Anasayfa » DÜNYA » İnsanlık krizi

İnsanlık krizi

Emekçi insanlığın yaşamında öyle trajik anlar olur ki; bir çarpıcı sahnede, fotoğrafta ya da anlatıda kendisini o kadar sade -ve sert- bir şekilde ortaya koyar ki, işte orada söz gereksizleşir. Sizin anlatmak için çırpındığınız tüm ekonomik, siyasal gerçekler bir enstantanede vücut bulur ve suçluyu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyar. Kurdi ailesi ve onun en küçük üyesi minik Aylan’ın yaşadığı trajedi de böyle bir enstantaneyi tüm dünyanın yüzüne tokat gibi çarptı. Trajedinin tarifsiz olanıdır yaşanılan. Tarifsizdir ama, ne yazik ki ne minik Aylan ve ailesiyle başlamıştır bu dram ne de onlarla son bulacaktır.

Son yıllarda artan göçmen akını Akdeniz ve Ege’yi dünya yoksullarının bir göçmen mezarlığına çevirmiştir. Kurdi ailesinden önce belki de yüzlerce aile bu şekilde Akdeniz ve Ege’nin sularında can verdi. Günden güne politik, ekonomik, toplumsal, insani bir sorun olarak büyüyüp kriz dinamiği haline geldikçe de dikkatler buraya daha çok çevrildi; ve son minik Aylan’ın çarpıcı fotoğrafı, kaçacak yer bırakmadı.

Emperyalist kapitalizmin tüm dünyayı küreselleşme kıskacında bir sömürü rant diyarına dönüştürmesi ve kesintisiz süren hegemonya çatışmaları dünyanın kırlarından, “3. Dünya” diye tarif edilen bölgelerden kitlesel mülteci akınlarını da ortaya çıkardı. Yaşadığı coğrafyada insanca yaşam olanaklarının asgari düzeyde bile olsa kalmadığı ölüm-yaşam ikilemi arasında çaresiz, kaderine razı olmayı beklemektense sonu belirsiz de olsa bir umut yolculuğuna çıkan emekçiler, çoğunlukla daha kötü koşullara saplanıp kalıyorlar. Bir şekilde yolculuğun sonuna ulaşanlar ise ucuz iş gücü olarak kabul edilmenin bir adım ötesine geçemiyorlar.

harikaaylan-lider

Göçmen akını ve hareketi kitleselleştikçe (ki bu da yaşanan küresel düzeydeki toplumsal çatışma ve kriz dinamiklerinin şiddetlendiğine işaret eder) emperyalist ülkelerin üzerindeki baskı ve kapısında biriken göçmen kitlesi de böylece yığınlaşmış olur. Kapitalizmin sömürü ve soygun politikaları her seferinde olduğu gibi dönüp kendisini bulur, yüzleşmeyi zorlar, onlara bu çelişkiden kaçacak yer bırakmaz.

Kaçacak bir yerleri olmayan emperyalist kapitalist egemenler, sömürü ve soygun düzeninin tüm politik temsilcileri şimdi timsah gözyaşları eşliğinde birbirini suçluyor, insanlık üzerine söylev veriyor, derin üzüntü beyan ediyorlar! Batsın sizin üzüntünüz! Tüm Ortadoğu coğrafyasını bir çatışmaya taşıyan siyasal karşıtlıkları yaratıp derinleştiren, halkları birbirine kırdırmak için yangına benzin döker gibi bölgeye silah yığan tüm bu egemenler emekçi insanlığın yaşadığı bu acı ve kayıpların sorumlusudurlar.

İnsanları yurt toprağından kaçmaya zorlayarak göçmenliğe itekleyen nedenlerin altında emperyalist kapitalist ve bölgesel kapitalist güçlerin sömürü ve rant politikaları yatmaktadır. Minik Aylan Suriye, Kobanélidir. Suriye ve özellikle Kobané’de toplumsal bir yaşamı ortadan kaldıran savaşın sorumluları-destekleyicileri kimlerse (“Kobané düştü düşecek” diye sevincini gizlemeyen, sükud-u hayale uğrayınca da Haziran’da sivillere dönük kıyıma göz yuman, alan açan, stratejik çukura saplanan “şahsiyet” başta gelmek üzere) Suriye’den ayrılıp göçmen yollarının çaresizliğine sürüklenen 7 milyon Suriyeli’nin yaşadığı trajedinin de sorumlusu onlardır.

Bölgedeki emperyalist kapitalist hegemonya mücadelesinde mevzi kapmak adına bölge halklarını ateşe atanlar kimlerse, minik Aylan’ın katilleri de onlardır. Kaçacak bir yer kalmamıştır. Hiçbir sahte çırpınma bu gerçekliği gizleyemez. Salt Ortadoğu ve K. Afrika’da yaşatılanlar değil, emperyalist kapitalist kar ve rant hırsının dizginlenemez, vicdanları kurutan hastalığı hayatın her alanında bir karabasan gibi büyümektedir, büyüdükçe de yeni yeni trajedilere neden olmaktadır. İşte Artvin’de son yaşanan sel “felaketi”. Rant uğruna, kapitalist çıkarlar gereği doğanın altını üstüne getirmenin faturasıdır. Faturaları elbetteki sahipleri değil, emekçiler ödeyecektir, ödemiştir. İşte kar uğruna azami çalıştırma, asgari güvenlik önlemleri nedeniyle (Soma’da olduğu gibi) ülkemizde her yıl 1500 işçinin işçi cinayetlerinde katledilmesi! İşte bugün minik Aylan’ın cansız bedeni üzerinden politik argüman devşirmeye, Suriye’deki kirli çıkarlarına (tampon,güvenlik bölgesi kurma çabalarına) altlık yapmaya çalışanlar, sahte duygusal ağıtlar yakarken (“Kadın da olsa, çocuk da olsa güvenlik güçlerimiz gereğini yapacaktır.” diyebilen bir zihniyetin timsah gözyaşlarına kim inanır!) Kürdistan’ın tüm sokaklarında verdikleri emirlerle katliamlar yaşanmakta, Aylan gibi başka Kürt çocukları katledilmektedir!

harikaaylan-kum

Suriye emekçi halklarının yaşadığı mültecilik dramını Avrupa’ya MİT operasyonlarıyla yıkmaya çalışan T.C. devletinin Suriye’de yaşadığı yenilginin faturasını Avrupa’ya da ihale etmeye çalıştığı ve belki de böylece en azından “tampon-güvenlikli bölge” kurma arayışına azami bir destek bulabileceğini, AB emperyalistlerini zorunda bırakabileceğini hesap ediyor. Suriye’deki göçmenlere Avrupa yolunun açılması, gizliden teşvik etmesi bu yüzden. Politik çıkışsızlık, yarattıkları trajedilerin sonuçlarını birbirlerinin üzerine yıkmaya zorluyor. Kapitalist rekabetin yıkıcılığı elbetteki faturayı hep işçi ve emekçilere kesiyor, burjuvaziye değil!

Minik Aylan’ın kıyıya vurmuş cansız bedeni bütün maskeleri indirmesiyle göçmen-mülteci sorunu karşısında tüm emperyalist ve kapitalistlerin gerçek yüzleri nasıl da açığa çıktı. AB emperyalist kapitalist asalaklığı ve onların politik temsilcileri şimdi elbirliğiyle bu krizden nasıl çıkacaklarını, politik rekabet halindeyken bulmaya çalışacaklar. Tüm egemenler sorunu birbirine atacak, “kim haklı, kim haksız” tartışmaları sürerken kıyılara göçmen cesetleri vurmaya devam edecek. Duygulu, ikiyüzlü mesajlar, toplantılar, üzüntü beyanları ortalığı kaplayacak. Fonlar oluşturulacak, bir miktar göçmen kabul edilecek falan. Ve sonra vakay-i adiyeden bir sorunmuş gibi unutulup gidecek. Burjuva hümanizmiyle dolu olanlar sanal alemlerde yardım toplayıp, birkaç aileye el uzatacak, twitter da birkaç mesajla vicdanlar rahatlatılacak! Böylece sorun yaratan esas dinamikler gözlerden gizleneceği gibi, yine ona el açılacak, onun burjuva demokrasisine güzellemeler dizilecek. Kapitalizme belki tadilat çağrıları yapılacak. Ve bu sanal platformlar insanlığın duyarlılığının simgeleri ilan edilip, trend-topic listelerinin önemi vurgulanacak.

Aynı anda dünyanın dört bir yanında emperyalist kapitalizm işleyişine devam edecek. Sömürü,cinayet ve ölüm olup emekçi insanlığın üzerine yağacak. Göçmen krizi işçi sınıfının ücret ve sosyal haklarını baskılayabildiği oranda “çözülmeye” çalışılacak, buradan da karını arttırmanın yolunu bulacak. Olası tepkileri de şovenizm gericiliğine havale ederek sorunu kontrol altında tutabilecekler.

Enternasyonal proletarya, emekçi insanlık artık kendisi ve kardeşleri için sahneye inmeli ve sınıf mücadelesini yükseltmelidir. O denizlerde boğulması gerekenler yoksul ve savunmasız çocuklar, insanlık değil, bu kapitalist düzen ve onun yürütücüleridir. İnsanlığın yaşadığı bunca trajediye dur denmedikçe, bu dramlar insanlığın kendine yabancılaşmasını ve çürümesini derinleştirecektir. İki yönlü bir sorundur; açlığı, yokluğu, evsizliği, geleceksizliği damarlarında hissedenlerin çaresiz çığlığı, bu sese kulak vermeyenleri de çürütür. İşçi sınıfı kendi kardeşinin yaşadığı soruna tüm dayanışma eylemleri ve yükselteceği sınıf mücadelesiyle çözüm üretmeli, taraf olmalıdır. Sorun köklü, karmaşık ve derin egemenlik ilişkilerine dairdir; burjuvazinin yıkılmasıyla ancak bir çözüme kavuşacaktır. İnsanlığa yaşadığı dünyayı bile dar eden, barbarlık koşullarını dayatan bu çürümüş ve yıkılmaya yazgılı düzeni, enternasyonal proletaryanın yumruk birliğiyle devirmek için harekete geçilmelidir. Sanal alemlerin “söyledim, ruhumu kurtardım” sinik ve korkak ve konformist “muhalefeti” yerine sokaklara çıkılmalıdır. Ötesi yok, minik çocuklar ölüyor, gerisi uçurum, çekilecek yer kalmadı…

Ercan Akpınar 1 Nolu f Tipi C-71 Sincan/Ankara

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*