Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » İşçi Meclisi “Klavuzumuz sınıf mücadelesidir!” Manşetiyle Çıktı!

İşçi Meclisi “Klavuzumuz sınıf mücadelesidir!” Manşetiyle Çıktı!

“Klavuzumuz sınıf mücadelesidir” manşeti ile yayınlanan İşçi Meclisi’nin 60.Sayı’sında yer alan bazı yazı başlıkları ve içerikler şöyle:

Başlıksız-2

Klavuzumuz sınıf mücadelesidir!

Komünistlerin görevi sınıfa devrimci bilinç taşırken düz, sekter ya da evrimci bir tarzda geliştirmek değil, sömürülen ve ezilen bir sınıfta olmazsa olmaz olan sınıfsal sezgilere yaslanarak, kendiliğinden bilinci, kendi iç çelişkileri üzerinden çözebilmek, oradan sınıf bilincine doğru kanal açabilmektir. Burjuva bilinç çelişkili ve sömürü üzerinden yükselen bir bilinçtir ve onun iç çelişkilerini sürekli ve düzenli teşhir ederek kendiliğinden bilincin sınırlarını sosyalist bilinç lehine geriletmek sanıldığı gibi çok da zor olmayacaktır. Sınıf bölükleri ister dindar, milliyetçi, muhafazakâr olsunlar, gerçek yaşam pratikleri onlara sezgisel düzeyde bile olsa gerçekleri fısıldar (yaşanmış olan irili ufaklı işçi direnişlerinde böyle gelişim göstermiş binlerce öykü vardır). Gericilik birikimi engel olarak görülmemeli, elimizi bağlamamalı, uzlaşmamalıyız. Amacımız devrimci sosyalist bilinci sınıfa taşımaktır ve bunun kolay bir yolu yoktur. Sermayeye karşı verdiğimiz mücadelenin yanında sınıfın kendiliğinden bilincini kırmak için de ısrarlı, kararlı, savaşımcı bir tutum, ML’ ye bağlılık elzemdir. İşçi sınıfını komünist par- tisi etrafında örgütleyebilmek demek kendiliğinden bilincin de aşılmasıyla, sınıfı partinin sosyalist ideolojisine de sürekli yakınlaştırması da demektir. Sınıfın bilincinin komünist partinin bil- inç seviyesine doğru ilerletilmesi demektir. O halde kendiliğinden bilincin tüm biçimlerine tüm biçimlerine karşı mücadele de ertelenemez bir görev demektir.

“Zorbalığa karşı şiddet yoluyla direnmeme” öğretisi üzerine

Siyasal ve felsefi yazında “Tolstoyculuk” ya da “liberal anarşizm” olarak bilinen “zorbalığa şiddet yoluyla karşı koymama” öğretisi yine revaçta. Sömürücü/sömürülen, ezen/ezilen, egemen/bağımlı gibi kategorilerin üstünü örten “şiddet şiddeti doğurur” (“şiddet sarmalı”), “şiddetin her türlüsü kötüdür”, “zorbalığa karşı şiddetle direnmek onu artırmaya hizmet eder” (AKP’nin oylarının artmasına hizmet eder, vb) gibi söylemlerde yeni hiçbir şey yok. (Yazımızın devamında Tolstoy, Lenin ve kendi “Haziran Direnişi” kitabımızdan alıntılar aktarıyoruz.)

Neoliberal kapitalist savaş politikalarının karanlıkta bırakılan yanlarına dair bir kaç not

Hükümetin yeni sendika ve grev kırıcılığı tasarısının, 12 milyar sterlinlik yeni bir bütçe kı- sıntısı (kemer sıkma) paketi planıyla çakışması rastlantı değil. 20 Haziran’daki kemer sıkma karşıtı büyük işçi gösterisi ve geçen haftalarda metro ve demiryollarındaki militan grevler, sermaye ve hükümetinin gözünü korkutmuşa benziyor. Yeni sendika ve grev kırıcılık saldırı- larına en iyi yanıt, yeni bir örgütlenme ve fiili grevler dalgası olacaktır

 

“Syriza” Liberal Reformist Rüyanın Sonu

Yunan işçi ve emekçilerinin en büyük sorunu ise bir komünist öncü ve bir sınıf partisi eksikliğidir. Syriza’ya muhalefet eden KKE (Yunanistan Komünist Partisi) gibi çürümüş ve ulusallaşmış bir parti yada irili ufaklı Troçkist yada Anarşist örgütler yunan işçi ve emekçilerinin kaderini değiştiremez. Asıl olması gereken bugünden başlayarak Yunanistan’da bir sınıf partisini var etme savaşımı vermektir. Özgürlük ve sokak denince akla ilk gelen Avrupa ülkesi olan Yunanistan’ın mücadeleci işçi sınıfı ve emekçileri bu enerjiyi yakalayabilirlerse, sınıf partisini yaratabilirlerse işte o zaman bugün alınan yenilgi gerçek anlamda bir zafere dönüşebilir. Ege’nin karşı yakasındaki sınıf devrimcilerinin hatta bütün dünya devrimcilerinin ortak sorunu olan Komünist öncü sorunu karşısında Yunan işçi ve emekçileri ile dayanışmayı enternasyonalist bir mücadeleyi yükseltmeyi hedeflemek ve aslında bu kazanımın sosyalizmin kazanımı olacağını görmek önemlidir

Reformizmin ve Kendiliğindenciliğin Maddi Temelleri

Burjuva bilinç çelişkili ve sömürü üzerinden yükselen bir bilinçtir ve onun iç çelişkilerini sürekli ve düzenli teşhir ederek kendiliğinden bilincin sınırlarını sosyalist bilinç lehine geriletmek sanıldığı gibi çok da zor olmayacaktır. Sınıf bölükleri ister dindar, milliyetçi, muhafazakar olsunlar, gerçek yaşam pratikleri onlara sezgisel düzeyde bile olsa gerçekleri fısıldar (yaşanmış olan irili ufaklı işçi direnişlerinde böyle gelişim göstermiş binlerce öykü vardır). Gericilik birikimi engel olarak görülmemeli, elimizi bağlamamalı, uzlaşmamalıyız. Amacımız devrimci sosyalist bilinci sınıfa taşımaktır ve bunun kolay bir yolu yoktur. Sermayeye karşı verdiğimiz mücadelenin yanında sınıfın kendiliğinden bilincini kırmak için de ısrarlı, kararlı, savaşımcı bir tutum, ML’ye bağlılık elzemdir. İşçi sınıfını komünist partisi etrafında örgütleyebilmek demek kendiliğinden bilincin de aşılmasıyla, sınıfı partinin sosyalist ideolojisine de sürekli yakınlaştırması da demektir. Sınıfın bilincinin komünist partinin bilinç seviyesine doğru ilerletilmesi demektir. O halde kendiliğinden bilincin tüm biçimlerine tüm biçimlerine karşı mücadele de ertelenemez bir görev demektir. ML teori devrimci sınıf mücadelesi için bir eylem kılavuzudur. Komünist devrimciler açısından ML teorinin sık sık vurgulanması gereken yönü belki de bugün için sınıfsal üretim ve egemenlik ilişkilerinin temelleridir. Teorinin bu konulardaki berrak duruşunu bugünkü devrimci çalışma içinde pratikleştirmek gerçek ideolojik ayrımları yapabilmemizi sağlar. İşçi sınıfını temel alan bir devrimci yapı için bu olmazsa olmazdır. Tabi ki sadece sınıfı temel almak yetmez, militan sınıf mücadelesi hattı, iktidar sorunu, proletarya diktatörlüğü, merkezi profesyoneller örgütü vd.leri de gereklidir. Hiçbiri tek başına bir sonuç alamaz. Onların diyalektik birliği, programatik bağıntılarıdır önemli olan. Bugün sınıfla ilişki kuruş Türkiye’de birkaç devrimci yapı dışında neredeyse unutulmuş, en çoğu ezilen kesimlerden birisi olarak tanınır duruma gelmiş, “emek mücadelesi” (yani liraya kuruş ekleme reformizmi) kapsamına alınmıştır. Hal böyleyken sadece işçi sınıfını temel almak diğer temel ideolojik-siyasal-örgütsel başlıkların yeterince içselleştirilemediği koşullarda da reformizm üretmekten kaçınılamaz. Avrupa’nın 20. yüzyıla damgasını vurmuş anlı-şanlı komünist partilerinin tamamı işçi sınıfını temel alıyorlardı ve neredeyse sınıfın tamamını siyasal-örgütsel olarak içerimlerine almışlardı. Sonuç ortada! Yani ne o, ne o. Hem o, hem bu!

Sayımızı kütüphane bölümünden indirerek okuyabilirsiniz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*