Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » İşten atılmak, işsizlik ve 1 Mayıs

İşten atılmak, işsizlik ve 1 Mayıs

Son 4 yıldır 100’den fazla iş görüşmesine gittim ancak 11 yerde işe başladım. 7’sinden atıldım, ayrıca 1 iş yerinden mobbing dolayısıyla, 2 iş yerinden ağır çalışma koşulları yüzünden, 1 iş yerindeyse mobbinge maruz kalan başka bir arkadaşımdan dolayı ayrılmak zorunda kaldım. Genelde işten atılma nedenlerim “işin disiplin ve otoritesini bozmak, çalışanları patron ve yöneticilere karşı kışkırtmak, uyumsuz olmak, performans düşüklüğü, Dikkat dağınıklığı” vb. nedenleri gösterildi. Çalıştığım yerler mağaza, gıda, ajans, banka, emlak ve yazılım şirketleriydi. İşsizlik dönemlerinde ise freelance ve günü birlik olarak çalıştım. Şuan iş görüşmelerine devam ediyorum…

İşten atılmalarda ilk akla gelen durumun duygusal yanı oluyor. İlk işten atıldığın anda psikolojik travma ve şok yaşamaya başlarsın. Bu dört gözle başka işlere girmek için atılmayı bekleyenler için bile sarsıntı yaratıcıdır. Gergin ve sinirli geçer. Patron genelde umduğunu bulamadığı veya planları yolunda gitmediği an yol verir. Hiç ummadığınız an birileri yukarıdan bakan iri gözleriyle yanınıza gelmiş, sanki normal bir şey oluyormuş gibi odasına çağırmıştır ve sizinle çalışamıyoruz demiştir. Bu tabiki en kibar kovulma şeklidir, direkt bilgisayarınız kitlenebilir veya manyetik kartınız kapıdan geçiş izni verilmemiş, kapıda şaşkınca kalmış da olabilirsiniz.

Yeni işe başlamışsınızdır, kendinizi göstermeniz istenir, test edilerek alınmışsınızdır ama yinede şüpheleri vardır. Çünkü iyi bir köle olman, orada ezilmiş, belirli kıvama gelebilecek olmanın sinyalini vermen önemli. İş yerinin kültürünü bozmaman istenir ve hızlıca verilen işleri yerine getirmen gerekir. Onun için ilk elden kolay kıvama gelen biri misin? Yöneticilere neşeli, sevimli görünmeye devam ediyor musun? Yalakalık yapıyor, verilen emirleri özenle yerine getiriyor musun? Mesaiye kal denildiğinde kalıyor, gerekirse hafta sonları da çalışıyor musun, işte bunlar önemli.

Yapmıyorsanız ilk aşamada belki haberiniz bile olmaz, şirket tazminat ödememek için yavaş yavaş sizi çalışma programından koparıyor, hiç iş vermiyor, maillerinize dönmüyor, masanız değiştiriliyor, yöneticiler yüz asıyor veya patron evrenin tüm sınırlarını kapsayan belirsiz süreli iş sözleşmesine dayanarak sizi hiçte alışık olmadığınız bölgelere gönderiyordur!
Bir keresinde paydos zamanı herkes çıktıktan sonra yönetici bir kadın gelmiş ve benimle artık devam etmeyeceklerini söyleyerek bilgisayarın başında beklemiş, eşyalarımı toplayıp gitmemi istemişti.

Bir başka yerdeyse, bilgisayarımın bios’u silinmiş, bilgisayarımın açılması engellenmişti.

Birinde telefonuma mesaj gelmiş, iş akdin fes edilmiştir, denmişti.

Kimisi insan kaynaklarından iş akdinin sonlandırıldığı na dair mail alır, kimisi ezici bir performansa sokulur, hatta yüzüne CV’si fırlatılır. Size kalansa kötü bir his, üzgünlük, suçluluk ve değersizlik duygusuyla travmadır. Onurunuz saldırıya uğraşmıştır, iş yeri örgütlülüğü yoksa bunun için birkaç avukatın durumu mahkemeye taşıma önerisinden başka bir şey yoktur. Hatta birileri, her iş bitişini başka bir iş ve kariyer kapısının açıldığıyla kandırmaya çalışır ama hangi şirkete girerseniz girin genelde sadece oyuncular değişir senaryo hep aynı kalır çünkü patronların ruhu sermayenin ruhudur.

Yatay bir çalışma var denilir, patron yok, hepimiz ortağımız, biz aileyiz denilir, inanma! Çünkü emeğinizi, dikkatinizi, zamanınızı oraya adamanız için tuzağa düşürülüyorsunuz, tüm kültürel ahlaksal değerler, sermayenin kullan at biçimine kurban ediliyor demektir.

Ortakmış gibi hissetiğiniz, belirli kademe ve gelecek üzerine kurduğunuz hayaller yok olmuştur. İşten atıldınız! Öfkelisiniz ama yalnızsınız ve zayıflatıldınız. Artık önünüze ne gelirse imzalayıp oradan kurtulmak istemenizi isterler. Sonuçta yönetim kademesinde sizin bilmediğiniz ama gerçekleşen şirketin politikaları ve stratejisi vardır. Dışarda büyük bir sanayi endüstrisi bilgi dayalı bir biçimde değişmiş dönüşmüştür, patronlar çipten yazılım yönetim sistemlerine kadar işin, emeğin kontrolünü daha çok kar uğruna hesaplıyor, kendi mezarımızı bize kazdırıyor, bunun hazırlığını sağlıyordur ki, sende bu üretim biçimlerine uygun dönüşüm aşamasında olan bir işçisindir belki. Belkide küresel kapitalist krizin, rejim krizinin önlemleri alınıyordur, savaş harcamalarına destek vermek için güç toplanıyordur. ABD, Suriye, Kuzeykore, Çin, Rusya kutupları, nükleer bombalar, füzeler, büyüyen sermaye birikimini, bölgesel hegomanya, rekabet ve karıyla borsaları hoplatıyordur.

Kapitalizmin egemenliği ve nesneleştiriciliği, değersizleştiriciliği ne düzeyde olursa olsun, insan yaşamın, çalışmanın içinden kendini özgür veya yönetimdenmiş gibi görür, kendi kontrolünde olduğunu düşünmekten alıkoyamaz. En büyük hakkı bunun gerçek sahipliğiyle, işin sahipliği ve kontrolü kendindeymiş gibi düşündürülür. Oysaki kapitalist çalışma işçiyi işin dışına iter, burnunun ucundaki çalışma arkadaşıyla arasındaki güç ve bağı, statü ve bir takım özel ünvanlar yüzünden göremez hala getirilir. Açık veya gizliden rekabete sevk eder, kendisini özel hissetmesi sağlanır. Mış gibi bir yaşamı ona sunan, metalaların yabancılaştırıcılığı, sermayenin aldatıcılığıdır.

İşten atıldığındaysan zaten bunun şok ve sarsıntısını yaşarsın, çünkü yalnızlaştırıldın. Çünkü genelde içten içe işlerin yolunda gittiğini, iş yerindeki terfi veya boş övgülerle kendinin vazgeçilemez olduğu yanılmacasına ister istemez kaptırdın. Hatta bir an şirketin genel hedef ve çıkarlarının yükselmesiyle, kendi çıkar ve ihtiyaçlarını aynı düşünmeye başladın, bu bittiğin andı! Oysa ne kadar yüksek ücretli olursan, iş ilişkileri çalışma ruhuna kadar sermayeye çalmadıkça, işçilerin benliği yıkılmadan iradesi parçalanmadıkça, işten atılmalar olmadan, emek büyüyüp, ucuzlamadan, esnekleşip ,güvencesizleşmeden sermaye zenginleşemez.

Böyle durumlarda insanın ilk aklına gelen geçim ve paradan ziyade, kendi iradesinin dışından üstten başka yani sermayenin iradesinin kendi üzerinde belirmesidir. Aileniz, çevrenizdeki arkadaşlarınız ilk zamanlar moral verse bile, birkaç zaman sonra “ee hep sorun şirket mi” demeseler de bunu hisseder gibi olursunuz, çünkü yok edilen onurunuz, güveniniz ve iradenizdir.

Aslında böylelikle kişilik parçalanmalarına, aslında genel olarak işçi birliğinin oluşumunun engellenmesine ve aynı zamanda piyasaya uygun hale getirilmiş, ucuz ve yalnız kalmış insanların üretim sürecindeki zorunlu elbirliği yeniden üretilmiş oluyor. İşsizlik süreçleri, bunu işe yerleştirme birimleri, işsizlik sonrası sağlık ve dayanışmanlığı kurumları açmak zorundalarken bununda hiçbir sorumluluğunu almazlar. Marx işçi tek bir kapitaliste değil kapitalist sınıfa aittir, kapitalist sınıftan bir alıcı bulmakta o na düşer, sözleri buna en iyi denk düşer herhalde. Yol ve yemek ücretini kendin karşıladığın, kendini pazarda satmaya çıktığın, ücretli kölesin. İşsizlikte bu anlamda ayrı bir emek ve yetenek gerektiren özel bir iş olmuştur artık bilesin.

İş görüşmeleri zamana karşı zeka, mantık, matematik, kişilik soruları, teknik mülakatlar ile geçerken ne için tüm bunlar diye sorarsın? Belki içerdeki çalışanlara sopa göstermek için çağrıldın, belki de cv depolarını güncellemek, belki de dostlar alışverişte görünmesi, şirketin logusu için, İK’sı çalışıyor olduğu içindir belki de ama sürekli karşılaştığımız, samimiyetsiz, ezbere, iğrenç sorulara cevap vermek zorunda kalıyor olmak, yönetiminde, planlamasında, işin temelinde olmadığın ve sadece üretmekten başka bir şeye hakkının olmaması insanı kahreden. Kendini ispatlamaya çalışmak bıktırıcı, değersizleştirici, yorucu ve ezicidir. Sadece işsizlere değil, işçilerin kendisine bir baskıdır.

1 Mayıs yaklaşıyorken, tarihte değersizleştirilmiş, yok sayılmış, köleleştirilmiş işçilerin, patronlara, bürokrasi ve yöneticilerine karşı mücadelesi sayesinde iş saatlerinin 8 saate düşürülmüştü.
Şimdi aynı ruhla kölece çalışma ve yaşamaya karşı sokaklara çıkmak zorundayız. 1 Mayıs işçilerin kendi yöneticilerine, patronlarına, yasa ve yasaklarına, özel mülkiyet köleliğine karşı mücadele ettiği, devrimci bir tarihin adıdır. İşsizleşmekten, aşağılanmaktan kurtulmak için, 1 Mayıs’ta alanlara ve bize yasak edilen Taksim’e… sınıfsal talep ve ihtiyaçlarımızı kapitalizme karşı devrimci bir temelde gündemleştirmek, patron devlet, sermaye asalaklığına karşı işçi sınıfını gücüyle kendi talep ve ihtiyaçlarını ortaya koymaya, ücretli köleliğe karşı özgür yeni bir dünya için mücadeleyi büyütmenin şimdi tam zamanı.

Bir Devrimci Proletarya okuru

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*