Anasayfa » GENÇLİK » İşçi sınıfının yüzde 10’u işçi-öğrenciler!..

İşçi sınıfının yüzde 10’u işçi-öğrenciler!..

DİSK-AR’ın istihdam/işsizlik verilerine ilişkin çalışmasında son bir yılda yeni istihdam edilen 1 milyon 370 bin kişinin 1 milyon 127 bininin stajyer, çırak, kursiyer ve bursiyerlerden oluştuğunu açıklaması yankı yarattı.

Sol basının bir kısmı bu durumu “işsizlik düşük gösteriliyor” diye sundu. Sorun yalnızca ve basitçe işsizliğin düşük gösterilmesi mi, yoksa aşırı ucuz ve yığınsal işçi-öğrenci emeği sömürüsünün, giderek büyüyen bir ilkel sermaye birikimi aracı haline getirilmesi mi?

Son yıllarda aradan sessiz sedasız geçirilen çok sayıda yazal düzenlemeyle özellikle stajiyer işçi-öğrencilikte büyük patlama gerçekleştirildi.
20’den fazla işçi çalıştıran tüm işyerlerine en az yüzde 5 en çok yüzde 10 stajiyer işçi çalıştırma zorunluluğu getirildi. (Bu zorunluluk gerçekte tüm lise ve üniversite öğrencilerine getirilmiş oldu.) Bu daha sonra 10’dan fazla işçi çalıştıran işyerlerine genişletildi. Dahası 5’den fazla işçi çalıştıranlara da genişletilmesi hedefleniyor.

Bir başka düzenlemeyle, stajiyer oranının yıllık ortalama cari işçi sayısı üzerinden değil yılbaşındaki işçi sayısı üzerinden belirlenerek, çalıştırılacak stajiyer sayısı bir kez daha genişletilmişti.

Bu diyelim ki, 5 bin işçi çalıştıran Renault fabrikasına 250-500 arası stajiyer işçi çalıştırma olanağı veriyor. Nitekim en büyük fabrikalarda çalıştırılan stajiyer sayısı 100’leri bulabiliyor. Türkiye’de toplam stajiyer (lise ve üniversite) işçi-öğrenci sayısının kademe kadem 1 milyona doğru yükseltiliyor. Daha önceki Ulusal İstihdam Stratejisi belge ve raporlarında, “eğitim-istihdam ilişkisinin güçlendirilmesi” başlığı altında 1 milyon 250 bin stajiyerin çalıştırılması hedefi konulmuştu.

Stajiyerlerin sigorta primleri okul tarafından ödeniyor, ama işçi-öğrencinin emekliliğine sayılmıyor.

Liseli stajiyerler asgari ücretin 3’te birini, (20’den az işçi çalıştıran işyerlerinde yüzde 15’ini) o da brüt değil net oran üzerinden alabiliyor (en fazla 403 lira!). Bunun da 20’den az işçi çalıştırılan işyerlerinde 3’te ikisini, 20 fazla işçi çalıştıran işyerlerinde 3’te birini devlet patronlara destek olarak karşılıyor. Zorunlu stajiyerlik yapan üniversite öğrencilerine ise ücret ödeme zorunluluğu bulunmuyor!

Bir çok patron stajiyerlik süresi dolduğu halde, işçi-öğrencileri stajiyerlik statüsünde uzun süre çalıştırmaya devam ediyor. Patron okul ile anlaştıktan sonra, stajiyerlik süresini denetleyecek herhangi bir mekanizma bulunmuyor.

Bu koşullarda stajiyer işçi-öğrencilerin sayısının yakın bir gelecekte toplam işgücünün yüzde 10’una yaklaşması şaşırtıcı olmayacak.
Kaldı ki, bu oran intörn, proje, uygulamalı eğitim, atelye labaratuar adı altında öğrencilerin kayıt-dışı çalıştırılmasının çok çeşitli biçimlerini kapsamıyor.

Stajiyerlik mekanizmasıyla; 1- Sermaye toplumsal emeğe daha kaynağında el koyuyor ve aşırı ucuz, örgütsüz, iki kat köleleştirilmiş işgücü olarak kullanılıyor, 2- İşçi sınıfını daha fazla parçalamak, diğer kesimlerinin örgütlülüğünü kırmak, ücret ve haklarını düşürmek için kullanılıyor, 3- Eğitim sisteminin sermayenin değişken isterlerine tam uygun, esnek, güvencesiz, ucuz ücretli köle üretmeye indirgenmesinde kullanılıyor, 4- Eğitimin kendisinin de dev çaplı bir esnek ucuz işgücü piyasasına dönüştürülmesinde kullanılıyor.

Ulusal İstihdam Stratejisi ya da sonraki Etkin İşgücü Piyasası Programında son yıllarda fiilen kademe kademe uygulamaya geçirilen daha pek çok yönerge var. Ulusal İstihdam Stratejisi epey tepki çekmiş olduğundan düzenleme ve uygulamalar, adı anılmadan parça parça geçirildiğinden, solda ve işçi sınıfı basın ve siyasetinde ne yazık ki bu geniş arka planıyla değerlendirilip tartışılmıyor. Örneğin;

Eğitim-İstihdam ilişkisinde Ulusal Yeterlilik Çerçevesinin ve Ulusal Meslek Standartlarının oluşturulması. Ve MEB ve YÖK tarafından derhal eğitim programlarına yansıtılması.
Eğitim-İstihdam ilişkisinde, Aktif İşgücü Piyasası Programının Özel İstihdam Bürolarıyla birlikte çalışması.
Mesleki ve Teknik Eğitimin kademeli olarak yerel yönetimler ve özel sermayeye devredilmesi. Bu çerçevede, patron örgütleri ve yerel patronların yer alacağı İl İstihdam ve Eğitim Kurullarının oluşturulması, vb.

Öğretmenlere getirilen performans uygulaması ve altyapısı hazırlanan Toplam Kalite Yönetimi uygulaması da bu çerçevenin dışında değil.

DİSK-AR açıklamasının sonunda, stajiyerlik, bursiyerlik, kursiyerlik gibi biçimlerin kaldırılmasını istiyor. Ama öğrencilerin yıkıcı yığınsal işçileşme süreçlerine, öğrencilerin artan bölümünün işçi sınıfının organik bileşeni haline gelmesine, eğitimin ve işçi-öğrencilerin sınıf savaşımının dolaylı ve dış değil dolaysız ve iç cephesi haline gelmesine karşı kayıtsızlık sürüyor. Eğitim sisteminde dinci-gerici dönüşüme haklı olarak yoğun tepki gösterilirken, eğitim sisteminin daha dolaysız sermayeleştirilmesi nedense ilgi konusu olmuyor.

DİSK’in ve genel olarak solun görmezden geldiği şu: Eğitim ve öğretim sistemi kapitalist üretim ilişkilerinin dolaysız bileşeni haline gelmiştir. Kapitalist üretim ilişkileri ile eğitimin kaynaştırılması her geçen gün ilerlerken, işçi sınıfı açısından üretim-eğitim bağıntısının kurulamaması, sınıf mücadelesinde yakıcılaşan bir boşluğa işaret ediyor. Bu büyük boşluk, ancak işçi-öğrenci platformları, meclisleri, sendikalarının örgütlenmesine daha ısrarlı bir yönelimi zorunlu kılmaktadır.

Ulusal İstihdam Stratejisi ve İşçi-öğrencilere ilişkin bir yazımız için: http://devrimciproletarya.net/bir-sinif-stratejisine-dogru-1-mali-oligarsik-egitim-ve-isci-ogrenciler/

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*