Anasayfa » BASINDAN » Kapitalist maden işletmelerinin doğa ve toplum sağlığı üzerindeki yıkıcı etkileri

Kapitalist maden işletmelerinin doğa ve toplum sağlığı üzerindeki yıkıcı etkileri

Madencilik ve Maden İşletmeleri
Maden işletmeleri, kapasitelerinin büyüklüğü,
cevherin çıkarılmasında kullanılan yöntemler ve
cevherin işlenmesi süreçlerinde kullanılan kimyasal teknikler göz önünde bulundurulduğunda genel
olarak çevre mevzuatımızda birinci sınıf gayrisıhhi
(insan sağlığına ve çevreye en çok zarar veren) müessese olarak nitelenirler. Bunun anlamı yerleşim
yerlerinden uzakta, bitki yaşamını olumsuz etkilemeyecek, yaşam alanları ile tesis arasında yapılan
işe göre değişen büyüklükte koruma bandı olacak,
hakim rüzgarların tesiste oluşan atıkları (gaz ve toz)
yaşam alanlarına taşımayacak şekilde konuşlandırılmaları gerekli olmasıdır. Ancak izin verilen
maden ocakları ve işletmelerinin çoğunun bu kurallara uymadıkları gözlenmektedir. Bunun en tipik
örneklerinden birisi Ovacık köyü ile neredeyse iç
içe olan Bergama-Ovacık Altın Madeni İşletmesi’dir. İşletme ile Ovacık köyü arasındaki uzaklık
yaklaşık 100 metredir.
Genel anlamda tüm açık maden işletmelerinin
ortak sayılabilecek cevher çıkarma ve işleme aşamaları Şekil-9’daki gibi kabul edilebilir.
Bir madenden cevher çıkarımı sırasında gerçekleştirilen sıyırma işlemiyle doğal bitki örtüsü tamamen ortadan kalkacağı ve açık maden ocağı işletilmesi sürecinde toprağın katmanlar halinde giderek
daha derinlere doğru kazılacağı ve yüzey yapay olarak yeniden şekillendirileceğinden topografyanın ve
bitki dokusunun yok olması sonucu önemli bir estetik bozulma ve ekolojik yıkım gerçekleşecektir.
Uşak-Eşme Kışladağ altın madeni için işletmeyi yürüten Tüprag tarafından hazırlatılan ÇED raporunda, yöredeki tüm cevher çıkarma süreci
tamamlandığında yaklaşık 400 metre derinliğinde
ve bir kilometre çapında bir çukur oluşacağı, buradan 240 milyon ton kaya ve toprak çıkarılacağı,
bunun 108 milyon tonunun da pasa (içinde cevher
bulunmayan kaya toprak) olduğu ve alanda belirlenen bir yerde depolanacağı, yani yapay tepeler oluşacağı belirtilmektedir. Bu da yörenin coğrafi yapısının nasıl değişeceğini somut olarak
göstermektedir. Ayrıca bu değişim beraberinde bazı
yerleşim yerlerinin haritadan silinmesini de getirebilmektedir. Kışladağ’da Ovacık Köyü örneğinde olduğu gibi.
Cevherin çıkarılması, taşınması, kırılması, depolanması ve yeniden yükleme ve taşıma süreçlerinde toz oluşumu hem çalışan sağlığı açısından
hem yerleşim yerinin tesise yakınlığı nedeniyle çevresinde yaşayanlar açısından ve hem de habitat açısından önemli bir risktir. Solunabilir büyüklükteki
partiküllerin sağlık açısından riskleri Şekil-7’de belirtilmiştir.
Toz içinde en önemli ögelerden biri yer kabuğunda bolca bulunan silika adı verilen bileşiktir. Yeterli miktarda maruz kalındığında silika silikozis’e
neden olabilir. Bu hastalık sinsice gelişir. Aşırı miktarda maruz kalış akut veya akselere silikozise yol
açabilir. Akselere silikozis aylar içinde gelişir ve birkaç yıl içinde ciddi kısıtlılığa ya da ölüme neden olabilir. Silika maruziyeti ayrıca tüberküloz, akciğer
kanseri ve skleroderma, sistemik lupus eritematozus ve romatoid artrit gibi bazı otoimmün hastalıkların riskinde artışa yol açar (29).
İyonizan radyasyon, madencilik endüstrisindeki
tehlikelerden biridir. Taşlardan radon açoğa çıkabilir. Bu bir gazdır dolayısıyla hava yoluyla bulaşır.
Radon ve yıkım ürünleri iyonizan radyasyon yayar
ve bunların bir kısmı akciğerlerde kanser hücreleri
oluşturmaya yetecek düzeyde enerjiye sahiptir. Sigara içen işçilerde akciğer kanserinden ölüm hızı
çok daha fazladır (29).
Bir başka çevresel sorun ise var olan su kaynaklarının etkilenmesidir. Cevher çıkarılması sırasında
dinamit patlatılmasının oluşturacağı jeolojik yapılardaki bozulmalar nedeniyle yer altı su yapılanmalarında (akifer) bozulmalar yaşanabileceği literatür
taramasında ortaya çıkan olumsuz etkilerden birisidir. Ayrıca maden ocağının çalışma sürecinde ve
çıkan tozların kontrolü için büyük miktarda su tüketimi söz konusudur. Bu da bölgedeki su kaynaklarının azalmasına neden olabilmektedir (30).
Bu başlıkta, ülkemizde üzerinde önemle durulması gereken alan altın madenciliği ve maden işletmeciliği olmalıdır. 1989 yılında BergamaOvacık’ta başlayan süreç giderek Eşme-Kışladağ,
Artvin-Cerattepe, İzmir-Efemçukuru, Erzincan-İliç,
Kazdağları ve diğerleri üzerinden ülke sathına yayılarak ve toplumsal direnişleri de beraberinde getirerek devam etmiştir. Hükümetlerin stratejik alan olarak nitelediği ve hukuk alanında kazanılmış
büyük başarılara karşın, mahkemelerin verdiği hukuksal kararları da yok sayarak ve Anayasa’yı ihlal edip suç işlemek bahasına destekledikleri altın madenciliği ve maden işletmeciliği çok önemli çevresel ve toplumsal riskleri de beraberinde getirmiştir.
Tablo-2’de madencilik ve maden işletmeciliği alanında oluşabilen çevresel riskler, bu risklerden etkilenen alanlar (alıcı ortamlar) ve olası kirleticiler
tanımlanmaktadır.
Maden cevherinin çıkarılması ve işlenmesi sürecinde en önemli sorunlardan birisi de alıcı ortamlara ağır metal karışmasıdır. Şirketlerin çevre etki değerlendirme raporları gözden geçirildiğinde
elde edilmek istenen maden yanında başta arsenik
olmak üzere kurşun, cıva, antimon, kobalt, çinko
vb. metal ve metaloid bileşiklerinin de bulunduğu
görülmektedir. Şekil-10’da görülen akış içinde alıcı
ortamlara ulaşması ve buradan da insanlar ve diğer
canlılar tarafından alınması söz konusudur. Sözü
edilen ağır metallerin insan sağlığı üzerinde farklı
organ ve dokularda kanser oluşumuna kadar giden
çok ciddi etkileri bulunmaktadır.
Altın madeni işletmelerinde cevherden altının
ayrıştırılmasında ister kapalı sistem isterse açık sistem (yığın liçi) uygulamalarında olsun sodyum siyanür kullanılmaktadır. Sodyum siyanür cevherin içinden mikron düzeyinde ölçülebilen büyüklükteki
altını ayırırken aynı zamanda cevherin içindeki zararsız ağır metal bileşiklerini de parçalayıp zararlı element formuna dönüştürmekte ve altın karışımın içinden alındıktan sonra bunlar atık baraj gölünde
depolanmaktadır.
Diğer yandan kimi maden cevheri çıkarılan
alanlarında sülfitli minerallerin bulunması nedeniyle asit-maden drenajı (asit-kaya drenajı) adı verilen bir olay gerçekleşmektedir. Bu süreçte sülfitli
minerallerin içindeki kükürt nemli ortamda bakteriyolojik katkılarla sülfrik asite dönüşerek pasa yığınları içindeki arsenik, kurşun, cıva, antimon, kobalt, çinko vb. metal ve metaloidlerin zararsız bileşik yapılarını bozarak zararlı element formuna dönüştürür (32). Yağmur suları ile pasa dağlarının yıkanması sonucunda, söz konusu metal ve metaloidler, üzerinde yığılı bulundukları toprağa ve bu toprak kitlelerinin içinde bulunan yeraltı su kaynaklarına (akifer) ulaşıp kirletirler. Sonuçta bu suyu
içmek ve kullanmak durumunda olan toplumlarda
tüketilen suyun kirlilik düzeyine (alınan doz), bu
suyun tüketilme süresine ve bu sürecin tekrarlanma
sıklığına bağlı olarak artan oranda sağlık sorunlarının ortaya çıkması beklenir. Bireysel özellikler ise
sonucun olumsuzluğunu artıran veya azaltan faktörler olarak rol oynarlar (Şekil-11).
Madencilik ve maden işletmelerinden kaynaklanan çevre kirliliği tartışılırken kuşkusuz ilk akla gelen arsenik olmaktadır. Arsenik bileşikleri yer kabuğunda oldukça yaygın bulunduğundan, madencilik etkinliklerinde çevreye yayılan atıklar içinde
başta gelmektedir. Yapılan araştırmalar arseniğin
ciltte keratoz, renk değişikliği ve kanser; diyabet,
özellikle alt ekstremitede periferik damar hastalığı
(kılcal damar dolaşımını bozarak) ve buna bağlı olarak ayakta ülserasyon, self ampütasyon ve gangren;
erken doğum, ölü doğum ve kendiliğinden düşük;
farklı sistem ve organ kanserleri gibi sağlık sorunlarına neden olduğunu göstermektedir (33). Şekil
12’de doğal ve yapay kaynaklarından su ve gıdalara
geçip ve insanlar tarafından alındığında etkilenme
ve toksisite yollarının neler olduğu ve nasıl sağlık sorunlarına yol açtığı görülmektedir (34). Bu etkileşim sonucunda kanser gelişimi üzerine yapılmış
çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmalardan bazılarının özeti Tablo-3’de görülmektedir.
Yukarda da bahsedildiği gibi ülkemizde ilk gündeme gelen ve ilk üretime başlayan Bergama-Ovacık Altın Madeni işletmesinin etki alanında
bulunan iki su kaynağı ve üç artezyen kuyusundan
alınan örneklerde (örnekler yazarın da içinde olduğu bir ekip tarafından alınmış ve akredite bir laboratuvarda analiz edilmiştir) yapılan arsenik analiz
sonuçları Tablo-4’de görülmektedir. Verilerden anlaşılacağı üzere, mevzuatta izin verilen limitin (10
μg/l) Ovacık köyü içme suyunda 25.2 katı, Sağancı
köyü içme suyunda 23.8 kat, artezyen kuyularında
ise 9.1 ile 13.3 kat arasında arsenik bulunmaktadır.
Madencilik ve maden işletmeciliği sürecinde ortaya çıkan arsenik dışındaki diğer ağır metal kirliliklerine dair tek tek değerlendirme yer sorunu
nedeniyle yapılmamıştır.

Yazının bütünü, tablolar ve kaynaklar için bkz:

Ali Osman Karababa/Kapitalizmin Neden Olduğu Doğa Yıkımı ve Toplum Sağlığına Etkileri içinden alınmış bir bölümdür/Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi:

file:///home/buro/%C4%B0ndirilenler/275-1049-1-PB.pdf

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*