Anasayfa » GÜNDEM » İngiltere’den geçici istihdam büroları deneyimi

İngiltere’den geçici istihdam büroları deneyimi

Geçici ajans işçileri çalıştıkları şirkette doğrudan istihdam edilmezler. Sözleşmelerini istihdam bürosu ile yaparlar. Bölgenizdeki hastanedeki temizlik işçileri, süpermarketlerimizi dolduran ucuz tavukları işleyen işçiler geçici işçilerdir. Her yerdedir onlar. Son Harry Potter’ın basımında çalışan işçiler de.

İngiltere’deki geçici ajans işçileri, Birleşik Krallık’ın alabildiğine esnek ve kuralsızlaştırılmış işgücü piyasası sayesinde Avrupa işçi sınıfının en ağır sömürü altındaki kesimlerinden biridir. Geçici ajans işçileri hem özel hem de kamu sektöründe en düşük ücretli ve esnek işgücünü temsil eder.

Bu çalışma biçimi 1980’lerde Muhafazakar Parti döneminde başladı ve İşçi Partisi döneminde de devam ettirilerek artan sayıda işçinin geçici, güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalışmasına yol açtı.

Bu işgücünün gitgide artması, geleneksel istihdam sözleşmelerinin silikleşmesinden ve atipik çalışma biçimlerinin daha fazla kullanılır hale gelmesinden doğdu. İşçilerin ücret ve çalışma koşullarına karşı etkin bir tarzda örgütlenme yeteneğini ortadan kaldırdı. Patrona karış mücadele eden sürekli işçiler kendilerini tamamen farklı bir sözleşme ve tamamen farklı bir patrona bağlı çalışan geçici işçiler karşısında bölünmüş bir halde buldular -çalıştıkları yer aynıydı oysa ki. Böl ve yönet politikasıydı bu.

Sorunun boyutu

1992’de geçici istihdam büroları geçici istihdamın yüzde 7’sini oluşturuyordu. 2001’de bu oran yüzde 17’ye çıktı. Aslında geçici istihdamdaki işçilerin gerçek sayılarını kesin olarak tespit etmek çok zor tabii. Geçici işçilerin toplam istihdama oranına ilişkin tahminler yüzde 1 ila yüzde 5 arasında değişirken kimi rakamlara göre 1 milyondan fazla işçi bu şekilde çalışıyor.

Resmi veriler İngiltere ekonomisinde düşük ücretli ve çoğunlukla da göçmen işçilerin tuttuğu yeri silikleştiriyor. 1980’lerin ortalarında 50.000 kadar geçici istihdam olduğunu düşünecek olursak, artışın ne denli büyük olduğunu anlayabiliriz.

Bir süredir geçici ve part-time işçilerin çalışma koşullarını düzeltmeye dönük düzenlemeler yapıldı. Fakat geçici işçiler tüm işçiler için geçerli olan, örneğin asgari ücret gibi, haklara sahipken işten çıkarma ve tazminat gibi haklardan yoksunlar. İngiliz yasaları “çalışanlar” (sürekli işçiler) ile “işçiler”i ayırıyor. “İşçi” kategorisindeki geçici işçiler, ucuz ve her yerden sağlanabilir olması ile büyük şirketlerin gözünü diktiği kesimi oluşturuyor.

Sürekli istihdam İngiliz işgücü piyasasını karakterize etmeye devam etmesine rağmen atipik istihdam artıyor ve işçi hareketi için risk oluşturuyor. Esnek istihdam sermaye için yararlı bir mekanizma. İşçileri bölmek ve disipline etmek için kullanılıyor. Örgütlü işçilerin 1980’lerden bu yana uğradıkları yenilgilerde bu gerçeğin önemli bir payı var.

Esneklik işçi sınıfının zayıf düşmesinin bir sonucu iken yeniden güç toplayamamasının da etmenlerinden biri.

“Standart olmayan” işçiliğin gelişimi

Geçici istihdamın gelişimi İngiliz ekonomisinin 20. yüzyılın son döneminde uğradığı yapısal değişikliklerin bir sonucu oldu. İmalat sanayiinin ve onunla birlikte de örgütlü işçi sınıfının belirleyici militan sektörlerinin ağırlığını kaybetmesi ve hizmet sektörünün gelişimi iş ve hizmet fonksiyonlarında belirli konuların taşeronlaştırılmasına yol açtı. Bu eğilim, temizlik, ulaştırma, lojistik, insan kaynakları, bilişim teknolojileri gibi bir dizi istihdam alanını etkiledi. Fakat son dönemde örneğin imalat sanayiindeki kilit fonksiyonlarda da geçici istihdama başvurulmaya başlandı.

Aslında geçici ve düzensiz istihdam çok da yeni bir olgu değil. Fakat bu tür işler özellikle 1950’lerden sonra işgücünün periferisinde yer alıyordu. Geçici istihdam ya tarım, liman, konaklama gibi sezonluk ya da günlük/haftalık işler için söz konusuydu ya da hem bir işte hem de kendi evinde ücretsiz emekçi olarak çalışan kadınlar, okurken çalışan öğrenciler gibi “işgücü piyasasının marjinal bir unsuru” idi. Dahası işleri devrevi olarak yoğunlaşan patronlar da geçici iş sözleşmeleri yapıyorlardı.

Geçici istihdam bürolarından bulunan işler bu alanlarda kullanılmaya devam etmekle birlikte artık daha önce standart istihdam ilişkisinde yer alan meslekleri de kapsamına almaya başladı. İşte bu gelişmeye sendikaların artık uyanması gerekiyor.

Yeni bir iş dünyası -kanaatkar esnek işgücü mü?

2008’deki Dünya Ekonomik Forumunda Gordon Brown esnek işgücünün İngiliz kapitalizmindeki kilit rolünü bir kez daha vurguladı. Hükümet retoriğine göre esneklik işçilerin iş yaşamları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olabilmesi ve “kalıcı geçiciler” olarak aktif bir seçim yapabilmesi ve bunun da zaten şirketlerin ihtiyacına uygun olması anlamına geliyor.

Gerek hükümet gerekse de patron örgütleri geçici istihdam bürolarından bulunan işlerin patronlarla işçilerin ihtiyaçlarını karşıladığını ve mükemmel bir “kazan-kazan” durumuna işaret ettiğini, bunun sonucunda rekabete dayalı ve daha mutlu bir işgücünün ortaya çıktığını söylüyorlar. Ticaret ve Sanayi Bakanlığına göre geçici işçiler işgücünün en mutlu kesimini oluşturuyor. Geçici istihdam bürolarını temsil eden dernek olan REC, geçici işçilerin yüzde 77’sinin işlerinden memnun olduğunu iddia ediyor.

Göçmen emeği -İngiliz kapitalizminin altın yumurtlayan tavuğu

Bugün geçici istihdam bürolarındaki işgücü gitgide daha fazla göçmen işçileri kapsıyor. Etnik azınlıklar toplam işgücünün yalnızca yüzde 8’ini oluştururken geçici işlerin yüzde 19’unu kapsıyorlar. Siyah ve etnik azınlıklardan göçmen işçilerin yanı sıra Doğu Avrupalı işçilerin sayısı da artıyor.

Düşük vasıflı, düşük ücretli işgücü kategorisindeki değişim hükümet politikalarının bilinçli bir sonucu. İşçi Partisi göçmen yasalarını sertleştirirken, İngiliz patronlara ucuz işgücü sağlamayı kısıtlamıyor. 1999 tarihli İltica ve Göçmenlik Yasasından üç yıl sonra hükümet yasal göçmen politikasını İngiliz ekonomisinin çıkarlarına uygun hale getirdi.

Bunun sonucunda çalışma izinleri 1990 ortalarında yılda 40 bin iken 2004’te yılda 200 bine yükseldi. Ve bu sayı özellikle de konaklama ve gıda işleme gibi sektörlerin ihtiyaçlarına uygun olarak ortaya çıktı.
Göçmen politikasının yürütülüşü, hükümetin kapitalistlerin çalışma koşullarını ve ücretleri düşürmesini sağlayan daha esnek bir işgücü piyasası oluşturma hedefine dayanıyordu. Ve tabii bütün göçmenler de eşit değildi. Yüksek vasıflı olanlara oturum izni verilirken vasıfsız olanlara ise geçici oturum izinleri verildi ve hiçbir hakka sahip olmadılar.

İngiltere’deki düşük ücretliler içerisinde gitgide açık hale gelen bir milliyetler kademelenmesi var. göçmenler Londra’nın alışabilir nüfusunun yüzde 35’ini, vasıfsız işçilerin de yüzde 46’sını oluşturuyorlar. İşgücü bileşimi ise çok daha çarpıcı. Bir araştırmanın kapsamındaki 341 işçi içerisinde tam 56 ulustan işçi var. Londra’daki temizlik işçilerinin yüzde 95’i göçmen işçi. Araştırmada yer alan işçilerin yüzde 90’ı temizlik, konaklama ve gıda işleme işlerinde çalışıyor ve yarısı İngiltere’ye son 5 yıl içerisinde gelmişler. Araştırmaya göre işçilerin milliyetleri ile sektörel yoğunlaşmaları arasında da bir ilişki var. Temizlik işçileri siyah Afrikalılar iken, Latin Amerikalılar büro temizliği, Doğu Avrupalılar ise otel ve konaklama işlerined çalışıyorlar. İşçilerin çoğunun ücretinde yıllık artışlar yapılmıyor, yıllık 10.000 sterlin (30.000 TL) alıyor, hastalık durumunda ödeme yapılmıyor ve fazla mesai ödenmiyor. Sendikalar Doğu Avrupa’dan gelen işçilerin saatte 1,5 sterlinle Dickens dönemi koşullarında çalıştığını belirtiyorlar.

UNISON sendikası geçici istihdam bürolarından iş bulan işçilerin üniversite ve müzeler dahil benzer koşullarda çalıştığını söylüyor. Patronlar bu koşullarda içlerinde yüksek vasıflıların da bulunduğu büyük bir işgücü havuzuna sahip oluyorlar. İstihdam statüleri çalışma koşullarına direnememelerine neden oluyor. Küçük yerleşim birimlerindeki sınırlı istihdam için rekabet işçileri bölerken yabancı düşmanlığına da yol açıyor ve birleşik sınıf eylemini engelliyor.

Tabandan örgütlenen sendikacılık için yeni bir şans

Örgütlenmek için çok mu fazla bölünmüş durumdayız? Tabii ki hayır. Fakat karşımızdaki tehlikeleri kavramak, işçi sınıfının değişen yapısına vakıf olmak ve buna uygun davranmak için ileri atılmalıyız.
Sendikaların göçmen geçici işçilerin haklarını savunmak ve hak ihlallerini teşhir etmek amaçlı kampanyaları artık aşıldı. Geçici işçilerin sendikalaşmasının zorluğunun nedenlerinden biri sendikaların geçici istihdama karşı olmalarından dolayı bu kesime ilgisizlikleriydi. Fakat İşçi Partisine kaderini bağlamış sendika yöneticileri geçici sözleşmelerin yaygınlaşmasını ve çalışma koşullarının bütün işçiler için kötüleşmesini önleyemezlerdi zaten.

Yine de bu konudaki son kampanyalar olumlu oldu. Fakat asıl sorun işçilerin kendi hakları için savaşmasını sağlayacak yöntemleri bulmaktı. Geçici işçiler, özellikle de göçmen işçiler uğradıkları ağır sömürü nedeniyle militan potansiyellere sahipler. Önceki dönemlerdeki gibi sendikaların canlanmasının bir parçası olabilirler. Fakat göçmen işçileri örgütlemekte karşı karşıya olunan sorunlar karşısında uyanık olmamız gerekiyor.

Örneğin bugün göçmen işçiler özellikle kamu sektöründeki sendikalı işyerlerinde sürekli işler bulabilmiş olan önceki kuşak göçmen işçilerden farklı bir durumla karşı karşıyalar. İstihdam ve göçmenlik statüleri nedeniyle çalışma koşullarına başkaldırmaları zor olabiliyor.

İşçi hareketi tarihsel olarak sorunlara karşı başkaldırma temelinde gelişti. Londra’daki Yaşanabilir Ücret Kampanyası en ağır koşullardaki işçilerin geniş işçi hareketine bağlanmasının örneklerinden biri oldu. Kampanya bir dizi cepheden, sendika ve yerleşim yeri örgütlenmeleri üzerinden örgütlendi ve işçiler “gerçek patronları”nı hedefleyerek örgütlendiler. Bunun sonucunda alt sözleşme ile çalışan işçiler çalışma koşullarını iyileştirmek için mücadele edebildiler. Mücadelelere temizlik ve konaklama işçileri katıldı.

Kampanya, sendikal eylemde yeni bir modeldi. İşyerinin dışına da çıkarak ve yerleşim yerlerine akarak, aktivistler coğrafi dağınıklıkları ve sözleşmelerinin belirsizlikleri nedeniyle sendikalara erişemeyen işçilere ulaşabildiler. Pek çok taban örgütü oluşturuldu. İşyeri ve yaşam alanları arasındaki kesişme, 1984-85 madenci grevinden bu yana sanayideki mücadelelerde görülür bir olgudur. Bu olmasaydı grev yürütülemezdi. Fakat ardarda alınan yenilgiler ve sınıfın örgütlü kalelerinin düşüşü olumsuz bir etkide bulundu.

İşçi sınıfının yeniden güç ve bilinç toplamasında yerel mücadele örgütlerine çok görev düşüyor. Londra’daki Yaşanabilir Ücret Kampanyası düşük ücretli, esnek işgücünün örgütlenebileceğini ve işçi sınıfının dibe doğru yarışa karşı birleşip güçlenebileceğini gösteriyor.

Permanent Revolution’dan kısaltılarak çevrilmiştir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*