Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kadın olmak zor masallarda bile…

Kadın olmak zor masallarda bile…

Kadınlık zor zanaat

Biri kurbağa öper,
biri yüzyıllarca uyur,
biri 7 cüceyle yaşar,
biri kuleye kapatılır.
Bir masal prensesi olsan bile kadınlık zor.

Turgut UYAR

Pamuk prenses, yedi cücelerin hayatına adımını atar atmaz evin temizliği, yedi cücelerin elbiselerinin yıkanması, yemeklerinin yapılması işlerini yüklenir. Madende çalışan yedi cücelerin emeğinin yeniden üretimi işini yaparak kendisini kabul ettirir ve yedi cücelerin hayatında ancak böyle varolabilir. Başka türlü onun o evde işi yoktur! Zehirli elmayı yiyip ölüm uykusuna dalınca da ancak prensin öpücüğü ile hayata döner. Sonraki hayatı da haz nesnesi ve krallığın devamı için çocuk doğurmaktan ibarettir. “Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine…” diye sonlanan her masaldan sonra ufacık çocuk dahi evdeki toplumsal işbölümünden, televizyondan, internetten, okuldan, daha önceki masallardan, … öğrendikleriyle, şuncacık yaşamında deneyimledikleriyle o “murat”tan hep kadının payına düşenin erkeği dolayımıyla yaşayacağı bir mutluluk olduğunu bilir. Erkeğin gücüyle, savaşçılığıyla, zenginliğiyle, kral oluşuyla vb. vb. gönenen kadın…

“Bir masal prensesi olsan bile kadınlık zor”, çünkü masallar, bu dünyanın (kapitalist sistemin) değerler sisteminin bilinçlere -daha ağaç yaşken- nakşedilmesinin araçlarıdır. Bir çocuğun içine doğduğu toplumsal üretim ilişkilerini (elbette güçlü bir idealizasyonla birlikte) içselleştirebilmesini, duygu-düşünce süreçlerinin bu evren içerisinde biçimlenmesini sağlar. Yani masallar varolan toplumsal üretim ilişkilerinin çocuk aklına uygun resmedilmesidir. İyi-kötü algısını, doğru-yanlış ayrımını, güzel-çirkin tercihini belirlememizde…, bir bütün olarak karakter oluşumumuzda, çocukluğumuzda hayal dünyamızı süsleyen, rüyalarımıza giren masalların/masal kahramanlarının etkisini hangimiz yadsıyabiliriz. Kız çocuğuysak pamuk prensesle, erkek çocuğuysak prensle hemen özdeşleşivermişizdir. Bir insanın, sınıfın, toplumun hayal dünyaları, rüyaları üzerinde hegemonya kurmak aynı zamanda o insanın, sınıfın, toplumun bugünü ve inşa edeceği geleceği üzerinde hegemonya kurmaktır.

Masalların kadın/erkek sorunundaki en büyük “günahı” ise, kapitalizmin toplumsal işbölümü rollerini mutlaklayarak çocuklara zerkettiği yerde başlar. Masal, “bir varmış bir yokmuş” diye başlar ve toplumsal işbölümünü bilinçlere kazır: hep ezenle-ezilen, yönetenle-yönetilen, zenginle-fakir (modern zamanın masallarına gelirsek bunun sınıfsal karşılıkları; patronla-işçi) vardır. Bir savaşı kazanan, bir ülkeyi-krallığı-şatoyu-toprakları-kadını (kadının yeri bu dizgede tam da burasıdır) kurtaran daima erkektir. Kadın eğer soylu-zengin değilse emeğin yeniden üretimini yüklenir, erkeğin yaratıcı etkinliğinde yardımcı eleman olarak yer alır; soylu veya zenginse de davetlerin, şatoların, villaların süs bebeği, erkeğin haz nesnesi, soyunun devamını sağlayandır.

Turgut Uyar haklıdır, toplumsal işbölümünün, özel mülkiyetin, ailenin varolduğu her masalda inceltilmiş veya en kaba haliyle, ama her durumda, kadın olmak zor zanaattır! Sınıfsal-cinsel-ulusal sömürü ve ezilmenin öyle veya böyle realize edildiği her masal çocukların da, büyüklerin de hayal dünyalarını çölleştiriyor. Biz, ezen-ezilen ulusun, pasaportların, sınırların kavram setimizde yer almayacağı; kimsenin cinsiyetinden, cinsel kimlik ve yöneliminden dolayı ayrı bir kategoriyi oluşturmayacağı, baskıya maruz kalmadığı gibi bir ayrıcalığa da sahip olmayacağı; sınıflar ve sınıf ayrımlarının, toplumsal işbölümünün, yöneten ve yönetilenin artık kendisine yer bulamayacağı masallar yazmadıkça sınıfsal-toplumsal-bireysel kurtuluş ve özgürleşme mücadelesi vermedikçe de kadınlık zor zanaat olacak!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*