Anasayfa » DÜNYA » Kahrolsun emperyalist-ırkçı-katliamcı kapitalizm! Filistin’e özgürlük!

Kahrolsun emperyalist-ırkçı-katliamcı kapitalizm! Filistin’e özgürlük!

ABD, İngiltere, Fransız emperyalist kapitalist güçlerinin Suriye’yi füze saldırısının ardından, “Emperyalist kapitalist pay ve güç savaşları; Mayıs ayında neler olacak?” başlıklı yazımızda şunları söylemiştik:

… Daha temelde, ABD emperyalist kapitalizminin son dönemde, Ortadoğu ve dünya çapındaki irtifa kaybı ve “otorite/patronaj” aşınmasını geri çevirmeye dönük birbirini takip eden hamleleri ve stratejisi vardır.

ABD önce Suriye’den çekilme blöfüyle, İngiltere ve özellikle Fransa’yı Suriye ve Ortadoğu’da daha fazla askeri-finansal rol üstlenmeye zorladı. İngiltere ile Rusya arasındaki diplomatik kriz de, ABD-İngiltere tarafından İran’la nükleer anlaşmanın feshedilmesi konusunda kendileriyle birlikte davranmayan AB’yi baskılayıp Rusya’ya karşı tavır almaya zorlamakta kullanıldı. ABD, aynı zamanda Çin’e karşı büyük bir gümrük-ticaret savaşı başlatırken, AB’ye de kısmi gümrükler getirerek ekonomik yaptırım sopasının ucunu gösterdi, bunu da AB’yi Ortadoğu-Asya politikasında kendisine destek vermeye zorlamak için yaptı.

ABD en sonu, Suriye’de kimyasal silah provokasyonu üzerinden, İngiltere ve Fransa’yı da yanına alarak, Almanya’nın ise saldırıya katılmasa bile onayını alarak, “Batı” emperyalist kapitalizmi aleminde yeniden patronajını tesis etmeye dönük bir operasyon gerçekleştirilmiş oldu. Aynı zamanda hem İsrail ve Suud’un İran’a karşı elini güçlendirmiş oldu, hem de Rusya-İran’la kırıştıran Türkiye’yi de yeniden hizaya çekip kendisine yedekleme doğrultusunda sonuç alıcı bir hamle yapmış oldu.

Nitekim Türkiye burjuva devleti, biraz yalpalayıp saldırının desteklenmesiyle itidal arasında gelgitler yaşayan ikili açıklamalardan sonra, Erdoğan’ın ağzından saldırı için “memnuniyet”ini belirterek, ABD’yi ikiletmedi.

ABD’nin bu hamleleri aynı zamanda, 12 Mayıs’ta açıklayacağı İran ile nükleer anlaşmayı uzatıp uzatmama kararı ve yine Mayıs ayında Trump ile Kuzey Kore başkanı Kim-Jong-Un arasındaki görüşme ve nükleer silah müzakerelerine dönük bir altyapı çalışması olarak görülebilir. ABD, bahsettiğimiz hamleler üzerinden elini güçlendirmeye ve AB’yi baskılayıp sıkıştırmaya çalışmış olarak, İran ve Kuzey Kore’ye karşı daha sert yaptırımlar uygulamaya hazırlanıyor olabilir. ABD, İran’la nükleer anlaşmayı fesheder ve bunda en azından birkaç büyük AB kapitalist gücünün desteğini alırsa, o zaman Ortadoğu’da taşlar yeniden yerinden oynamaya ve Ortadoğu’da daha büyük savaş tamtamları çalmaya başlayabilir.

Bu gelişmeler, aynı zamanda emperyalist kapitalizmin, küresel ekonomik, toplumsal, siyasal, ve hegemonya kriz ve sarsıntılarının arttığı ve dünya çapında işçi sınıfına saldırganlığının yoğunlaştığı bir süreçte gerçekleşiyor. Emperyalist kapitalist güç ve azami egemenlik politikaları ile işçi sınıfına azgınlaşan saldırı ve yasaklar bir bütündür. Eğer dünyanın bugünkü durum ve gidişatının asli neden ve müsebbibini anlamak istiyorsanız, Trump Putin vbden önce bakmanız gereken yer mali oligarşik sermaye kulelerinin nasıl göğe doğru yükseldiğidir. Emperyalist ve bölgesel tekelci kapitalist güçlerin, güç ve paylaşım savaşları, özünde bu sınıfsal bağıntısı içinde teşhir edilmelidir.

ABD, ilk adımını Suriye’ye füze saldırısıyla attığı Ortadoğu’da daha saldırgan ve provokatif bir baskılama, parçalama ve tırmandırma stratejisi keskinleştiriyor. Suriye füze saldırısının ardından tahmin edildiği gibi, İran’la nükleer anlaşmasını tek başına feshederek, İran’a yeni yaptırımlar uygulamaya başladı. ABD’nin, İran’la Nükleer Anlaşmayı feshetmeyen AB ve Ortadoğu devletlerinin, “İran’ın Suriye, Yemen ve Irak’taki terörist faaliyetlerine tutum almamakla suçlaması” da, ABD’nin AB ve Ortadoğu’daki eski müttefikleri üzerindeki baskısını giderek artırma ve kendi arkasında yeniden tam boy hizasına geçmelerini dayatma stratejisinin bir diğer göstergesiydi. Bu aynı zamanda İsrail ve Suud’a “atıl kurt” çeki, Türkiye gibi yalpalayan ve ABD/Rusya çatlaklarına oynayan müttefiklerine de yeni bir göz dağıydı. Bunu ABD’nin Suud’a yeni silah ve Yemen’e Özel Kuvvetler sevkiyatı izledi. Bu arada İsrail’in Suriye’ye füze ve hava taciz ve saldırıları da giderek sıklaşıyordu.

En sonu, daha önce aldığı İsrail elçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararını, öne alarak, olabilecek en provokatif biçimde, törenle ve Gazze’nin bombalanması eşliğinde gerçekleştirmesi geldi. Zaten hapishaneye çevrilmiş Filistin halkı, tarihsel değerlerinin böylesine alçakça çiğnenmesine, bırakalım vaat edilmiş sözde ulusal özerklik kırıntılarını elinde geriye kalmış son hak kırıntılarının da gasp edilmesine karşı elbette eyleme geçecekti. Onbinlerce Filistinli protesto gösterileri yaparken, İsrail ordusu sivillerin üzerine havan topu ve gerçek mermilerle ateş açarak, korkunç bir kıyım gerçekleştirdi. 59 Filistinli öldürüldü, 2700 Filistinli ağır yaralandı, yüzlerce Filistinli vahşice dövülerek gözaltına alındı ve işkence yapıldı.

Bu aynı zamanda, ABD-İsrail-Suud ekseninin AB ve Türkiye’yi de zorlayıcı biçimde, Rusya-İran ekseninin elini güçlendiren Irak ve Lübnan seçimlerinin sonuçlarına, Filistin halkının kan gölü üzerinden bir cevabıydı! Katil İsrail devletin bakanlarından biri, bunu “bizim için artık Hizbullah’la Lübnan arasında fark yok” diyerek, ABD-İsrail eksenine biat etmeyen herkes katlettiğimiz hedeflerimiz arasında olabilir, demeye getirdi. ABD-İsrail, ilk “hürmetler efendim”i de, bu katliam karşısında en riyakar bir yas dışında kılını kıpırdatmayan Türkiye burjuva-faşist devletinden aldı. AB katliamı diplomatik olarak bile “kınamak”tan imtina ederken, Avrasyacıların pek heybetli Rusyası da “derin endişe” gevelemesiyle katliamı geçiştirdi.

Filistin’de ise genel grev genel direniş ilan edildi, intifada çağrıları yapıldı. Filistin halkı, vardı, var, varolacak, direndi, direnecek. Emperyalist-siyonist kapitalist güçlerin bu yöndeki çabaları ne olursa olursa olsun bu din davası değil sınıfsal-ulusal savaşım davası.

Filistin isyan ve direnişinin kendi öz gücüne dayanması ve solukluluğu ölçüsünde Mısır, Ürdün, Lübnan başta olmak üzere, zaten derin bir kriz içindeki bir dizi ülkede de rejimlere karşı hareketleri tetikleme olanağı ile birlikte düşünülmeli. Mısır’da Tahrir isyan ve direnişinin bir öncülü El-Mahalla ve işçi sınıfı idiyse, diğeri de İsrail işgaline karşı Filistin halkıyla büyük çaplı ve eylemli dayanışma kampanyalarıydı.

Filistin’deki gelişmeler, Kürdistan’da yaşananların da salt AKP politikalarına özgü olmadığını, bölgede çapında içinden geçtiğimiz kritik tarihsel süreci yine bölgesel temelden değerlendirmek gerektiğini gösteriyor. Daha önemlisi: Sistemin Kürt ve Filistin halklarının ulusal-demokratik özlemlerini silmeyi başaramadığı gibi, sosyalizmi de işçi sınıfı ve kent ve kır yoksullarının tarih bilincinden ve gelecek özleminden silmeyi başaramamış olduğu, sosyalizm özlemlerinin de yeniden canlanacağı bir sürece doğru gidiyoruz.

Bunun için mücadeleyi yükseltmeliyiz!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*