Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » İşçi sınıfı için acı ÇAYKUR dersiyle: Daha etkin kitle grevlerini örgütleyelim

İşçi sınıfı için acı ÇAYKUR dersiyle: Daha etkin kitle grevlerini örgütleyelim

Tek Gıda-İş, ÇAYKUR’da İşletme Genel Müdürlüğü’nün mevsimlik işçileri bir ay önce işe çağırması ve işçilere rüşvet dağıtmasıyla 1 günde kırılan grev konusunda bir açıklama yaptı.

Tek Gıda-İş’in açıklaması, greve hazırlıksızlığın ve işçiyi kafaca ruhça savaşıma hazırlamamış olmanın, satışın itirafından başka bir anlam taşımıyor.

Burjuvazinin işçi sınıfının üretimden gelen gücünü ve grev kavramını adeta tarihten silmeye çalıştığı bir dönemde, yasal ve fiili grevlerin yeniden işçi sınıfının gündemine girmeye başlaması, kuşkusuz başlıbaşına bir kazanımdır. Tarihinde hiç grev olmayan, tarımsal sanayi işletmelerinde özelleştirmelerle zayıflatılan, köylü emeği ile iç içeliği ve mevsimlik çalışma sistemiyle işçi sınıfının görece geri bir kesimini oluşturan ve Tek Gıda-İş gibi TEKEL’deki direniş kırıcılığı ile de sabıkalı bürokratik gerici bir sendikanın olduğu ÇAYKUR’da grevin gündeme gelmesi ise, işçi sınıfının yeniden canlanma ve mücadele nabzında yükselme sürecinin önemli bir göstergesidir. Bu yüzden sonuç, bu grev girişiminin önemini azaltmaz. Yalnızca, daha fazla sayıda grev kararı ve grevin gündemde olduğu günümüz açısından, daha etkin, daha hazırlıklı, daha örgütlü, taban inisiyatifine dayanan, liraya kuruşla sınırlanmayan kitle grevlerinin örgütlenebilmesi için gerekli derslerin çıkartılmasını gerektirir.

ÇAYKUR’da patron grev kırıcılık için iki temel silah kullanmıştır: Birincisi, TİS masasında vermediği paranın küçük bir kısmını, sendika ve grev kırıcılık için işçilere rüşvet olarak dağıtıvermesidir. Bu da bürokratik ücret (“liraya kuruş”) sendikacılığının sınırlarını göstermektedir. Özellikle 2008 krizinden bu yana ücretlerin dip yaptığı, işçilerin çoğunun borç harç içinde olduğu, ücret artışının çoğu TİS sürecinde en önde gelen, hatta tek mücadele talebi olduğu doğrudur. Fakat işçilerin buradan yükselen mücadele istemini, farklı talepler, ücretli köleliğe karşı sınıf bilinci ve taban örgütlülüğü ile birleştirmeyen, işçileri patronun çeşitli hile ve manevralarına karşı hazırlamayan, ufku yalnızca “liraya kuruş”la sınırlı bir sendikacılığın da sınırları bu kadardır. Günümüzde ücretli köleliğin mali kölelik (kredi borçları vd) ile pekişmesini, işçilerin borçlarını ödeyebilmek için acil paraya ihtiyacı olmasını, patronlar bazan öne çıkan işçileri, bazan daha geri işçi kesimine rüşvet dağıtarak sendikal örgütlülük ve grevleri kırmak için kullanmaktadır. Bu ücret dışında hiçbir geliri olmayan çoğu borç içindeki geri bilinçli işçilerin uzun soluklu grevlerden kaçınmasının önemli etkenlerinden biri olmaktadır. Ne var ki bürokratik TİS sendikacılığı da, işçiyi bilinç ve örgütlülük olarak bunu aşmaya hazırlamak yerine, buna yatmakta, topu hiç bir bilinç vermediği tabanın kendiliğindenliğine atmakta, hatta işçinin en geri içgüdülerini (korkularını) körükleyerek, bunu dişe diş grev ve mücadeleden kaçmanın bahanesi haline getirmektedir. Oysa aynı durum, mali kölelikle pekişen ücretli köleliğin açığa çıkarılması ve işçinin bilincinde tahammül edilmez hale getirilerek mücadele kararlılığının bilenmesi için değerlendirilmelidir.

İkincisi, grev ve sendika kapsamı dışındaki işçilerdir. ÇAYKUR’da mevsimlik işçiler, diğer pek çok işletmeden taşeron ve güvencesiz işçiler, ve tabii grev sırasında bile kapsam dışı işçi alarak üretimi sürdürmeye ve mal çıkarmaya dönük yasalar ve fiili uygulamalar, grevleri etkisizleştirmeye yöneliktir. Bu yüzden mevsimlik, taşeron, güvencesiz işçilerin kadrolu işçilerle birlikte örgütlenmesi ve birleşik mücadelesi için çetin bir çaba harcanmadan neoliberal çok katmanlı çok parçalı kölecilik eşiği aşılamaz. Aynı şekilde, bunu pekiştiren neoliberal istihdam ve çalışma rejimi kapanını yıkmak, yasalarını kaldırmak için mücadele zorunludur.

Bir diğer nokta, işçilerin uzun soluklu bir mücadeleye kafaca ve ruhça, bilinç ve taban örgütlülüğü olarak hazırlanması gereğidir. Ve tabii, kararlı, dirayetli, cesur, güven verici bir önderlik sorunu! İşçilerin kararlı, direyetli, cesur, güven verici, kendileriyle kaynaşmış bir önderlik görmediklerinde, özellikle günümüzdeki daha çetin sınıf mücadelesi koşullarında, patronların hileli manevralarına “hiç yoktan iyidir” diye boyun eğmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Tek Gıda-İş, bu sonucu bizzat hazırlamıştır. Tabandan coşkuyla mücadele iradesinin yükseltilmesine ve grev komitelerine dayanmayan, tepeden alınma, en fazla sınırlı sayıda, o da sendikal bürokrasi çarkının parçası olan temsilcilere dayalı bir grev iradesi de güçlü bir zemine dayanmış olmaz. Tek Gıda-İş’in işçilere sitemi de, yalnızca sendika bürokrasisinin sendika tabanına olan yabancılaşmasının, onu dışlamış olmasının, tek kelimeyle kendi grev kırıcılığının itirafıdır.

Tek Gıda-İş’in açıklaması:

BÜYÜK OPERASYON DEVAM EDİYOR!

Sendikamız ÇAYKUR Genel Müdürlüğü ve bağlı işyerlerinde grev uygulaması başlatmıştır.

Grev kararı, TEKGIDA-İŞ Sendikası üyesi işçilerle konuşularak, danışılarak alınmış bir karardır.

4 yıllık bir yetki mücadelesi sonrasında başlatılan toplu iş sözleşmesi müzakere süreci(böylelikle kayıp 5 yıla yaklaşmıştır), 70 kişilik işyeri temsilcisi heyetiyle birlikte yürütülmüştür. Sürecin işveren heyetince çözümsüzlüğe sürüklenmesi üzerine grev kararı alkışlarla alınmış ve nihayetinde grev uygulama aşamasına gelinmiştir.

İşletmede 10 bin civarında işçi çalışmaktadır. Bu işçilerin 7 bini mevsimlik statüdedir, yılda 120 gün çalışır; diğerleri ise daimi işçi statüsündedir. Kalan 3 bin daimi işçinin yaklaşık 1500’ü de kanunen grev ve lokavta katılmayacak işçi kadrosundadır. Başka deyişle mevsimlik işçilerle birlikte fiilen bir greve katılabilecek daimi işçi sayısı binbeşyüzdür.

Ama kamuoyunun da malumu olduğu üzere mevsimlik işçiler, işveren ÇAYKUR Genel Müdürlüğü tarafından olağan kampanya açılışından bir ay önce işe çağrılmıştır. Üyelerimiz de bu çağrıya icabet etmiş, grev sabahı işbaşı yapmış dolayısıyla da greve katılmayacakları yönünde irade ortaya koymuştur. 1500 civarında greve iştirak eden daimi statüdeki üyemiz de bu gelişme sonrasında greve katılmaktan vazgeçerek işlerine dönmüştür.

TEKGIDA-İŞ olarak ortaya çıkan bu durumdan rahatsızlık duyulmaması mümkün değildir. Ancak yaşanan süreç, tarafların yaklaşımları ve ortaya çıkan sonuç birlikte değerlendirildiğinde, yaklaşık 5 yıl önce başlatılan “BÜYÜK OPERASYON” un, hala, hatta hızını hiç kaybetmeden sürdürüldüğü ortaya çıkmaktadır.

Her şeyden önce ifade etmek istiyoruz ki; işçimize, üyelerimize yönelik bir kırgınlığımız yoktur.

Ömürlerini, 4 ay çalışıp, kazandığıyla 12 ay geçinmek suretiyle geçiren insanların, nasıl bir ekonomik baskı altında yaşadıklarının elbette farkındayız. Kendilerine bir ay fazladan iş ve gelir imkanı sunulan bir teklif karşısında direnme güçlerinin olmadığının da farkındayız. Ama arka planda yatan asıl gerçeğin, kendilerini böylesine bağımlı hale getiren ve özgür iradelerinin baskı altına alınmasına izin veren toplumsal ve siyasi ortam ile yoksulluk ve sömürü düzeninin olduğunun da çok iyi farkındayız.

Bu nedenle üyelerimize hiçbir kırgınlığımız olamaz. Ama, grev kırıcılığına öfkemiz vardır.

ÇAYKUR Genel Müdürlüğü alenen grev kırıcılığı yapmıştır. Çay bitkisinin yetişme ve hasat sezonu belliyken ve kampanya döneminin mevsimsel şartlar gereği Mayıs sonlarında başlaması gerekirken, yaptıracağı iş olmadığı halde mevsimlik işçileri “1 ay önce” işe çağırmıştır.

Yılda 4 ay çalışıp, 12 ay geçinmeye çalışan ve artık kazandığını da tüketip, borca yaşamaya başlamış olan işçilerin, bu bir aylık fazladan gelire hayır diyebilme şanslarının olmadığı ortadadır.

ÇAYKUR Genel Müdürlüğü bu fazladan ve bir iş karşılığı olmaksızın geçirilecek süre için 20 milyon TL bedel ödeyecektir.

Bu parayı sözleşme masasında sendikaya teklif etmemiştir. Tersine grevden bir hafta öncesine kadar paranın adı bile telaffuz edilmemiş, son haftadaki görüşmelerde de böyle bir rakamdan bahis bile olmamıştır.

Yani toplu iş sözleşmesi masasına getirilse rahatlıkla üzerinde konuşulup, uzlaşmaya varılabilecekken, bu para “ulufe” verir gibi, işçiye dağıtılmış, grev kırıcılığı için kullanılmıştır.

Bu tutumu açıkça kınıyoruz. Kınıyoruz çünkü; ÇAYKUR Genel Müdürlüğü bir kamu kuruluşu olduğunu unutmuş, kamu parasıyla grev kırıcılığı yapmıştır. Bu para hiç kuşkusuz idari ve mali açıdan hukuki dayanağının soruşturulması gereken bir paradır.

Ama bu olayın perdesi kaldırıldığında ortaya çıkan oyun çok daha vahim görünmektedir.

Evet, 5 yıl önce başlayan, ÇAYKUR’dan TEKGIDA-İŞ’i tasfiye edip, yandaş ve emin ellere teslim etme projesi tüm hızıyla yürümektedir.

Bu uğurda önceki ÇAYKUR yönetimleri sahte, yalan dolu belge vermekten, şimdiki yönetim de grev kırıcılığı yapmaktan çekinmemiştir.

Orta Vadeli Program bellidir. ÇAYKUR özelleştirilecek kurumlar arasındadır. Tıpkı TEKEL’de olduğu gibi, ÇAYKUR’da da, TEKGIDA-İŞ’in meydanı özelleştirmecilere kolayca terketmeyeceği açıktır.

Çöpsüz üzüm istenmektedir. Yandaş, sessiz ve dümen suyunda giden bir sendika aranmaktadır. Aranan sendikanın TEKGIDA-İŞ olmadığı da açıktır. İşte başından beri yürüyen BÜYÜK OPERASYON budur.

TEKGIDA-İŞ bu oyuna teslim olmayacaktır. Bu günün meselesi grevse, grev kağıt üstünde yürümektedir. Toplu iş sözleşmesi masasında uzlaşma sağlanıp, yasal bir toplu iş sözleşmesi imzalanıncaya grev kararının kaldırılması söz konusu değildir.

ÇAYKUR işçisi rahat olmalıdır. Bir ay fazladan çalışmanın nimetinden yararlanıp, kendilerini özelleştirme operasyonuna karşı da uyanık tutmalıdır. Toplu iş sözleşmeleri için söylenen klasik sözdür;” Hiçbir uçak havada kalmaz.” Önemli olan büyük resmi görüp, tuzağa düşmemektir.

Yöre halkı, işçisinden, köylüsüne, esnafına, tüccarına kadar, ÇAYKUR varsa ekmek teknelerinin işleyeceğini, özelleştirildiği andan itibaren mutlak yoksulluğa sürükleneceklerini asla hatırdan çıkarmamalıdır.

MÜCADELE DEVAM EDİYOR, GÜCÜMÜZ YETTİĞİNCE DE DEVAM EDECEKTİR!

Tek Gıda-İş

uoyuna saygı ile duyurulur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*