Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » İşçi sınıfı akil’lenmeyecek!

İşçi sınıfı akil’lenmeyecek!

Burjuvazi, neoliberal uzlaşma sürecine işçi sınıfını da dahil etmeye çalışıyor. Bu vesileyle, işçi sınıfını neoliberal burjuva demokrasisinin kurumlaştırılmasına altlık yapmak istiyor.

Bunun ilk eldeki göstergeleri:

1- “Akil insanlar komisyonları”na işçi sendika konfederasyonları başkanlarının da dahil edilmesi. Türk-İş, Hak-İş, KESK, Memur-Sen vd genel başkanları, bu burjuva organlarında, TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB gibi tekelci sermaye örgütü temsilcileri, burjuva strateji ve psikolojik harekat kurumu temsilcileri, burjuva liberal “kanaat önderleri” ve burjuva pop starlar ile birlikte yer alıyorlar. İstifa etmiş eski genel başkanı “akil insan”lığı kabul etmemiş ve olağanüstü kongre sürecindeki DİSK’e de kongresinde “akil insan komisyonu”nda yer alma kararı çıkarması için baskı yapılıyor. Ki bir ara TÜSİAD’la ortak yeni Anayasa çalışması anlaşması yapan DİSK de, zaten bu burjuva “akilliğe” pek yabancı sayılmaz.

2- Daha önce 1 Mayıs’ı bölmek ve engellemek için elinden geleni ardına koymayan işbirlikçi sendika konfederasyonlarından Hak-İş ve Türk-İş’in, yine bu çerçevede, bu kez diğer sendika konfederasyonlarına “1 Mayısı birlikte düzenleyelim” çağrısını ilk yapan olmaları dikkat çekiyor. Bir nevi, “akil sendikacılık” ve “akil 1 Mayıs” çağrısı!

Sendika konfederasyon patronları, burjuva aklını, yani burjuvazinin yeni diktatörlük biçimine ve azgınlaşan saldırılarına karşı dişe diş sınıf savaşımı yerine, liberal sosyal diyalogculuk ve uzlaşmacılığı işçi sınıfına taşımayı üstleniyorlar. 1 Mayıs’ı da burjuva akilliğin bir uzantısına dönüştürmeyi istiyorlar.

Akil fikirler!

Eski KESK genel başkanı Sami Evren, DİSK’e olağanüstü kongresi öncesinde şu “akli” veriyor:

“Özetlemek gerekirse, emek hareketi örgütlenmesinin önünde barikat oluşturan temel sorunlardan birincisi işyerlerinin parçalanmasına bağlı az sayıda işçi çalıştıran küçük ve orta ölçekli işletme sayısının çokluğu; ikincisi, İstihdam oranlarının düşmesi ve artan işsizlik nedeniyle çalışanlar üzerinde oluşan baskı; üçüncüsü ise çalışanların taşeronlaştırma vb. yöntemlerle parçalanmasıdır.

DİSK genel kurulu esas olarak bu üç durumu bilerek yeni bir sendikal yapılanmayı tartışmaya açmalıdır. DİSK genel kurulu bugünkü örgütlenme modeli ile sendikal mücadelenin ileriye taşınmasının mümkün olamayacağını konuşmalı ve yeniden yapılanma ve yeni bir örgütlenme stratejisi tartışmalıdır.”

KESK’in bu tür sendikal yeniden yapılanma ve örgütlenme stratejisi vardı da biz mi duymadık? Ama Sami Evren’in asıl derdi başka:

“Türkiye’nin siyasal gündemi çok hızlı değişiyor. Üç ay önce çatışmaların ve toplumsal gerginliğin hangi boyutlarda seyredeceğinin bilinmezliği konuşulurken, Türkiye bu gün barışı, yeni anayasayı, demokratikleşmeyi konuşuyor. (…)

Bugünlerde “akil insanlar” listesinde yer alan Türk İş- Memur Sen gibi örgütler yıllardır bırakın Kürt sorununu gündemlerine almayı, nerdeyse savaş kışkırtıcılığı yapma noktasında tutum belirlemiş örgütlerdir. Bugün barışın akilleri durumundalar. DİSK genel kurulu buna sessiz kalacak mıdır? Ya da “içinde de olmam karşısında da olmam” mı diyecektir?

Demokrasi, talep edilirse kazanılır. DİSK, bu ülkede yaşayan bütün insanlarımızın dil, din, ırk mezhep farkı gözetmeden eşit yurttaşlar olduğunu söylemeyecek mi?

Tüzüğünde yazan ifadeleri anayasal güvenceye almak için “eşit yurttaşlık talebini anayasaya da yazın” demeyecek mi?” (Sami Evren, “DİSK Türkiye Gündeminden Kopuyor”, bianet.org, 5 Nisan 2013)

Sami Evren, işçi sınıfının bağrındaki zehirli ırkçı-şovenizm hançerinin başlıca temsilcileri arasında yer alan Türk-İş, Memur-Sen gibi işbirlikçi düzen sendikacılığını, bugün “akil insanlar” komisyonuna girmiş olmalarıyla bir çırpıda aklayıveriyor. Ezen ulus egemenciliği, imtiyazcılığı ve şovenizmini, Kürt ulusunu inkar ve imha çığırtkanlığına indirgeyip, şimdi “akillenmiş” olmalarıyla, ortadan kalkmış gibi gösteriyor. Oysa burjuva neoliberal demokrasisi, ezen ulus egemenliği, imtiyaz ve şovenizminin ortadan kalkması değil, daha “akil” hale gelmesidir.

Sami Evren, Türk-İş başkanı Mustafa Kumlu, Hak-İş başkanı Mahmut Arslan gibi burjuva hükümet yalakalarını, bu çürümüş sermaye işbirlikçisi sendika şeflerini, bu tescilli sınıf hainlerini, “akillendiler, siz de akillenin” diye örnek gösteriyor. “Akillenmek”, liberal reformizmin jargonunda “sınıflar üstü” barış ve demokrasi adı altında, ılımlılık ve itidal savunuculuğu anlamına geliyor. Fakat sermaye kıyıcılığına karşın hergün yaşam savaşımı, her gün bir soluk özgürlük savaşımı vermek zorunda olan işçiler için sermaye ile barış, sermaye saltanıtına karşı ılımlılık ne anlama geliyor?

Sami Evren, “emek hareketi” deyince, ufku sendikal mücadeleden (ve onun da en geri biçiminden) bir milim öteye geçemiyor. Siyaset denince de, “emek hareketi”ne, burjuva meclis, burjuva akil organları ve burjuva anayasayı adres gösteriyor.

Sami Evren, DİSK’in “ulusalcı-sol” çizgisini haklı olarak eleştiriyor. Ne var ki, ulusalcı-sol’u işçi sınıfının bağımsız ideolojik-siyasal duruşu ekseninden değil, liberal-sol ekseninden eleştiriyor. Türk-İş, Hak-İş, KESK gibi, TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB, TZOB, TESK vd sermaye örgütü ve temsilcileriyle kolkola aynı sınıf işbirlikçiliği platformunda yer alması “akil”ini veriyor.

Sami Evren, özetle, Türkiye’de “çağdaş sendikacık”ın başını çekmiş, hatta Süleyman Çelebi’nin başkanlığı döneminde bir ara (TÜSİAD ile ortak anayasa çalışması sözleşmesi yaparak) liberal sivil toplum sendikacılığına meyil etmiş DİSK’in, şimdi de, “akil sol sendikacılık”ın da başını çekmesi çağrısını yapıyor.

Akil-sol sendikacılığın programı

Sami Evren’in önerdiği mücadele programı şöyle: “Akiller komisyonunda yer almak”, “Bu ülkede yaşayan bütün insanlarımızın din, dil, ırk, mezhep farkı gözetmeden eşit yurttaşlar olduğunu söylemek”, “eşit yurttaşlık talebini anayasaya da yazın, demek”, “anadilde eğitim hakkı bu vatanı böler diyenlere karşı anadil bölmez birleştirir, demek”, hakikat komisyonları… Bu liberal reformist Kürt burjuvazisinin programıdır. Sami Evren, Kürt sorununda bu neoliberal reformist uzlaşma programını, “faşizme -ve ulusalcı sola- karşı mücadele” programı olarak sunuyor. Buna, işsizlik, güvencesizlik, taşeronluk sorunlarını ekleyip, “emek hareketine” mal etmeye çalışıyor. Ortaya çıkan da, ne emeğin kendi kaderini tayin hakkını, ne de -bugün ancak bu temelde gerçekleşebilecek- Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını, ne burjuvazinin mali oligarşik sınıf egemenliğine karşı sınıfsal-cinsel-ulusal kurtuluş için mücadeleyi, ne işçiler için demokrasiyi içeren, “akilli sol”un ve “akilli sol sendikacılığın” sosyal liberal reformist programı oluyor!

Neoliberal burjuva demokrasisi ve yeni anayasa tasarısının yurttaş eşitliği, ezilen ulusun ezen ulusla kolektif, gerçek ve fiili hak eşitliği uzaktan yakından değildir. Yalnızca eşitsizliği örten soyut ve biçimsel (burjuva) eşitliğidir! Burjuva eşitçiliği, soyut ve biçimsel bireysel eşitlik adı altında, ulusal eşitsizliğin biraz inceltilmiş ve perdelenmiş devamıdır. İşçi sınıfının eşitçiliği, sınıfsal-ulusal köleliğin sosyalist devrimci kaldırılması temelinden gerçek ve fiili eşitliktir.

İşçi sınıfı anadil hakkını, Kürt halkının ayrılma hakkının olmaması temelinde değil, olması temelinden savunur. Türk-Kürt burjuvazilerinin birliği temelinde değil, sınıfsal-ulusal köleliliğe karşı işçilerin mücadele birliği temelinde savunur.

İşçi sınıfı Kürt katliamlarının sorgulanmasını, neoliberal burjuva demokrasisinin meşrulaştırılması temelinde değil, tüm biçimleriyle burjuva devlet iktidarının sorgulanması ve burjuvaziden hesabın işçiler tarafından sorulması temelinde ister.

İşçi sınıfının liberal reformist akil vericileri ise, bu barışın işçiler için değil patronlar için barış, bu demokrasinin işçiler için değil patronlar için demokrasi, bu yurttaş eşitliğinin sınıflar arasında değil patron kesimleri arasında olduğunu (faşizme ve ulusalcı-sol’a karşı mücadele söylemi altına) gizliyorlar. Kulubeler için barışın ancak saraylara savaş ve burjuvazinin sınıf egemenliğinin yıkılmasıyla kazanılabileceğini, sınıfsal-cinsel-ulusal özgürlüğün ancak sermayenin kaldırılmasına dayalı bir demokrasiyle kazanılabileceğini, işçi sınıfının kolektif sınıf karakterini inkar ve imha eden neoliberal burjuva demokrasisine karşı mücadele etmeden neoliberal istihdam ve çalışma rejimine karşı mücadele edileyemeyeceğini gözlerden gizliyorlar. Akil solculuk ve akil sol sendikacılık da, burjuvazinin akil diktatörlüğünün, muhalif bileşeni ve perdeleyicisi olmaktan öteye geçmiyor: Olan olması gerekendir, olması gereken de zaten olandır!

Akil sendikacılığa, akil 1 Mayıs’a hayır! İşçi sınıfı akil’lenmeyecek!

Yeni sendikalar ve TİS yasası ile istim alan, neoliberal burjuva demokrasisinin sendikalar ayağı operasyonu, “akil sendikacılık” ile yeni bir evreye giriyor.

Fakat şu bilinmeli: İşçi sınıfı, “akil’lenmeyecek”. Sonuna kadar savaşacak! İşçi sınıfı ne burjuva/küçük burjuva ulusalcı-sola, ne de burjuva/küçük burjuva akil sola, akil sol sendikacılığa prim verecek. 1 Mayıs’ın akil’lendirilmesine izin vermeyecek. Bizim liberal akil vericilere ihtiyacımız yok. Neoliberal burjuva demokrasisinin uzantısı ve sınıf işbirlikçiliği organları olan akil komisyonlarına ihtiyacımız yok. Bizim bağımsız sosyalist sınıf savaşımı bilinç ve eylem organlarına ihtiyacımız var. Bizim burjuvazinin aklına tam karşıt kendi bağımsız sınıf aklımız, komünist devrimci mücadele programımız var. Kendi bağımsız sınıf savaşımı kararlarımızı kendimiz alacağız, kendi fiili savaşım organları demokrasimizi geliştireceğiz, sınıfsal-cinsel-ulusal özgürlük savaşımı yolunda yürüyeceğiz.

Bir yorum

  1. DİSK: Ya savaşı izleyeceğiz, ya da barıştan yana olacağız

    DİSK Olağanüstü Genel Kurulu’nda genel başkanlığa seçilen Kani Beko, Newroz’daki ‘barış sesine’ yanıtsız kalmayacaklarını belirterek, “ya savaştan ya da barıştan yana olunmalı” dedi. Beko, “Yıllarca barış için Kürtler ve sosyalistler katkı koydu; içinde bulunduğumuz süreçte de pratikte katkımızı koymalıyız” diye konuştu. Genel Başkan Beko, DİSK’in bu süreçte barıştan yana tavır alacağını açıkladı.

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), bir süredir olağanüstü genel kurul sürecinde olduğundan, Kürt sorunu kapsamındaki çözüm süreciyle ilgili tartışmalara katılamadı. 6 Nisan’da yeni yönetim seçimini tamamlayan DİSK’in genel başkanlığına Kani Beko seçildi. Beko, Genel-İş Genel Sekreteri idi. Genel Başkan Beko, DİSK’in çözüm sürecine yaklaşımını ANF’ye değerlendirdi.

    ‘NEWROZ’DAKİ SESE KULAK VERMEK LAZIM’

    DİSK Genel Başkanı Kani Beko, otuz yıldan fazla süren savaşın elli bine yakın insanın yaşamını yitirmesine neden olduğuna değinerek, “Her iki taraftan insanlar da, bu toprağın insanları. Ülkede yediden yetmişe herkesin artık savaş çığlıkları değil de, barış çığlıkları attığını görüyoruz. Bunun son örneğini Diyarbakır’da, Newroz kutlamalarında gördük. 1 milyondan fazla insan bir araya geldi ve barışı, kardeşliği istediğini önümüze koydu. Şimdi yapacak tek şey olmalı; Newroz’daki sese kulak vermek.”

    Çözüm sürecinin meclise ve anayasa çalışmalarına yansıtılması gerektiğini belirten Beko, “Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir anayasayı, TBMM’de grubu bulunan partiler bir araya gelerek hazırlamalıdır. TBMM bu soruna netlikle bir cevap vermeli” dedi.

    ‘SLOGANLARIMIZIN GEREĞİNİ YAPMALIYIZ’

    Beko, “ya savaştan, ya da barıştan olacağız” diyerek, sol siyaset ve emekçilerin barıştan yana tavır alması gerektiğine işaret etti: “Ya insanların ölümlerini seyretmeye devam edeceğiz; ya da ‘dur’ diyeceğiz. Kardeşliği istiyorsak, görev düşüyor. Sokaklarda, alanlarda ‘işçilerin birliği, halkların kardeşliği’ derken bunu içtenlikle yapıyorsak, şimdi de gereğini yapmalı ve barıştan taraf olmalıyız.”

    ‘BARIŞ İÇİN EN ÇOK KÜRTLER VE SOSYALİSTLER ÇABA GÖSTERDİ; SIRA PRATİKTE’

    Kürtlerin ve sosyalistlerin yıllardır aynı zamanda barış mücadelesi yürüttüklerini hatırlatan DİSK Genel Başkanı Beko, sürecin AKP’nin isteğiyle değil; bu çabaların sonucunda oluştuğunu belirtti. Beko, şu ifadeleri kullandı: “Kürt yurtseverler ve sosyalistler yıllardan beri barış isteyen tarafta. Bu, yeni de değil… Ben, 1975’i anımsıyorum; üç bin kişilik bir iş yerinde temsilci olduğum bu dönemde, İzmir’de arkadaşlarımızla birlikte 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü kutluyorduk. O günden bu güne hem Türkiye hem de evrensel anlamda barışa katkı koyanın, bunu sahiplenen kutlamalarda yer alanların demokratlar, Kürtler, sosyalistler olduğunu görüyoruz. Bu çevreler, bu ülkede kalıcı bir barışın olması için, kardeşliğin tesis edilmesi için katkılarını koydu. Şimdi de pratikte katkımızı koymalıyız.”

    ‘AKP GÜVEN VERMELİ, BDP’NİN VARLIĞI BÜYÜK ŞANS’

    AKP’nin barış süreciyle ilgili politikasını daha belirgin kılmasını isteyen Beko, bunun, toplumsal muhalefet içerisinde yer alan demokratik kitle örgütleri ve sol partilerin de güven duyması için önemli olacağını söyledi. Ayrıca, ‘kaygılı’ çevrelerin BDP’ye güven duyulabileceğini ifade eden Beko, ekledi: “Bu süreçte, BDP’nin gücü, mecliste oluşu en büyük şans. Kürt halkını temsil eden vekillerin olması önemsenmeli.”

    ‘BARIŞIN EMEKÇİLER İÇİN ÖNEMİ BÜYÜK’

    DİSK Genel Başkanı Kani Beko, “Kürt hareketinin ‘sadece Kürtler için değil herkes için demokratikleşme istemesinin önemli olduğunu” belirtti. Barışın sağlanmasının emekçiler için önemini de şöyle tarif etti: “Barış tesis edildikten sonra konuşulacak şeyler değişecek. İşsizlik, ekonomik durumlar öncelikli olacak. İstihdam sorgulanabilecek. Sabah erkenden uyanan insanların elektrik, su, iş, ekmek ihtiyaçları, giderleri konuşulacak. İnsan olmaktan kaynaklı temel ihtiyaçlar artık gündem halini alabilecek. İnsanlar siyaseti neden yapar? Öncelikle bu ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yönetmek için siyaset yapılır. İktidara geldiğinizde önce yeraltı-yerüstü kaynaklarının kaç milyon insan varsa, bu insanlara dağıtılması gibi göreviniz olur. Adaletli dağıtılması ve mutlu bir tablo yaratılması hedeflenmeli. Bir tarafta insanları savaşla başbaşa bırakırsanız, bir tarafta da sadece işiyle, ekmeğiyle bırakırsanız, adaletsiz olacaktır. Demokratikleşme sağlanırsa, bu, sadece Kürt halkı için olmayacak; 75 milyon insanın da böyle bir ihtiyacı giderilebilecek. Eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa da bu yüzden önemli; işsizler, çalışanlar, köylüler, esnaflar için de yanıt olacak bir anayasa olmalı.”

    Genel kurullarının yeni tamamlandığını anımsatan Beko, “…Yönetim kurulunu toplayacağız. Görev paylaşımı yapacağız. DİSK içerisinde hem yönetim kurulumuz hem de başkanlar kurulu savaş yanlısı olmadı, olmayacaklar. Barışa katkı koyabilmek için neler yapacağımızı konuşacağız. Elimizden geleni yapacağız” dedi.

    1 MAYIS’TA KÜRTLER SELAMLANACAK

    İşçilerin Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü olan 1 Mayıs’ta, Newroz’daki ‘barış sesine’ yanıt vermek istediklerini söyleyen DİSK Genel Başkanı, “Önümüzde 1 Mayıs var. Newroz’daki 1 milyondan fazla insan birlik, beraberlik içinde Newroz’u kutladı ve barış mesajı verdi. Biz de 1 Mayıs’ta öncelikle, ön plana çıkması gerekenin bu mesaj olduğunu, barış mesajı olduğunu düşünüyoruz. Ekonomik, sosyal, demokratik hak taleplerimizi bir tarafa bırakmadan ama öncelikli olarak da barışı önümüze koyacağız” diye konuştu.
    Ali Barış Kurt/ANF

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*