Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » İnsanlar nesneleri yöneteceklerine…

İnsanlar nesneleri yöneteceklerine…

Orta Vadeli Mali İstikrar Programı. Neden? Cari açık.

Dolaylı vergilere zam üstüne zam. Neden? Cari açık.

Merkez Bankası’nın yeni faiz paketi. Neden? Cari açık.

Nedir bu “cari açık”, işçiler emekçiler bilir mi? Çoğumuz bilmez. Bize “cari açığın” büyük banka ve tekellerin bir uluslar arası azami kar mekanizmasının gereği ve sonucu olduğu söylenmez. Cari açığın büyümesinin büyük banka ve tekellerinin borç yükünü tehdit ettiği, cari açığın azaltılmasının aslında bu borçların da işçi emekçilere yıkılması olduğu söylenmez. Bizden istenen tekelci kapitalizmin kör ve yıkıcı işleyişinin bir sonucu olarak değil de, sanki mistik bir güçmüş de kendi kendine ortaya çıkmış gibi şu “cari açık” denilen şey karşısında korkudan titrememizdir. Kapitalizmin kör kuvvetlerinden korkmamız ve irademizi sanki mistik, insan üstü güçlere sahipmiş gibi görünen şu “borsa, cari açık, kriz” vbye teslim etmemizdir.

Başbakan dolaylı vergi zamlarına tepkilere karşı çıkıp der ki, “Bunlar cari açığı azaltmak için. Bunları yutmazsanız Yunanistan gibi oluruz!”

Merkez Bankası başkanı faiz artışlarına tepkiler karşısında çıkıp der ki, “Bunlar cari açığı azaltmak için. Evet tüketici borçlarınızın faizleri artacak. Ama bunları yutmazsanız, ekonomi batar.”

Başbakan yardımcısı Orta Vadeli Mali İstikrar Programına tepkilere karşı çıkıp der ki, “Bunlar cari açığı azaltmak için. Esnek istihdamı yaygınlaştıracağız, kıdem tazminatı kaldıracağız. Ama bunları yutmazsanız, kriz çıkar.”

Önce borsa yaşamlarımızın üstünde taht kurdu
Önce borsa yaşamlarımızın ve irademizin üstünde taht kurdu. “Piyasalar iniyor mu, çıkıyor mu?” “Piyasalar filanca gelişmeye ne tepki verdi?” “Piyasalar falanca duruma kilitlendi.” diye borsa her şeyimize karışır, her şeye bizim yerimize karar verir, her şeyimize hükmeder hale geldi. Neredeyse, biz şöyle düşünür ve yaparsak buna borsa ne der, buna borsa nasıl tepki verir, borsa bize kızar mı, diye korkar hale geldik.

Şimdi de bir “cari açık” çıkardılar başımıza. Ne menem bir şey olduğunu dahi bilmediğimiz bu “cari açık” da tepemize çıkıp oradan ahkam kesmeye başladı: Şu zamları uslu uslu yutmazsanız sizi çarparım ha! Şu kemer sıkma paketlerini ödemezseniz sizi Yunanistan’dan beter ederim! Daha düşük ücrete daha çok çalışmayı kabul etmezseniz, sizi doğduğunuza pişman ederim! diye oradan sopa sallayıp duruyor.

Biz işçi ve emekçiler de, her gün TV’den, gazetelerden, şu cari açığın ne yaptığını, bize ne tehditler savurduğunu korkuyla izler geldik. “Cari açık artıyor!” Eyvah, bu daha fazla vergi, zam, işsizlik demek! “Yaşasın cari açık azalıyor!” Eh, vergilere, zamlara katlandık, şu “cari açık” denilen şey de ona kestiğimiz kurbanlarını ve dualarımızı kabul etti herhalde, kriz çıkmayacak galiba!?

İşte böylece, kapitalizmin kendisi bir din haline gelir

“Dinin en derindeki kökleri, bilgisizlikte falan değil, emekçi kitlelere yapılan toplumsal baskıda, bu kitlelerin -emekçilere her gün, her saat savaşlar, depremler, sel baskınları gibi olağanüstü olaylardan bin kere daha fazla acı çektiren- kapitalizmin kör kuvvetleri karşısında kendilerini hepten güçsüz görmeleridir. ‘Tanrıları yaratan korkudur.’ Sermayenin kör -kitleler tarafından ne yapacağı önceden kestirilemeyen ve proleteri, emekçiyi hayatlarının her anında durmadan tehdit eden, onlara en beklenmedik, en kazara, en apansız biçimde işsizleşme, mülksüzleşme ve felaket taşıyan, bir küçük mülk sahibini bir günde bir dilenci, bir ev kadını bir günde bir hayat kadını haline getiren ve sonunda açlıktan ölmeye sürükleyen, kör, sermayenin kör kuvveti karşısında duyulan korku: İşten dinin derin kökü. İşçiler dinin bu toplumsal köküne (sermayeye) karşı, hangi kılığa bürünürse bürünsün sermayenin saltanatına karşı bilinçli, sistemli, örgütlü ve tutarlı şekilde karşı çıkmayı öğrenemedikçe hiçbir kitap kapitalizmin yıkıcı kör kuvvetlerine köleleşmiş, kapitalizmin zindanında serseme dönmüş kitlelerin bağrından bu din ihtiyacını söküp atamaz.” (Lenin, İşçi Sınıfı Partisinin Din Karşısındaki Tutumu)

İşte “cari açık” denilen şey de, sermayenin emeğimiz ve yaşamlarımız üzerindeki -beynimizin içine kadar girmiş- yıkıcı egemenliğinin girdiği kılıklardan biridir. Cari açık da, tıpkı borsa gibi, kapitalizmin tapınmamız, korkmamız, uğruna binlerce borç, işsizlik intiharı kurbanı vermemiz istenen yeni putlarıdır. “Eyvah, cari açık artıyor”, “Haydi yeni yoksullaşma paketleriyle cari açığa istediği kurbanları verelim” diye diye bize dayattıkları, tam da gizledikleri sermaye egemenliğine teslim olmamız, onun kör kuvvetlerinden korkmamız ve istedikleri her şeyi bu yıkıma uğrama korkusuyla yapmamızdır.

Kapitalizmin kör kuvvetlerine tapınma dini
Günümüzdeki asıl din, sanki insanları araç olarak kullanıp kendi kendine hareket ediyormuş gibi görünen paraya, metalara, borsaya, cari açığa, yani kapitalizmin kör kuvvetlerine tapınma dinidir. AKP’nin beslediği ve emekçiler arasında yaygınlaştırdığı neoliberal İslamcılık, bu kapitalizme tapınma ve kapitalizmin kör kuvvetlerinden korkma dinine en uygun din biçimidir. Ellerinden siyasal ve sendikal örgütlülükleri alınmış, her gün “cari açık”, kriz, Yunanistan gibi olmak, işsizlik ve yıkımla korkutulan kitleler, -işçi sınıfının mücadele örgütleri yerine- dine, cemaatlere sığınmaya itilmektedir. Kapitalizmin kör kuvvetlerine dayanan bir toplumda, hiçbir gelecek güvencesi olmayan, durumları her gün daha kötüye giden, içlerinden daha fazla sayıda kişinin sefalate ve yıkıma sürüklendiğini gören işçi ve emekçilere, neoliberal din ve cemaatler, en uygun din biçimi olarak sunulmaktadır. İşte bu yüzden işçilerin sınıf bilinç ve örgütlülüğünü eriten ve teslim alan dine ve cemaatlere karşı mücadele yalnızca onları besleyen ve yaygınlaştıran AKP’yi eleştirerek yapılamaz. Dinin ve cemaatlerin, bugün para, borsa, cari açık dini olarak, işçi-emekçilerin çalışma ve yaşamı üzerindeki sermaye terörü ve egemenliği olarak iç yüzünün gösterilmesi, işçi-emekçilerin burjuvaziye karşı sınıf mücadelesi içine çekilmesi gerekir.


İnsanlar nesneleri yöneteceklerine…

Borsa, cari açık, kriz…. Üretim sürecinin -üretim araçlarının toplumsal mülkiyet altına alınarak- insanlar tarafından denetimi yerine insana egemen olduğu kapitalizmin kör kuvvetlerinin ve üretim anarşisinin en açık göstergeleridir. Borsa, cari açık, kur, paranın satın alma gücü, borçlar, faizler…, bunlar üreticilerin iradeleri, öngörüleri ve davranışlarından bağımsız olarak durmadan değişir. Bunun için, insanların kendi toplumsal faaliyetleri, nesnelerin faaliyetleri biçimini alır ve onlar nesneleri yöneteceklerine nesneler onları yönetir. “Cari açık”, sanki kendi başına ortaya çıkmış karşı konulmaz bir doğa yasası ve felaketi gibi işleyen, insanüstü bir tanrısal bir güç gibi görünür. Çünkü kapitalizmde para ilişkileri uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarını, sömürüyü gözlerden gizler. İşçilerle onları felakete iten sömürücü patronlar arasındaki ilişkiyi, kendinden menkul şeyler arasındaki bir ilişki gibi görünmesine yol açar. Borsa ve cari açık, burjuvaların işçi sınıfı ve emekçiler üzerindeki bir azami sömürü ve soygun, saltanat araçları olmasına karşın, kendi başına işçilerin tepesine çıkan, onları durmaksızın yıkım ve felaket ile tehdit eden, böylece bilinçlerini kontrol altına alıp onlara “daha fazla vergi, daha fazla zam, daha fazla çalışma, daha az ücret” diye talimatlar yağdıran kendinden menkul insan üstü bir güç gibi görünür. Tabii burjuvalar da, işçilerin kendiliğinden bilincindeki, kapitalizmin işleyişini “karşı konulmaz bir doğa yasası”, kapitalizmin kör kuvvetlerini “insanüstü, tanrısal, şeytani şeyler” gibi algılama yanılsamasını körüklemek için elinden geleni yapar. “Cari açığı” her gün TV ve gazetelere, “işte yaşamlarınızın yeni efendisi” gibisinden çıkartarak, işçilerin yüreğine korku salar. “Borsa, cari açık, dış borçlardan oluşan mali istikrar kurulunun 3 numaralı ekonomik sıkıyönetim bildirgesi” tadında açıklamalar yaparak, işçileri, kent ve kır yoksullarını, çalışma ve yaşamlarının ötesinde, bir de böyle düşünsel olarak kapitalizmin kör kuvvetlerine köleleştirir.

Cari açık, insanlar nesneleri yöneteceklerine, insanların nesnelere köleleştirilmesinin bugüne kadar görülmüş en üst ve yıkıcı biçimlerinden biridir. Ücretli kölelik yetmezmiş gibi, en yaşamsal ihtiyaçlarımız için bile “tüketici kredileri”yle bankalara olan mali köleliliğimiz yetmezmiş gibi, şimdi bizi bir de şu “cari açık”larına köleleştirmek istiyorlar. Kanımızı emen, tepemizde halay çeken kapitalist banka ve tekeller -bizi daha çok sömürebilmek için aldıkları- 200 milyar dolarlık borcu ödemeye de bizi mahkum etmeye çalışıyorlar. Yani bizden kendi borçları için kişi başına yaklaşık 2.5 milyar lira istiyorlar. Tabii bunu verip vermeyeceğimizi de bize sormuyorlar. Bizi “cari açık”, kriz, daha büyük felaketlerle korkutup, üstümüze yeni vergi, zam, işsizlik paketleri salıyorlar. Banka ve tekeller, bizim “az çalışıp çok tükettiğimizi” ileri sürüp, üst üste açtıkları vergi, faiz paketleriyle bizim boğazımıza “cari açık” kemendi geçirip, Enerji Bakanı’nın buyurduğu gibi onlar için daha fazla, Cumartesi, Pazar dahil, günde 15 saat çalışmamızı istiyorlar.

Bize sordunuz mu?
Bizim kapitalist banka ve tekellere, onların pek “saygıdeğer” hükümetine söyleyeceğimiz şudur: Alın borsanızı, cari açığınızı, borçlarınızı başınıza çalın. Bunları yaparken bize sordunuz mu? Bunları biz yapmadık. Bunlar, sizin bizim kanımızı daha çok emmek, bizim kölelik zincirlerimizi artırmak için sizin yaptığınız yeni sömürü ve saltanat araçlarınızdır. Şimdi kriz yaklaşınca, borsanızdaki çöküntüyü de, cari açıklarınızdaki büyümeyi de, borçlarınızı da bize ödetmeye kalkışıyorsunuz.

Sizin kapitalist sisteminiz böyle işler: Sizin cari açığınız artarken de azalırken de biz kaybederiz, siz kazanırsınız. Sizin borsanız yükselirken de düşerken de siz kazanırsınız biz kaybederiz. Sizin borçlanırız artarken de azalırken de siz kazanırsınız biz kaybederiz.

Sizin kapitalist sisteminiz böyle işler: Siz borsayı, cari açıkları, borçları şişirirken de bununla bizi daha fazla köleleştirirsiniz ve tabii bize sormazsınız, cari açığınızla bize daha fazla boyun eğdirmek için yüreğimize korku salıp açtığınız sizin için daha fazla “kölece çalışma”, “kölece yaşam”, “kölece düşünme” paketlerinizi de tabii bize sormazsınız.


Biz de size sormayacağız!

“İnsanca yaşanacak ücret, 6 saatlik işgünü!” diye greve çıkarken size sormayacağız. “Banka-tekel borçlarını biz ödemeyeceğiz!”, “Cari açık değil toplumsal ihtiyaç açığı!”, “Banka-tekel saltanatına değil toplumsal ihtiyaçlara bütçe!” sloganlarıyla sokağa çıkarken size sormayacağız. “Banka, tekel, borç, kriz; işte kapitalist sisteminiz!” diye barikatların arkasına geçerken size sormayacağız. “Biz banka-tekellerle değil işçi sınıfı olarak tek yüreğiz, Kürt sınıf kardeşlerimizle tek yüreğiz!” diye eyleme geçerken size sormayacağız.

Bizim size ödeyecek hiçbir borcumuz yok. Sizin ise bize, sosyalist işçi konseylerimizle, -sizin gibi sömürücü ve asalaklar dışında- herkesin yararlanması için zaten bizim yapmış olduğumuz üretim araçlarını toplumsallaştırdığımızda, ancak bir kısmını ödemiş olacağınız borçlarınız sonsuz.

Bizim sizin şu krizden krize yuvarlanıp duran, bize layık gördüğü tek şey sonsuz dehşeti karşısında titremek olan kapitalist sisteminize ihtiyacımız yok.

Bizim ihtiyacımız yeni bir yaşamdır. Sizin tüm o emeğimiz, yaşamımız ve beynimizin içine kadar taht kurmuş banka-tekelleriniz, borsanız, cari açığınız, ücretli kölelik sisteminiz, metalar imparatorluğunuz, bunlar üzerinde yükselen neoliberal demokrasiniz, bunlar tarafından güdümlenen devletiniz ile birlikte kapitalist korku sisteminizi yıkarak kuracağımız yeni bir yaşamdır.

Milyonlarca ve milyonlarca işçinin kendi toplumsal emekleriyle yarattıkları ürünler bolluğu, onların kontrollerinden çıkıp onları köleleştiren bir borsa, cari açık, borç, ücret, kan, yalan, korku imparatorluğu olmaktan ancak sosyalizmde çıkar.

Ancak sosyalizmde, işçiler mülkiyeti, üretimi, yönetimi toplumsallaştırıp, kapitalizmin kör kuvvetlerine köle olmaktan ve yıkımlardan kurtulur.

Ancak sosyalizmde, işçiler, “cari açık”, “borsa” gibi kendi iradeleri dışında işleyip kendilerini köleleştiren sermaye ilişkilerini ve krizleri defedip, birlikte gönendirici bir yaşam kurabilirler.

Ancak sosyalizmde, işçilerin emeklerini birbirine bağlayan ve toplumsal emek haline getiren ilişkiler, cari açık gibi şeytani şeylerin insanlarla ilişkiye girmesi ve onları yönetmesi gibi görünmekten çıkar, işçilerin birbiriyle örgütlü ve bilinçli ilişkisi haline gelir.

Kapitalizmin yaşamlarımıza diktiği yeni putlar, yeni korkular, başrolde “cari açık” senaryoları, “ilişkilerinin insana onun öteki insanlar ve doğa ile ilişkilerini tam anlamıyla anlaşılır ve akla uygun bir ilişki olmaktan öte bir şey sunmadığı zaman, ancak o zaman yitip gider. Maddi üretim sürecine dayanan toplumun yaşam süreci, kendisini saran mistik tülü, üretimin özgürce biraraya gelen insanlar tarafından ve saptanmış bir plana uygun olarak bilinçli bir biçimde düzenlenmesi sağlanmadıkça, soyulup atılamaz.” (Marx, Kapital)

Bir yorum

  1. merhaba

    cari açık, brçlanma vd’lerine ilişkin birçok şey yazılmış hatta cari açık kavramı defalarca tekrar edilmiş ancak iki satır da olsa cari açığın ne olduğu açıklanmamış, bu da yazının en olumsuz tarafı. belki insanları araştırmaya yöneltmek için yapılmıştır ancak yine de iyi olmamış.

    Cari açık, en genel anmalı dış borçtur yani başka devletlere olan borç. bu borcun oluşmasına etken ise yurtdışından yapılan satın alma yani ithalattır. eğer duşarıya ihraç ettiğiniz şeyler ithalatınızdan daha az ise dışarıya borçlanmış olursunuz. bu ihracat, ithalat farkından ayrı olarak dışardan alınan borç da olabilir. kısacası devletin dışarıya olan borçlanmasıdır. ancak burjuvalar devlet eliyle borucunu işçi sınıfı ve emekçilere ödetmeye çalışır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*