Anasayfa » DÜNYA » İran isyanı içinden notlar: “Gazze’den İran’a, kahrolsun sömürücüler!” (DP çevirisi)

İran isyanı içinden notlar: “Gazze’den İran’a, kahrolsun sömürücüler!” (DP çevirisi)

İran iş kazaları ve ölümlerinin en çok olduğu ülke. Seçimlerden önce 40 maden işçisi öldürüldü, ve başkan Ruhani bölgeyi popularitesi için ziyareti sırasında tartaklandı. Bundan birkaç ay önce de, Tahran merkezinde ticari bir binanın çöküşü, halkın içinde büyüyen duyguları ve bir bütün olarak siyasal aygıta genel güvensizliği ortaya çıkardı.

Ruhani’nin yeniden seçilmesinden sonra, durum daha da çalkantılı hale geldi. Ruhani yönetimi – 0nyıllardır aynı neoliberal projeyi uygulayan aynı insanlar- daha özgüvenli hale geldi ve işçi sınıfına, güvencesiz ve geçici işçilere karşı tüm yönlü savaşını şiddetlendirdi. Kamu sağlık sistemi neredeyse sıfıra indirildi, aynı şekildi iş güvencesi ve işyerinde işçi güvenliği dibe vurdu. Neoliberal proje 26 yıldır devam ediyor. 20 yıl önce bir başka isyan daha olmuş ve bugün reformist denilen cepheyi tutan aynı kişilerce vahşice bastırılmıştı.

O günden bu yana, yönetim içindeki belirgin çelişkilere karşın, ekonomik programlar aynı el tarafından yazıldı: Özelleştirme, mülksüzleştirerek birikim, işçilerin tüm bağımsız sendikalarını ve platformlarını yok etme, emeğin güvencesizleştirilmesi, vb. Son 10 yılda orta sınıfın toplumun daha alt tabakalarına serbest düşüşüne tanık olduk. Metropol bölge doktrini, başkent hızla büyürken tüm taşra kentleri ve etnik grupların yaşam mücadelesi verdiğini gösteriyordu. Hikayenin gerisi, çok tanıdıktır; sadece temel geçim mallarının kişi-başına tüketimine bakmak yeterli olur, süt tüketimi yarıya, kırmızı et tüketimi yüzde 70 düştü.

Arka plan bellidir: Yaklaşık 30 yıldır süregiden proleterleşme, sınıf çıkarlarını izleyebilecekleri işçi sendikalarının olmaması, sermayenin finansallaşmasının hızlandırdığı işsizlikte dramatik artış.

80’lerde doğan kuşak, herhangi bir toplumsal paradigmaya uymuyordu, mezun olduktan sonra (bu kuşağın önemlice bir bölümü lise ve üniversiteye gitti), becerilerine uygun iş bulamadılar, girebildikleri işlerde herhangi bir insani yaşam vaatetmiyordu. Bu nedenle bu kuşak çekirdek bir aile kuramadı (oysa İran’daki siyasal rejim için aile ideolojik ve ekonomik olarak kritik önem taşır, ekonomik istatistikler bile kişi-başına değil aile başına yayınlanır).

Bütün bunlar devam edip giden gösteriler, eylemler, oturma eylemlere yol açtı: Öğrenciler eğitimin özelleştirilmesine ve piyasalaştırılmasına, emekliler emekli fonlarının yolsuzlukla iflasına, öğretmenler ve sağlık emekçileri insanlık dışı yaşam koşullarına, otobüs şoförleri sendikalarını savunmaya, madenlerden şekere çok çeşitli sektörlerdeki işçiler grevlere gittiler.

Bu çerçevede, Ruhani yönetimi, yeniden seçildikten sonra işçi sınıfına karşı savaşında vites büyüttü. Öğrenciler için ücretsiz intern çalıştırma sistemini başlattı, ve bu ücretsiz ya da aşırı düşük ücretli sistem öğrencilerin güçlü kampanyalarına neden oldu. Otobüs şoförleri sendikası başkanı Reza Şahabi, hukuksuzca hapsedildi, ve 2 ay açlık grevi yapıp iki kez beyin kanaması geçirdikten sonra, yetkililer onu hastaneye bile göndermediler. Bu çeşitli sektörlerdeki sendika aktivistleri tarafından büyük tepki gördü. Derken katostrofik deprem geldi.

Deprem sadece bir ulusal olay olmakla kalmadı, ama batı bölgelerindeki yoksulluğu örten perdeyi kaldırdı. Yetkililer acil yardıma ihtiyacı olan halkı zerre umursamadılar. Hatta onlara nefretle baktılar. Ve yoksul kardeşlerinin yardımına koşan yine halktan çevre ve gruplar oldu. Bu olay, toplumun çoğunluğunu kimin kendi yanlarında olduğu, kiminse bu durumu bile kendi karları için istismar ettiğini görmesini sağladı. Artçı depremler aylar boyunca sürdü ülkenin her tarafında. Tahran’da da yıllardır büyük bir deprem beklentisiyle yaşanan huzursuzluk arttı.

İnsanlar bu travmayı atlatınca, bu kez ekonomik deprem geldi: Ruhani yönetimi tarafından tasarlanan yıllık bütçe herkese bir hakaret gibiydi. Depremin yaptığı tüm hasar 600 milyon dolardı, ama hükümet bir yeniden inşa bütçesi bile ayırmıyor, bunu da halkın sırtına yıkıyordu. Ama diğer taraftan belli propaganda kurumlarına 15 milyar dolar ayrılıyor ve kuruşuna kadar ödeniyordu. Benzin fiyatı yüzde 50 artıyordu. Ve devletin inşa programlarına fonu yoktu. İnsanlar arasında buna dair haberler ve grafikler dolaştı, ve hoşnutsuzluk hükümetten beklentinin ötesine geçti.

(İsyan-bn) nasıl başladı? Sokaktakiler kimler? Ne istiyorlar? Ve ne yapılmalı?

Ruhani yönetimi son seçimlerdeki rakibini isyanı kışkırtmakla suçladı. Ama önceki ekmek isyanının (25 yıl önce) aynı bölgede başladığı gözardı edilemez. Meşhed, rejimin ekonomik elitlerinin bir kısmının on yıllardır vergi cenneti olmuştur, ve ülke çapında gecekonduların en hızlı arttığı bölgedir. Bu yüzden isyanın çıkışı hakkındaki konspirasyon kurgularının bizim gözümüzde bir kıymeti harbiyesi yok. Buradaki mesele, isyanın ülke çapında bir anda yayılmış olmasıdır. Tahranlı orta sınıfların hayatlarında adlarını bile bilmedikleri şehirler gösterilere hızla katıldı. Göstericilerin ana gövdesi 15-30 yaş arasındaki, beklentiden sıyrılmış kuşaktı, geleceksiz kuşak (No-Future generation) diyebilirsiniz.

İlk gösteriler ekonomik koşullara ve hükümetin 2018 bütçesine karşı öfkeyle başladı. Ama gösterilerin siyasal aygıtı hedef almaya başlaması için 2 gün yetti. “Kahrolsun fiyatlar” gibi sloganlar, yerini “kahrolsun diktatör” sloganına bıraktı. İran’da ilk kez, bastırmacı kolluk güçlerinin karşısında, yüksek sesle, dini lider ve rejime karşı sloganlar haykırıldı.

Halen yatay hareket öfkesini somut pozitif taleplere çevirebilmiş değil. Tüm rejime karşı atılan sloganların bile alternatife ilişkin bir fikri yok. Ekonomik hoşnutsuzluk somut programlara dönüştürülemiyor. Düzen aygıtının içindeki ve dışındaki gerici/karşı-devrimci güçler, bunu kendilerini için istismar etmeye çalışıyor. Bazı yerlerde Şah Rıza’nın “iyi diktatör” nostaljisini yaymaya çalışıyorlar, bazı yerlerde Trump yönetimine çanak tutmaya çalışıyorlar. Tüm bunlar, 1979 devriminden sonra solun sistemik biçimde bastırılmış olmasının bir sonucu. Zaten, bu rejimin de bel kemiği solun ve kadınların bastırılması üzerinde yatıyor.

Bu karışıklıkta dikkat çekenlerden biri öğrencilerdi. Üçüncü gün, gerçekten ayaklanma paradigmasını omuzladılar, ve bu Tahran’dan ülkenin birçok bölgesine doğru yayıldı. “Kadınlar bize katılın, tembel erkekler siz dışarıda kalın” gibi gerici sloganlara karşı çıktılar, “Ne Gazze, ne Lübnan, İran sana canım feda” gibi milliyetçi sloganları “Gazze’den İran’a, kahrolsun sömürücüler” sloganıyla değiştirdiler. Oluşum halinde şuralara belli ölçüde sınıf-bilinci kazandırmaya başladılar veya kitleleri rejimin reformist ile fundamentalist diye sahte ikileminin ötesine geçmeye cesaretlendirdiler. Bu yetkililer tarafından hemen farkedildi ve bir kırılma noktası olarak tespit edildi. O günden beridir hareket ve iletişim halindeki tüm öğrencileri tutukluyorlar. İstihbarat teşkilatı, bunu solu bir onyıl daha bastırmak için mükemmel bir fırsat olarak görüp kullanmaya çalışıyor.

Bu devam ediyor, ve solun umudu ise bu canlılığı sürdürmek ve zaman içinde karşı-saldırıya geçebilecek gücü toplayabilmek.

Armin Sadeghi
4 Ocak 2018
http://libcom.org/news/iran-bread-jobs-freedom-05012018

Kısaltılmış çeviri: Devrimci Proletarya

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*