikasının çöküşünü resmen kabullenmek zorunda bıraktı. Bununla da kalmadı, suikastın soruşturulmasına Rus istihbarat ve savcılarının müdahil olmasını da kabullenmek zorunda bıraktı.

Emperyalist kapitalist güç ilişkileri de böyle bir şey işte. Türkiye “cihan” devleti, darbe girişiminin mutlak suçlusu ilan ettiği Fettullah Gülen’i ABD’den yalvar yakar isteye dursun, Rusya, Türkiye’deki büyükelçisinin öldürülmesini bizzat Türkiye’de soruşturma yetkisini elde ediveriyor. Bu, genelkurmayına bizzat ABD’li bir subayın “koordinasyon” görevlisi olarak atandığı, Ankara’daki suikastı bizzat Rus istihbarat ve savcılarının soruşturduğu, kimsenin, kendisinin bile askerine, polisine, yargısına güvenmediği bir tuhaf “cihan devleti”dir.

Türkiye devletinin Suriye politikasında, hem dışa hem içe karşı ikili oynama şansı iyice daralmış görünüyor. Erdoğan-AKP, Suriye konusunda Rusya-ABD anlaşması çerçevesinde, Ahrar gibi diğer cihadçı çeteleri El Nusra’dan ayrışmaya ve Halep’in doğusundan çekilmeye ikna etme rolü üstlenmişti. Bu anlaşmaya ABD’nin uymaması ve El Nusra’yı desteklemeye devam etmesini fırsat bilerek, kendi tabanını “biz Esad rejimini yıkmak için Suriye’deyiz” tarzı kof söylemlerle oluşturmaya çalıştı. AKP ve devlet içindeki dinci, mezhepçi, cihadçı kesimler, her zamanki gibi yüksekten atıp alçaktan sürünen reislerinin Suriye ve Halep konusunda kendilerine gaz verip duran söylemlerine öylesine inanmış ve iman etmişlerdi ki, Halep’teki cihadçıların beklemedikleri bir hız ve kesinlikle süpürülmesiyle adeta şok bir hayal çöküntüsü yaşadılar. Hiçbir taktik esnekliği ve manevra kabiliyeti olmayan pejmürde devletin, Rusya-İran-Esad ekseni tarafından Halep’teki cihadçıların köşeye kıstırılması üzerine, yine provokatif söylemlerle durumu kurtarmaya çabalaması, suikastın zemini oluşturdu ve dönüp yine kendini vurdu.

Rusya mali oligarşisi, elbette tıpkı uçak düşürme vakasında olduğu gibi bu kozu da sonuna kadar kullanacak, Türkiye tekelci oligarşik devletini, başta Nusra olmak üzere cihadçı çetelere sınırlarını kapatma, ilişkisini ve desteğini tümüyle kesmeye zorlayacak. Gerek üçlü (Rusya-İran-Türkiye) deklarasyon, gerekse milli savunma bakanının Rusya ve Esad’ın Halep operasyonuna güzelleme düzen yaltaklanmaları, Türkiye burjuva devletinin de buna mecbur olduğunu gösteriyor.

Bu durum AKP’yi daha fazla sıkıştıracak. İsrail karşısında Mavi Marmara’yı çiğnemeden yutmak zorunda kalışı gibi, Suriye politikasında ve Rusya-İran-Esad karşısındaki kıvırmasını dinci tabanına “izah etmekte” de epey zorlanacak. AKP medyası içinde bir kısmının şimdiden El Nusra’yı da “FETÖ” ile kodlamaya çalışırken bir kısmının Suud gibi susup kalması, cihadçılar arasında suikastçı polisin “şehid mi, mürted mi” tartışması, bu çalkantı ve kargaşayı gösteriyor.

ABD’de Trump’ın başkanlığa gelmesiyle kızışan “Rusya’yla ittifak yapıp Çin ve İran’la mı ilişkileri gersek, yoksa Rusya’yı mı hedefe koysak” tartışması süregiderken, Türkiye burjuvazisi ve devleti içinde de, eksenler (Batı, Avrasya, Körfez) mücadelesi de yeni dengesizlik ve kontrolsüz gelişmelere yol açabilir görünüyor.

Tüm bunlar, Türkiye burjuva devlet krizinin onulmaz bir durumda olduğunu, başkanlık vb dahil dikiş tutmayacağı gerçeğini gözler önüne seriyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*