Anasayfa » DÜNYA » İspanya: Referandum ya da Genel Grev

İspanya: Referandum ya da Genel Grev

İspanya’da 7 Ekim günü CCOO (İşçi Komisyonları Sendikalar Konfederasyonu) ve UGT’nin (Genel İşçi Sendikası) çağrısıyla yüzlerce örgütün katılımıyla 57 kentte gösteriler düzenlendi. %20 olan işsiz sayısını çok daha artıracak olan, tasarruf adı altında ekonomik krizin faturasını emekçi sınıflara kesmek isteyen 2013 bütçesine karşı onbinler yürüdü. Bütçede kesintiler öngören kemer sıkma politkaları için referandum istendi.

“NO”
Avrupa’da , özellikle Akdeniz hattındaki Güney Avrupa ülkelerinde, Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz, Fransa’da büyük kitle eylemleri birbirini izliyor.  Sonbahardan itibaren başlayan eylemlerde üzerinde sadece “NO” yazan pankart ve dövizler taşınıyor. “Hayır” yazılı bu dövizler, emekçi sınıfları daha derin bir yoksulluğa itecek kemer sıkma politikalarına, Avrupa Bütçe Paktı’na, Troyka kararlarına karşı emekçi sınıfların alanlardan verdiği bir yanıt.

İspanya’da 7 Ekim günü gerçekleştirilen eylemlerde de “NO” dövizleri taşındı. Sokağa çıkan, meydanları dolduran yüzbinlerce işçi kemer sıkma polikalarını içeren bütçe için referandum istediler ve eğer referandum gerçekleşmezse genel greve gideceklerini açıkladılar. Portekiz’de ise 14 Ekim günü genel grev var.

Referandum, genel grev, genel direniş
İşçi hareketi, onunla birlikte kent ve kır yoksulları, öğrenciler alanları dolduruyor. Seslerini alanlardan yükseltiyorlar. Henüz yaygınve büyük grevler yok. Genel grevler sembolik nitelikte. Yunanistan, İspanya’da olduğu gibi çatışmalı yürüyüşler, parlamentoya yürüme ve kuşatma gibi eylem biçimleri olsa da, sokaktaki hareket ve muhalefet büyük ölçüde egemen burjuva demokratik sistemin bir parçası durumundaki sol parti ve sendikalar tarafından biçimlendirilip yönlendiriliyor. Eylemlere katılan kitleler ve kitle hareketlerinin genel bilinç ve eylem durumu, düzeyi de bunun ötesine geçmiş değil. Eylem çizgileri daha radikal olan İspanya’daki Öfkeliler hareketi, Yunanistan’daki Syriza gibi parti ve hareketle rde istem ve programlarıyla reformist çizgideler. Bununla birlikte emekçi sınıfların yaşam koşullarının kötüleşmesi, gelecek belirsizliği ve endişesi, yeni iç arayış ve dinamikleri de ortaya çıkartıyor. Çıkartacaktır da. Kapitalist sistemi bloke edecekken, eylemcileri sınırlamaya ve bloke etmeye çalışan parlamentoya, reformist partilere ve reformist sendikalara endekslenmiş pasif eylem çizgisi, saldırıları püskürtme gücünde değil. Krizin etkisinin daha fazla gösterdiği ülkelerde bu daha açık görülüyor.

Son eylemlerde dile getirilen referandum isteği, sol parti ve sendikaların burjuva demokrasisi içerisinde burjuva demokratik bir yöntemle sistem içi çözüm arayışının ifadesi olsa da, diğer yandan burjuvazinin oligarşik tekelci egemenliğe ve krizi emekçi sınıflara fatura etmek istemelerine karşı emekçi sınıfların kitlesel “hayır”ının aracı olmaya da aday. Yaratabileceği sonuçlardan ürkülerek bundan dolayı seçimler öncesinde Yunanistan’da referandum önlendi. AB ve IMF tarafından teknokratik bir hükümet atandı.

Burjuva demokratik istikrar
Burjuva demokrasisinin istikrarsızlaştığı, burjuvazinin burjuva demokrasisiyle egemenliğini sürdürmekte zorlandığını söylemek olanaklı değil. Bununla birlikte Avrupa burjuva demokrasilerinde oluşan siyasal, sınıfsal toplumsal dengeler özellikle Güney Avrupa ülkelerinde bozuluyor ve burjuva demokrasisiyle eskisi gibi süreklileşmiş bir ekonomik, siyasal, toplumsal istikrar sağlanamıyor. Burjuva demokrasisini daha geniş bir toplumsal temele oturtmanın sınıfsal toplumsal dengeleri bozulmuş durumda. Kullanılagelen araç ve yöntemlerin bazıları tehlikeli görülüyor. İşçi hareketinin ve sendikaların etkisizleştirilmesi, devre dışı bırakılması yönlü neoliberal saldırı genişleyerek devam ediyor. Referandumlar, dün, burjuvazinin kendi sınıfsal , siyasal, ekonomik, toplumsal egemenliğini -“katılım”ı sadece seçimlerle sınırlandırmayıp referandum ve diğer yöntemlerle gerçekleştirerek-  daha geniş temellere oturtmasının güçlü bir aracıydı. Sadece 4 yılda bir tekrarlanan seçimlerle sınırlı kalmayarak önemli konu ve sorunlar olduğunda gerçekleştirilen referandumlar, tekelci oligarşik kararları örtbas etmeye ve burjuvuzinin sınıf egemenliğini toplumsallaştırmasına hizmet ediyordu.

Bugün ise, Avrupa oligarşisi ve genel olarak burjuvazi için referandum bir tehlike ve bela olarak görülmeye başlandı. Dün sınıf egemenliğini toplumsallaştırmanın, demokrasi propagandasının bu en güçlü aracı olan referandumlardan, istemedikleri bir kararın çıkmasına yol açabileceği korkusuyla bugün söz edilmiyor, engellenmeye çalışılıyor. Emeklilik süresi ve yaşının uzatılması kararının referandumlaştırılması istekleri hasır altı edildi. Kanton oylamalarıyla ünlü, burjuva demokrasisinin örneği olarak gösterilen İsviçre’de mali oligarşi , medya üzerinden “her durumda referandum yapılmaması gerektiği” propagandasını başlattı. İspanya, Yunanistan, Portekiz gibi ülkelerde ardı ardına yapılan kamuoyu yoklamaları, anketler halkın %65-70’e varan oranlarda kemer sıkma politikalarına karşı olduğunu gösteriyor. Kamuoyu anketlerinin gerçekleştirilecek bir referandumla tescili, AB troykasını ve hükümetleri zora sokacak. Referandumdan çıkacak sonuca uymamanın yol ve yöntemlerini bulmak için uğraşacak, bir şekilde bulacak olsalar da daha dolambaçlı yollara girecekler.

Ekonomik kriz ilerledikçe burjuva sınıf egemenliğinin toplumsal sınıfsal tabanı daralıyor, burjuva demokrasisinin önceki istikrarlığı da aynı şekilde devam etmiyor. Birbirinin yerine geçerek hükümet olan egemen burjuva partiler daha kısa sürede yıpranıyor ve beklenti ve güven erozyonuna uğruyorlar. Bu koşullarda, Akdeniz hattındaki ülkelerde ortaya çıkan referandum istemi, aşağıdan yükselen bir talep durumunda. Tekellerin oligarşik egemenliklerini açığa çıkartmanın, hükümetlerini zora sokmanın burjuva demokrasisinin sınırlarını göstermenin bir yöntemi olarak ileri sürülebilir bir mücadele yöntemidir. “Hayır” oylarının çoğunluk çıkacağı bir referandum sonucunda buna uymayan burjuvazi ve hükümetlerinin ve burjuva demokrasilerinin ne olduğunu da gösterecektir.

Seçimler, referandum ya da başka bir şey, eğer tekelci burjuvaların oligarşik sınıf çıkarlarına dokunmuyor tersine onu güçlendiriyorsa o zaman iyidir, eğer onlara dokunuyor, sıkıştırıyorsa, onlar referandumu ya önlemeye, binbir yolla sonuçlarını değiştirmeye ve önlemeye girişecekler ya da aleyhlerine çıkacak sonuçlarını yok sayacak, iktidarda olmanın olanaklarını kullanarak çeşitli yol ve yöntemlerle uygulamayacaklardır. Bu ise, burjuvazinin burjuva demokratik iktidarının sınıfsal temelini açığa çıkartıcı bir adım olacağı gibi, tekelci sermayenin daha da daralmış iktidarının oligarşik niteliğini de gösterecektir. İşçi sınıfı mücadelesi, bu yollardan geçmek zorundadır.

Sağlayacağı sonuçlardan dolayı, bugünkü koşullarda bir mücadele aracı olarak referandum ileri sürülebilir bir istemdir. Bununla birlikte işçi sınıfı sadece bir referandumla sonuç alınabileceği yanılsamasına kapılmamalıdır. İkincisi, referandum sol reformist parti ve sendikaların işçileri parlamenter burjuva demokratik sistem içerisinde tutma ve bu alanı çözüm yeri olarak göstermesinden kurtarılmalıdır. Burjuvaziyi kemer sıkma politikalarını uygulamaktan vazgeçirecek olan referandum olmayacak, genel direnişle birleşecek genel grevler, parlamento ve diğer devlet kurumlarının etkisizleştirilmesi, burjuva zora, saldırılara karşı devrimci zorun devreye sokulması olacaktır. Referandum ancak mücadele biçimlerinden birisi ve bu mücadelerin bir parçası olarak etkili olur. Sokakların , alanların gücü olmadan, grev alanları, meydanlar özgürleştirilmeden politik kitle grevleri- genel grev ve direnişler olmadan, karşıdevimci şiddete karşı devrimci şiddet uygulanmadan burjuvazinin kriz politikalarını uygulayamaz hale getirmek de mümkün değildir, kapitalizmi yıkmak da.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*