Anasayfa » MANŞET » İşçi Sınıfı Hareketi ve Emeğin Korunması Mücadelesi

İşçi Sınıfı Hareketi ve Emeğin Korunması Mücadelesi

Asıl gözümüzü dikmemiz gereken işçi sınıfı hareketenin gelişim seyridir. Telekom grevi, birkaç saatlik işbırakmaların 30 bin kişilik mitinglerin, kitlesel yürüyüş ve yol kesmelerin olduğu SSGS yasasına karşı direniş hareketi, Kesk grevi, Tekel, Tariş, Marmaray direnişleri. Sağlık ve eğitim emekçilerinin direnişleri. Novamed, Tersane, İBM, E-Kart, Ambarlı ve Mersin liman, ATV, metal sektörü, belediye, itfaiye gibi sınıfın çok çeşitli kesimlerinin mücadelelerinde kısmi canlanma ve artan direşkenlik eğilimi. Yalnızca son dönemdeki öne çıkan bu direnişlerin sıralanması bile (ki devrimci basının, devrimcilerin ucundan kıyısından gündemine giren veya girmeyen yüzlercesi vardır) devrimcilerde hakim olan sınıf hareketinin ağır bir eziklik ve atalet içinde olduğu yönündeki düşünce tarzının ve ruh halinin doğru olmadığını göstermeye yeter. Sınıf hareketinde birbirini izleyen öz savunma direniş ve eylemleriyle, kesintilerle birlikte alt düzeyden de olsa bir süreklilik oluşmaya başlamıştır. Yer yer daha canlı, kitlesel, soluklu, Türkiye çapında gündemleşen direniş ve hareketler de ortaya çıkmaktadır. Ancak bu tür canlı, soluklu eylemler olduğunda, sınıf hareketinin bütünsel gelişim seyri, iç zayıflık ve kırılganlıklarına dair bir kavrayış yoksunluğuyla, aşırı abartılı beklentilere girilip, hayal kırıklığıyla boşluğa düşmeler de bir olmaktadır. Büyük heyecanlardan büyük hayal kırıklıklarına, anlık hamlelerden ağır ataletlere düşmek sınıf devrimciliğinin değil, küçük burjuva kendiliğindenci ve istikrarsız ruh halinin ifadesidir. Kriz dinamiklerinin devrimci yönden değerlendirilmesi, işçi sınıfının, kitlelerin içinde bulunduğu koşullarla, bilinç ve örgütlenme düzeyiyle birleşik değerlendirilmediğinden, krizin çözücü etkisi ve toplumsal tahribatı görülmediği ya da dışardan analizlerle geçildiğinden sadece fırsat yönü görülür ve taktik müdahaleler, aslında o bile değil, anlık ve kesitsel yüklenişlerle sınıf hareketinin ayağa kaldırılacağı, durumun hemen değiştirileceği düşünülür. Kendiliğindenci, yüzeysel analizlerden başlayan tek yanlılık, stratejik bir çalışmanın olmadığı taktiksel, anlık yüklenmelerle sonuç alınabileceğine ilişkin abartılı beklentilerle birleşir. Taktiksel yüklenmeler de stratejik çalışmaya geçiş için değerlendirilemediğinden -sınıfın, alanların içinde istikrarlı, soluklu, kökleşen çalışmaların; temel kurumsallaşma eksikliğinden- bu kez aynı şeyleri tekrar edip duruyoruz düşünce ve duygusuyla birleşerek kırılmalara yol açmaktadır. Sınıf hareketinin gelişme potansiyellerini görmeyen karamsar ve umutsuz bakışı kırmaya çalışırken nihayetinde sayısız gelgeç yönelim denemesinden sonra bunu daha da derinleştiren kendiliğindenci, olgucu bakış ve çalışma tarzı değiştirilmelidir. Sınıf içinde güç toplamakta stratejik ve güçlü bir iç örgüye sahip çalışmanın başlatılması, yerleşiklik kazanması ve kurumsallaşmasıyla hızlı taktiksel yönelimi birleştirebilmek- bunları gerçekleştirebilecek bir örgütsel ve kadrosal formasyon- yol alabilmenin koşuludur.

İşçi sınıfının saldırıya uğrayan ve uğrayacak bölüklerinin çok sayıda işten atma, sosyal hak ve ücret, statü kaybına yol açan bu saldırılar karşısında doğal, diğer deyişle kendiliğinden tepkisi direnmektir. Burjuvazinin stratejik bir kapsama sahip, fakat her kriz devresi ve sonrasında vites büyüten saldırıları karşısında, belli bir ön birikim zemininden gelen, hak kayıpları ve dayanılmaz hale gelen çalışma koşullarına karşı direnişlerin sayısında bir artış olması da kaçınılmazdır. Fakat sadece direnişlerin olacağını ve artacağını öngörerek ve sınıfa bu sınırlarda genel ve anlık yönelimlerle güç toplanamaz. Özellikle burjuvazinin büyük çaplı bir özelleştirme, tasfiye, güvencesizleştirme dalgasının daha düğmesine bastığı günümüzde, 1995 (Türk-İş’in 150 bin kişinin katıldığı Ankara mitingi) sonrasında ortaya çıkan ve süregelen direnişler, çözülme, geri düzeyde uzlaşma ve yenilgiler, sürekli hak ve mevzi kayıpları biçiminde gelişen süreçten geleceğe dönük temel devrimci sonuçları çıkarmak ve bunları örgütlenme ve çalışma tarzında da köklü bir dönüşümle, ısrarla pratikleştirmek zorunludur.

Özelleştirmeye karşı direnişlerde işçilerin başlangıçtaki tutumları direngenliği ile sonraki tutumları, sendikaların kendilerinin de varlık yokluk koşulu haline gelmesiyle daha sahiplenir olarak başladıkları direnişin zayıflması ve işçilerin direnç kaybı ortaya çıkmaya başladığında ise direnişi etkisiz kılıp uzlaşma kulvarına nasıl çektiklerini, bunun geri düzeylerde gerçekleştiğini ezberlemiş durumdayız. “Bu kadar kitleselliği, direngenliği, desteği olan Tekel direnişi bile sonuç almadıysa…” ruh hali, yalnızca geniş işçi kitlelerinin değil, devrimcilerin de ruh halini belirlemektedir. Aslında, işçi sınıfının geleneksel ve geniş yeni kesimlerinde azımsanmayacak bir özsavunma çabası ve artan direniş eğilimine karşın, bir çoğunun gelişim seyri ve sonuçlarının birbirinin benzeri olması; durağanlık ve hiçbir şey değişmiyor düşünüş ve psikolojisini işçi sınıfı ve devrimcilerde oluşturan da budur. Gerçekleşen güdük, ölgün genel grevin eleştirisi dahil kendiliğindenci gelişimin zayıflıklarının belirlenmesi, stratejik bir kavrayış içinden işçi hareketinin sendika bürokrasisinin hakimiyetinden çıkartılmasını hedefleyen ve mücadelenin iç örgüsünü değiştirecek taktik ve örgütlenme biçimlerini pratikleştiren politikalarla gidildiğinde güç toplanabilir.

Tekel direnişi ve Genel Grev üzerine

Tekel direnişi, krizin etkisi, birleşik güçlerin eylem süreçleriyle de -yatay bir seyir de izlese- birleşik eylemselliğe bir süreklilik kazandırması, hem Ankara’nın göbeğinde odaklanması hem de bir çok kente yayılı oluşuyla direngenlik ve etkisinin görece güçlülüğüyle ileriye doğru bir farklılık oluşturuyor. Fakat temel soruyu ve sorunu ortadan kaldırmıyor. Genel grev genel direniş, üretimi durduran, daha geniş sınıf kesimlerine yayılan ve sokağa taşan, sokaklara hakim olan, blokajlarla kavşakları kilitleyen sınıf militanlığı.. işçilerden yana çözümü zorlayacak temel eylem biçimi, biçimleri bunlardır. Eylem ve her türlü çalışmanın fiili inisiyatifinin sendika bürokrasisinin dışına doğru çıkartılmaya başlandığı grev, eylem, destek, enformasyon vb. komitelerin fiilen oluşturulması ve yürütülmesi. Farklı bölgelerdeki tekel işçilerini temsil eden, çekirdeğinde öncü işçilerin olduğu bir temsilciler/ delegeler meclisi… Direnişle ilgili temel kararları alacak ve son sözü söyleyecek olan bir işçi meclisi. Ve her tekelin bulunduğu bölgede grev direniş komiteleri. Ve toplumsal bağlantıların destek komitelerinin, aileleri örgütleyen kadın komitelerinin oluşturulması. Birleşik güçlerle de sendika dolayımıyla değil doğrudan bağlantılar kurulması. Fiilen ve olabilirse karara da dönüştürerek sendikanın bu işçi meclisinin belirleyip onaylamadığı hiçbir anlaşmayı yapamayacağı bir durumu ortaya çıkartmak. Gerçekleştirilmesi güç olsa bile bunların ısrarla somut politika olarak önerilmesi, gündemde tutulması, her direnişte çalışmasının yürütülmesi…

Bu tür direniş ve grevlerin başarısı düzen sendikalarının kontrol ve belirleyiciliğinin dışına çıkan işçilerin direniş sürecinde oluşturdukları direnişin gücünü de yansıtan seçili temsilcileri ve delegelerinden oluşan işçi komite ve meclislerinin oluşturulmasına bağlıdır. İşçi temsilcilerinden oluşan bu meclisler, direnişin sürdürülmesi ve bitirilmesi, bazı hakların kabulu ya da vaz geçilmesi ve temel eylem kararlarını işçi demokrasisi uygulayarak, tüm işçilerin katılacağı oylamalarla karara bağlamalıdır. Öncü işçi kurulları, işyeri komite ve meclisleri, direniş komiteleri, sınıf dayanışması komiteleri ve platformları, bugünkü koşullarda hem direnişlerin başarısının koşuludur hem de sınıf hareketini tek biçimlilikten kurtarmanın, kendi özgüç ve dinamiklerini de harekete geçirerek -ki direnişler bu yönde bir dinamik de yaratıyor- daha güvenli ve kararlı olmalarını, işçi hareketinin kitle temelinin de genişlemesi ve güç kazanmasını sağlayacaktır. Direnişlerin kendiliğindenci karakterinin aşılması ve makus talihlerinin yenilmesinin birinci koşulu budur. Onlara yeni bir örgütlenme bakışı kazandırmalıyız. Sendika bürokratları engellemeye çalışsa ve işçilerdeki sendikaya bağlı hareket etme düşünce ve duygusu karşı bir etken olarak işlese de direnişlerin gelişimi bu yönde bir ortam da yaratıyor ve bunun gerçekleştirilmesini başarının koşulu haline getiriyor.

Kendiliğinden direnişleri kendiliğindenlikten çıkartmanın ikinci koşulu, bu direnişlerin gerçekte salt ekonomik mücadeleler değil siyasal mücadeleler olduğu, saldırının sadece neoliberal ekonomik saldırı olarak değil burjuvazinin hükümette cisimleşmiş olarak tüm siyasal ve toplumsal gücünü-polis, yasalar, medyasını, işçi sınıfı içindeki parçalılık ve rekabeti – harekete geçirerek bu saldırıları örgütlediğini eğer öncü işçiler ve işçi hareketinin bunları etkisizleştirecek bir direniş örgütlemezlerse, direnişin ilk başlangıç aşamasından sonra burjuvazinin iktidarını zora sokacak, korku oluşturacak bir kararlılık ve direniş düzeyine sıçramazlarsa direngenliğini artıran hükümetin (sermayenin tüm gücünü arkasına almış ) artan direnci ve saldırıları karşısında etkisizleşecekleri ve onun koşullarına boyun eğecekleri açıkça söylenmelidir. İşçi direnişinin direngenliği, işçilerin mücadele ve özverisi bunların belirtilmesi çok önemlidir, işçilerin kendilerine olan güvenlerini artırır, işçi sınıfının diğer bölüklerine örnek ve esin oluşturur. Bununla birlikte salt burada takılınıp kalınırsa kendiliğindenliğe övgünün ötesine pek geçilemez. Direniş ilk aşamasından sonra ya sıçrayacak ya kırılmaya yüz tutacaktır. Direnişinin bu koşullarda başarılı olabilmesi ancak burjuvazinin ve hükümetin kazanacaklarına göre kaybedeceğinin daha fazla olacağını görmesi, eylemin sonuçlarının onlar cephesinden en azından kestirilemez hale gelmesiyle mümkündür. Direnişin ehliliştirilmesini de önleyecek biçimde sıçratılmasıyla bu gerçekleştirilebilinir. Olağan bir genel grev bu açıdan yeterli bir mücadele biçimi değildir. İşçilerin sürekli her gün her saat gerçekleştirecekleri çok çeşitlilikte ve burjuvaziyi, hükümeti, devleti taciz eden darbeleyen eylemlerinin yanısıra sokakları, ana caddeleri, kavşakları, körprüleri, limanları, sermayenin beyin ve kalp atışlarının olduğu mekanları ele geçiren, blokajlar yapan, sokağa taşan, sınıf militanlığının konuşturulduğu bir genel grev ve genel direnişin örgütlenmesi. Bu genel grev genel direniş şu gün şu saat sınırlılığını ve bu şekilde kontrollü başlayıp kontrollü bitirilmesi biçiminde düşünülmemelidir. Reformist işçi syasetinin genel grev biçimidir bu. Genel grev genel direniş küçüklü büyüklü sürekli eylemler dizgesi içinden sıçramalarla ve dalgasal bir şekilde gerçekleşen bir yığın eylemidir. Burjuvazinin ve sendikaların kontrolüne bağlı olarak gelişen ve gerçekleşen bir eylem değil burjuvazinin ve sendikaların kontrolünün dışına çıktığı ve onlarca oluşturulan barikatları yıkıp aştığı ölçüde başarıya ulaşabilecek olan bir eylemdir. Bundan dolayı genel grev ve genel direnişin nasıl olması-gelişimi ve hangi mücadele biçimlerini içermesi- gerektiği ve örgütsel temelini neyin oluştuacağı -işyeri komite ve meclisleri, genel grev genel direniş komiteleri, düzen sendikacılığı icazetinin kırılması- birlikte düşünülüp ortaya konulmalıdır.

Emeğin korunması mücadelesinde ayırdedici çizgiler

Üçüncüsü, korunamayan, büyük hak ve mevzi kayıplarına uğrayan emeğin bugünkü durumu emeğin korunması mücadelesi perspektifi içerisinden ele alınmalıdır. Ortaya çıkan durum sınıf içindeki parçalanma, rekabet, örgütsüzleşme, bireyselleşme, bilisizleşme ve düşkünleşmeyi artırdı ve örgütlenme, birleşik mücadele eğilimlerini de çok aşağılara düşürdü. Krizle birlikte sermayenin işsizleştirme, özelleştirme, örgütsüzleştirme, sağlıksızlaştırma, eğitimsizleştirme, güvencesizleştirme, esnekleştirme, iş katliamları saldırıları da kapsam ve derinliği artan yeni bir dalgasal karakter kazanmaktadır. Buna karşılık, son dönemdeki Tersane, Tekel, Tariş, İtfaiye, Marmaray, Atanması Yapılmamış Öğretmenler gibi direnişlerin, nisbi bir artışın olduğu sendikal örgütlenme girişimlerinin, yanısıra üst üst patlayan iş katliamlarına karşı tepkilerin, henüz zayıf da olsa emeğin birleşik ve militan korunması mücadelesine doğru bir ön birikim ve zemini de ortaya çıkarmaya başlamıştır. Tekel direnişi çevresinde, gerekse eşzamanlı yaşanan direnişler arasında etkileşim, yer yer birleşik eylemler, sendikal platformlar biçiminde henüz cılız ve kırılgan da olsa bir dinamik de vardır.

Olağanüstü yakıcılaşan emeğin korunması mücadelesinde en büyük sorunlardan biri, gerek sendikal harekette gerekse devrimci harekette, yılların süregiden hak kayıpların içinden görecileşen, geriye doğru bir bakışla hak kayıplarının önlenme çabası ile sınırlı görülmesidir. Bu küçük burjuva devrimci ve sol harekette, kapitalizmin ücretlik kölelilik düzeni ve terörü olarak en fazla çıplaklaştığı bir süreçte, bulanıklaşan sosyalizm vurgularının en fazla soyut ve sloganik bir dilek olarak kaldığı, ufkunun sistem dışına çıkamayan kendiliğindenci, ezilenci dar demokratik ve dar sendikalist bir muhalefetle sınırlanmış olmasıyla da perçinlenmektedir. Salt hak kayıplarının önlenmesi ile sınırlı, uzlaşmaz sınıf karşıtlığının gelişim dinamiklerinden geleceğe dönük bir bakışla değil, arka planda geçmişe dönük bir nostalji ve açık veya örtük bir “sosyal devlet”, “düzeltilmiş kapitalizm” hayali ve buna yama gibi duran, bulanık “sosyalizm” slogan ve temennileri ile bir emeğin korunması mücadelesi yürütülemez. Var olan durum, gel geç bir sınıf çalışması ile değiştirilemez.

Sınıf içinde ve temel sınıf mücadelesi alanlarında stratejik bir konumlanma ile, genişleyen ve derinleşen, yılmak bilmez bir karınca emeği ile bugün için geri düzeyden de olsa gelişen emeğin korunması mücadelesi dinamiklerini sıçratıcı bir kilitlenmeyi birleştirmek zorunludur. Sistemin sınırlarını aşan stratejik bir ufku güncel sınıf mücadelesi dinamikleriyle birleştiren, hak kazanmayı içeren bir mücadelenin örgütlenmesi zorunludur. Sınıf militanlığını da geliştirecek emeğin yumruğunu da bu örgütlenme ve eylemin bir bileşeni haline getirmek zorunludur. Emeğin korunması mücadelesini yalnızca dar ekonomik-siyasal taleplerin ajitasyon propagandası ile değil, siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel örgütlenme ve mücadeleler bütünlüğünde yürütülmesi zorunludur. İşçilerin tekil özsavunma mücadelelerini, ileriye doğru genişleyen ve kitleselleşen sınıfa karşı sınıf talepleri, gereksinmeleri, özlemleri doğrultusunda geliştirilmesi; sınıfın çok çeşitli mücadele talep ve dinamiklerinin bir mücadele programı ve örgütlülükleri çerçevesinde birleşik bir iç örgüye sahip kılınması; öncü işçi kurulları… Emeğin korunması mücadelesinde bizi reformist, sendikalist, kendiliğindenci, stratejik kavrayış ve süreklilik kazandırılmış iç örüntü yoksunu küçük burjuva yaklaşımlardan ayırdedecek başlıca çizgiler bunlardır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*