Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » İran’da Son Yaşananlar, Toplumsal Tepkiler Üzerine (Ercan Akpınar’ın 06 Ocak tarihli mektubu)

İran’da Son Yaşananlar, Toplumsal Tepkiler Üzerine (Ercan Akpınar’ın 06 Ocak tarihli mektubu)

Komünist tutsak Ercan Akpınar’ın Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden 6 Ocak 2018 tarihli mektubu ile gönderdiği aşağıdaki yazısı hapishanelerin keyfi iletişim politikaları nedeni ile tarafımıza ancak yeni ulaşabildiği için bu yazıyı gecikmeli olarak okurlarımızla paylaşıyoruz. Zindanlardan yükselen devrimcilerin sesini kısmaya yönelik tecridin katlanan boyutları olarak hapishane yönetimlerince tamamen keyfi konan mektup yasakları, sansürleri ve gecikmelerine karşı devrimci tutsaklarla dayanışmayı yükseltmeye çağırıyoruz…

İran’da Son Yaşananlar, Toplumsal Tepkiler Üzerine

“Her türlü devrimci kargaşalığın arkasında, günü geçmiş kurumların karşılanmasını engelledikleri bir gereksinimin bulunduğunu şimdi herkes biliyor. Bu gereksinmenin kendini, henüz hemen bir başarı sağlayacak kadar derin, o kadar genel bir biçimde duyurmaması olanaklı; ama bu gereksinmeyi her zorla bastırma girişimi onu, engellerini parçalayıncaya kadar, daha belirgin bir duruma getirmekten başka bir sonuç vermeyecektir.” (F. Engels, Almanya’da Devrim ve Karşı Devrim’den)

2009 yılındaki genel seçimlerde yaşanan yaygın usulsüzlükler nedeniyle, İran orta sınıflarının öncülüğünde yaşanan toplumsal eylem ve direnişler kendiliğindenliğinin karakteri sonucu olarak bir süre sonra sönümlense de, egemen sınıfların İran’ın teokratik gericiliğinin uykularını kaçırmaya yetmişti. Herhangi bir ülkede toplumun geniş kesimlerine yayılan sosyo-ekonomik, siyasal hoşnutsuzluklar kendisini büyük direnişlerle ifade etmeye başladığında artık sınırların yıkılmaya başladığı da görülür. Cin şişeden bir kere çıkmıştır. Ezilen sınıfsal kesimlerin isyan dinamiği egemen sınfların üzerinde kara bir bulut gibi dolanıp duracak ve yeri zamanı tekrar geldiğinde içini, öfkesini boşaltacaktır. Fırtınanın şiddeti biriktirmiş olduğu çelişki ve öfkenin niteliğine, toplumun en alt kesimleri olan yoksulların geleceğe dair hiçbir güvencesi olmayanların bu fırtınanın parçası olup olmayacaklarına bağlıdır. Çünkü genelde, bedeli gözlerinde küçülten, boylu boyunca direnişlere girenler onlardır.

İran rejimi 2009’da yaşadığı toplumsal hareketlenmeyi bastırmış, Arap coğrafyasında yayılan isyan dalgasından da kendini korumayı başarmıştı. Ardından bölgedeki kadim çelişkilerden olan Şii-Sünni çelişkisine yaslanarak kapitalist İran egemen sınıfları ve burjuvazisinin (onun Ayetullahlarca dini bir perdeyle kamufle edilmesi bir şeyi değiştirmez) bölgesel çıkarlarını, bölge gücü olma konumunu korumak ve geliştirmek için Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan üzerinden atağa geçmesi ve rakipleri (başta S. Arabistan, Mısır ve Türkiye olmak üzere) karşısında güç kazanmasının süreci yaşandı. ABD ve Ab ile yaptığı nükleer anlaşmasının karşılığı olarak ambargoların hafifletilmesi sonucu İran ekonomisinin neoliberal küresel ekonomiye eklemlenmesi süreci kaldığı yerden yeniden devreye sokuldu. Her şey İran için iyi gidiyordu.: Bölgenin yükselen yıldızıydı. Fakat birden bire “beklenmedik” bir anda ülkenin hemen tüm şehirlerinde ezilenlerin sosyo-ekonomik, siyasal taleplerle, rejim karşıtı isyanıyla karşı karşıya kaldı. İran işçisi sınıfı ve yoksulları bir gerçeğin altını açıkça çizmiş oldular: İran parlayan yıldızına o parlaklığı sağlayan şey ezilen, sömürülen İran halkından çalınan, onun karşılanması engellenen gereksinimleriydi. İran sermayesinin, mollalarının bölgesel çıkarlarının korunmasının masrafları: Irak, Suriye ve Yemen’de sürdürülen savaşın giderleri, yüksek enflasyon, işsizlik, geleceksizlik, artan gıda fiyatları, rejimin gerici siyasal baskısı, yozlaşmış devlet yönetimi, rüşvet ve yolsuzluğun yaygınlaşması olarak İran işçi ve emekçilerine fatura edildi. Suriye, Irak ve Yemen’de bölgesel güç olma sevdasıyla yürütülen savaşı kaldıramayan İran ekonomisi sallanmaya başlayınca, burada oluşan açık tabii ki öncelikle ezilen halka ödettirilecekti, öyle de oldu. Bugün İran sokaklarını dolduran emekçiler işte bunlara isyan ediyorlar.

İran devletini yöneten mollaların halka dönük refah vaatleri ambargoların kaldırımasına rağmen havada kaldığı gibi, ülkenin neredeyse tüm kilit ekonomik kurumlarının Devrim Muhafızları ve dini yapılarca ele geçirilmesi, ekonominin tamamen bu oligarşik yapının tekeline geçmesi topluma yüksek işsizlik ve yoksulluk olarak yansıdı. Rejimin İslam dinini kendine maske yaparak kullanması isyanı engelleyemedi. Çürüyen bir devlet, günü geçmiş kurumlar, çökme noktasına gelmiş, sadece petrol gelirlerine daralmış bir ekonomik görünüm elbette ki sürdürülebilir değildi. Yumurta fiyatlarına getirilen zam birikmiş öfkeyi kabından taşırdı. Muhafazakarlığın en güçlü olduğu yerde başladı eylemler ve hızla yayıldı. Dini ya da burjuva bireyci ideolojilerce kitleler ne kadar uyuşturulmuş olursa olsunlar onların gerçek yaşamsal ihtiyaç ve durumları her seferinde galebe çalacak, onları harekete geçiren temel yön olacaktır. Burjuva ideolok ve yorumculara sorsaydık, Meşhed gibi İran İslam Cumhuriyeti’nin tabanının en güçlü olduğu yerlerden birinde böyle bir isyanın patlamayacağını yemin billah açıklarlardı. Ama hayat, yaşanan baskı, sömürü ve yoksulluk karşısında, sınıfsal ayrımlar nedeniyle ortaya dökülen; mollaların, dini liderlerin, sermaye sahiplerinin halka yabancılaşmış lüks yaşamlarının oluşturduğu çelişkiyi gizlemez, örtmez. Egemen sermaye sahibi kesimler ile emekçiler arasındaki uzlaşmaz karşıtlık en çok kendini iki farklı yaşam standardı olarak gösterir. İran’da da bu açıkça görülüyor. (Ek)*

İran rejimi bu isyanı şöyle ya da böyle bastıracaktır, bu yönde haberler gelmektedir. Politik önderlikten yoksun olan her kendiliğinden kalkışma bir süre sonra geri çekilecektir. Sokaklardaki umutsuz kitlelerin varlığı ve direnişi rejimin şiddetinin, terörünün de boyutunu belirleyecektir. Kendilerini ve rejimlerini tehlikede gördükçe meşru talep ve istemleri ABD-İsrail’in oyunu, ajan kışkırtması olarak itibarsızlaştırmaya çalışmaları, eylemcileri komik “Allah’a savaş açanlar olarak karalamaları, onlar için idam cezasını gündeme getireceklerini söylemeleri korkularının boyutunu gösterir. Suriye’den sonra sıra acaba İran’a mı geliyor diye! O yüzden ellerini en yüksekten açıp karşı “sivil” gösteriler yapmaya başladılar, Devrim Muhafızları ve paramiliter Besiç milislerini sahaya sürdüler.

Böylesi toplumsal kalkışmalar ancak emekçi sınıfların kendi öz yaşamlarının dayanılmaz bir noktaya taşınması sonucu patlar. Dış, emperyalist müdahale, ajanlar retoriği çok tanıdık bir demagojidir. Baskı ve sömürü üzerine kurulmuş tüm kapitalist rejimler ezilenlerin tarih boyunca tüm eşitlik, özgürlük, adalet, iş ve ekmek taleplerini aynı yalan ve demagojiyle bastırmaya çalışmıştır. İran’da da olan budur. Tabii bu emperyalistlerin oralarda iş tutmadıkları, toplumsal sorunları kendi çıkarları lehine manipüle etmeye çalışmadıkları anlamına gelmez. (Bakınız son “Arap Baharı” süreci) Ama böylesi manipülasyonlar için oralarda ciddi toplumsal huzursuzlukların yüzeye vurmuş olması ve devrimci politik önderliğin olmaması ya da zayıflığı gerekir. Unutulmamalıdır ki emperyalizm herhangi bir ülkenin emekçileriyle değil, o öfkenin egemen sermaye sahibi, politik kesimleriyle işbirliği yaparak çıkarlarını yürütür. Burada bizim dikkatimizi yoğunlaştırmamız gereken nokta, kitlelerin öz inisiyatif alma gayret ve yönelimleridir. 21. yüzyıla damgasını vuracak olan şey de bu olacaktır.

İran’ın tamamına yayılan toplumsal eylem ve direnişler küresel plandan ilerleyen rejim ve hegemonya krizlerinin yeni uğrağı oldu. İran İslam Cumhuriyeti baskıcı, dinci, gerici yönünün ağırlığı altında kapitalist sömürüyü de derinden işleten kurumlaşmalarıyla Acem işçi sınıfı ve ezilenlerinin geleceğini kararttığı artık çok daha görünür haldedir. Kitlelerin özlem ve ihtiyaçlarını, demokratik hak ve özgürlük, insanca yaşam taleplerini batı komşusu gibi ancak polis, devlet, rejim şiddetiyle bastırabilmekte o dinci oligarşik faşist neoliberal kırması iktidarını sırf zor tekelini elinde bulundurmasının yüzü suyu hürmetine ayakta tutabilmektedir. O da bilmektedir ki kitlelerin taleplerinin önü açılırsa kendisinin imi timi belirsiz olacak, ezilip yok olacaktır. Dini, ulusalcı retorikleri bir avuç mollanın ekonomik-siyasi gücü elinde tutmak için sarıldıkları söylemlerdir ve onun içinde İran halkının istek ve taleplerine yer olmadığı gibi, ezilenler yok ve yük sayılmaktadır. Tüm diktatörlüklerin karşılaştığı akıbet tarih boyunca değişmemiştir. İran gericiliğinde de farklı olmayacaktır.

Emperyalist-kapitalist sistem tüm versiyonlarıyla birlikte abartısız can çekişiyor. Dünya coğrafyasının her yerinde biri bitmeden diğeri başlayan toplumsal ayaklanmalar; sınıfsal talep, özlem ve ihtiyaçlarıyla sosyalist ideoloji içerisinden politik öncüsüyle buluşmasın diye her seferinde emperyalist-kapitalizm ve bölgesel kapitalist güçlerce manipüle edilip dinsel, etnik bir içerikle yoldan çıkartılıyor. Dünya işçi sınıfının bölükleri bunlardan öğreniyor, biriktiriyor. Şimdlilik gerçek olan kapitalist sistemin monarşik-teokratik yönetimleri içinde çanların çalmaya başlamış olmasıdır. Ve onlar için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Teokratik-faşist diktatörlüğün katı bir halde tutmaya çalıştığı çelişkiler çözülüp açığa çıktıkça İran işçi sınıfı ve yoksulları, geleceksiz ve güvencesiz olan sınıfsal, etnik, mezhepsel, cinsel tüm kesimler ekonomik ve demokratik hak ve özgürlükleri için ayağa kalkıyorlar. Yakında tek gerçek bu olacak, kapitalizm zinciri en zayıf halkasından kırılacak. Düzensiz, anarşik, kaotik, öncüsüz kitle hareketleri, kendiliğindenliğin zincirini, politik öncüsünü oluşturarak bir yerde kıracak. Üzerlerine kurulmaya çalışılan baskı, zorbalık ve katliam, isyan ve isyancıların yönelimlerini evet, Engels’in dediği gibi daha belirgin bir duruma getirmekten başka bir sonuç vermeyecektir…

*Ek: İsyancıların bölgesel plandan gelişen ayaklanmalardan öğrendikleri ve etkilendikleri bir olgudur. Bölge işçi sınıfı ve emekçilerinin birbirini etkileyerek birbirinden devraldıkları isyan dinamiği (bölgesel devrimlerin olanağını büyütmesi yanında) bastırıldıkça büyüyen bir karakter olarak etkimesini sürdürecektir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*