Anasayfa » GÜNDEM » Burjuvazinin savaşı ve siyaset-toplum mühendisliği hiç bitmez!

Burjuvazinin savaşı ve siyaset-toplum mühendisliği hiç bitmez!

Erdoğan yine “gürledi”. Yine Gezi’yi onunla en bağdaşmaz olan burjuva muhalefet, TUSİAD, Cemaat, ABD, AB hepsini aynı kefeye koyup en üst perdeden tehditler savurmaya, her tarafa yumruk sallamaya başladı.

Şaşırtıcı değil. Bir buçuk yıl önce AKP Hükümeti’nin hem iç hem dış politikada sıkışmaya ve yıpranmaya başladığı süreci değerlendirerek şu tespite yer vermiştik: “ (AKP Hükümetinin) İç ve dış politikasında vites büyüten saldırganlığı tırmandırmaya devam ettiği ölçüde hem iç hem de dışta kendisine karşıtlığı büyütecek ve cepheleştirecek, geri adım atarsa da, bu kez hem bölge gücü konumu zayıflayacak hem de iç politikadaki konumu zayıflayacak! Türkiye burjuvazisi, devleti ve hükümetinin ister istemez saldırganlıkta (AKP’yi-bn) ileri itmesi de bu nedenledir, yani bu AKP’nin keyfi bir tercihi değildir, yani, gücünü iç dış her yönden göstermek ve sınamak zorunda olduğu, ya da zayıflayacağı bir durumdur, fakat diğer taraftan da bu durumun daha uzun vadeli sürdürülebilirliği de pek yok gibi görünmektedir. Bu durum yeni çatışma ve kırılmalara yol açmaya adaydır.” Bugün ise AKP’nin konum ve zemin kaybı ile çıkışsızlığı son derece belirginleşmiş, açmazı son derece keskinleşmiştir. Geri adım atarsa daralan inisiyatif alanını da kaybedip bitme noktasına geleceğini bilmektedir. Diğer taraftan eskisi gibi sürdürülemez hale gelen iktidarını daha fazla zora ve “intikam ateşlerine” dayanarak sürdürmeye çalışmak dışında, kitlelere vaat edecek bir şeyi de kalmamıştır.

Önemlice bir bölümü şaşkın ve yalpalayan taban ve kadrolarını kendi çevresinde bir kez daha kızıştırıp konsolide edebilmek için işi kan davası söylemlerine kadar vardırmaktadır. Son dönemlerde kaldırdığı her taşı ayağına düşürmekle meşhur Erdoğan’ın, Nazım’ın “şaşkınlığın bu kadarına doğrusu ya pes/bindiğin dalı kesiyorsun Adnan Menderes” şiirini anımsatırcasına, eski yüzük kardeşi Cemaati “inlerine kadar izleyip tümüyle tasfiye etmekten”, sermayeye (aslen başta Koç ve Boydak olmak üzere TÜSİAD ve TUSKON’a) “akıllı ol” diye sopa sallamaktan, ABD ile bile ipleri iyice gerecek biçimde ABD başkonsolosunu sınırdışı etme tehditine kadar “mağdur ve mağrur delikanlı” pozlarına başvurmaktadır. Gezi’yi bu güçlerin tezgahladığı bir uluslar arası ve tekelci sermaye komplosu ve uzantısı olarak lanse ederek itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır.

iCA4239E8Erdoğan ve AKP’nin artık daha açıktan ABD, AB, İsrail ve TÜSİAD’a da meydan okur görünmesi, Cemaati ise “Silivri’ye tıkma” söylemlerinin hem gerçek bir “eski yüzük kardeşlerim beni bitirmek için düğmeye bastı” korkusu arka planı, hem de ABD ve tekelci sermayeye karşı dayılanma görünümüyle kendi tabanındaki geniş işçi emekçi kitlelerin bir dönemki (bizzat AKP’nin soğurmuş olduğu) Batı, İsrail ve tekelci sermaye karşıtlığını yeniden aktive ve manipüle edip saflaştırma hedefi vardır.

mustafa_koc2Burjuvazinin bir dönemki iktidar bloğu çatladı. Burjuvazinin savaşı ve siyaset-toplum mühendisliği hiç bitmez!

ABD, AB, TÜSİAD ve Cemaat sermayesinin ağırlıklı kesimleri, Türkiye’nin küresel neoliberal sermaye birikim süreçlerine entegrasyonu ve bunun engeli haline gelen eski MGK rejiminin dönüştürülmesi, ve azami çıkarlarını realize etmelerinin vurucu gücü olan, bu yüzden destekledikleri ve içinde hareket ettikleri AKP Hükümeti’yle, değişen küresel-bölgesel-ülke içi denge ve çıkarları temelinde ters düşmeye başlamışlardır. Bu yüzden tıpkı bir dönemki DSP-MHP Hükümetine ve Refah Partisi’ne operasyon çekilerek gerçekleştirilen siyaset mühendisliğiyle AKP’nin disayn edilmesi ve sermayenin engeli haline gelen eski rejimin asli gücü ordunun direncinin kırılması ve aşağıya çekilmesinde oynadığı vurucu rol de desteklenerek önü açılması ve burjuvazinin tüm kesimlerine görece istikrarlı bir altın “neoliberal dönem” armağan etmişse… Belli bir aşamasından sonra, elinde toplanan aşırı güç yoğunlaşması ve merkezileşmesi ile katılaşan, giderek de yıpranan AKP Hükümeti burjuvazinin ağırlıklı kesiminin engeli haline gelmeye başlamıştır. Şimdi AKP de ağır bir operasyonla silkelenirken, neoliberalizme ve burjuvazinin ağırlıklı kesimlerinin yeni dönem isterlerine ayarlanan bir “yeni” CHP-Sarıgül-Cemaat tarzı ya da benzeri bir neoliberal burjuva hükümet alternatifi yaratılmaya çalışılmaktadır. Ya da en azından AKP’nin güç ve direncinin iyice kırılıp aşağıya çekilerek bir koalisyonla dengelendiği bir siyaset mühendisliği yapılmaktadır. Dolayısıyla çürümüş AKP’nin eski “yüzük kardeşleri” tarafından dökülen kirli çamaşırları ne kadar gerçekse, AKP’nin bu operasyonun arka planındaki “bağzı güçleri” tespit etmesi ve onlara karşı konumlanma çabası da o kadar gerçekçidir.

img-353594203AKP’nin karşı operasyonu da kitleleri manipüle etmeye dayanıyor

Bununla birlikte, çürümüş AKP’nin görülmemiş sömürülmesi ve köleleştirilmesinde önde gelen bir rol oynadığı tabanındaki geniş işçi ve yoksul emekçi kitleleri, şimdi bozulan sermaye bloğundaki eski kankilerine karşı imdada çağırması, traji-komiktir. Fakat yabana atılmamalıdır.

Gezi’nin ağırlığını ve tabanını işçiler ve işçileşme sürecindeki kitleler oluşturduğu halde, dar anti-AKPciliğin ötesine geçen net bir sınıfsal ve antikapitalist politika ve önderliğe sahip olmaması, Gezi’nin zayıf karnını oluşturdu. Ve AKP ve medyası, işçilerin Gezisi’ne karşı kendi tabanındaki işçi ve emekçileri dolduruşa getirip kemikleştirmek için Gezi’nin bu zayıf karnını sonuna kadar istismar etti. AKP medyası, Haziran sonrasında Gezi’ye karşı, şu en bilinen “faiz lobisi” söyleminin ötesinde yer yer ultra demogojik bir anti finans kapital, anti tekelci sermaye, anti emperyalist söylem bile kullandı. Gezi’nin işçi ve işçileşen kitleler ağırlıklı sınıfsal-toplumsal karakterini ve anti-kapitalist dinamiklerini anlamayan ve onu dar anti-AKP’ciliğe indirgemeye çalışan küçük burjuva oportünizmi de buna hizmet etmiş oldu.

Şimdi AKP, kendisine operasyon çeken diğer burjuva güçleri, “ABD, AB, İsrail ve tekelci sermaye” vb diye daha açıktan tanımlayıp hedef gösteriyorsa, kendisi safkan bir burjuva mali oligarşik parti olmadığından değil, kendi tabanındaki işçi emekçilerin (bir dönem bizzat kendisinin yatıştırmış olduğu) anti ABD, anti İsrail, anti tekelci sermaye reflekslerini yeniden din, milliyetçilik ile birlikte yoğurup kendisiyle özdeşleştirme manipulasyonu içindir. Ne var ki, sol hareket ve sendikalarda, mücadelenin halen ağırlıklı olarak dar anti-AKPciliğin ötesine geçmemesi, hatta bir dönemki “Amerikancı AKP”, “piyasacı AKP”, “dinci-gerici AKP” söylemlerinin bile yerini AKP’ye operasyon çeken ABD, AB, TÜSİAD’a, CHP ve Sarıgül’e, Cemaate hayırhah yaklaşımlara, sınır çekmeye bile gerek duymamaya bırakmaktadır. Bu, AKP’nin “ABD’ye, İsrail’e, sermayeye kafa tutan mağdur ve mağrur parti” poz ve söylemlerine, Gezi’yi de bunlarla kodlayıp, kendi tabanındaki geniş işçi ve emekçi kesimleri kemikleştirmesine hizmet etmekle kalmamaktadır. AKP Hükümeti ve yolsuzluklarına karşı kitle hareketinin de, ABD-AB-TÜSİAD-Cemaat-CHP vb eksenli burjuva siyaset mühendisliğine ve yeni burjuva iktidar revizyon ve dizaynına yedekleme tehlikesini büyütmektedir. Susurluk ve kontrgerillaya tepki olarak olarak başlayan kitle eylemlerinin tam da bu bağımsız sınıf ekseni yoksunluğu nedeniyle, nasıl MESS, TÜSİAD, TİSK, TOBB tarafından desteklenen 28 Şubat’a yedeklendiği, Refahyol’a karşı yapılmış görünen darbenin asıl nasıl devrimcilere, işçi sınıfı ve Kürt ulusal hareketine karşı döndüğü unutulmamalıdır.

Burjuvazinin savaşı ve proletaryanın savaşı

Marx şöyle der:

“Eski toplumun sınıfları arasındaki çatışmaların tümü, proletaryanın gelişim çizgisine birçok bakımdan yardımcı olur. Burjuvazi kendisini sürekli bir savaş içinde bulur. Başlangıçta aristokrasi ile; daha sonraları bizzat burjuvazinin, çıkarları sanayinin ilerlemesine ters düşen kesimleri ile; her zaman da yabancı ülkelerin burjuvazisi ile. Bütün bu savaşlarda, proletaryaya başvurmak, onun yardımını istemek, ve böylece, onu siyaset arenasına sürüklemek zorunda kaldığını görür. Demek ki, proletaryaya kendi siyasal ve genel eğitim öğelerini sağlayan burjuvazidir, bir başka deyişle burjuvaziye karşı savaşacağı silahları proletaryaya sağlayan kendisidir.” (Komünist Manifesto)

Burjuvazi kendini sürekli bir savaş içinde bulur! Burjuva iktidar bloklarının bozulması ve yeniden ve yeni bir temelden kurulmasının zorunlu biçimi olan bütün bu burjuva güç savaşlarında, proletaryaya başvurmak, onun yardımını istemek, onu siyaset arenasına sürüklemek zorunda kalır. Türkiye’nin son 15 yıllık tarihi de bir yanıyla bu bitmez tükenmez burjuva güç, iktidar ve yeniden yapılandırma savaşları ile doludur. Refahyol’un indirilip DSP-MHP’nin gelmesi, sonra onun indirilip AKP’nin gelmesi, sonra AKP Hükümeti ile TSK arasında güç çatışmaları, en sonu vurucu güçlerini AKP ile Cemaat’in oluşturur göründüğü ama daha geniş bir küresel tekelci yeniden yapılandırma derinliğine sahip olan burjuva güçler çatışması… Evet bu burjuva güçler çatışmasında da her iki taraf işçi sınıfı ve yoksul emekçi kitlelerin yardımına başvurmak, onları siyaset arenasına sürüklemek zorunda kalıyor. Hatta tam da bunun için her biri işçi sınıfı ve kitlelerin çıkarlarıyla tam karşıt burjuva çıkarlarını şekere buluyor, kitlelerin tepki duyduğu ne varsa: ABD, İsrail, bankalar, bürokrasi, polis, baskılar, neoliberalizm, özgürlüksüzlük, vb işine gelen tarafından onlara hitap edip yedeklemeye çalışıyor. Burjuva güçler çatışması, proletaryanın gelişim çizgisine, siyasallaşmasına ve siyasal eğitimine kuşkusuz yardımcı olacaktır, fakat kendiliğinden değil! Burjuva güçlerden birine karşı ötekine yedeklenerek değil, seyirci kalarak değil! Kendi sınıfının davası için dövüşmeyen dövüşür düşman sınıfın davası için!

stambul-6Daha Gezi’nin teri ve kanı kurumamışken AKP’nin pisliklerinin ortaya saçılması, kitleleri yeniden sokaklarda hareketlendirmeye başladı. AKP’nin dev çaplı pislik ve çürümüşlüğünün ortaya saçılmış olmasını, kimilerinin sandığı gibi “örtbas” etmek bile değil açıkça kan davası konusu yapması ve zorla bastırma harekatını başlatması, hem “yukarıda”, hem de sokaklarda hareket, çatışma ve sarsıntıların artacağını gösteriyor. AKP’nin çürümüşlüğünü ve son kullanma tarihinin geçmekte oluşunu her saklama ve zorla bastırma çabası, onun bu durumunu daha da belirgin hale getirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Fakat kitlelerden bir şeyler saklayan ve milyarlarca dolarlık karlarını, kara paralarını ve kanlı ellerini- ve sadece bunları değil neoliberal burjuva demokrasisinin krizini ve daha büyük kar ve kirli siyaset mühendisliğini kitlelerin büyüyen hoşnutsuzluğu ve tepkisi üzerinden aklama hesabı yapan yalnız AKP ve arkasındaki sermaye kesimleri değildir. ABD, AB, TÜSİAD, Cemaat ve Koç-Boydak, CHP vbnin şimdi “temiz eller” ve “temiz hükümet” şampiyonluğuna soyunması, daha az öfkelendirici değildir.

AKP Hükümetine karşı mücadele antikapitalizme, üretim araçları ve iktidarın toplumsallaştırıldığı yeni bir yaşam özlemi için mücadeleye derinleştirilmelidir. “Çürük düzende sağlam çark, sermaye düzeninde kitleleri öğürtmeyen devlet ve hükümet olmaz!”, “Burjuvazi leş kokuyor; yeni bir yaşam için işçi konseyleri, işçi devrimi, işçi yönetimi!”

Dev çaplı yolsuzlukların hesabının sorulması, sermaye egemenliğinden ve vahşi sömürüden hesap sorulmasına derinleştirilmelidir. “Hırsız hükümet, kan emici sermaye!”, “Banka, borsa, holding egemenliğini yıkalım!”

Çürüyen yalnız AKP değil, kitlelere hiçbir sorgulama ve denetim olanağı tanımayan burjuva demokrasisidir. “Sermaye için yolsuzluk demokrasisine karşı kitleler için fiili sokak demokrasisi!” “Burjuvazi için değil işçiler için demokrasi, pislik ve alçaklık demokrasisine karşı işçi konseyleri demokrasisi!” Sokak meclislerini, kitle forumlarını canlandıralım!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*