Anasayfa » DÜNYA » Kapitalizm “reset”lenebilir mi? Dünyayı istiyoruz kırıntı değil!

Kapitalizm “reset”lenebilir mi? Dünyayı istiyoruz kırıntı değil!

Emperyalist kapitalizmin mali oligarşisi, son birkaç yıldır artan bir tedirginlik içinde. Kapitalizmin aşırı eşitsizlik, aşırı tekelleşme, aşırı sermaye birikimi, aşırı spekülatifleşme, bir avuç şirket muazzam karlar ederken ortalama kar oranlarının ve üretkenlik artışlarının dibe vurması, burjuva demokrasisinin son kalıntılarının iflası, gibi tespit ve sorunlar, son birkaç yıldır İMF, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler, OECD, AB ve ABD-Fed raporlarının satır aralarında bile dile gelmeye başlamıştı.

Bu yıl ABD, AB ve Çin ekonomilerinin eşzamanlı olarak yeni bir küresel krize doğru sürüklenmeye başladıklarının belirginleşmesiyle, ABD ve AB merkezli mali oligarşik burjuvazinin kapitalizmin geleceğine dair kaygıları daha bir belirginleşti.

Önce ABD’nin en büyük 181 emperyalist kapitalist tekelini toplayan Business Roundtable (ABD’nin TÜSİAD’ı) neoliberalizmin kötü ünlü “hisse değeri ilkesi”ni sorgulayan kısa bir ortak sosyal medya mesajı/deklarasyonu yayınladı.

Bilindiği gibi “hisse değeri ilkesi”, şirketlerin gerçek kar oranları düşerken, hayali sermaye ve spekülatif sermaye balonlarının şişirilmesini ve finansal getirilerin azamileştirilmesini kolaylaştırıyor. Şirketler gerçek üretim, üretkenlik, karlılık ve yatırımlarını artıramaz durumdayken, hisse senetlerine yatırım yapan ayrıcalıklı hissedarların (yani büyük para sermaye fonları ve portföy yatırımcıların) lehine, hisse değerleri ve temettü getirilerini artıracak spekülatif balonları şişirmede kullanılıyor. “Hisse değeri” şartı, büyük yatırım fonlarının (ayrıcalıklı hissedarlar) şirketlerin stratejik kararlarında oy hakkını şart koşan finansal sözleşmeleri, yönetim kurullarına şirketlerin büyük ortağı olan aile dışından yatırım fonlarını temsilen üye alınmasını düzenliyor. CEO’ların maaşlarının bir kısmının şirket hisse senedi değeri ve getirilerine (yani hayali sermayeye ve spekülasyona) bağlanması, önceden belirlenmiş bir fiyata gelecekte hisse senedi alma hakkı (“opsiyon”), büyük portföy yatırımcılarının şirket hissetlerine yatırım yapmak için şirketlerin gerçek karlılık kapasitesinin üzerinde “kar oranlarını tahminlerini” önceden dikte edebilmeleri (“benchmarking”), bu uygulamalar arasındadır. Böylece şirketler, gerçek üretim, karlılık, yatırım yerine finansal spekülasyon işlemlerine tabi hale geliyorlar.

Peki neredeyse 30 yıldır şiştikçe şişen aşırı sermaye birikiminden kaynaklanan devasa para-sermaye fonlarının getirilerini artırmak için başvurulan, uygulanan ve tüm dünyaya dayatılan bu hayali ve spekülatif sermaye sistemi, neden şimdi emperyalist kapitalist sisteme sorun olarak görünmeye başladı? Artı-değerden çekilen faiz, temettü ve rant gelirlerinin herşeyin üstünde tutulduğu bu sistemi 10 yıllardır uygulayan ve dayatan, şimdi ondan şikayet eden bu aynı mali sermaye grupları değil miydi?

Gerçek şu ki, kapitalist ekonomide daha büyük bir çöküntüyü yalnızca ötelemeye ve devasa servetlerin daha az sayıda elde toplanmasına yarayan bu sistem de bir sınıra dayanmaya başladı. Üretimdeki karlılık, yatırım, üretkenlik oranlarının düşmeye devam etmesiyle birlikte faiz ve finansal getiri oranları da düşüyor, devasa finansal sermaye balonunun çökme riski artıyor. Kapitalist üretim tarzının krizini, göğe yükselen hayali ve spekülatif sermaye anaforlarıyla aştıklarını sanırken, bu da gelip yine üretimdeki canlı emek sömürüsünü büyütmede yaşadıkları tıkanmaya tosluyor ve kapitalist üretim tarzının krizini daha da derinleştiriyor. Kapitalizmin mevcut krizine çözüm diye sarıldığı finansal ve dijital sermaye balonları, şimdi onun önüne büyüyen bir engel ve çöküntü tehditi olarak çıkıyor.

Küresel kapitalizm, yeni bir resesyon-depresyon sarmalına girmek üzereyken, ABD emperyalist kapitalizminin önde gelen mali oligarşik ekonomik yayın organlarından Financial Times da, kapitalizmin geleceğine dair alarm çanlarını çalma kervanına katıldı. 120 yıldır ABD mali oligarşik sermayesinin borazanlığını yapan Financial Times, geçtiğimiz gün ilk defa (meşhur pembe renkli sayfaları yerine) sarı renkli bir baş sayfayla çıktı, ve baş ekonomi yazarı Martin Wolf’un kaleminden, bir deklarasyon yayınladı:

“Kapitalizm. Resetlemenin Zamanı Geldi. Şirketler kar etmeli ama bir (sosyal-bn) amaç da taşımalı. (Kapitalizmin-bn) Yeni Gündemi.”

Martin Wolf imzalı deklerasyonun, aslında son dönemde İMF, DB, BM, AB, ABD-Fed raporlarına, ABD’nin en büyük şirketlerinin ortak açıklamalarına kadar kendini gösteren kapitalizmin yeni bir küresel krize girerken geleceğine dönük artan endişelerinin, şimdiye kadar ki en açık ifadesi olarak görmek mümkün. Financial Times deklerasyonunun bu baş ekonomi yazarının kişisel insiyatifiyle değil, arka planda ABD merkezli en büyük şirketler/sermaye grupları tarafından hazırlandığını görmek zor değil.

Deklerasyon, Osman Ulugay’ın T24’te yayınlanan çevirisiyle, kapitalizmin artan bir tıkanma ve çıkmaza girmesine ilişkin şu tespitleri içeriyor:

“- Sistem bugünkü işleyiş biçimiyle ekonomik büyümeyi yükseltecek prodüktivite (verimlilik, üretkenlik-bn) artışlarını gerçekleştiremiyor, eşitsizliği artırıyor ve finansal krizlere yol açıyor.

  • Uluslararası finans sisteminin aşırı büyümesi ve liberalleşmesi, prodüktivite artışlarını baltalarken, “adeta metastaz yapan bir kanser gibi sistemin bünyesini kemiriyor”, sürekli olarak krizlere yol açıyor, gelir ve servet eşitsizliğini artırıyor.
  • Uluslararası finans sisteminin, en iyi yetişmiş elemanları yüksek ücretlerle kendi bünyesinde toplaması, reel ekonomiye katkı yapan sektörlerin nitelikli eleman bulmasını zorlaştırıyor.

Bunun başlıca nedeni küreselleşme değil, sistemin yalnızca ayrıcalıklı bir kesimin yararlandığı bir rantiye kapitalizmine dönüşmüş bulunması.

  • Büyük şirketlerin üst düzey yöneticilerinin şirketten alacağı paranın şirketin hisse senedi fiyatına endekslenmesi, şirketlerin kısa vadede çok kar elde etme amacıyla yönetilmesine yol açıyor. Şirketlerin geleceği, ekonomiye ve topluma katkısı dikkate alınmıyor.
  • Bu anlayışla şirket yönetip çok yüksek gelir elde edenler yeni rantiye kesimini oluşturuyor ve tepki çekiyor.
  • Çok hızlı büyüyen yeni teknoloji şirketlerinin öne çıkmasıyla birlikte birçok sektörde rekabet koşullarının bozulduğu ve tekel kârlarının hızla tırmanmaya başladığı görülüyor.
  • Muazzam tekel kârları elde eden şirketler az vergi ödemek için karlarının önemli bölümünü vergi cennetlerinde beyan ediyor, devletin büyüyen karlardan vergi alması zorlaşıyor.
  • Devletlerin giderleri artarken vergi gelirlerinin sınırlı kalması, geniş toplum kesimlerinin yararlanacağı altyapı yardımlarını geciktiriyor ve kamu hizmetlerini aksatıyor.
  • Tekelleşen büyük şirketlerin güçlü lobiler oluşturarak siyaseti etkilemeye başlaması bu gidişatı durduracak siyasi kararların alınmasını önlüyor.
  • Liberal demokrasiyle yönetilen ülkelerde bu gidişatı durduracak iktidarların kurulamaması sonunda demokrasinin gözden düşmesine ve “güçlü adam” rejimlerinin gündeme gelmesine yol açıyor.”

ABD tekelci oligarşik şirketler deklerasyonu, şekilde görüldüğü gibi, kapitalizme, hatta neoliberal kapitalist küreselleşmeye toz kondurmuyor. Yalnızca bunun, kitleleri en çok öfkelendiren bazı sonuçlarını ve engellerini sorun edinmiş görünüyor. Kitleleri büsbütün çığrından çıkartacağı kesin olan yeni ve daha ağır bir küresel kapitalizm krizinin arifesinde, ne ve nasıl olacağını bile söylemeden, “düzeltilmiş kapitalizm/düzeltilmiş demokrasi/düzeltilmiş bölüşüm” hayalleri üfürüyor.

Nitekim Osman Ulugay gibi sosyal demokrat/sosyal liberal iktisatçılar bu zokayı ilk yutanlardan. Şöyle yorumlamış safdilce:

“Martin Wolf da bu bildiriye destek vererek, iş dünyasına yön verenlerin şirketlerinin yönetim ilkelerini gözden geçirmelerini, adil ve etkili bir vergi düzenini savunmalarını, ekonomik koşulların mağdur ettiği kesimlere gerekli desteğin ve güvencenin sağlanmasını sağlayan bir ortamın oluşmasına katkıda bulunmalarını ve çoğunluğun taleplerine duyarlı bir demokrasinin savunucusu olmalarını istiyor.” (https://t24.com.tr/haber/osman-ulagay-yazdi-kapitalizm-nasil-kurtulur,840985?fbclid=IwAR330hZTjQxfzdbOA5hqz_L3RecByii7xPAyEprOBMf9RxMmIZ_RQkY1fTg)

Emperyalist kapitalizm ne yapmaya çalışıyor?

Biz ise ABD ve AB emperyalist kapitalizmi ekseninden giderek sıklaşan bu alarm ve “kapitalizmin resetlenmesi” sinyallerini şöyle okuyoruz:

1- Kapitalizmin uzun krizi içinde yeni ve daha ağır bir kriz devresine giriyor. Neoliberal kapitalizm ve yıkıcı krizlerinin tüm birikimli etkisini taşıyan işçi sınıfı ve kitlelerde öncekinden daha sert isyan ve hatta ayaklanma dalgalarına yol açabilir. En son Fransa, Cezayir, Sudan, Haiti, Porto Rico, Hong Kong’daki inatçı isyan ve grevler, ABD’de 1970’li yıllardan beri en büyük ve en uzun grev olan otomotiv işçilerinin grevi, Meksika ve Güney Kore’deki grev dalgaları bunun ilk işaretleridir. Sistem, her türlü reforma kapalı olduğu ölçüde kitlelerin kapitalizme karşı yıkıcılaşabilecek öfke ve eyleminin, sistemin kendi kendini düzeltebileceği beklentisini yaratarak, yatıştırmaya, yeniden sistem içine çekip kendine yedeklemeye çalışıyor.

2- ABD mali oligarşisi içindeki çelişki ve güç mücadelelerinde, neoliberal küreselleşmeyi vites büyüterek sürdürmek isteyenler, nisbi korumacılık, ticaret savaşları yanlılarına ağır basmış ve hegemonik bir hat belirlemiş görünüyor. Eğer ABD’de sıklaşan bu tür mali oligarşik sermaye deklerasyonlarının arka planına dair bu tahminimiz doğruysa, Trump’ın suyu iyice ısınıyor demektir. Nitekim, Trump’ın İran ve Çin ile gerginliği savaşa varabilecek kadar tırmandıran dış işleri kadrosunun bir kısmını görevden almak zorunda kalması, bunun bir ilk ifadesi olarak görülebilir. Bir diğer gösterge de, bizzat Birleşmiş Milletlerin, maalesef Greta’yı da yedekleyerek, korkunç doğa yıkıcılığına “küresel iklim grevi” filan kamujlajları yaparak, “kendini düzelteceği” atraksiyonları yapmaya başlamasıydı. BM-UNCTAD’ın “Yeni Yeşil Düzen” raporu da bunun bir başka örneğiydi. ABD emperyalist kapitalizmi elbette İran, Çin, Rusya vbye karşı daha agrasifleşmekten geri kalmayacak, elbette emek, insan, doğa yıkıcılığını “düzeltmeyecek”, ancak anlaşıldığı kadarıyla ABD mali oligarşisinin ağır basan kanadı, yeni bir krize doğru gidilirken, bu krizi derinleştirecek ve küreselleşmeyi toptan yıkabilecek hamleleri şu an uygun bulmuyor, bunun yerine, baskı ve saldırganlığı elden bırakmadan, ama birkaç papazlık atraksiyonuyla, kitleleri de yeniden sisteme yedeklemeye çalışarak, neoliberal kapitalist küreselleşmeyi, yeni kriz devresine karşın, sürdürülebilir kılmaya çalışıyor.

3- Bir üçüncü olasılık, mali sermaye gruplarının, kredi genişlemesi ve devlet korumacılığının üretkenliği ve karlılığı düşük sermayelerin yıkımını engelleyerek, krizi sürece yaymasından duydukları rahatsızlık olabilir. Büyük sermaye grupları, bu tür bir sermaye tahribatının krizden çıkış fantazisi için gerekli olduğunu, bunun yeni teknoloji ve üretkenlik artışlarının devreye girmesinin koşulu olduğunu, bu yüzden diğer sermaye kesimlerinin himaye edilmesine son verilmesini düşünmeye başlamış olabilir. Türkiye’de TÜSİAD da, yıllara yayılmış bir krizden ve batık şirketlerin kurtarılmasındansa, bu tür bir “mıntıka temizliği”ni tercih edeceğini, ağzından kaçırmıştı.

Özetle, emperyalist kapitalizm, hem işçi sınıfını ve kitleleri oyalayıp yeniden beklenti içine sokmak, hem de kendi içindeki mali oligarşik güç dengelerini neoliberal kapitalist küreselleşmeyi vites büyüterek “sürdürülebilir” kılmak için, bir takım atraksiyonlar yapmaya çalışacak. Çünkü işçi sınıfının ve ezilen cins, ezilen ırk-ulus ve göçmenlerin, genç kuşakların, doğa severlerin, bugün sistemi yıkıp devirecek bir bilinç ve örgütlülüğü olmasa bile, yarın da olmayacağının bir güvencesi yok. Emperyalist kapitalizm her türlü ekonomik, sosyal, siyasal reform kırıntısına kaskatı kapalı olmaya devam ederse, daha radikal alternatif arayışları artacak. Bu bir yana, diğer taraftan, kitlelerin geniş bir kesiminin de, neoliberal kapitalist küreselleşmeciliğe karşı ırkçı-milliyetçi-dinci korumacılığa/himayeciliğe eğilim göstermesi ve bunun başa getirdiği yöneticiler de, sistemi daha fazla istikrarsızlaştırıyor ve kırılganlaştırıyor. Ama sistemin, kitle korku ve tepkilerinin, küreselleşmeyi tıkayan “aşırı güçlenmiş” himayeci yönetici kastına kaymasını engelleyip, kitleleri yeniden neoliberal mali oligarşik küreselleşmeye yedekleyebilmesi için, “düzeltilmiş kapitalizm/demokrasi/bölüşüm/istihdam” vb atraksiyon ve manevraları yapması zorunlu. Halen emperyalist kapitalist dünya hegemonu olan ABD’den başlayan bu “kapitalizmi resetleme” deklerasyonuna, AB ve Çin’in de -neoliberal kapitalist küreselleşmeciler!- desteğini alacağını, büyüyen manipulatif bir dalgaya dönüşeceğini, bu yönde artan sinyallerin, Türkiye’de de TÜSİAD’ın elini güçlendireceği, AKP’nin gerilemesini hızlandıracağı öngörülebilir. Ancak bu, bırakalım “düzeltilmiş kapitalizmi/demokrasiyi”, en fazla sosyal neoliberal bir dizi yamanın ötesine geçmeyecek. Tekrar tekrar vurguladığımız gibi, sistem, kendini yenileme yetisine sahip değil, tam tersine, emek, insan, doğa yıkım ve yağmasını vites büyütürek sürdürebilmek için, bir dizi atraksiyon yapmanın, “kendini düzeltebileceği” hayalleri yaymanın ötesine geçmeyecek. Sistem, sosyal, ekonomik, siyasal reform kılıfı altında, asıl neoliberal mali oligarşik yeniden yapılandırma vitesini -kitlelerin direncini kırarak ve yeniden kendine yedekleyerek- büyütmeye çalışacak.

Emperyalist kapitalist sistemin dağılmaya başlayan hegemonyasını, eli artık çok güçlü olmasa da, yeniden bir takım “sosyal neoliberal” atraksiyonlarla yeniden kurmaya çalışması, yine de ciddi bir tehlikeye işaret ediyor. Kitlelerin artan mücadele istem ve eğilimine karşın, kapitalizmi aşan bir ufka, bilince ve örgütlülüğe sahip olmaması, orta sınıf solunun ve liberal halkçılığın bir iki sosyal neoliberal demokrasi ve reform atraksiyonuna dünden razı olması, bu tür atraksiyonlara karşı bir zayıf karın oluşturuyor. Mesele şu ki, emperyalist kapitalizm yeni kriz devresine güçlü bir hazırlık yapıyor, kitleleri ve toplumsal muhalefet güçlerini “cellat-papaz” parantezine alarak, pasifize etmeye, yeniden sistem kapanlarına gütmeye çabalıyor. Orta sınıf solu bu zokayı yutmaya ve hep yaptığı gibi bu zehirli beklentileri kitleler içinde yaymaya dünden hazır.

Bizim görevimiz ise, emperyalist kapitalizmin bu yeni manevrasına karşı, işçi sınıfının ve kitlelerin uyanıklığını artırmak; daha sert geçecek bir kriz yılına kitlelerin kapitalizme karşı bilinç, örgütlülük ve militanlığını geliştirecek bir tarzda hazırlanmak. Kapitalizmin bizzat kendi eliyle besleyip büyüttüğü finansal ve digital sermaye asalaklığını eleştirerek kendini aklamaya çalışmasına, “eşitsizliği, demokrasiyi, bölüşümü, ekolojiyi düzeltebileceği” beklentisi yaratmasına izin vermemek. Ya sosyalizm ya modern barbarlık, ortasının olmadığını kitlelere mücadeleler içinde anlatmak.

Kapitalist sistemin uzlaşmaz çelişkileri, dikiş tutmayacaktır! Kapitalizm, bu tarz bir manevraya girişiyorsa, düşünülenden de fazla sıkışmış demektir. Öyleyse, yapılması gereken, ona karşı aman vermez bir sınıf mücadelesini büyütmektir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*