Anasayfa » GÜNDEM » Kapitalist savaşa karşı sınıf savaşı!

Kapitalist savaşa karşı sınıf savaşı!

2019’un son haftasında ABD emperyalist kapitalizm gücü ile İran tekelci kapitalist bölge gücü arasında karşılıklı hamlelerle tırmanan askeri gerginlik, 2020’nin ilk günlerinde ABD’nin Ortadoğu’da daha büyük sartıntılara yol açacak bir operasyonuyla devam etti.

İran bağlantılı Hizbullah, ABD’nin Irak’taki üssünü vurdu; ABD İrak’taki Haşdi Şabi milis karargahlarını vurdu; Haşdi Şabi Irak’taki ABD başkonsolosluğuna girdi ve önünde işgal eylemi yaptı; en sonu ABD İran’ın ikinci adamı olarak bilinen ve uluslar arası operasyonlar komutanı Kasım Süleymani ile birlikte Haşdi Şabi’nin başkan yardımcısı el-Mühendis’i öldürdü.

Bu gelişmeleri anlayabilmek için, içinden geçtiğimiz kritik tarihsel momentin iki özelliğini görmek gerekiyor.

Kapitalizmin küresel krizi ve çürümesi: Sınıfsal, toplumsal, ekonomik, siyasi, uluslar arası sarsıntı ve çatışmalar çağı!

Genel kriz içerisindeki kapitalizmin her yeni kriz devresi, bir yandan küresel grev, isyan, direniş dalgalarına yol açıyor; diğer yandan emperyalist, tekelci kapitalist güçler arasında güç ve paylaşım çatışmalarına itilim kazandırıyor.

Son 3 kriz devresinin her birinde bu iki özelliği gördük: Bir yandan isyan dalgaları, diğer yandan kapitalist güçler arasında doğrudan ya da dolaylı savaşlar.

İkisi arasında şöyle bir ilişki de vardır: Aşırı sermaye birikimi krizi, kapitalist güçleri krizi birbirine fatura etmeye, yayılmacı saiklere zorlar. Kriz, isyan ve direniş dalgalarıyla sıkışan kapitalist güçlerin, aynı zamanda keskinleşen iç çelişkilerini dışsallaştırarak (“düşman dışarda”) kendi içini konsolide etme refleksini artırır. Bu yüzden kriz sürecinde şiddetlenme eğilimi gösteren kapitalist güçler arasında çatışmalar, bir ve aynı zamanda, doğrudan veya dolaylı olarak işçi sınıfı ve kitlelerin başkaldırılarına karşı saldırılardır.

Önceki kriz devresi ve Ortadoğu’da Arap Baharı’na karşı IŞİD peydahlandı. Suriye’deki savaş, yalnızca emperyalist kapitalist güçler arasında, tekelci kapitalist güçler arasında Ortadoğu üzerinde bir güç ve paylaşım savaşı değildi. Aynı zamanda bölge işçileri ve halklarının isyan ve direnişlerini bastırma, dağıtma; gericilik, ırk-din-mezhep-milliyetçilik ekseninde parçalayıp ezme savaşıydı.

Bugün yine iki süreç iç içe gelişiyor. Bir yandan Ortadoğu’da ve dünya çapında grev, isyan, direniş dalgaları; diğer yandan her biri sıkışan, yıpranan emperyalist ve tekelci kapitalist güçlerin değişen dengeler içinde kendi konumlarını koruma ve el artırma saldırganlıkları.

ABD emperyalizmi, hem Suriye ve Ortadoğu’da yaşadığı inisiyatif kaybını, hem kendi içindeki ekonomik ve siyasal iktidar krizini, bir bütün olarak dünya hegemonyasındaki irtifa kaybını, şimdi isyanlarla sarsılan Irak üzerinden İran’ı vurarak telafi etmeye, kendi iç çelişkilerini konsolide edip dünya haydutluğu patronajını/emperyalist hakimiyet inisiyatifini elinde tutmaya devam ettiğini göstermeye çalışıyor.

İran, hem Irak’taki isyanın tepkilerinin aynı zamanda kendisine yönelmesi, hem de kendi içindeki isyanın doğrudan rejim karşıtı olması nedeniyle ciddi bir sarsıntı ve yıpranma yaşadı. Şimdi Irak üzerinden ABD’ye meydan okuma girişimleri üzerinden kendi iç çelişkilerini her zamanki gibi dışsallaştırarak rejimi ve bölgesel gücünü konsolide etmeye çalışıyor.

Gerçekte Ortadoğu’daki taşları yeniden yerinden oynatan, kartları yeniden karmaya başlayan, kitle isyan ve hareketleri dalgasıdır. Sudan, Cezayir, Mısır, Lübnan, Irak, İran’daki kitle isyanı dalgaları. Kriz ve isyan dalgaları bölgedeki jeo-stratejik fay hatlarını yeniden harekete geçirdi. Irak, Lübnan, Sudan (ve zaten savaşın devam ettiği Libya, Suriye) gibi bir dizi ülkede zaten hassas ve kırılgan iç ve uluslar arası dengeler üzerinde duran iktidar ve rejimlerin kitle isyanlarıyla sarsılıp zayıflaması, şimdi değişen güç dengeleri üzerinden çeşitli bölgesel kapitalist güç kombinasyonlarının bu yeni duruma göre pozisyon alıp yayılmacı hamleler yapmalarına yol açıyor. Bunlar arasında Mısır-Suud-BAE (ve arka planda İsrail), İran (ve Irak, Lübnan, Suriye, Yemen’deki güç ve ittifakları), Katar-Türkiye sayılabilir. Bu üç grup Libya’dan Suriye’ye, Sudan’dan Lübnan’a kadar Doğu Akdeniz ve Ortadoğu ve Afrika’nın bazı bölgelerinde rekabet içinde pay almaya ya da paylarını korumaya ve artırmaya çalışıyor. Tabii ABD ve Rusya gibi emperyalist güçler de eksik olmuyor.

Irak’ta ise zaten ABD ve İran arasındaki nüfuz ve hakimiyet çekişmesi uzun zamandır belirgindi. Irak’taki isyan dalgası ise, ABD ve İran’ın Irak halkının büyük tepkisini birbirine karşı yönlendirme çabasına da konu oldu. Emperyalist kapitalist haydutların ve bölgesel kapitalist çakalların, bu çeşitli ittifak ve çatışma kompozisyonları, bölge çapında şimdi daha büyük bir tehlikeyi ortaya çıkarıyor: Bölge çapındaki kitle isyan ve direnişlerinin, mevcut neoliberal kapitalist despotik rejimlere karşı ve ülkelerine her türlü uluslar arası kapitalist gücün müdahalesine karşı olmaktan çıkıp, şimdi yeniden bu uluslar arası kapitalist güçler arasında bölünmesi ve birine veya diğerine yedeklenerek, aşağıdan inisiyatifini yitirmesi, yeniden düzen içinde eritilmesi. Özellikle Irak ve Lübnan’da bu tehlike büyük; her iki ülkede de kitleler çeşitli egemen burjuva sekt, din, mezhep, cemaatler arasında bölünmeye son verip mevcut rejim güçlerinin ve uluslar arası destekçilerinin tümüne karşı birleşik bir isyan ve direniş gerçekleştirmeyi başarmışlardı. Şimdi en büyük tehlike, kitle hareketlerinin her türlü düzen gücüne karşı birleşik mücadele ufkunu kaybetmesidir.

Emperyalist haydutların, bölge çakallarının bölge işçilerinin ve halklarının kanı üzerinden yürüttüğü güç ve paylaşım mücadelelerinin, kitle isyan ve direnişlerini bir kez daha bastırmasına, parçalamasına izin verilmemelidir.

Emperyalist ve tekelci kapitalist savaşa karşı sınıf savaşı!

Sınıfa karşı sınıf, krize karşı devrim, kapitalizme karşı sosyalizm!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*