Anasayfa » BASINDAN » Kadın istihdamı paketi: Esnek, güvencesiz, aile merkezli büyüme rejimi

Kadın istihdamı paketi: Esnek, güvencesiz, aile merkezli büyüme rejimi

Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi’nden (KEİG) Nevra Akdemir’le Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın kadın istihdamının arttırılmasına yönelik paketini konuştuk.

Çalışma Bakanlığı’nın altı önerilik istihdam planını değerlendiren Akdemir, “Önerilerde aile merkezli bir bakış açısıyla, aile merkezli büyüme rejimi diyebileceğimiz bir durum söz konusu” diyor.

“Kadının aile içerisinde işlevlenmiş, doğurgan olan, ucuz emek gücü olan değil de birey olarak gözetildiği ve olumlu koruyucu tedbirlerin olduğu bir dizi öneri gerekiyor bize.”

“Yasalarda mevcut haklar, yeniymiş gibi sunuluyor”

Akdemir, Bakanlığın altı önerisini tek tek değerlendirdi:

Doğum izninin arttırılması, kadınların uzun süredir talebiydi. Ama talep, doğum izninden sonra kadının işe dönmesinin denetlenmesi ve ardından kadın ve erkeğe ebeveyn izninin verilmesiydi. Önerilerde bir ebeveyn izninden bahsedilmiyor. Doğum izninin 24 haftaya çıkarılması denirken, çocuk bakımının sadece kadın üzerinden şekillendiği bir süreç karşımıza çıkıyor.

Doğum izninden sonra işçilerin işine geri dönmesi zorunluluğu zaten yasalarda var. Bu yeni getirilen bir şey değil.

Ebeveyn iznini, kadın ve erkeğin çocuk üzerindeki eşit sorumluluğunu konuşmak yerine; yasa zaten varolan ama kullanımında sistematik suistimaller yaşanan bir hakkımızı, sanki yeni geliyormuş gibi konuşuyoruz.

Esnek çalışma yeni gelen bir şey. Sermayedarların asıl talebi, doğum izni sırasında kadının işten kopmaması, yani verimli kadın işçilerin doğum iznindeyken de esnek çalışmaları ve bunun maliyetinin devlet tarafından karşılanmasıydı. Detayları belli olmayan bu modelden, ben bunu anladım.

Kadın istihdamından, kadınların bir birey olarak ekonomik özgürlüklerini kazanmak, erkeğe ve aileye bağımlılıklarını azaltmak için çalışmaları gerektiği, ayrımcılığa karşı pozitif önlemler alındığı söylenseydi burada bir samimiyet görünürdü. Ancak deniyor ki, kadınlar yarı zamanlı ve kısmı zamanlı da çalışabilir. Ancak bu kadınların özgürleşeceği bir ücret potansiyeli ve güvence sağlamıyor. Biz kadınlar, ne olursa olsun çalışmak istemiyoruz, insan onuruna yakışır şekilde çalışmak istiyoruz.

Esnekli bu kadar güvencesizlik getiriyorsa, kadınlar esnek olmadan ve güvenceli çalışmak istiyor.

Erken emeklilik önerisinde çocuğa göre kademeli erken emeklilikten bahsediliyor. Burada hiç bahsedilmeyen nokta ise, Türkiye’de erken emekliliğin bir ucuz istihdam politikası olarak işlemesi. Emekli maaşları yetmeyince, kişiler sigorta aramadan ve ucuz ücrete razı olarak yeniden istihdam piyasasına dahil oluyor. Kadınlar için de benzer bir durum olabilir.

Kadın örgütlerinin temel taleplerinden biridir erken emeklilik ama çocuk doğurma ile erken emekliliğin birlikte düşünülmesinde bir ayrımcılık var. Çocuk doğurmayan kadınların evde yaptığı işlerin kıymeti burada sıfırlanacaktır. Yani sadece çocuk bakmanın kendisi, erken emekliliği sağlayacak bir yıpranma olarak karşımıza çıkıyor.

Kreş zorunluluğu önerisi de yeni bir uygulama değil, yasalarda zaten 150’den fazla kadının çalıştığı yerlerin kreş açma zorunluluğu var. Yeni imzalanan bir protokolle ise organize sanayi bölgelerinde kreş projesi geldi önümüze. 10 ilde 10 kreş açılacağı söylendi. Ancak organize sanayi bölgelerindeki kreşler, genellikle bir çocuğu almak için asgari ücret düzeyinde bir bedel istiyorlar.

Kadınların istihdamdaki yer alış biçimleri nedeniyle, daha ucuz bir işgücü söz konusu. Dolayısıyla bu kreşler kadın istihdamını nasıl sağlar, ne kadar sağlıklı olur, gibi sorular var.

Çocuk yardımının verilmesi, yoksulluk politikaları bağlamında değerli olabilir fakat bunların topyekün bir sosyal politika olarak konuşulması gerekiyor. Önerideki “yardım” değerlendirmesi, sorunlu bir yapı ortaya çıkartıyor. Sosyal politikalar, devletin vatandaşlarını mağduriyetlerden korumak ve insan onuruna yaraşır şekilde yaşaması için gerçekleştirdiği hizmetler bütünü olarak görmek gerekiyor. Ancak bunun “yardım” olarak ortaya konulması, aslında devletin yapmak zorunda olmadığı ama bir lütuf olarak yaptığı, bizim de minnet duymamız gereken bir sürece çevirmiş oluyoruz.

bianet.org, şubat 2013

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*