Rejim krizi tüm siyasal parametrelerde gittikçe derinleşerek, çürüterek, yıkarak ilerliyor. Neoliberal burjuva demokrasinin var olan sorunlara çare, çözüm üretemediği ve tıkandığı artık yeterince sabit.

Sermaye sınıfı yaşadığı, politik, siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel sıkışma ve kuşatmaya emekçi sınıf, ulus ve kesimlerden gelen demokrasi, özgürlük taleplerini müzakere yoluyla tanımaya yanaşmadıkça, yani neoliberal demokrasiyi klasik burjuva demokrasisi çoğulculuğuyla genişletilmesine alan açmayıp (mali oligarşik tekelcileşme, emperyalist küreselleşme çağında bu ne kadar mümkündür?!) direttikçe, devrimci çözümün taşlarını da döşemiş oluyor. Bu da onun kaçsa da kurtulamayacağı kaderidir! Türkiye işçi sınıfı ve kent ve kır yoksullarının henüz bu olgunluğa ulaşıp ulaşmamasından önce onun nesnel koşullarını oluşturmak anlamına gelmektedir bu.

Hep söylendiği gibi mali oligarşi özgürlük değil egemenlik ister. O tüm krizleri mali oligarşik tekelci iktidarını güçlendirme yönünde bir fırsat olarak görür, kullanmaya çalışır. Örgütlü ve etkin bir sınıf hareketi olmadığında, sermaye sınıfı şu veya bu düzeyde bunu gerçekleştirir de. Bu yüzden yanaşmıyor ve yanaşmadıkça devrimci çözümün oluşmasına alan açıyor.

061813-g8-zirvesi-sonuc-bildirisi-ackland-1

Rejim krizinin temel etkileyenlerinden olan Kürt sorununda gelinen aşamada Kürdistan kentlerinin, PKK’nin iradesini kırıp, o şekilde yenilgi psikolojisiyle masaya oturtabilmek adına yakılıp, yıkılması, katliamlar pahasına “kamu düzeninin” korunmaya (ki bu da yüz yıllık egemenlik ilişkilerinin, sermaye düzeninin, sömürü çarklarının korunmasının kavramsal ifadesi, kod adıdır) yeniden tesis edilmeye çalışılmasının, sermaye devleti ve iktidarınca bir varlık ve yokluk parantezine alınması krizi daha da derinleştiriyor. Tarihin bu kesitinde artık eskisi gibi yönetilmek istenmeyen Kürt halkının silah zoruyla, askeri işgalci bir gücün tüm enstrümanlarını sahaya sürerek kontrol altında tutmak mümkün değildir. Kürt sorununun bölgeselleşmesine paralel bölgede çatışmalar arasından yeniden oluşturulan güç dağılımında elini güçlendirmiş olan Kürt halkı ve mücadelesi gerçekliğinde hem de hiç! Sermaye iktidarı ve AKP’nin Kürt halkının bu yükselişinden endişeye kapılarak içerde ve dışarda set çekmek adına kurguladığı tüm planların elinde patladığı düşünülürse bu ilerleyişin süreceğini öngörmek zor olmaz. Yalnız sermaye sınıfı ve iktidarının elindeki araç ve güçler küçümsenmemeli bu kıran kırana mücadele ciddi iniş ve çıkışlar olacağı öngörülmelidir.

Türkiye sermaye devleti emperyalist ülke ve kurumlarla kurduğu stratejik tüm kurumsal ilişkilerini, jeostratejik önemini, askeri-ekonomik ağırlığını değerlendirerek süreci engellemeye çalışacaktır. Cenevre sürecinde PYD’nin önünü kesmesi, mülteci krizinin fırsata, bir şantaj malzemesine çevirerek AB’yi ve onun burjuva “demokratik” kurumlarını Kürdistan’da yapıp ettiklerine körleştirmesine (liberal solcuları da hayal kırıklığına uğratarak) bunlardan bazılarıdır. Çelişkili, çatışmalı bir süreçten geçirilirken Kürt halkının öz yönetimi, demokratik özerkliğini kazanmasının merkezine de öz gücüne dayanması, işçi sınıfı ve emekçi kesimlerle demokratik bağlarını güçlendirmesi ve uluslararası ilişkilerde yaşanan çelişkili konumları lehine kullanabilme kıvraklığını gösterebilmesinden geçiyor.

cizre_11eyl_13

Bugün hem Rojava’da hem Kuzey Kürdistan’da, Cizre ve Sur’da ödenen büyük bedeller ancak böyle kazanıma çevrilebilir. Ve bugün Kürt kentlerinde cansiparane bir direniş yürüten Kürt işçi ve emekçilerinin, Kürt burjuvazisi üzerinden hareketi güçten düşürme, liberal reformizme savurma planları da bu şekilde etkisizleştirilebilir. Son süreçte de görüldüğü gibi Sur’da, Cizre’de Kürt direnişine çarpan AKP’nin Kürt burjuvaları üzerinden mevzi tutmaya, ideolojik, toplumsal, kültürel manipülasyona “istişare süreci” diye yönelmesi de bu filmin yeniden gösterimi olabilir ancak. Devrimci tutum ancak devrimci sınıfın önderliğinde ve ideolojisinde verilir. Ulusal hareket önderliğinin ideolojik olarak de burjuva ideolojisinden kurtulmasıyla verilebilir. Kürt burjuvazisinin Türkiye sermayesi, oligarşisi karşısında pratikte aşamadığı sınırları, ulusal hareketin önderliği kafasında ideolojik olarak aşamıyor. Bu ciddi bir sorun ve etkilerini Sur’da, Cizre’de, Silopi’de süren kent savaşlarına özellikle ulusal hareketin güçlü olduğu yerlerde ve Avrupa’da beklenildiği oranda destek verilmemesinde görebiliyoruz. Ulusal harekette sınıfsal ayrışmanın yaşanması yakın vadede zayıflatıcı bir etki yaratsa da stratejik olarak güçlendirecektir. Türkiye işçi sınıfı ve emekçileriyle de sosyalist bir perspektiften buluşabilme olanaklarını da büyütecektir.

diyarbakirda-kent-ormani-ve-parki-projesia2917c84255b7bac0eff

Türkiye işçi sınıfı ve komünist, devrimci hareketi de ideolojik-pratik-siyasal konumlanmasıyla ulusal hareketi Kürt işçi emekçilerinin ulusal ve sınıfsal çıkarlarını birleştirerek bir hatta geçmesini cesaretlendirebilmelidir. Tabi bunu Kürt ulusal hareketinin gücü karşısında ezgin, kuyrukçu bir hatta düşmeden sosyalist devrimci bir perspektiften yönetebilmek kaydıyla. Aksi yöntem ulusal hareketin küçük burjuva ideolojik-siyasal konumlanışını derinleştiren bir etkide bulunuyor zira. Hem şovenizmden etkilenen tutumlara karşı durmak, hem de “ulusal hareket ne eylerse güzel eyler, bravo!” şakşakçılığına düşmemek gerekir. Bunun da tek tutarlı yolu işçi sınıfının ML ideolojisine sıkı bağlılık ve mücadeleye olan güvendir. Neoliberal burjuva demokrasisine onun işçi sınıfı ve Kürt halkına, diğer ezilen kesimlere dönük, baskı, sömürü ve ezme saldırılarına karşı mücadele içinden, onunla geliştirilecek bir ideolojik, siyasal örgütsel mücadele Kürt halkının demokrasi ve eşitlik mücadelesine de güç verecektir. Yaşanan bu irade kırma savaşında ağırlığımızı Kürt halkının mücadelesinden yana koymak bugünün en acil ihtiyaçlarındadır. İrade savaşını işçi sınıfı içerisine taşıyabildiğimizde, sınıfın kendi iradesini harekete geçirebildiğimizde kendi bayrağı altında toplanan işçi sınıfı, Kürt kardeşliğiyle birlikte devrimci mücadelesini sermaye düzeninin kalbine yöneltebilecektir.

Ercan Akpınar
Sincan 1 No’lu F Tipi Hapishanesi
C-71