Anasayfa » BASINDAN » Kapitalizmin bugünkü krizinin özgül yapısı ve komünizm-Gültekin Akarca

Kapitalizmin bugünkü krizinin özgül yapısı ve komünizm-Gültekin Akarca

Gültekin Akarca’nın Mesleki Sağlık Güvenlik Dergisinin 58-59. sayısında yayınlanan “Üçüncü Kriz ve Üçüncü Dünya Savaşı” başlıklı yazının, bir alt bölümüdür. Aldığımız bölümün başlığını biz koyduk. Metindeki tırnak içindeki alıntılar, Kapital’dendir.

(Marx’ın-bn) genel kriz teorisi ışığında halen içinde devinmekte olduğumuz 2008 krizini ele alabiliriz. Bunun için önce 2008 krizinin
diğer krizlerden ayrılan özgül yapısına kısaca değinip daha sonra kriz sürecinde dünya pazarında yaşanan kriz görüngülerini anlamaya çalışalım.

Yazının genel çerçevesini kriz ve dünya pazarı meselesi oluşturduğu için 2008 krizinin gerçek tarihsel önemini oluşturan özgül doğasına yazının
boyutları içerisinde sadece değinmekle yetineceğiz.

Tanıklık ettiğimiz krizin ayırt edici özelliği, bu krize neden olan üretici güçlerdeki gelişmenin sadece emek verimliliğinde niceliksel bir artışa neden olmakla kalmayıp aynı zamanda emeğin niteliğinde köklü bir dönüşüm döneminin kapısını aralamasıdır.

Marx buna benzer bir dönüşümden manüfaktürden makineli üretime geçiş aşamasında söz eder. Kapitalist öncesi üretim biçimlerinin emek aracı el aletidir. Alet, iş görürken elin uzantısı olarak işlev gören aparatlara denilir. Marx, Felsefenin Sefaletinde büyük bir açıklıkla feodalizmi yel
değirmeninin, kapitalizmi buharlı motorun imlediğini söyler. Daha sonra Kapital’de, ilginç biçimde, kapitalizmi makineli üretimle değil manüfaktür ile başlatır. Üretim ilişkileri açısından bu tarihlemede bir sorun yoktur. Çünkü Marx’a göre kapitalizm genelleşmiş meta üretimidir. Meta üretiminin
genelleşmesinin ölçüsü ise emek gücünün meta olarak ortaya çıkmasıdır. Peki, madem öyle, EPEK’in (Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı-bn) önsözünde haykırarak dillendirdiği üretim ilişkilerini üretici güçlerin gelişimine bağlayan cümleler boşuna mıdır? Manüfaktür bölümünün ayrıntılı bir okuması bunun böyle olmadığını gözler önüne serer. Marx orada şöyle söyler:

“Çok sayıda parça işçinin birleşmesi ile oluşan kolektif işçi, manüfaktür döneminin kendine özgü makinesidir.”

Kolektif işçinin ortaya çıkışı sonucunda, yani elbirliği ile birbirine bağlanmış ve işin bir parçasını yapmakta yetkinleşmiş ancak bunun sonucunda vasıfsızlaşmış parça işçilerin ortaya çıkışı, aletin bir güç kaynağına bağlanmasını teknik olarak olanaklı hale getirmiş ve makineli üretime geçiş mümkün olmuştur. Makineli üretim ile kolektif işçili üretim arasındaki temel fark güç kaynağının üretim sürecindeki konumundan kaynaklanmaktadır. Birisinde güç kaynağı kol gücü iken diğerinde güç kaynağı dışsaldır. Bu niteliksel dönüşümde güç kaynağının ne olduğunun özde hiçbir önemi yoktur. İster su, ister rüzgâr, isterse buhar olsun… Makineli üretim ile birlikte kol emeği ve beceri (ustalık-hüner) emek aracının özelliği haline gelir ve insan, üretim aracı karşısında özne konumunu kaybeder. Şimdi özne emek aracı olan makinedir ve onun karşısında ona bağımlı pozisyona sahip insan, makinenin karşısında nesneleşmiştir.

Bu değişim aynı zamanda kol emeğini makinenin bir unsuru haline dönüştürdüğü için o güne kadar geçerli olan kol emeğinden kaynaklı toplumsal ayrışmaların ortadan kalkmasının maddi zeminini de sağlar. Kadın ve çocuk emeği üretim sürecine dâhil olur. Daha sonra kapitalizmin tüm dönemleri boyunca üretici güçlerde meydana gelen gelişmeler aslında üretici güçlerin temel yapısında bir değişikliğe yol açmamıştır. Değişim, makinenin üç temel unsuru olduğu düşünülürse, bu üç unsurda yani güç kaynağı, alet ve güç aktarıcı mekanizmada meydana gelen gelişmelerden mütevellittir. Güç kaynağında meydana gelen gelişmeler emek üretkenliğinde hemen pek çok üretim kolunda sıçramalı artışlara neden olurken, güç aktarma mekanizmasında meydana gelen gelişmeler daha kısmi ve alet kısmında meydana gelen gelişmeler de lokal emek üretkenliği artışlarına neden olmuştur.

Şimdiye değin bizim teknolojik devrim olarak adlandırdığımız tüm gelişmeler güç kaynağında meydana gelen gelişmelere bağlıdır. Bu durumun tek istisnası torna tezgâhının icadıdır. Bu sayede emek aracı yapan emek araçları mümkün hale gelmiştir. Torna tezgâhının önemi birinci kesim ile ikinci kesim arasında birikim dengelerinin yeniden şekillenmesi açısından önem arz eder.

2008 Krizi, kâr oranlarının düşmesine bağlı çevrimsel bir krizdir. Bu krizi sıradan çevrimsel krizlerden ayıran onun da tıpkı 1870 ve 1929 kriz-
leri gibi tarihsel bir kriz olmasından kaynaklanır. Emek üretkenliğindeki sıçramalı artış, zıt yönlü etkilerin işlemez olduğu noktada bir crash’a neden olmuş ve yıllarca etkisi devam eden ve devam edeceğini öngördüğümüz bir kriz evresine girilmiştir. Ancak 2008 krizinin nedeni olan emek üretkenliğinin artışı makinenin temel unsurlarında bir değişime bağlı değildir.

Kriz, chipli üretimin sonucunda ortaya çıkmış, güç kaynağı, aktarım mekanizması veya aletin yapısında değil makinenin denetim noktasında bir değişiklikten kaynaklanmıştır. Chip‘in asıl işlevi emek aracı karşısındaki işçinin kafa emeğinin yerini almasıdır. Makine ile kol emeği emek aracının unsuru haline gelirken, şimdi, chip ile kafa emeği emek aracının unsuru haline gelmektedir. İşte bu sayede tam otomasyon, yani üretimin insan emeği olmadan gerçekleşmesi bir olasılık olmaktan çıkmıştır. Emek artık üretimin zorunlu bir unsuru değildir.

Öyle ise üretim tümden emek olmaksızın gerçekleşebilir mi? Bu sorunun yanıtı emeğin türüne bağlı olarak değişkenlik gösterir. İnsan emeğinin binlerce yıldır üretim için zorunlu olduğu kafa ve kol emeği türleri şimdi emek aracının unsuru haline gelirken geriye hayal etmek, tasarlamak ve estetik emek türleri yani belki de kafa ve kol emeğine üretici emek dersek buna da yaratıcı emek diyebileceğimiz emek türleri kalmıştır.

Bu gelişme üretim ilişkileri kapitalist olduğu sürece insanı korkutan ancak kapitalist üretim ilişkilerinin aşıldığı koşullarda başka bir toplumu, komünist bir toplumu muştulayan bir gelişmedir. Çünkü üretim için emeğin zorunlu olmaktan çıkması, zorunluluk dünyasından gönül kafa ve kol emeği arasındaki ayrım bu iki emek türünün de emek aracının unsuru haline gelmesi, bir anlamda emek aracında birleşmesi sonucunda aşılmış, insanın ihtiyaç duyulan yegâne emeği onu özgürleştirecek yaratıcı emeğin yani hayal etmek, tasarlamak ve estetik emeğin hâkim olacağı bir dünya mümkün olmuştur.

Bugün sınıfsız bir toplum sadece bir avuç romantiğin düşlerinin ürünü ya da bin bir bedelle örülmesi gereken geçiş süreçlerinin ufku değildir. Artık insanlık bayraklarının üzerine “herkesten yeteneğince, herkese ihtiyacınca” şiarını sınıfsız toplumun burçlarını gördüğü için yazabilecektir. Komünizm denilen ideal elle tutabileceğimiz kadar yakın, kapitalizm denilen ve her bir anı kan ve gözyaşı ile kirlenmiş üretim tarzının bir adım ilerisinde yeşermektedir.

2008 krizi Wall Street’te patlak verip General Motors’a kadar yayıldığında yığınlar ilginç biçimde CEO’ların maaşlarını tartışmaya başladı. Sermaye-
nin tekil sermayeden sınıfın sermayesine evrildiği, üretim ve dolaşım alanının neredeyse bütününün hisse senetli şirketler ve bankaların denetimine
girdiği bir ülkede bu durum aslında hiçte şaşılacak bir gelişme değildi. Bir yanda batamayacak kadar büyük şirketler, diğer yanda toplumsal sermaye…

“Özel mülkiyet olarak sermayenin kapitalist üretimin kendi çerçevesi içerisinde ortadan kalkması” çerçevesi içerisinde ortadan kalkması’nın toplum tarafından bilince çıkartılması basit ancak çarpıcı bir ifadeye kavuşuyordu. Sermayenin nasıl yönetildiği meselesi belki o an Maldivlerde güneşlenen ya da bir kumar masasında içkisini yudumlayan hisse senedi sahibinin ya da bir fon yöneticisinin meselesi olmaktan çıkmış, tüm toplumun meselesi haline gelmişti. Toplum bir an önündeki engelleri aşsa ve sermayenin yönetim ve denetiminden sorumlu olanları atama yetkisini eline alsa sanki mülkiyeti elinden alınmış ve bu sefer gerçek anlamda sermayesi toplumsallaştırılmış, mülksüzleştirilen %1 dışında kimse bu işten dertlenmeyecek gibiydi.

Adına ister işçi demokrasisi, ister sosyalist demokrasi, isterse devrimci demokrasi deyin, toplumsal zenginliğin denetim ve yönetimi, özünde, sermayenin merkezileşme ve yoğunlaşmasının aldığı boyut hesaba katılırsa bir kaç yüzü asla aşmayacak CEO’nun tayininden
başka bir anlam taşımıyordu. Üretim anarşisinin en çılgın anında planlı bir ekonominin tüm şartları hazır görünüyordu. Emeğin üretim araçları karşı-
sındaki konumu hızla değişirken La Plata devletlerinin avladığı hayvanı bir uzva indirgeyen anlayışı şimdi gerçekten anlamsız ve acımasız değil miydi?

Duyum dünyası en az bir sanatçının, bilim insanınınkisi kadar geniş, ‘sabah ava çıkıp, öğleyin balık tutacak ve akşam eleştirmenlik yapacak’
komünist insanın zamanı gelmemiş miydi? Ve o insan şimdi üretimin yönetiminin bilgisayar üzerinde kimi rakam ve grafiklerin takibinden başka bir özelliği olmayan işi yapamaz mıydı? Bunun önündeki tek engel tarihin başlangıcındaki tüm kamusal işlevlerini yitirmiş ve çıplak bir zor aygıtından başka bir anlam taşımayan devletin kendisi değil miydi?

Sanki doğum anı gelmiş bir gebe doğuma yardımcı olacak ebeyi bekliyordu; doğum kolay, ağrısız ve bilimin ve deneyimin yol göstericiliğinde olsun
diye. 2008 Krizi kapitalist üretim tarzının komünizm öncesi aşamasının ilanıdır. Onun özgül yapısını bu verir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*