Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » İşgalciler, Öfkeliler, ve Korsanlar…

İşgalciler, Öfkeliler, ve Korsanlar…

Almanya’da da eyalet seçimlerinde Merkel ciddi oy kaybederken sosyal demokrat parti yükselişe geçti. Fransa’da olduğu gibi Almanya’da da uzun bir aradan sonra sosyal demokrat partinin yeniden öne geçmesi, işçi sınıfı ve kitlelerin kemer sıkma paketleri, kriz ve yıkıma karşı tepki ve mücadelelerinin bir sonucu, ve bu tepkileri yeniden sistem içine çekip yumuşatmanın aracıdır.

Ancak Almanya eyalet seçimlerinde yükselen yeni bir parti de var: Almanya medyasının “Marx ve Microsoft’un çocukları” diye adlandırdığı Korsanlar Partisi!

Programı ağırlıklı olarak bilişim, internet haklarından oluşan Korsanlar Partisi, Schleswig Holstein eyaleti ve Berlin’den sonra yüzde 7.6 oyla Kuzey Ren eyalet meclisine de girdi. Korsanlar Partisi’nin önümüzdeki yıl yapılacak seçimlerde yüzde 14’lük bir oy potansiyeliyle üçüncü veya dördüncü parti olarak gireceği tahmin ediliyor.

Korsanlar Partisi’nin programında ırkçı, dinci, cinsiyetçi, yasakçı, teknolojik gözetimci politikalara karşıtlık önemli yer tutuyor:

“Göçmenler ve bütünleşme bir toplumu zenginleştirir. İşçi göçünü engellemek, insanlık dışıdır.”

“AB’nin gelişimini, oturma izninin genişletilmesinde görüyoruz. AB’nin görevi, ayrımcılığı sonlandırmak, göçmenlerin eğitim ve işte başarısını sağlamaktır.”

“ Etnik, dini veya kültürel nedenlerle şiddet ve baskıyı kabul etmiyoruz. Irkçılık ve yabancı düşmanlığının her çeşidine karşıyız.”

“Özel hayatın ve bilgilerin korunması, insanın varlığının ve özgürlüğünün korunmasıdır. İki diktatörlüğün dehşetini yaşayan Almanya ‘gözetim toplumu’na dönüşmemeli.”

“Her insan kendi hayatıyla ilgili istediği seçimi yapabilmeli, istediği insanla istediği şekilde birlikte olabilmeli. Devletin cinsiyetçi yönlendirmeler yapmasına karşıyız.”

Korsanlar Partisi’nin ufku da, “düzeltilmiş” kapitalizmin, “düzeltilmiş” burjuva demokrasisinin ufkunu aşmıyor. Göçmenlere, dinsel, kültürel azınlıklara, eşcinsellere dönük baskılar, özel yaşam ihlalleri, teknolojik denetim, gözetim ve kontrolün son derece artışı üzerinden, bir dönemki Nazizme ve Doğu Almanya’daki revizyonist rejimlere göndermede bulunuyor. Fakat bunların karşısına uzlaşmaz sınıf savaşımını, sınıfsal-toplumsal-bireysel kurtuluşu, çok daha gelişkin bir sosyalist devrimi değil, “düzeltilmiş” burjuva demokrasisini koyuyor. İşçi göçünü, göçmen ve azınlıkların haklarını ve toplumsal bütünleşmesini, sermaye egemenliğinin kaldırılması, burjuva mali oligarşik AB diktatörlüğünün yıkılması temelinde değil, “ideal kapitalizm/burjuva demokrasisi” çerçevesinde gelişmesinin aracı olarak savunuyor.

İlk dijital yaşam partisi

Korsanlar Partisi, asıl çekim gücünü ise, bir dönemki “Yeşil Devrim”in çekim gücünü yitirdiği yerde “Dijital Devrim” sloganından alıyor: “Bu sistemi güncellemek mümkün!” Bu sloganlar da, kapitalizm ve burjuva demokrasisinin, giderek ağırlığı artan “dijital iletişim ve dijital yaşam” hakları ve demokrasisi temelinde sosyal reformize edilmesi anlamında kullanılıyor.

Korsanlar Partisi, yaşamda belirleyiciliği giderek artan dijital teknolojilere, internet ve sosyal paylaşım ortamlarına, cep telefonlarına dönük “dijital toplum ve haklarına” ayrıntılı ve ağırlıklı yer veren ilk parti olarak, özellikle bunların yaşamında ağırlığı ve etkisi artan genç kuşaklardan ilgi görüyor.

Programının yarısından fazlasını “dijital toplum ve hakları” başlığında toplanan Parti, “dijital hayata katılım, parasız, açık kodlu yazılım, hacker hakları, sınırlandırılmamış erişim ve iletişim hakları, internet ve iletişimde her türlü yasak, sınırlandırma, takip, gözetimin kaldırılması…” gibi konuları öne çıkarıyor: “ Serbest iletişim, toplumun gelişimi için katalizör etkisi yapar. Yeni dijital teknolojilerle şimdiye kadar hiç bilinmeyen bir potansiyeli harekete geçirir.”

Dijital demokrasi

Partinin örgütlenmesi ve politikaları da tümüyle dijital iletişim ve internet ortamı üzerinden yürütülüyor. Burada uygulanan “dijital demokrasi” yöntemi de, burjuva temsili demokrasisinin katılım engelleyeciliğinden muzdarip gençler üzerinde etkili oluyor. 100 binlerce üyesi olan internet platformunda, Liquid Feedback (Akışkan Geribesleme) denilen yöntemle, bir kişi ya da grubun ortaya attığı bir öneri/politika, 10 binlerce kişi tarafından bazan aylarca tartışılıp değerlendiriliyor, yeniden şekillendiriliyor. Platformdakilerin yüzde 10’u bir öneri üzerine görüş birliğine vardığında öneri resmileşmiş oluyor. Salt tepeden dar hiyerarşik bir kurumsallıkla değil, aynı zamanda internet ve dijital iletişim ortamlarından yayılan yatay bir toplumsal hareket platformu olarak örgütleniyor. Bu tür iç işleyiş, iç demokrasi yöntemlerinin de, temsili demokrasiden sıtkı sıyrılmış internet kuşağı üzerindeki cazibesi açık.

Korsanlar Partisi’nin sosyal reformist bir parti ve hareket olduğu da son derece açık. Programında “sınıf” kavramı dahi yok. Kapitalizm ve burjuva demokrasisini “güncelleme” dışında bir ufku yok. Ancak o, başta genç dijital yaşam (internet, cep telefonu vd) kuşakları olmak üzere, yüzbinleri kapsayan ilk “dijital yaşam” partisi ve hareketi olarak üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bazı önemli noktalara da işaret ediyor.

Burjuva temsili parlamenter demokrasisinin krizi

Geleneksel burjuva temsili parlamenter demokrasi, Avrupa’da da krizdedir. İşçi sınıfı ve kitlelerin kriz yıkımına karşı mücadelesini sistem içinde tutmada – Avrupa’da sosyal liberal demokrat partilerin uzun bir aradan sonra yeniden hükümetlere gelmesinde görüldüğü gibi- halen büyük bir rol oynamakla birlikte, bir yandan küresel/bölgesel mali oligarşik diktatörlük karakteri daha fazla açığa çıkıp yoğunlaşmakta, diğer yandan da, başta genç kuşaklar olmak üzere kitleler açısından yeni türden demokrasi arayışlarının ve mücadelesinin konusu haline gelmektedir.

Avrupa’da sınıfsal-toplumsal mücadeleler genellikle sanıldığı gibi salt sendikal mücadeleler ile sınırlı kalmamaktadır. Demokrasi ve özgürlük özlemleri de, ırkçılık ve savaş karşıtlığı, kadınlar, göçmenler, eşcinseller, doğa, özel yaşam gibi konularla da sınırlı kalmadan, özellikle genç kuşaklardan başlayarak yeni bir yığınsallaşma eğilimi göstermektedir. ABD’de Wall Street karşıtı hareket, İspanya’da yine internet üzerinden organize olan geleceksiz üniversite öğrencileri ve diplomalı işsizlerden başlayıp yüzbinleri kapsar hale gelen ve diğer Akdeniz ülkelerine doğru yayılan “Öfkeliler” hareketi, Almanya’da ise geleneksel barışçıl nezaketi içinde de olsa (yasadışı bilgisayar teröristleri diye suçlanan) yüzbinleri kapsayan Korsanlar Partisi ve hareketi, bunun göstergeleridir. (Öfkeliler, eylem ve hareket tarzında bir nevi Akdeniz ruhunu yansıtırken, Korsanlar programları ve hareket tarzlarında “şuna karşıyız, bunu insani bulmuyoruz” tarzı yasalara muhalefet ederken bile yasallıktan ayrılmayan Alman ruhunu yansıtmaktadır!)

Bu hareketler, kitlelerin sendikal, sosyal, demokratik istemlerinin artık en dolaylı, sulandırılmış ve içi boşaltılmış biçimlerde bile burjuva temsili parlamenter demokraside yer bulamamasına ve dışlanmasına artan bir tepkiyi, ve doğrudan/aşağıdan demokrasi arayışlarını da göstermektedir. Ancak kapitalizm ve burjuva demokrasisinin “güncellenmesi” dışında bir ufuklarının olmaması da, yukarıya doğru alabildiğine bir mali oligarşik güç yoğunlaşması ve merkezileşmesi içinde daralan burjuva parlamenter demokrasisinin, toplumsal temellerini (sisteme tam karşıt eksenden gelmeyen) bu tür, sosyal reformist, anarkodemokratist muhalefet hareketlerini kapsayıp bileşeni haline getirerek genişletme olanağını da vermektedir. Sosyal demokrat partilerin de neoliberalize olmasının doğurduğu boşluk ve yukarıya doğru mali oligarşik güç yoğunlaşması, “aşağıdan” fakat yine burjuva parlementerizmine bağlanmış sivil toplum demokrasisi ve sosyal reformist kontrollü muhalefet mekanizmalarıyla “tamamlanarak”, burjuva parlamenter demokrasinin daralan toplumsal temelleri genişletilmek istenmektedir.

Burjuva demokrasisinin ne yönde nasıl evrileceği konusu, bir yandan Fransa’da Sarkozy’nin gidip Hollende’ın gelmesiyle, İngiltere’de Cameron, Almanya’da Merkel’in yerine sosyal neoliberal partilerin hükümete gelme, ABD’de Obama’nın yeniden seçilme, Yunanistan’da yeniden yapılacak seçimlerde Syriza’nın 1. parti olma olasılıklarının artması, diğer yandan sınıf mücadelesinin gelişimi ile yeni bir evreye giriyor. Wall Street’i işgal, Öfkeliler, Korsanlar gibi toplumsal hareketler de, bu süreçte önemsiz olmayan ve ikili bir rol oynuyor. Bir yandan: Burjuva demokrasisinin daralan sınıfsal-toplumsal-cinsel-bireysel sınırlarının sorgulanması, aşağıdan demokrasi arayışı, emperyalist kapitalizmin içsel dönüşümünün ortaya çıkardığı yeni sorun ve mücadele istemlerini yığınsal biçimde gündemleştirmeleri… Diğer yandan: “Matrix reloaded”dan öteye geçememeleri, çözümü burjuva demokrasisinin tadilatında aramaları ve bu yöndeki beklentileri canlı tutmaları. Bu kritik tarihsel sürece, burjuva demokrasinin tadilatı değil açığa çıkan ve keskinleşen uzlaşmaz sınıf karşıtlığı temelinden yıkılması, sosyalist işçi konseyleri demokrasisi ekseninden müdahil olmak görevimizdir.

Sınıf bileşimleri
Wall Street işgalcileri, Öfkeliler, Korsanlar gibi hareketler, işçi sınıfı hareketinin ağır bir gerileme içinde olduğu dönemde öne çıkan orta sınıf ağırlıklı (barış, kadın, çevre … gibi) “yeni toplumsal hareketler”den toplumsal-sınıfsal tabanı ve bileşenleri, istemleri, örgütlenme tarzları, eylem biçimleri ile farklılaşmaya başlayan, ancak işçi sınıfı eksenine de henüz mesafeli, ara geçiş hareketleridir. Her birinin özgüllükleri olmakla birlikte, toplumsal tabanları ağırlıklı olarak, işçi sınıfının yeni kesimleri, küçük burjuvaziden işçi sınıfına doğru uzanan, yıkıcı bir işçileşme süreci içindeki geniş ara tabakalar, eğitimli işsizler, gelecek korkusu artan üniversite ve lise öğrencileri, kent yoksulları, göçmenler… oluşturmaktadır.

Bu değişen sınıf durumu da ikili bir karakter taşımaktadır: Bir yanda proletaryanın toplumsallaşması, diğer yanda da proletaryaya doğru çözülen küçük burjuva ve ara sınıf kesimlerinin ruh hali. Bu hareketler de, geleneksel işçi hareketiyle bazan paralel, bazan iç içe geçerek; bir yandan işçi-işsiz hareketleri diğer yandan göçmen, antiırkçı, kadın, eşcinsel, doğa vd hareketleri ile teğellenerek ve etkileşim içinde gelişmektedir.

Ne geleneksel burjuva temsili parlamenterizm, ne de geleneksel dar siyasal, dar sendikal muhalefet örgütleri bu kesimleri ve istemleri eskisi gibi kapsayamamaktadır. Kapitalizm ve burjuva demokrasisinden kopamayan bu kesimler de onun içinde, internet, meydan işgalleri gibi yeni mücadele biçim ve kanalları açmaya çalışmaktadır. Sınıf savaşımının kesin yasasıdır: Akacak proleter sosyalist devrimci kanallar bulamayan kitleler, proleter sosyalist olmayan kanallara akarlar.

Fakat, kaba, düz, dar devrimciliğin sandığı gibi bu yeni kitle hareketleri, basitçe “emperyalizmin oyunu” değildir. Büyüyen, gelişen, çeşitlenen yeni istem, gereksinme ve özlemlerine ne mevcut düzen kurum ve mekanizmaları ne de geleneksel sol ve devrimci örgütler içinde yanıt bulamayan kitlelerin, kendine yeni mücadele organları, biçimleri, kanalları açmaya çalışmasıdır. Ne var ki, bu yeni mücadele, örgütlenme ihtiyaç ve arayışları da kendiliğinden kaldığı, yepyeni ve daha yüksek bir yaşam ideolojisi ile buluşmadığı sürece, sistem başlangıçta ve uzunca bir süre zorlansa, tehdit olarak algısa, bastırmaya, dışlamaya çalışsa bile, bu şekilde yok edemeyeceğini gördüğü mücadele ve hareketleri, havuç ve sopa politikası ile burjuva demokrasisi içine özümsemenin, hatta yıpranan egemenliğini onlar üzerinden yeniden üretmenin yol yöntemini bulmaktadır. Tıpkı Korsanlar Partisi’nin varıp varabileceği noktanın, toplumsal yaşam ve mücadelede giderek önemi artan dijital iletişim, internet alanındaki büyüyen mücadele istem, gereksinme, özlemlerini de burjuva parlamenter demokrasisine bağlamanın ve internet demokrasisini de onun alt bir dayanağı ve yeniden üreticisi haline getirmenin aracı olması gibi.

Bunu, burjuva demokrasisinin tadilatlı biçimleriyle birlikte eleştirmek kesin gereklidir. Fakat aynı ölçüde eleştirilmesi gereken, sınıfsal-toplumsal hareketlerin yeni gelişim biçimlerine, yeni mücadele, örgütlenme arayışlarına, yeni istem ve özlemlerine uzaktan yakından yanıt vermeyen, dar ve düz işçicilik, dar demokratizm, geleneksel güdük sosyalizm programlarıdır. Proletarya sosyalizmi, bugünkü daha gelişkin temelinden ve durmaksızın yeni mücadele alanları ve bileşenlerle genişleyip derinleşen uzlaşmaz sınıf ve sistem karşıtlıkları ekseninden, yeni ve daha yüksek bir sınıf bilinci, örgütlenmesi ve hareket kanalı açmak zorundadır.

İletişim/internet: Büyüyen bir sınıf mücadelesi alanı ve dinamiği

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki kitle isyan ve direnişlerinde, cep telefonu ve internet organizasyonları, önemli bir işlev gördü. Wall Street ve Öfkeliler hareketleri de adeta internetten doğdu ve internet üzerinden yapılan organizasyonlarla yürütülüyor. Korsanlar Partisi ise, doğrudan dijital iletişim ve yaşam üzerine kurulan ve bunun sorunları ve haklarını gündemleştirmesiyle çok sınırlı bir süre içinde milyonların ilgisini ve sempatisini kazanan bir parti. Dünya çapında Anonymus, Türkiye’de RedHack’in gördüğü ilgiyi, dünyada ve Türkiye’de internet yasak, denetim, sansürlerine karşı ortaya çıkan ve büyüyen tartışma ve hareketleri de bunlara hemen ekleyelim.

Burjuvazi ve küresel mali oligarşisinin, internetin kitlesel eylem organizasyonları ve isyanlarda etkin bir rol oynamasına karşı, ilk tepkisi, “internet demokrasisini” şefkatle boğmak oldu. Yalnız Çin ve Türkiye’de değil, ABD’den Avrupa’ya, Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya kadar dijital iletişim ve internet yasakları, sansürleri, filtreleme sistemleri, sınırlandırmaları, takip ve soruşturmaları birbirini izlemeye başladı. Tabii, işi, yaşamı, eğlencesi, toplumsallığı ve ilişkileri artan ölçüde dijital iletişim ve internete bağlı gelen kitlelerde de, (Türkiye’de de şimdilik bir ilk kabarcığını gördüğümüz) bu iletişim/internet yasakları ve takibatına karşı tepki ve mücadele hareketleri de.

İletişim teknolojisi ve internetin stratejik bir sermaye birikim ve organizasyon alanı olması, mali oligarşik kontrol-güdümün ötesinde, kitleler açısından yaşamın ağırlığı artan bu alanında da sefalet birikimini ortaya çıkartıyor. İnternetin ilk dönemlerinde bir nebze var olan, toplumsal ihtiyaçlar ve kullanım değeri temelinde kullanılma olanağının giderek daralması ve yok edilmesi de, tepkileri büyütüyor. Türkiye’de bankalar, tekeller, pazarlama ve reklam şirketleri, sözlük, sosyal paylaşım sitelerini de (en son reklam tweet’i başına bir kuruş sistemi çıktı!) hiçbir soluk borusu bırakmayacak biçimde fil gibi parselliyor. Burjuva internet demokrasisinin de tekelci sermaye için demokrasi, kitleler için baskı, yasak, diktatörlük olduğunu ortaya çıkarıyor.

İletişim teknolojileri/internet sınıfsal-toplumsal mücadelelerinin önemi artan bir aracı olmakla kalmıyor, kendisi de başlıbaşına bir sınıfsal-toplumsal-bireysel özgürlük mücadelesi konusu haline geliyor. İletişim teknolojileri/internet, küresel tekelci kapitalist azami birikim ve mali oligarşik azami egemenlik için ne kadar kritikleşiyorsa, işçi sınıfının, genç internet/cep telefonu kuşaklarının, bireylerin onu bir nebze dahi kendi ihtiyaçları, özlemleri için kullanabilme olanak ve beklentileri de o kadar daralıyor, yok edilmek isteniyor.

İletişim/internet alanında da sınıfsal-toplumsal çelişkilerin giderek açığa çıkması ve yığınsallaşması, her iki düşman sınıf açısından da kritik bir önem kazanıyor. Güncel olduğu kadar programatik, toplumsal-bireysel olduğu kadar sınıfsal-siyasal bir kapsama sahip olan bu savaşıma, komünistler ve sınıf bilinçli işçiler ilgisiz kalamaz. Her düzeyde ileriye, yeni bir yaşam esini ve ihtiyacı için mücadele düzlemine taşımakla yükümlüdürler.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*