Anasayfa » DÜNYA » İsrail ve Filistin: Neoliberal barış mı geliyor?

İsrail ve Filistin: Neoliberal barış mı geliyor?

Tel Aviv’in tam merkezindeki Rabin meydanında akşam saatlerinde başlayan ve ana caddelerden geçerek devam eden yürüyüşe İsrail muhalefetinden İşçi partisi, Meretz, Hadaş partileri yanı sıra İsrail-Filistin barışına destek veren örgütler Şalom Ahşav (Şimdi Barış) başta olmak üzere Guş Şalom, Ulusal Sol, Barış için sivil toplum örgütleri ve diğer bazı örgüt ve kuruluşlar katılıyordu. Ellerinde Filistin ve İsrail bayrakları olduğu halde yürüyüşe katılanlar sık sık “İşgale hayır”, “Barışa evet” sloganları atıyorlardı; İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu Filistin devletini tanımaya çağırırken, bunun İsrail için de hayati olduğu söyleniyordu. “Barışa evet” yanı sıra yüzlerce kişinin üzerinde sadece “67” yazılı pankartlar taşıyarak 1967 sınırlarına destek verdiği yürüyüşte, Obama’nın, üzerinde “Evet yapabiliriz” yazılı dev resimleri de göze çarpıyordu.

İsrail’de son dönemde demokratlar tarafından giderek kitleselleşen Filistin’e destek gösterileri yapılmaya başlandı. İsrail’de Filistin halkının davasına destek veren bir demokrat kesimin varlığı biliniyor. Gösteride daha öncekiler gibi barış isteyen kesimler kendilerini daha kitlesel olarak ifade ettiler.Yıllarca şovenizmin etkisinde kalmış İsrailli emekçilerin ve demokrat kesimlerin seslerini çıkarmaları Filistin halkı ile dayanışma içerisinde olmaları ilk bakışta sevindirici ve ileriye dönük bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bunda kuşkusuz Arap coğrafyasındaki ayaklanmaların bir etkisinin olduğunu düşünmek de mümkün.Yoksa İsrailliler bir proje için mi hazırlanıyor?

Gerçek barışın her iki ulustan işçilerin sınıfsal taleplerinin bir bileşeni olarak gerçekleşebileceği temel hareket noktamız olunca, bu temelden hareket etmeyen bütün girişimlerin arkasında emperyalist burjuvazi ve İsrail devletinin bölgeye çekidüzen verme manevralarının yattığına dair kuşkularımız artıyor. Sol basında görüngülerden hareket edip, çabuk sonuçlara varmak neredeyse alışkanlık olduğu için, bazı ayrıntıların gözlerden kaçırıldığını ya da sahip olunan programlara rağmen görmek istenilmediğine dair önyargılarımızı koruyoruz. Soldan kimilerinin “Hamas ve El Fetih’in bir araya gelişinin arkasında halk var” diye yorum yaptıkları saatlerde El Fetih’le Hamasın barış anlaşmasını imzaladıkları salonda başta Türk dışişleri bakanı olmak üzere halkın dışındaki bütün uluslararası neoliberal zevat kameralara gülücükler saçıyordu.

İsrail ve Filistin işçilerinin, yoksullarının savaşımı üzerinden gerçekleşmeyen her girişim burjuvazinin barışı kapsamına girer diye tanımlamıştık. Arkasından İsrail ile Hamas arasında kısa paslaşmalar başladı. İlk işaret fişeği El Fetih ve Hamas’ın barış imzalamasıyla gelmişti. Kısa bir zaman sonra, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, El Fetih ile Hamas’ın aralarında uzlaşmalarının sonrasında, Filistinlilerle barış için müzakerelerin hala mümkün olduğunu belirterek, Hamas’la da müzakereler için yeşil ışık yaktığını belirtiyordu. Peres “Ben Arafat’la müzakerelere başladığımda hiçbir şansı yok dediler. Aynı şeyi Hamas için de düşünüyorum. Beni isimler değil, içerik ilgilendiriyor. Hala her şey mümkün” diyordu. Hamas’ın da sıkıntıları olduğunu ve eski gücünün bulunmadığını söyleyen Peres, “Eğer Hamas aynı tavrını sürdürürse, ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalacak”, ancak müzakerelerin basının gözünden ırak bir şekilde yürütülmesi, “kendisinin de belki bir zamanlar Oslo’da yaptığı gibi” bir barış anlaşmasına varılması için çaba gösterilmesi çağrısında bulunuyordu. Peres, “Filistinlilerle sessiz bir şekilde bir anlayışa varmak gerekiyor. Sessizce kelimesinin altını özellikle çiziyorum. Açıkçası başka bir şans da yok” diyerek aslında Hamas’la başlamış olan görüşmelerin örtük tasvirini yapıyordu.

Çok geçmeden Hamas sözcüleri demeç vermeye başladılar. Gazze Şeridi’nde yönetimi elinde bulunduran Hamas hareketinin önde gelen siyasi liderlerinden Mahmud Zahar, Hamas hareketinin, 1967 sınırları üzerinde bir Filistin devletini kabul etmeye hazır olduğunu belirtiyordu, ancak İsrail’i asla tanımayacaklarını yineleyerek. Hamas’ın İsrail’i tanımasının, örgütün “tüm Filistin topraklarını kurtarma” amacına aykırı olduğunu vurgulayarak, İsrail’i tanımanın, gelecek nesillerin Filistin topraklarının kurtuluşunu sağlama haklarını iptal etmek anlamına geldiğini de ekliyordu eklemesine ama artık Hamas başka bir telden çalmaya başlamıştı bile. Dikkatli gözlemciler, örgütün daha önce “nehirden (Ürdün nehri) denize (Akdeniz) kadar uzanan topraklar üzerinde bir Filistin devleti kurulması” yolundaki hedefine rağmen , Zahar’ın ilk kez 1967 sınırlarıyla bir Filistin devletini kabule hazır olduklarını söylemesinin önemine dikkat çekiyorlardı. Ancak Zahar, bu devletin kuruluşu için gelecek Eylül ayına umut bağlamaktan yana olmadığını da vurguluyordu. İsrail’le bir ateşkes konusunda ise Hamas’ın geçen dönem diğer gruplarla birlikte varılan ve şimdi yeni El Fetih’le ortaklaşa alınan karar doğrultusunda ateşkese uyacağını söylüyor ancak ateşkesin barış demek olmadığını, sadece direniş programının bir parçası olduğunu ifade ediyordu.

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak yeni bir eylem planı ile – kendi deyimiyle – bir siyasî depremin önüne geçmek istediklerini belirtiyordu. Yani BM Genel Kurulu’nda Filistin’in tek taraflı bağımsızlığı gündeme getirmesini engellemeye çalışıyor. İsrail bölgede iki devletli ve iki toplumlu bir çözüm için İsrail’in güvenliğinin sağlanması şartında ısrar ederek kartlarını açıyordu. Barak, ülkesinin güvenliği tehdit edilmediği sürece İsrail’in zor kararlar almaya hazır olduğunu belirtiyordu. Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nin Washington’da düzenlenen toplantısında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “Size bir hususta garanti vermek isterim; Filistin’le bir barış anlaşması İsrail’in güvenliğini garanti etmek zorunda ve dolayısıyla İsrail, ‘savunulamaz’ 1967 sınırlarına dönemez” diyordu. Daha sonra Amerikan Kongresinde konuşan Netanyahu, İsrail’in kurulacak bir Filistin devletinin büyüklüğü konusunda cömert olacağını ama sınırlar konusunun önemli olduğunu vurguluyordu.

Obama`nın 67 sınırlarına gönderme yaparak ortaya attığı proje, küresel mali oligarşinin bir projesi olarak devreye sokulmuştur. Geçmişte emperyalist barış projelerinin denklemini bozan bir güç olarak ortaya çıkmış gibi olan Hamas, yeni projenin bileşeni olmaya hazırlanıyor. Hamas`ın eklenme süreci, tam da siyasal islamın Ortadoğu`daki ayaklanmalar sürecinde açıkça ortaya çıkan programatik iflası dönemine denk geliyor. Bu gelişmeye kartlarını şimdiden açarak önden hazırlanmaya başlayan İsrail`in şimdiki hükümet bileşenleri ’67 sınırlarını asla kabul etmeyeceklerini, ancak cömert olacaklarını söylüyorlar. İleriki bir tarihte Netanyahu ve Liberman’ın kasetlerinin çıkıp çıkmayacağını bilemeyiz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*