Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » İşçi sınıfının içinde kökleşmiş enternasyonalist bir kadın hareketine doğru

İşçi sınıfının içinde kökleşmiş enternasyonalist bir kadın hareketine doğru

Devrimci Proletaryanın Notu: Aşağıdaki çeviriyi Birgün gazetesinden aldık. Yazının orijinal başlığı: “İşçi sınıfının içinde kökleşmiş enternasyonalist bir feminizme doğru”. (Birgün çevirmeni, başlığı “işçi sınıfının içinden çıkmış enternasyonalist bir feminizme doğru” diye bulanıklaştırmış!) 
Elbette erkek egemen cinsiyetçilikle ezilen kadın cinsiyetçiliğini aynı kefeye koymamakla birlikte, feminizm dahil her türlü cinsiyetçi akımla sınırlarımız nettir. Çeviri yazı ise, yalnız Trump ve azgınlaşan erkek egemenliği ile değil Clinton tarzı burjuva feminizmi ile, liberal feminizm ile, dahası Sanders tarzı neoliberal halkçı reformist feminizm ile de sınırları çekerek, enternasyonalist ve “işçi sınıfının içinden çıkan bir feminizm” arayışı ile ilgiyi hak ediyor. Bizim gönlümüzden “sosyalist işçi sınıfı hareketinin bir bileşeni olan kadın hareketi” gibi bir kavram geçerdi, ancak bu kadarı bile, halen liberal reformist feminizmin hegemon olduğu kadın hareketi açısından azımsanmayacak bir ilerleme sayılabilir.
Kadın hareketinde bu ileri doğru arayış ve dinamikler raslantı da değil. Son 1 yıldan bu yana artan sayıda ülkede “kadın grevleri” örgütleniyor. ABD’de 4 milyon kişilik kadın gösterileri yapıldı. İzlanda’da işçi ağırlıklı kadın hareketi eşit ücreti yasalaştırma noktasına getirdi. Polonya’da kadın grevi, kürtaj yasağını genişleten yasa tasarısının geri çekilmesini sağladı. Bu yılki 8 Mart’ta 44 ülkeden kadın grevleri çağrıları yapıldı, son dönemlerin dünya çapında en canlı, en kitlesel 8 Martı olduğu söylenebilir. Kadın grevlerinde, işbırakma anlaşılır nedenlerle şimdilik zayıf kalsa da, grev’in işçi sınıfının mücadele yöntemlerini ifade eden bir sınıf kavramı olması önemli.
Bu da raslantı değil. Çünkü kadınların işçileşme oranları hızla artıyor, kadınlar işçi olarak da daha ağır sorunlar yaşıyorlar. Burjuva ve orta sınıf liberal feminizminin etkisizliğini, neoliberal kapitalizmin muhalif kılıflı bir parçası olduğunu, yavaş yavaş bilince çıkarıyorlar. Dünya çapında neomuhafazakar kapitalizm dalgası kadın sorununun üstüne tüy dikiyor, işçi ve işçileşen kadınların hem işçi hem kadın hem de kadın işçiler olarak geometrik köleliliğine yeni prangalar ekliyor. Tüm bunlar, kadın hareketinde hem yeni bir itilim hem de halen epey bulanıklar içerse de sınıf eğilimleri ekseninde bir iç tartışma yaratıyor. Kadın hareketinin dünya çapında yayılma ve yükseliş eğilimi kadar, içindeki burjuva ve orta sınıf liberal reformist hegemonyadan kopuş dinamikleri de dikkatle izlenmeyi ve ileriye taşıma çabasını hak ediyor. 

Çeviren: Nazlı Sıla Kayam
Washington’da yapılan kitlesel 21 Ocak Kadın Yürüyüşü’nün ardından, bütün gözler 8 Mart’a çevrildi: Dünya Kadınlar Günü. 8 Mart’ta greve gidecek, işçi sınıfı içinden çıkan enternasyonalist bir feminizm için mücadele veren dünyanın her yanından kadınlara katılmalıyız.

Şu anda karşı karşıya kaldığımız politik gerçekliği bir yıl önce hayal etmemiz zordu. Trump’un milliyetçi-popülist bir “Önce Amerika” sloganıyla göreve gelmesinden bir gün sonra, Amerika’da milyonlarca kadın Trump’ı ve temsil ettiği cinsiyetçiliği protesto etti. Washington’daki Kadın Yürüyüşü ülke çapında 600’den fazla şehirde ve dünyada 75 ülkede yürüyüşleri doğurdu. Bunlar, Amerika’da Vietnam Savaşı döneminden beri yapılan en büyük yürüyüşlerdendi. Yürüyen binlerce insan daha önce hiçbir protestoya katılmamıştı, ama 21 Ocak’ta, ebeveynleri ve büyükanne-büyükbabaları, çocukları, ve komşularıyla yan yana yürüdüler. Demokrat eyaletlerdeki insanlar beklenmedik sayılarda yürüdüler.

Kadın Yürüşü, son yıllarda meydana gelen kadınların haklarını korumak için gerçekleştirilen birçok kitlesel eylemden biriydi. İlk olarak #BirKişiDahaEksilmeyeceğiz hareketi binlerce protestocuyu iki yıl üst üste Arjantin sokaklarına döktü ve o zamandan beri birçok Latin Amerika ülkesine yayıldı. Bu hareket kadına karşı şiddet ve kadın cinayetlerinin yaygınlaşmasına karşı çıkıyor. Ekimde Polonya’da, kürtajı kriminalize eden bir yasaya karşı kadın grevi yapıldı, ve birkaç hafta sonra, İzlanda’da erkek ve kadınlar arasında eşit ücret talep eden bir greve gidildi.

Bu kadın hareketleri, yıllarca kadınlar için kapitalist yapıların içindeki sözde başarıları takip ediyor – kadın CEO’lar, , dünyadaki en önemli iki emperyalist ülkeler olan Almanya’da Angele Merkel ve Büyük Britanya’da Theresa May dahil olmak üzere kadın devlet başkanları mevcut. Bir liberal feminizm yaklaşımı kadınların kapitalist toplumda güçlü pozisyonlara sahip olmalarının özgürleşmemizin anahtarı olduğu fikrini savunarak, kadınların bu kazanımlarını kadın haklarındaki zaferler olarak kutlar.

isci-sinifi-icinden-cikan-enternasyonalist-bir-feminizme-dogru-257197-1.

Gerçi liberal feminizm stratejik yenilgisini kadınların güçlü pozisyonlarda olmalarının toplumu radikal olarak değiştirmemesiyle gösterdi; çoğu kadın şu an– biri iş yerinde ve biri ev içinde ücretsiz emek olarak çift vardiya çalışıyor. Bu (kadınların güçlü pozisyonları), cinsiyetçi şiddeti yok etmedi, Amerika’da günde üç kadın mevcut veya eski partnerleri tarafından öldürülüyor, ve Amerika’da her 20 dakikada bir kişi yakın partner şiddetinin kurbanı oluyor. Bu, kapitalizm altında en çok sömürülen ve en korunmasız grup olarak kadınların rolünü yok etmedi – aşırı yoksulluk içinde yaşayan bir buçuk milyon insandan %70’i kadınlar ve kız çocukları. Kapitalist sistemin vahşeti orantısız bir biçimde beyaz olmayan kadınlar, trans ve ikiliksiz cinsiyetli bireyler, engelliler, ve baskının birçok çeşidini deneyimleyen insanlar tarafından hissediliyor.

isci-sinifi-icinden-cikan-enternasyonalist-bir-feminizme-dogru-257198-1.
Amerika’da, Trump’ın Başkanlığı saldırıların artması anlamına gelecek: kadınların kürtaj hakkını elinden almaktan işçilerin sendikalarda örgütlenme hakkının reddi ve kaçak göçmelerin ve müslümanların temel haklarının reddine kadar. Yurt dışında, Trump Ortadoğu’da kadın ve çocukların bombalanması dahil Obama’nın drone savaşları politikasına devam edecek. Halihazırda 8 yaşındaki bir kız Trump iktidara geldikten yalnızca iki hafta sonra Yemen’deki bir baskında öldürülen insanlar arasındaydı. Trump mülteci krizine katkıda bulunarak da Obama’nın ayakizlerini takip edecek, sadece ülkeleri bombalayarak değil, bir de Amerika emperyalizminin insani sonuçlarını – mültecileri, kabul etmeyi reddederek.

Bu saldırılara karşılık vermek için, enternasyonalist feminist bir harekete ihtiyacımız var – Amerika’daki kadınların yüzleştiği sorunları Meksika veya Suriye’de kadınların yüzleştiklerinden ayırmayan bir harekete. Beyond Lean-In: For a Feminism of the 99% and a Militant International Strike on March 8 (Omuz Vermekten Öte: %99’un Feminizmi ve 8 Mart’ta Militanca bir Uluslararası Grev)’de yayınlanan 30 ülkeye katılma ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadın grevi örgütleme çağrısını tekrarlamamızın sebebi budur.

Trump’I yenmek için bireyler olarak hareket edemeyiz. En güçlü olduğumuz zaman birlikte durduğumuzdadır, sadece sokaklarda değil, ayrıca işyerlerimizde ve okuduğumuz yerlerde de. İşçi sendikalarını 8 Mart’ta grev çağrısı yapmaya ve işçileri işlerini bırakmaya örgütlemeye çağırıyoruz. Washington’daki Kadın Yürüyüşü’nde konuşan sendika liderlerini kadın grevi lehine konuşmaya ve yerel grupları ve meclisleri bunun için oy vermeye ve organize etmeye devam etmeleri için davet etmeye çağırıyoruz.

İhtiyacımız olan feminist hareket
Bu 8 Mart’ın Amerika’da yeni bir tür feminist hareket için sıçrama tahtası olmasını umuyoruz: işçi sınifından güç alan bir feminizm. Bu tarz bir feminizm yalnızca bir yürüyüş yerine grev örgütleyerek Washington’daki Kadın Yürüyüşü üstüne inşa edilebilir. Grev, kara dayalı bir sistemin en güçlü silahı olan kapital akışına sekte vurur. Grevimiz ücretli ve ücretsiz işi yapmayı reddetmek olacak – evde yaptığımız iş ve resmi işyerinde yaptığımız iş. Grev, kapitalizmi bitirebilecek olan tek sınıftan, işçi sınıfından güç alan bir feminizmin en somut örneğidir.

İşçi sınıfından güç alan bir feminizm tüm ezilen insanların yanında yer almalıdır. “Müslüman ve göçmen kadınlara, beyaz olmayan ve çalışan ve işsiz kadınlara, lezbiyen, cinsiyete uyumsuz ve trans kadınlara yönelik kurumsal, politik, kültürel ve ekonomik saldırılara karşı çıkan” Beyond Lean in Feminism’i yazan kadınları yineliyoruz. Birimize yapılan saldırı hepimize yapılmış gibi davranılmalıdır. Trans bir kadına karşı nefret suçu hepimize yapılan bir saldırıdır; siyahi bir bireye yapılan polis saldırısı hepimize yapılan bir saldırıdır; Trump’ın Müslüman yasağı hepimize yapılmış bir saldırıdır. Engeli olan insanlara orantısız şekilde yüklenen, sağlık hizmetlerine saldırılar hepimize yapılan bir saldırıdır. Bu tecrübelerimizdeki farklılıkları silmekten ziyade bize yapılan tüm saldırılara beraber karşılık vermemiz gerektiğini söylemektir, özellikle de en çok ezilmişlere yönelik saldırılara.

isci-sinifi-icinden-cikan-enternasyonalist-bir-feminizme-dogru-257199-1.

İşçi sınıfının içinden çıkan ve ondan güç alan bir feminist hareket bütün cinsiyet uyumsuz insanların ve kadınların (trans ve cis) hakları için mücadele etmeli, ancak sınıf tarafından ayrıştırıldığımızı anlamalıdır. Tüm kadınlar için kürtaj hakkını savunurken, kürtajın illegal veya kısıtlı olması halinde en çok etkileneceklerin işçi kadınlar olduğunu anlıyoruz. Kadınların erkeklerden daha az maaş aldığını ve bunun özellikle en düşük işlerdeki kadınlar için acı verici olduğunu anlıyoruz.

İşçi sınıfı feministleri kapitalist partilerin çıkmaz sokak olduğunu bilirler. Kurumsal feminizmi temsil eden Hillary Clinton, kapitalist yapılardaki en zengin kadınlar için iktidar konumları elde ederek hak arayan kadın kurtuluş planında/projesinde doğan iflasları açıkça ortaya koyuyor. Clinton emperyalizmi ve ırkçılığı, Ortadoğu’da droneların ve ölümün saltanatını ve Amerika’daki siyahi topluluk için kitlesel hapsedilme/tutuklanma mirasını temsil ediyor. Bernie Sanders bazılarına gerçek bir alternatif gibi gözükse de, Clinton’la aynı kapitalist partide faaliyet gösteriyor ve kendini Kongre’de “bağımsız” olarak tanımlarken zamanın %95’inde Demokratlarla birlikte oy verdi. Bugün, Demokrat parti içinde sosyal yardımın başkanlığını yapıyor, ve bunu “Demokratların halka dönük çabalarını genişletmek” için kullanacak.

Gerçi, Sanders ile ilgili sorun Demokrat Parti’deki varlığından daha derinlere iniyor. Kurumların daha vatansever olmalarını ve işleri Amerika içinde tutmalarını talep eden “kurumsal bir vatanseverlik” savunarak Trump’ın “Önce Amerika” anlayışını yansıtan bir politikacı olan Sanders ile enternasyonalist bir kadın hareketi inşa etmek imkansızdır. Yüzde yüz İsrail yanlısı olan ve Bush’un Irak’a açtığı savaşı finanse etmek için oy veren Sanders ile enternasyonalist bir kadın hareketi kuramayız. Sanders’ın pozisyonları işçi sınıfının enternasyonalist feminist hareketi ile bağdaşmaz.

Biz bütün kadınları saldırılara karşı savunan bir feminizm istiyoruz, bu nedenledir ki işçi sınıfının içinden çıkmalıdır. Hillary Clinton’un neo-liberal feminizmi ve Sanders’ın milliyetçiliği bizi savunamaz ve savunmaz. Yalnızca bütün haklarımız için taviz vermeden savaşan bir feminizm kurtuluşumuzu sağlayabilir. Yüzde 99’un haklarını kazanabilmek için feminizmimiz, bize saldıran ve bizi satan Cumhuriyetçiler ve Demokratlarla, ve ücretli ve ücretsiz emeğimizden kazanç sağlayan kapitalist sistemle savaşabilecek tek sınıf olan işçi sınıfının kuvvetinden güç almalıdır. Sadece işçi sınıfı sistemi dizlerinin üstüne çöktürecek güce sahiptir.
isci-sinifi-icinden-cikan-enternasyonalist-bir-feminizme-dogru-257200-1.
Bu nedenle feminizmimiz Demokrat Parti’den bağımsız olmalı ve işçilere kısa çöpü veren perde arkası anlaşmalar geçmişi olan sendika liderleriyle mücadele etmelidir. Bu nedenle, işçi sendikalarının 8 Mart’ta grev çağrısı yapmalarını talep etmeliyiz ki onlar olmadan kitlesel bir grev neredeyse imkansızdır. Sendika yöneticilerine aralıksız baskı uygulamalıyız çünkü onlar Demokrat Parti’ye ve siyasi düzene bağlılar ve grev kadar yıkıcı bir eylemi kolay kolay desteklemeyeceklerdir.

İşçi sınıfının gücünden kuvvet alan bir feminizme çağrı yapmamızın en önemli nedeni sadece Trump’ı yenmek istemiyoruz, içinde yaşadığımız perişanlığa neden olan kapitalist sistemi de yenmek istiyoruz. Meksika’nın serbest ticaret bölgesinde günde 10 saat çalışan ve Amerika-Meksika sınırını özgürce geçebilecek ürünleri üretmek için her tür şiddete uğrayan kadınların bulunduğu, insanların %1’inin dünyanın zenginliğinin yarısını kontrol ettiği bir sistemi yenmek istiyoruz. Siyahi ve kahverengi insanların aşırıoranlarda hapse atıldığı, kadınları düşük maliyetli eşyalar üretmek için hapishanede bırakan veya dışarıda tutarak geçimlerini sağlamak için çeşitli düşük ücretli işlerde çalıştıran sistemi yenmek istiyoruz. Bu sistemin işlemesini sağlayan ürünleri, ve kazançları, üreten işçi sınıfıdır, ve yalnızca işçi sınıfı buna bir son verebilir. Kapitalist bir toplumda yaşayan kadınlar olarak yaşadığımız baskıya son vermek istiyoruz, o halde baskılanmamızdan kazanç sağlayan sömürgeci sisteme son vermeliyiz.

www.leftvoice.org ‘da 12 Şubat 2017’de yayımlanan Carmen C.A. ve Tatiana Cozzarelli imzalı “Towards an Internationalist Feminism Rooted in the Working Class” başlıklı yazıdan çevirilmiştir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*