Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kan ve katliam KHK’sına karşı yeni bir yaşam özlemi ve mücadelesi

Kan ve katliam KHK’sına karşı yeni bir yaşam özlemi ve mücadelesi

Burjuva faşist devlet iktidarının, askerler ve kamu görevlerinin “terör eylemi ve bunun devamı niteliğinde eylemler” yaptığı ileri sürdükleri kişilere karşı öldürme dahil cürümlerinde idari, cezai ve hukuki sorumluluğu olmayacağına dair KHK’lara, bir de sivilleri cezadan muaf tutan KHK eklemesi bardağı taşırdı. Tepki ve gerilim arttı.

Kimileri bu son KHK’nın yeni faşist bir dönemin başlangıcı olduğunu söylüyor. Oysa o dönem epey önce, 15 Temmuz’dan da önce başlamıştı. Bu, 1940’ların sonunda, 1946-47 krizinden itibaren tek parti CHP döneminin, 1950’lerin sonlarında 1958-59 krizinden itibaren Demokrat Parti döneminin, 1980’lerin sonlarında 1989 krizinden itibaren ANAP-Özal döneminin bitiş sürecini hatırlatıyor. Hepsinde mevcut burjuva devlet iktidarı partisi, derinleşen iktidar krizini şiddetlenen baskılar ile korumaya ve sürdürmeye çalışmış, fakat başaramıştı. Bugünkü burjuva-faşist iktidar partisinin KHK’sı, derinleşen siyasal-toplumsal ve arkaplandaki ekonomik krizin itirafı niteliğinde.

Yukarıda verdiğimiz tarihsel benzeşim örneklerinin ilk ikisinde, büyük çaplı kitle eylemleri yoktu. Fakat büyük bir kitle hoşnutsuzluğu artışı vardı. Üçüncüsünde ise işçi, kamu emekçisi, öğrenci ve Kürt eylemlerinin eş zamanlı yükselişi vardı.

Bugün büyük bir toplumsal-siyasal muhalefet hareketi ve gücü görünmüyor belki, ama ciddi bir hoşnutsuzluk ve gerilim artışı var. AKP-Erdoğan’ı uluslararası güçler veya burjuva muhalefetten çok asıl korkutan da, bir 4-5 yıl öncesinden epey farklı olarak işçi sınıfında, emekçi kitlelerde büyüyen hoşnutsuzluk dalgası. Yoksa böylesi bir burjuva muhalefet ikramı ve böylesi zayıf ve basiretsiz sol karşısında, böylesi panik atak iktidar krizi derinleşmesi ve sıkışmaları, böylesi bir kıvranış ve acizlik açıklanamaz. Ancak derinleşmekte olan ekonomik, toplumsal, siyasal kriz, yeni sarsıntı ve sıçramalı gelişmelere gebe, bundan sıkışıyorlar, bundan geriliyorlar ve buna hazırlanıyorlar.

Bugünkü sürecin diğer üçünden farkı ise, artık Meclis ve seçimlerin hiçbir anlamının olmaması ve değişimin de böyle gerçekleşmeyeceği. Kimsenin halen Mecliste durup bu çürümüş rejim ve iktidarı meşrulaştırmakla iştigal eden çürümüş burjuva düzen partilerinden ve halen seçimlerden medet uman liberal, ulusalcı, reformist soldan bir beklentisi olmamalı. Çürüyen, panik-ataklarla gerildikçe tüm toplumu daha fazla geren burjuva-faşist iktidarın, ve yalnız onun da değil, çürüyen ve ülkeyi, bölgeyi, dünyayı bir kabusa çeviren ve daha büyük kanlı kaoslara sürükleyen kapitalizmin hiçbir meşruluğu yoktur ve kalmamıştır.

Biricik meşruluk, işçi sınıfının, kent ve kır yoksulu yarı-proleterlerin, işçi emekçi kadın, Kürt, göçmen ve gençlerin büyüyen hoşnutsuzluğunda ve yeni bir yaşam özlemi ve mücadelelerindedir.

Ek:

Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinden Kerem Altıparmak’ın son KHK üzerine yazısı:

696 SAYILI KHK UYARINCA CEZALANDIRILMADAN İŞLENECEK EYLEMLERİN BİR SINIRI VAR MI?

696 KHK’nin 121. maddesi uyarınca “Terör eylemi ve bunun devamı niteliğindeki eylemleri bastırma kapsamında hareket eden” kişilerin idari, cezai ve hukuki sorumluluğu ileri sürülemeyecek. Peki nedir terör eylemi? Muhtemelen bunun tarifi için Terörle Mücadele Yasası’na bakacağız. Bu yasada terör eylemi diye bir eylem türü öngörülmüş değil. Ama iki farklı suç tipi öngörülmüş. Bir terör suçu diye bir kategori var. TCK’nin 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar terör suçu olarak tanımlanmış. Bir de terör amacı ile işlenen suçlar var. Bu suçlar Yasanın 1 inci maddesinde belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılıyor. İkinci kategorideki suçlar TCK’nin 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319. maddelerine uygulanabiliyor. Neredeyse herşey terör suçu olabilir yani.
1. Şimdi “terör eylemi” kavramı bunların tamamını kapsayacak mı? Kapsamayacaksa kapsamayacağına kim karar verecek?
2. 2 yıldır Barış için Akademisyenlerin ne suç işlediğine savcı ve yargıçlar bile karar verememişken, bir kişinin terör eyleminin işlenmesi konusunda yanılmış olduğunu nasıl ileri süreceğiz? Ben terör eylemi sanmıştım, o yüzden bastırdım derse yanıldın mı diyeceğiz faile?
3. Bastırmada ölçüye bakacak mıyız? Bastırmak için önüne geçmekle, kafasına sıkmak, ateşe vermek arasında nasıl bir fark olacak? Esas düzenlemenin Boğaz Köprüsündeki linç eylemi için çıkarıldığı düşünülecek olursa abarttığım söylenemez herhalde. Bu koşullarda ancak bu şekilde durdurulabilirdi bu vatan hainleri derse ne olacak fail?
4. Örneğin şu anda neredeyse tüm gazeteciler, milletvekilleri, belediye başkanları terör suçlarından yargılanıyor. Bunların işledikleri suçlar KHK’nin 121. maddesi uyarınca “suç olmadan bastırılabilir” eylem niteliğinde midir? Değilse “suç olmadan bastırılabilir” terör öylemlerinin nesnel tanımı nedir? Kim nasıl yapacak bunu? Bir siyasi toplantıda söylenenleri savcılar terör suçu diye soruşturuyorsa, orayı basıp bu toplantıyı durdurmak isteyenlerin “terör eylemini bastırma” nedeniyle cezasız kalmamasını hangi gerekçeyle savunacağız?
Terör kavramının kutsallaştırılmasının getirdiği noktada “ölüme terk edilen” değil en vahşi şekilde “kurban edilebilen” bir kategori yaratıldı. Ve kurban edilebilenler kategorisi de kurban etme yöntemi de o kadar muğlak ki, gerçekleşebilecek her türlü vahşet hukuka uygun bir eylem olarak değerlendirilebilir bundan sonra. İtiraf etmeliyim ki bu kadar ileri gidilebileceğini ben düşünememiştim.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*