Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “İşçi Sınıfı ve Anayasa: Bu Anayasada İşçi Sınıfı Yok!” paneli yapıldı

“İşçi Sınıfı ve Anayasa: Bu Anayasada İşçi Sınıfı Yok!” paneli yapıldı

Etkinlik İşçi Meclisi’nin hazırladığı görsel sunum ile başladı. İşçi Meclisi gazetesinin yeni anayasa tartışmalarına ilişkin hazırladığı görsel sunumun ardından konuşmalara geçildi. İlk sözü alan avukat Seyit Nusret Öztürk konuşmasına burjuva sistemde en tam yasalara sahip olsak bile korumak ve geliştirmek için sürekli mücadele gerektiği vurgusuyla başladı. Av. Seyit Nusret Öztürk ilk tur konuşmasında özetle şu vurguları yaptı:

“Sadece anayasa ve yasalar değil hayatın her alanında sınıfı koruma göreviyle karşı karşıyayız. Mücadele demokrasi mücadelesi değil, demokratik hak ve özgürlükler mücadelesidir. İkisi aynı şey değildir. İşçi sınıfı devrim yapmakla mükelleftir. Devrimle sadece kirlenmiş çürümüş kapitalist sistemi yıkmak değil, sistemin kendisine bulaştırdığı lekeleri de gömecektir. İşçi sınıfının sisteme bir anayasa paketi ile gitmesi doğru değildir. Demokratik hak ve özgürlükleri savunması gerekir. Lenin, demokrasi okulunda okumayan proletarya devrim yapamaz diyor. Devrim için bu elzemdir. Önümüzü düzleyecek için özgürlüklerdir bunlar. Anayasa belirli bir kesitte sınıf mücadelesinin konsolidasyonu, özetidir.

Sınıf mücadelesi daha ileri olduğu durumda anayasada da sınıfın haklarına ilişkin maddeler daha geniş yer alır. Bazen de mücadelenin önünü kesmek için kapitalizmin ihtiyaçları nedeniyle anayasaya yerleştirilir. Mevcut anayasada üretim ilişkilerini düzenleyen 8-10 madde var. Zorla çalıştırma yasağı var. Fakat zorla çalıştırma, angarya yasağına açıklık gerekiyor. Angarya insanların emek gücünün karşılığı ödenmeden çalıştırılmasıdır. Hayatın her anında angarya uygulanıyor. Fazla mesai ücretinin ödenmemesi gibi. İşsizliğin önlenmesi maddesi. Çalışmak herkesin ödevi değildir, hakkıdır. Kapitalizmde işsizler ordusuna ihtiyaç var. Üç çocuk bununla bağlantılıdır. Tam istihdam kapitalizmde bir hayaldir. 50. madde, çalışma şartları ve dinlenme hakkı. Böyle midir? İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu’nda kapitalizm çocuk ve kadın emeği üzerine yükselmiştir. Sermaye, birikimini böyle sağlamak istiyor. İşçilerin kendisine ve işin niteliğine uygun çalışması gerekir. 2003 İş Yasasına bağlı yönetmelikler çıkarıldı. Mesela 7,5 saat çalışılabilir işler yönetmeliği. Raspa, boya, kaynak işleri böyledir. Ama 11–12 saat çalışılıyor. Hakların anayasa ve yasada bulunması değil, kullanılabilir olması için mücadele edilmeli. Dinlenme hakkı. Ben buna işçinin kendisini rektifiye etmesi diyorum. İşçi bu haktan yoksundur. Kamuya 10 aylık 50 bin geçici işçi alınacak, Yargıtay yılda 11 aydan az çalışanlara izin hakkı yok kararı aldı. Ücretli izin hakları kanunla düzenlenir. Ama yasada yasayla engellenir oluyor. Anayasa asli, yasalar feri fail gibi, ama asıl iş feri faile düşüyor. İkisine karşı da mücadele gerekiyor.”

İkinci konuşmacı Umut Yeşerendedir Emek Kolektifi adına konuşan Munzur Pekgüleç oldu:

“Bu anayasada sınıfın olmadığı sinevizyonda gösterildi. Bu kapitalizmde doğaldır. 24 Ocak kararlarının anayasal hale gelmesi için 12 Eylül darbesi yapıldı. Darbenin ilk açıklamaları iktisadi hayatla ilgilidir. Çalışma, izin, ücret, ikramiye, sosyal yardım vb.ler. Sermaye anayasada sınıfın haklarını kısıtlar. Haklar hep sınırlanır. Ödevler için ceberut devlet iş başındadır. Vergi ödememek, askerlik yapmamak mümkün değildir. 12 Eylül anayasasının ceberutluk, şovenlik, cinsiyetçiliği üzerinden 32 yıl geçti. Bu hiçbir siyasi partiyi rahatsız etmedi. Toplumun gazını almak için demokrasi söyleminden de geri durmadılar. Anayasa derken kapitalist sosyal devletin nedeni sınıf mücadelesi olmuştur, bunu unutmamalıyız.. Sovyetler zamanında en ceberut kapitalist devletler bile sosyal devlet yönünü öne çıkardı. Avrupa sınıf hareketinin rolü de var, ama sosyal talepleri toplumun gazını almak için anayasaya koydu. Bizde de 12 Eylül öncesi mücadele devletin sosyal yanını öne çıkardı. Sınıflı toplumda anayasada sosyal sınıfların yer alması beklenir. Bir kurucu meclis olmalı kısmi burjuva demokrasisi için bile. Parlamento partileri ile anayasa tasarlamak boş bir hayaldir. Bir kurucu meclis gerekiyor.

Bugün anayasa için görüşmeler yapılıyor. Sivil demokratik şeffaf anayasa çıkacak. Bu bir hayaldir! İşçi sınıfı, Kürt, Alevi, kadın, genç açısından olumsuz bir zemindir. Sendikalar sistemin sibopu durumunda. Sendikaların en ciddi sorunu örgütlenme, iş kanunu. Örgütlenmenin önündeki engellerin kalkması, TİS engellerinin kalkması lazım. Taşeron çalışma, kölece işçi çalıştırma. 1 Mayıs’ı kutluyoruz, 8 saat tasfiye edilmiş durumda. Buraya gelenlerin yüzde 30′u Taksim’den geldi. Sınıfla buluşma zayıflığı var. Örgütlenme, TİS, sendika yasakları kalkmalı. Polis, jandarma, yasalar, devlet ve çalışma bakanlığının müdahalesini zorlaştıracak bir formülasyon gerekiyor. Sendika seçme referandumu, TİS referandumu, açık beyan olmalı. Barınma, sağlık, eğitim, ulaşımın ücretsiz olmasını talep etmeliyiz. Karların bir bölümü işsizlere fon olarak ayrılmalı. İşsizlik sigortasından 600 gün prim ödemeden yararlanamazsın. Oysa kapsam dışı, güvencesiz, sigortasız çalıştırılıyor işçiler. Bilinçli bir tercihtir bu. Açlık sınırı 900, yoksulluk sınırı 3 bin lira. Asgari ücret 689 lira. Anayasada insanca ücretin örgütlü olmaya bağlı olmaksızın olması gerekiyor. Bu toplum sermaye toplumudur. Sınıfların güç dengeleriyle orantılı anayasa çıkar. Dolayısıyla bunun yolu sınıf mücadelesi ve sınıf iktidarıdır.”

Panelde üçüncü sunum, TTB Merkez Konsey üyesi Dr. Hüseyin Demirdizen tarafından gerçekleştirildi:

“Anayasalar toplumsal güçler arasındaki ilişkiyi tanımlayan üst metinlerdir. O andaki durumu tarif eder. Biz hangi haklara sahip olmamız gerektiğini biliyoruz. Kapitalizmin ilk döneminde taşıdığı ilerici, aydınlanmacı, anti-feodal özünden kaynaklanır anayasadaki haklar. Sonraki dönem sınıf mücadelesinin geliştiği, tavizler vermeye başladığı, kendisinin gericileştiği dönem. 1924, 1961, 1982 anayasaları. Sosyal devleti değiştirdiği dönemdir 1982 anayasası. 30 yıldır ’82 anayasasının tasfiye edemediği yasalarla hükümetin dönüştürmeye çalıştığı yasaların çeliştiği bir süreçteyiz. ’82 bütün alanın dönüştürülmesinin başlangıcıdır. Sosyal ve gündelik hayata ise bugün muktedir olmaktadır. YUİKK (Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurumu) var. 2001′de kuruldu. Türkiyeli sermaye örgütleri artı küresel sermayenin büyük gruplarından oluşuyor. Örneğin Dünya Bankası temsilciliği vd. Neden bu yapı? Sosyal devlet yapısını tasfiye için. Doğrudan kendi temsilcisi üzerinden yönetmek için. Parlamentonun rolü ortada, yasalar parlamentoda uzun uzun konuşulmuyor bile. Bir de YDK (Yatırım Danışma Konseyi) var. 2004′te kuruldu. Başbakanın başkanlığında çalışıyor. Yılda bir kere hesap veriliyor YDK’ya…

Bugün temsili demokrasinin ortadan kalkması, doğrudan sermaye iktidarı söz konusudur. Ulusal bir sermaye yoktur bugün. KHK’larla devletin temel alanları düzenleniyor. Sağlık gibi. Durum bu ise talep etmenin anlamı yoktur. Anayasa tartışmalarına katılım, sermayenin durumunu meşrulaştıracak bir katılım olur. Devletin sağlık politikası KHK ile yapıldı. Devlet hizmet sunumundan çekildi. Kural koyacak ve sopa rolü oynayacak. Dolayısıyla yeni dönemin anayasal güçler dengesini kestirmek zor değil. Çalışmayı bireysel bir faaliyet haline getiriyor iş yasaları ile. Bizim birikimimiz ise bir önceki dönemden geliyor. Örneğin TTB. Sermaye kendi ihtiyacı için kurmuş. Şimdi o amaç kalkınca senin konumun da kalkıyor. Artık yeniden tanımlamak, organize etmek, mücadele ve örgütlenme seçenekleri gerekiyor. İdeolojik hegemonyamız yok. Bu yolda mücadele ederek ilerlemeliyiz.”

Ardından söz alan İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi temsilcisi S. Murat Çakır, konuşmasında özetle şu vurguları yaptı:

“Bizler Taksim’de Esenyurt’taki iş cinayeti için eylem yaptık. Sadece taşeron değil güvenceli, sigortalı, sendikalı işçiler de iş cinayetine kurban gidiyor. Bugün 24 milyon işçi var. 150 bini TİS yapabiliyor. Somut bir mücadele yoksa söylemde ne söylesek boştur. Karel’de çalıştığımda duvara asılı “Ölmek var izin almak yok” yazısını kendi gözlerimle bizzat gördüm.

İş cinayetlerine karşı mücadele de anayasa tartışmalarının bir ayağı. İş cinayetleri anayasal suç sayılmalı. İş cinayetleri kapitalizm olduğu sürece devam edecektir. Ama azaltılamaz mı, emeğin korunması sağlanabilir. İSİG bu amaçla yola çıktı. TTB ve TMMOB iş cinayetleri karşısında teknik yaklaşıma sahip, ayrıca işçi-işveren-devletten oluşan kurum olmalı diyorlardı. Buna itiraz ettik. Bir komisyon oluşturulduğunda ikiye bir oy hakkı kalacaktı çünkü işçilerin. Esenyurt’tan sonra yeni yasa çıkarsa iyileşir deniyor. Var olan yasalar bile uygulanmıyor oysa! Sayaç işçileri 10 bin liralık boş senet, istifa kâğıdı imzalayıp 11 aylık ücret için işe giriyorlar. Esenyurt’ta mühendis, işçilerin koşullarını önceden rapor etmiş.

En önemlisi sınıf çalışmasında süreklilik ve işçi demokrasisidir. Ben SBF mezunuyum. Ben anayasadan 3–5 sayfalık bir metin anlıyorum. Sınıf buna 10–15 madde ile dâhil olur. Örgütlenme özgürlüğü, çalışma saatleri, İSİG gruplarının en az yarısının işçi temsilcilerinden oluşması. Ama yaptırım için bir güç gerekiyor. Kürt hareketinde özörgütlenme var. Anayasa tartışmasına dâhil olmada bir güvence olarak gerçekleştirilen bir örgütlenme. Sınıf için de böylesi özörgütlenmeler gerekiyor. Yasalar bile uygulanmıyor. Sermaye zaten yarısını yapmış anayasanın! Biz dâhil olabiliriz ama bağımsız bir kulvardan olmalı bu. İş cinayetleri bir kaldıraç olabilir.”

Panele katılan Kaldıraç dergisi temsilcisi özetle şunları ifade etti:

“Sinevizyon durumu özetledi. Anayasa atmosferi yok. Alttan alta yürüyor. Kendileri de bu durumdan rahatsız. Bu anayasada işçi sınıfı yok. Zaten işçi sınıfı yok ortada! Sınıf ’80′den sonra üçe dörde katlandı. Ama karşılığı yok. Burjuva anayasada sınıf lehine bir şey çıkmaz. Örgütlü bir güçle olabilir. “12 Eylül anayasası eskidi” deniyor. “Daha demokratik bir anayasa” deniyor. TÜSİAD 12 Eylül anayasasını savunuyordu. Ne değişti? 12 Eylül iktidarı alamamamızın bedelidir. Eskiten nedir? Sermayenin yeni eğilim ve uygulamalarıdır. Güvencesizleştirmeyi anayasaya yerleştirecekler. Bırakırsak 12 Eylül’den daha eski bir anayasa çıkar. Devletin yeniden dizaynıdır. Bölgedeki emperyalist savaşın ülkemize yansımalarıdır. ABD güdümünde bir anayasa çalışmasıdır. Düşünün bugün Cemil Çiçek gibi bir anayasa komisyon başkanı var. Herkesten görüş alınması bir illüzyon. Web sitesi açtılar, aykırı talepler gidince kaldırmışlar.

Egemen sınıf içinde yeni bir kesim oluşuyor. Türkiye sermayesinin siyasi ortağı ABD, ama ekonomik olarak Avrupa sermayesinin elinde. ABD şimdi Arap sermayesini kullanıyor (TUSKON vd). Burjuva demokrasisi burjuva diktatörlüğüdür. İşçileri tutacak bir çerçevedir. Anayasayı değiştirme çabalarında birinci etmen kendi aralarındaki kavga, ikincisi Kürt halkının mücadelesidir. Anayasayı birçok noktadan rafa kaldırdı Kürt hareketi. Bugünkü anayasaya göre Kürt demek suçtur. Sınıfa saldırılar için de, Kürt mücadelesi tarafından eskitildiği için de yeni anayasa gerekiyor. Devlet, hukuk güvenilirliğini yitirdi. Anayasa çalışmaları ile bunu sağlamaya çalışıyorlar. Kürt halkı mücadelesini anayasada kayıt altına aldırtabilir. Bugünkü aşamada hem kazanım olur, hem de mümkün olabilir bir şeydir. Sınıf yok çünkü örgütlü değil. Ancak örgütlenme özgürlüğünün önünü açmak için mücadele yürütülebilir. Sendikalar en azından bunun için çaba gösterebilir.”

İlk tur konuşmalarda en son sözü alan Devrimci Proletarya temsilcisi ise ilk konuşmasında şu vurguları yaptı:

“Anayasa gündem değil” diyerek kendiliğindenci davranmak, ancak burjuvazi gündeme getirince tepki vermekle ve bu yüzden etkisiz hayırcı muhalefetle sınırlanmak sarmalından kurtulmalıyız. Hazırlanma, yığınak yapmalı, kitlelerin gündemine biz sokmalıyız. Ön mevzi ve kanallar yaratmalıyız.

İkinci olarak anayasa zaten fiilen her gün yapılıyor. 4+4+4 eğitim yasası, sağlıkta dönüşüm, esnek kölelik yasası, kadınlara aileyi koruma yasası, Kürtlere yeni saldırı stratejisi, küresel tekelci kapitalizm bölge merkezi ve bölge gücü, Suriye savaş, vd. Anayasa bunları bir üst düzeyden resmileştirecek. Sınıf düşmanımız bu mücadeleleri fiilleştirme ve bir üst hedefe bağlama hedefi gütmektedir.

Varsayalım ki anayasa gündemde değil, işçi sınıfı sol hareketin gündeminde mi? İşçi sınıfı yalnız Tekel gibi büyücek direnişler ya da Esenyurt gibi büyük işçi katliamları olduğunda hatırlanıyor. Demokratik sorunlar öne çıkıyor, Kürt, kadın, aleviler, eğitim, savaş… Fakat işçi sınıfı salt sendikal sorun ve hareketle sınırlı görüldüğünden, solun gündeminde de yok. Oysa demokrasi sorununun asıl sahibi ve çözücüsü ancak işçi sınıfı olabilir. İşçi sınıfının kendi bağımsız ekseninden, sınıf gücüyle müdahil olmadığı hiçbir toplumsal, siyasal, ekonomik sorun, devrimci temelde çözülemez. Anayasa sorunu da öyle. Anayasa bir yerde burjuvazinin yeni sömürü ve egemenlik programıdır (2023 Türkiye vb). Burjuva anayasasının karşısına bağımsız bir mücadele programıyla köktenci ve uzlaşmaz karşıt biçimde çıkabilecek tek sınıf proletaryadır. Neden: Çünkü tüm burjuva anayasaların asıl “değiştirilmesi teklif bile edilemez” maddeleri, özünü ve temelini oluşturan şeyler şunlardır: Özel mülkiyet, sermaye egemenliği, meta egemenliği. Ve bunlara ancak proletarya uzlaşmaz karşıttır. Onun dışındaki sınıfların gündeminde bile yoktur.

Neden yeni anayasa yapılıyor? Yeni bir dünya, toplum birey durumu ortaya çıktı. Yeni anayasa çelişki ve çatışmalarda artış, eskisi gibi yönetemez ve sürdüremez olduğunun itirafı. Sınıf ilişkileri, egemenlik ilişkileri, Kürt sorunu, kadın sorunu, birey sorunu, eğitim, sağlık, kent, doğa, vd kendini dayatıyor. Yeni anayasa yeni sorun, ihtiyaç, çelişki ve çatışmaların ifadesi, hem de sermayenin bir üst küresel bölgesel tekelci birikim ve egemenlik ekseninden düzenlenmesidir. Kürt, kadın, kent, birey vd anayasal düzleme taşınması, kapitalizmin geldiği gelişme düzeyinin ortaya çıkardığı dev çaplı yeni toplumsal siyasal ihtiyaç sorun ve çelişkilerin itirafıdır. Çünkü burjuvazinin eski sömürü ve egemenlik biçimi yetmiyor. Eskisi gibi yönetemez hale gelmiş durumda, Kürtler, kadınlar, diğer devletlerle ilişkiler, kamu işçi ve memurları. Sömürü ve egemenliğini bir üst düzeyden, bölgesel ve küresel düzeyden genişletip derinleştirmek istiyor. Sorun: Burjuvazinin yönetebilir hale gelmesi mi, bu kapsamda neoliberal demokratik, sosyal reformist vb mi? Yoksa ne eskisi gibi, ne de yeni neoliberal demokratik biçimde yönetilmek, var olmak istemiyoruz mu? “

Verilen aradan sonra katkı, soru ve yanıt bölümüne geçildi. Bu bölümde ilk sözü alan İSKİ’den atılan direnişçi bir işçi şunları söyledi:

“Bu anayasada ne var ki? Finans kapitalle alakası var bu anayasanın. Kürdistan da denebilir anayasada. Alana değil verene bakacaksın. Sermayeye bir isim koymanın bir anlamı yok. ABD, Avrupa emperyalizmi demenin bir anlamı yok. Türkiye ile Mısır anayasa referandumları aynı zamanda yapıldı. Mevcut dünya düzeninin kabul görmediğini gösteriyor. Burjuva demokrasisi çatlaklar arasına sızarak domuzdan kıl koparmak evet ama… İşçilerin politik olması değil, Marksist politik olması gerekir. Işçi 750 TL de alsa 5 bin de alsa işçi. Bu anayasada eşcinsel de yok, engelli de yok. Kimse aslında yok.

Ali Gülçiçek: Anayasa konusuna yaklaşım işçi görüşüyle nasıl olmalı konusunda iki görüş var. Biri demokratik hak ve özgürlükler temelinde. İkincisi sosyalist olmalı. Sistemin ufku dışında olmalı. İşçiler nereden müdahale etmeli, nasıl bir örgütlenmeye sahip olmalı? Bunun cevabı yoksa her iki düşüncenin de üzerinde durulamaz. Ülkenin yüzde 80′inin muhafazakâr olduğu bir yerde solun ve sosyalizmin işçilerle buluşması nasıl olacaktır. 4 kere anayasa yapıldı. Sol yeni bir dünya için yeni bir bakış açısı kazanmalı. Sendika ve diğer örgütlenmeler var. Bunlarla birlikte hareket edebilir miyiz? Yeniden mi başlamalı? Bu soruların yanıtı pratik bir tavrı gerektirir.

Hey Tekstil direnişçisi bir işçi: Batmanlıyım. 11 yıldır Hey Tekstil’deyim. 2008 sonuna kadar ücretimizi hiç olmazsa düzenli alıyorduk. 10 saat deniyor ama ben 72 saat işyerinde kaldığımı biliyorum. 2008′de Hey Tekstil ihracat şampiyonu oldu, bizim ikramiyelerimiz kesildi. Sıfır zam aldık. Banka hortumladılar. Patron 3 ay ceza aldı sadece. Bugün hakkımızı almak üzere dava açmak için bile 500 lira gerekiyor. Ben 11. ayda işten çıkarıldım. Arkadaşlarım atılınca onlarla direnişe katıldım. 53 gün oldu. Üç kere meclise adam gönderdik. Süleyman Çelebi geldi, “fabrikanın bacasının tütmesi” önemli dedi. Bizim bacamız tütmüyor ama! 3 arkadaşımız da girsin dedik onun patronla görüşmesine. “Ben bunu kabul edemem, rahat konuşamayız” dedi. Newroz’da da gördük, her şeye saldırılıyor. Lifung’un kapısını kapattık 3 saat. Oraya çevik kuvvet getirdiler. Her şeyde işçiye saldırı oluyor.

Erkan Arslan: Burada konuşulanları Hey Tekstil işçilerine nasıl anlatırız diye düşündüm. Demokratik hak ve özgürlükler ile sosyalist bir anayasa söylemini karşıt koymadan buluşturabilecek bir tarzı sınıfla nasıl paylaşabiliriz. Kurucu meclis konusunda sınıfı kim temsil edecek tartışması bitmez. Ama DİSK, Türk-İş vb sınıfa yabancı, sınıfın dışında yapılar. Sınıf talepleri ne olabilir? İstihdam Stratejisi 2023 diyor, TÜSİAD’ın 2050 vizyonu var. Bizim 2012′miz var mı? Bu anayasada sınıf yok. Burada da yok…

Bundan sonra ikinci tur konuşmalara geçildi.

Nusret Öztürk: İşçiler ancak acil ekonomik ve demokratik talepleri çerçevesinde mücadeleye başlıyorlar. Bunu salt ekonomik demokratik mücadele olarak algılarsak reformizm olur. Sosyalist devrim rotasından şaşmadan ekonomik demokratik talepler doğrultusunda mücadele. Onlarca yıldır kadro hareketi olmaktan öteye gidemeyen hareketler ancak böyle kitleselleşebilir. Demokrasi okulunda okumayan işçi sınıfı devrim yapamaz. Paris Komünü, Ekim Devrimi böyle oldu. Bunlar domuzdan kıl koparmak değildir. Talepler olarak: Çalışma hakkı ve iş güvenliği, esnek çalışmanın iptali. Ücretli izin hakkı. İş güvenliği ve işçi sağlığı. Örgütlenme, grev, TİS önündeki engellerin kaldırılması. Sosyal güvenlik hakkı. Emekgücü bedeli gaspında parasız yargı hizmetinden yararlanma hakkı (’70′lerde işçiler dava açarken ödemeden muaftı. ’80′de geldi. 1 Ekim’de bunun gelmesiyle iş davaları yüzde 70 oranında azaldı.) İşsizlik sigortası. Parasız sağlık hakkı. Parasız öğrenim ve kendini geliştirme hakkı. Anayasal ve yasal düzlemde bunlar talep edilmelidir. Asgari ücretin yoksulluk sınırının üzerinde olması gerekir. Bunlar burjuva demokratik taleplerdir ama burjuvazi gerçekleştiremez. Sınıfın geçerken çözeceği taleplerdir. İşçi sınıfı entelektüel olarak kendini geliştirebilmeli, işçi üniversiteleri kurulmalıdır. Meslek hastalıkları hastaneleri yaygınlaşmalıdır.

Munzur Pekgüleç: Anayasa güç meselesidir. Kürtleri kimse yok sayamıyor. TÜSİAD’ın anayasa önerilerinde cins, Kürt, Alevi konusunda bizden ileri önerileri var. İşçiler kavga etmeye üç kap yemeğin kalitesinden başlar. Elle tutulmayan hiçbir lafa prim vermezler. Sınıf nerede biz neredeyiz. Sosyalizm diyerek sosyalizm anlatılmaz. Kurucu meclisten kasıt, bugünkü sistemdeki yasal kurumlar değil. İşçi, meslek grupları vd. nin temsilcileridir. Güç olma sorunudur.

Hüseyin Demirdizen: Bugün için kurucu meclis diye bir ortam yok. Bugün için liberal olmasına rağmen sermayenin ilericilik ve özgürlük gibi bir konumu yok. 12 Eylül eskidiyse eskimek değil, sermaye için yeterli değil artık. Antibiyotiklere karşı mikropların direnç kazanması gibi. Mevcut hal ve anlayışla örgütler sınıfın sorunlarını çözmek açısından sorun taşıyor. Hey Tekstil’e somut yanıtım yok. Seli yağmur damlalarının aynı yere akması yaratır. 10–15 yıllık birleşik mücadele perspektifi gereklidir.

S. Murat Çakır: Yüzde 80 muhafazakâr olabilir ülke, ama işçiler kime oy versinler… Panzehir olan örgütlenmedir. İş güvenliği için yapılan, ücret ve iş güvencesi için yapılamaz mı? 28 Nisan günü iş cinayetleri için anma günü etkinliği var Petrol-İş’te, beraber örgütlemeliyiz. Örgütlenme özgürlüğü, çalışma saatleri, iş güvenliğini çiğnemenin anayasal suç olması olabilir. Bunlar güçle ve süreklilikle bağlantılı.

Kaldıraç: Var olan örgütleri yok sayarak hareket edilmemeli. Ama örgütler saldırılara karşı durabilen bir pozisyonda da değil. Örgütlerle tartışmalı bunları. Sendikalardan vazgeçilemez ama nasıl bir sendikal hareket… Fiilen yaptıklarını anayasaya geçirecekler. Yeni burjuva kesimlerinin kendilerini koyması, ülkenin yeniden dizaynı gerçekleştiriliyor. Bunda Kürt mücadelesinin önemli bir etkisi var. Anayasada Kürt denmesi basit bir şey değildir. Burada sarsılan devletin ideolojik çimentosudur. Bugün kurtuluş değil tırnak içinde çözüm bile bedel gerektiriyor. Anayasayla sosyalizmin anlatılması ile belli taleplerin öne sürülmesi konusu çelişmez. Kürt sorunu, sınıf örgütlenmesi sorunu, sendikalar burada işe yarayabilir, işten atmaların yasaklanması gibi talepler yükseltilmelidir.

Devrimci Proletarya:
Devleti yalnız sözde yüksek sınıfın ve onların arpalığından geçmiş sözde yüksek zevatın yönetebileceği, işçilerin istek ve beklentilerini yalnız onların temsil edebilecekleri yolundaki o utanç verici önyargının kırılması şarttır. Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan işçilerin, burjuvaziyi devirerek kendi yaşam ve üretkenliklerinin egemeni olmaya aday ve yetenekli oldukları fikrine ve mücadelesine bir adım atmalıyız.Yeni anayasa bu açıdan önemli bir olanak. İşçi sınıfının ve kadın, Kürt, öğrenci, aydın bileşenlerinin doğrudan katılım ve yer almasıyla, işçi sınıfının mücadele taleplerini, yeni bir yaşam özlemini, kendi programını oluşturması ihtiyacına yanıt olmalıyız.

İşçilerin ilk büyük ihtiyacı, kendi ihtiyaç ve özlemlerinin sömürücü sınıf tarafından belirlenmesine son vermektir. Kendi ihtiyaçlarını burjuvaziden bağımsız olarak örgütlü ve bilinçli biçimde belirleyebilmeleridir. Yeni anayasa konusunda: burjuvazinin anayasa sürecine kuyrukçu katılım, şunlar da olsun değil, kendi özlemlerini doğrudan ifade edecek ve karşılanmasını güvenceye alacak kendi anayasalarını kendilerinin yapmasıdır. Ancak bir işçi devrimiyle, sermayenin egemenliğini yıkarak gerçekleşecek sosyalist işçi demokrasisi ve sosyalist işçi anayasasıdır.

Kapitalizmin orta ileri gelişmesi, işçilerin ve kent yoksullarının toplumun çoğunluğunu oluşturduğu, uzlaşmaz sınıf kutuplaşmasının her şeyin merkezine oturduğu bir ülkede, toplumsallaşmış bir işçi devrimini, sosyalist işçi konseyleri demokrasisini, sosyalist işçi anayasasını çok uzak ve belirsiz bir geleceğin sorunu olarak görenler, ya da defterden silmiş olanlar, ancak kapitalist sisteme tabi olanlar, onun düzeltilebileceğini sanarak fit olanlardır. Amacımız, işçilerin istemlerinin ücret-meta köleliği, burjuva demokrasisi sınırları içinde ve burjuvazi tarafından belirlenmesine karşı: işçilerin yakılaşan ihtiyaçlarını komünist devrim ufkuna genişletmektir.En yakıcı gündem, sorun, mücadele dinamiklerinin içinden gündemleştirmek. Özgüven ve inisiyatiflerini geliştirecek, öz mücadele organları, platformları. İşçi komisyonları, komite, meclisleri, tartışma, deklarasyonlar… İhtiyacımız olan yeni bir hayattır!

3,5 saati aşkın bir süre sabır ve ilgiyle dinleyen ve katkı sağlayan işçi katılımcılara teşekkür edilen etkinlik, İşçi Meclisi adına yapılan kapanış konuşmasının ardından alkışlarla sona erdi.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*