Anasayfa » GÜNDEM » İşçinin balyozu inmedikçe!

İşçinin balyozu inmedikçe!

Balyoz davası sonuçlandı.  Kuvvet ve ordu komutanları generaller, çok sayıda albay, binbaşı, yüzbaşı ağır hapis cezalarıyla cezalandırıldılar. Dün bunun asla olamayacağına inanmış kürt devrimcisi bir arkadaş, “bunların tutuklanacaklarını, ceza alacaklarını öngörebilir miydiniz?” sorusunu yöneltti. Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan -hatta 1908’den- bu yana devletin temel taşı olmuş, sıkıyönetimlerin, askeri darbelerin, katliamların ordusunun başındaki orgeneral ve generaller askeri darbe hazırlığı yapmaktan yargılanıp cezalandırılıyorlardı. Adı Kürdistan’daki katliamlarla da özdeş olan bu ordunun dokunulmaz generallerinin yargılanıp cezalandırılması bir Kürt devrimcisine inanılmaz geliyordu.

Ordu Türkiye’de faşist diktatörlüğün temel kurumuydu. Faşist diktatörlüğün temel kurumu olarak da ordunun dokunulmazlığı, İç Hizmet Kanunu’na dayanarak darbe yapmaktan, tek bir onbaşısına dahi soruşturma açılmasının dahi mümkün olmamasına, astığı astık kestiği kestik bir hakimiyete dönüşmüştü. Tekelci kapitalistlerin vurucu gücü olarak ordunun grevleri bastırması , Kürt halkına karşı gerçekleştirdiği katliamlar, komünistleri, devrimci demokratları, aydınları yüzler, binler, onbinler olarak tutuklayıp işkenceden geçirmesi, hapishanelerde katletmesi, ardında sermayenin kanlı birikimi olan bir dokunulmazlık zırhıyla örtülüyordu. Tarih boyunca ordu, oynadığı belirleyici rolle kapitalist devlet yapılanmasında, en dokunulmaz, en sarsılmaz kurumdu. Burjuvazinin ordu aracılığıyla sağladığı bu iktidar, taa göçebelikten gelen asker toplum, güçlü ve yenilmez ordu ve asker ocağı gelenekleriyle de toplumsallaştırılarak pekiştirilmiş, gerisinde burjuvazinin olduğu devlet-toplum hiyerarşisinin sarsılmaz, sual edilmez bir kurumuna dönüştürülmüştü. Bununla birlikte önceki durumun/koşulların içerisinde olanaksız görünen, ortaya çıkan yeni durum ve koşulların içerisinde birbirini izleyen gerilim ve çatışmalardan geçerek gerçekleşti. Ve bir onbaşısına dahi soruşturma açılmayan ordunun genelkurmay başkanları, kuvvet komutanları, çok sayıda generali, yüzlerce subayı tutuklanıp yargılandılar.

BU GELİŞİME YOL AÇAN NEYDİ, YA DA BU ÇATIŞMANIN TARAFLARI KİMLERDİ?

Komünistleri, demokratları, sendikacıları tutuklayarak, sendikaları , grevleri yasaklayarak sermayenin içteki ve giderek dıştaki tekelci birikim sürecine koşulları elverişli hale getiren de ordu aracılığıyla gerçekleştirilen 12 Eylül faşist askeri darbesiydi. Bununla birlikte son süreçte generalleri tutuklanmaya ve yargılanmaya götüren onların komünistlere, devrimci demokratlara, Kürt özgürlük savaşçılarına ve Kürt halkına karşı gerçekleştirdikleri katliamlar, işçi grevlerini yasaklamaları, sendikaları kapatmaları, sendikacıları ve işçi önderlerini tutuklamaları olmadı. Kenar süsü mahiyetinde bunlardan söz edilse de onlara dokunulmasına , tutuklanmalarına ve yargılanmalarına yol açan emperyalist burjuvazinin ve Türkiye tekelci burjuvazisinin sermaye birikim sürecinin ihtiyaçları ve değişen dünya durumu -revizyonist sistemin çökmesi vd.- Natonun konsept değişimine bağlı olarak siyaseti yeniden dizayn etmeleri, devletlerin yeniden yapılandırılması, ordunun işlev ve rolünün de buna göre yeniden belirlenmesiydi.  İlerleyen süreçte bu ordu partisinin iç siyaseti belirleyen bir müdahale gücü olmaktan çıkartılıp değişen NATO konseptine uygun olarak emperyalist tekellerin, ve içeride ve Bölgede sermaye birkimiyle güç kazanan Türkiye tekelci burjuvazisinin bölgesel güç stratejilerine göre konumlandırılmasına geçildi. Kürt ulusal sorununun çözülmemişliği ve çatışmalar boyutuyla da içte giderek büyümesi ve Kürt gerillaların indirdiği darbeler önünü kesse de Türkiye ordusu, artık neoliberal kapitalist sisteme dahil edilen yeni ülkelerde NATO eğitimi veren, Somali açıklarında korsanlarla savaşarak ticari gemilerin geçiş hattını koruyan, Özgür Suriye Ordusu’nu eğitip Suriye’ye en önde imeye hazırlanan orduydu. Emperyalist ülke ve tekellerin çıkarları artık bunu gerektirdiğinden 12 Eylül askeri faşist darbesini örgütleyen ve destekleyen ABD emperyalistleri başta olmak üzere emperyalist devletler, Türkiye’deki yeni askeri darbe hazırlıklarına destek vermediler. (Bu süreçte neoconlarla İran’ı kuşatma ve saldırı üzerinden pazarlıklar yapıldığı gibi, ABD desteğini AKP yönünde kullanınca, Güney’de Kürt hareketini destekleyince Rusya, İran, Çin’le ittifak yönlü arayışlara girdiler.)

Türkiye’de faşist diktatörlük , işçi sınıfının ve diğer emekçi sınıfların mücadeleleriyle, aşağıdan yukarıya gelişen, devleti ve burjuva sınıf egemenliğini yıkamasa dahi sarsan bir mücadele ile, bir halk hareketiyle yıkılmadı. Faşizm gerek dünya burjuvazisinin gerekse Türkiye tekelci burjuvazisinin isterleri doğrultusunda ve orta burjuvazinin de ekonomik ve siyasal olarak emperyalist-kapitalist sistem içerisine daha geniş ölçeklerde çekilmesiyle çözüldü. Bunu farklı bir kulvardan, ulusal demokratik istemleriyle savaşarak zorlayan etkili tek güç Kürt ulusal hareketiydi. Kürt ulusal hareketinin de istemleri ulusal devrimci kurtuluşculuktan ulusal reformizme doğru gerilediği gibi, burjuvazinin tekelci sınıf egemenliği, bu egemenliğin baskı ve sömürü altında tuttuğu emekçi sınıfların durumları ve mücadelesine de uzaktı. Diğer yandan işçi sınıfı mücadelesinin geriliği, kendi önderliğinde ulusal hareketle demokratik bir ittifak geliştiremeyişi de ulusal hareketi, devrimci demokratik çözümlerin de gerisinde çözümlere, kürt burjuvazisi ve egemen türk burjuvazisi ve devletiyle çözüm arayışlarına sevketti. Katliamcılardan hesap sorma ve cezalandırılmasının yerine de faili meçhullerin araştırılmasını sağlayacak bir “komisyon” kurulması önerisini getirdi.

Neoliberal tekelci kapitalist birikim sürecine uygun olarak devletin yeniden yapılandırılması gerçekleştirilir, geri düzeyde bir burjuva demokrasisine geçilirken bu sadece ordunun parlementonun da üzerinde bir kurum olmaktan çıkartılması, parlamentonun öne geçirilmesi olmadı. Yasama, yürütme, yargı kuvvet ilişkilerinin yeniden düzenlendiği bu süreç aynı zamanda tekelci burjuvazinin farklı kesimleri ve yeni tekelleşmekte olan burjuva kesimler ve orta burjuvazinin de dahil olduğu ordu, yargı, üniversiteler, belediyeler gibi devletin temel kurumların elde tutulması ve ele geçirilmesi mücadeleleri ile birlikte yürüdü. Öncesinde birbirine sıkı sıkıya bağlı TÜSİAD-ordu ilişkileri de çözüldü -ki bu ilişki ’90′ların başlarından itibaren tedricen çözülmeye de başlamıştı. Son büyük hamlelerini 28 Şubat’ta yaptılar. Bu postmodern darbeden sonraki darbe hazırlıkları ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesindeki muhtıraları artık dışarıdan emperyalist destekleri, içeriden TÜSİAD’daki burjuva kesimlerden de  destek bulamayışlarıyla yenilgiye uğradı. Tekelci burjuva kesimler içerisinden buldukları destek daha geride Koç, Doğan gibi gruplar olsa da bir hayli az. Ve bu belirtilenlerin de doğrudan desteğini alabilmiş değillerdi. Balyoz, Ayışığı darbe hazırlıkları bu sürecin akim -sonuçsuz- teşebbüs olarak kalan son halkalarıdır.

SOLDAKİ ŞAŞKINLIK VE YARILMA

Küçük burjuva devrimci demokratizmin ve sol refomizmin çözülmesi ve kendi içerisindeki ayrışması da bu sürece eşlik etti. 2007 Nisan’ına ve davalar sürecine de yansıyan, bu sürecin soldaki kafa karışıklıkları, bir tarafta neoliberalizme yedeklenen dünün solcusu bugünün liberal aydınları ve bazı gruplar yer alırken, diğer tarafta bir çoğu askeri faşist darbelerin en ağır darbesini yemiş, neoliberalizm karşıtlığını milliyetçi bir anti-emperyalizmle ifade eden, tekelci burjuvazinin sınıf egemenliğiyle ilişkisini kurarak değil ondan ayırarak “AKP faşizmi” icat eden örgütlerin tutumları olarak yansıdı. Faşizmin TÜSİAD’a dayanan sınıf temelini açıklamakta zorlanıldıkça, önce orduya dayanan bonapartist bir faşizm tahliline, ordunun konum ve irtifa kaybetmesiyle de bu kez AKP ‘ye – ve yükselen islami burjuva kesimlere- dayandırılan faşizm tahliline geçildi. Niyet ve düşünceler ne olursa olsun Cumhuriyet mitinglerinde Ergenekoncu faşistlerle saf tuttular.

Dava sürecindeki tutumlar da bunlara uygun olarak bir tarafta tümden kayıtsızlık, ya da kenar süsü olarak eklemlenen bir müdahillik, diğer tarafta içerideki Ergneokoncuların bir kesimiyle gönüldaşlık ve ilişkiler oldu. Komünistler, devrimci demokratlar, grevleri engellenen, sendikaları yasaklanan işçiler, fikirlerine kelepçe vurulan aydınlar, faşist askeri darbelerin, sıkıyönetimlerin baş hedefi olan, her faşist askeri darbe sonrasında daha büyük katliam ve baskılara uğrayan Kürt halkı bu davanın gerçek sahibi ve yargıcı olmadı. Yanıt sokaklarda, meydanlarda kurulan kürsülerden hesap sorularak, grevlerle , gösterilerle, cezalandırmalarla verilmedi. İşçi sınıfının, Kürt halkının demokratik müdahilliğiyle burjuva mahkeme ve yargı süreci parçalanamadı. 24 Ocak kararlarıyla 12 Eylül öncesinden de başlamış olarak 12 Eylül askeri faşist darbesi, Koçları, Sabancıları, Şahenkleri, Enka’sı, OYAK’ı, Ülker grubu ile Türkiye tekelci burjuvazisinin tutuklanan komünistleri, devrimcileri, öncü işçileri, sendikacıları, aydınları, yasaklanan grev ve sendikalarıyla sermayenin önündeki tüm engelleri kaldırmış olarak, azami baskıyla azami sömürüsünü gerçekleştirdiği bir dönemdir. Bu dava bunları açığa çıkarmadığı, bunlardan hesap sormadığı gibi, başta ABD emperyalizmi olmak üzere NATO ilişkileriyle de tezgahlanan bu darbelerin dıştaki sahipleriyle de hesaplaşılmadı. Bunları açığa çıkartacak güçlü bir demokratik baskı kurulamadı ve örtbas edildiler .

NE ZAMAN Kİ EMEĞİN YUMRUĞU KALKACAK…

Bundan dolayı bu dava henüz bitmedi. Sadece faşist askeri darbeleri gerçekleştiren generaller, Kenan Evren gibi darbe kuklalarının yargılanmasıyla da bitmeyecek. Gelişimi ve sonuçlanma biçimiyle bu dava, burjuvazinin ve partilerinin farklı kesimleri arasında bir iç mücadele ve hesaplaşma, bir tarafın diğerini tasfiyesi biçimini aldı. İşçi sınıfı, komünistler, demokratlar, ilerici aydınlar, Kürt halkı için ise kayda değer demokratik bir kazanım dahi oluşturmadı. Bundan dolayı ne zamanki emeğin yumruğu kalkacak, işçilere, emekçi halka, Kürt halkına karşı suç işleyenler işçiler, kent ve kır yoksulları tarafından, Kürt halkı tarafından yargılanacak, 12 Eylül askeri faşist darbesini gerçekleştirenlerin, “Balyoz darbe planı” yapanların, TÜSİAD’ ı, MÜSİAD’ ı, TUSKON ‘uyla burjuvazinin bütün kesimlerinin kafasına işçilerin balyozu inecek, bu dava işte o zaman sonuçlanacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*