Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » İltica mı mahpusluk mu?

İltica mı mahpusluk mu?

Herbirimizin hayatı belirledigiz gibi gitmiyor. Bu yorumsuz bir cümledir. Tabi benim hikayem de belirlediğim gibi gitmedi. Yakın zamanda, istenip istenmedigi bile sorulmadığı, elime zorla verilen bir kimliğin ülkesinden yine zorunlu kalarak bir çok yanımı bırakıp gittim.

Bir ben miyim, yalnız mıyım dersiniz, elbetteki hayır. Kosava, Irak, Iran, Ermenistan, Almanya, Suriye, Gürcistan, Ukrayna, Pakistan, Tibet, Senegal, Kenya, Afganistan daha bir çok ülkeliler toplanmışız İsviçre’de bir mülteci kampında.

Size anlatmak istedigim bu toplanma ”kampının” kosulları. Neden mi? Duyulsun diye, duyun diye…

Bu kampta yaklasık 300 kişi kalıyoruz. Bu insanlar birden fazla yerde bir çeşit tutuklu gibi tutuluyorlar. ”Anakamp” diyebilecegimiz bina giriş ve çıkışları belirli saatlerde olan; yemek, banyo, televizyon izleme saatleri olan ve havalandırma alanı olan bir yerdir. Ceza ile tehtit edilen birer mahkumlarız!

İsviçre yönetimi, kendisine iltica başvurusunda bulunan kişiye suçlu gözüyle bakıyor! 90 gün boyunca bu kampta sert davranışlar maruz kalıyoruz. İnanılmaz yetkilere sahip olan securatas denilen güvenlik görevlileri (gardiyan tiplemesini hiç aratmıyorlar)jopuyla, direktifleriyle, şiddeti ile baskısı hiç eksik olmuyor.

Bu kampa kısa bir süre önce gelmis olmama rağmen gördüklerime ve yasadıklarıma seyirci kalamazdım. En azından bir yazı olur ve buranın sesi olabilirsem ve de bir şeyleri degiştirebilirsek umuduyla yazıyı kaleme aldım. Şimdi bir kaç yakıcı olayı yazarak kamp hakkında biraz daha derinlere girelim istiyorum.

İlk başta yatak odalarından söz edelim. Anakamptan yaklaşık 4 km uzaklıkta olan iki yeraltı kampı var. Bu iki kamptan birinde bizzat kendim kaldım. Bu kamplarda en az 10 gün kalmak mecburiyetinde tutuluyoruz. Feurzvehr Kreuzlingen Depot.ost 1978 denilen bu yer kent itfaye ek binasi deposudur. Bu kampta ne dışarıya açılan pencere var, ne de yangın gibi, su baskını gibi acil bir durumlarda kaçılabilecek çıkış var. Bu demektir ki toplu infaz!

Depo ikiye bölünmüş, kapıları beton kalıplarla olusturulmuş, bölmelerle ayrılmış her iki odada tavana kadar yapılmış 3’erli ranzalar halinde toplam 80 kişi balık istiflenmiş gibi kalıyoruz.

Lavobolar ve tuvaletler sınırlı olduğundan sıra olmak zorundayız. Duş imkani yok. Hergün akşam saat 19’da anakamptan toplanıyoruz, itfaiye deposuna getiriliyor. Sabah yine saat 5’te uyandırılıyor ve tekrar anakampa getiriliyoruz. Bu da sadece bilinen iki kampta tutulan 150-200 kişi için ayrı bir maduriyet anlamına geliyor. Bu insanlık dışı kosullarda kalınan bu iki kamp yerine (depo) getirilip götürülme sabah akşam tek sıra halinde, askeri disiplin içinde üst arama şeklinde gerçeklesiyor.

Kamplara herhangi bir şey, giyim eşyası yiyecek gibi maddeler bile sokmak yasaktır. Mesala, bir plastik su bardağı yüzünden tutanak tutulabiliyor!
10 günün sonunda anakamp olan Kureuzlingen kampındayım. Koşullar burada daha insani daha yumşak değil elbette. Burada tam bir askeri disiplin mevcut. Akşam saat 10’da herkes yatakta olmak zorunda. Aksi halde karga tulumba bekletme odası denilen karantinada bulursunuz kendinizi. Sabah zorunlu olmasa da 6:30 kalkış saatidir ve kaldrılırsınız. Yemekler askeri mutfaktır. Kahvaltı yalnızca iki dilim ekmek ve reçeldir. Öglen ve akşam bir tabak içinde verilen iki veya üç çesit çorbaya dönüştürülen yemekler.

Odalarda 10’ar kişi yatmak zorundadır. Banyo olarak kullanılan yerlerde 10 kişinin bir arada duş yaptığı yerlerdir. Tuvaletler metal bir kabin. Öyle pis ki, her an mikrop kapabilirsiniz. Bu konuda ayrıntıya girmek istemiyorum.

Sabah 9:30’dan aksam 17’ye kadar dışarı çıkma izni veriliyor. Ancak, 5 dakika geç kalmanız durumunda sıfırın altında ki soğuk havada bekletilme cezası alırısınız ve içerden üstünüze bir eşya almanıza izin verilmiyor. Ertesi gün hayattaysan kampa tekrar dahil ediliyorsun ve dışarı çıkma yasağı alıyorsun. Bu cezaları kamp yönetiminin izniyle securataslar rahatlıkla uygulama yetkisine sahipler. Secuuratasların direktiflerine karış gelmek veya onlara karşı yanlış davranmak hücre cezasına maruz kalabiliyorsun.

Yemek saatlerinde tek sıra halinde, bir ip gibi çizgiyi geçmemek zorundasın. Çizgiyi geçmen halinde sert bir uyarı veya darbe alabiliyorsun. Bunları kampta kalan mültecinin ‘islahı’ adına yapıldığını söylüyebiliyorlar.

Şimdi size ismini güvenlik gerekçesiyle vermeyi doğru bulmadığım isimlerini X, Y, Z şeklinde kodlayacağım. Yaşanılanlarin birinci ağızdan dinlenilen ve görülen olayları anlatmak istiyorum.

İlk olayı yaşayana X demek istiyorum. Yakın zamanda bir kaç sefer tümör amaliyati yapılan bir ilticacı mutfak görevlisiyle yaşadığı tartışma sonucunda X’e iki securatas tarafından sert bir sekilde müdahale ediliyor. Karga tulum yatırılıyor, kolları arkaya kıvrılıyor ve zorla bekleme odasına taşınıyor. Oradan da polise teslim ediliyor. Sabaha kadar karakolda bekletiliyor. Belki olabilir diyebilirsiniz bu olaya. Ama işin kötüsü ameliyat yeri koltuk altı ve poposu. Dikişler taze ve kamp yönetimi ve securataslar bunu çok iyi biliyor.

Her hafta hastaneye gitmek zorunda olan bir kişi. Mudahale sırasındaki kol bükmeleri ve yatırıp zor kullanmaları dikişlerinin kanamasına sebeb oluyor. Bu konu hakkında hiçbir tutanak veya rapor hazırlanmıyor.

Ameliyat yerinden kapılan bir iltihap veya enfeksiyon durumunda olası bir hastalık veya ölümün sorumlusu kim olacak. Kamp yönetimin sorumlulugunu kanıtlayan hiç bir durum yok. X’e daha sonra para cezası kesiliyor ve dışarı çıkma yasagı veriliyor.

Bu tarz olayları kısa sürede de olsa gözlemlemek ve kamp yaşamımda sıralamak zor değil. Ama yinede Hitler faşizmini aratmayan bir olayı daha yazmadan edemiyeceğim.

27.12.14 tarihinde Afgan ulusundan 16 yaşında bir çocuk (Y) yatma saatinde tuvalette sigara içerken yakalanıyor ve 2 secuuratas tarafından dövülüyor, sürükleniyor! Gecenin o saatinde ve dışarı -10 derecede sadece iç çamaşırı kalıncaya kadar soyuluyor ve ayakkabısız, karın içinde 30 dk tutuluyor. Biter mi, daha bitmedi! Gün içinde dışari çıkma hakkı elinden alınıyor bir de.

Muhtemel sizin de hafızanızda, ayni Hitlerin yahudileri bir deri bir kemik gaz odalarına gönderilmek üzere karın içinde tek sıra halinde bekletmeleri canlanmıştır.

Bu günlerde başta Almanya olmak üzere tüm AB ülkelerinde büyüyen Avrupalı Yurtseverler (PEGIDA) isimli örgütün resmi kurumsal ve devlet halidir İsviçre Kreuzlingen iltica kampı. İsviçre oturma izni veya vatandaşlık versin veya vermeşın şurası kesindir ki; bu kamplarda başta İsviçre ulusuna olmak üzere uluslar düşmanlaştırılıyor. Bu ulus düşmanlığı genelleştirilerek ne yazık ki ait olunan sınıftan (proleter ve yoksul) uzaklaştırılıyor. Sınıf kardeşimize karşı büyük bir nefret olusturuluyor…

Kreuzlingen kamp yöneticileri İsviçre demokrasisini sonuna kadar işletiyor. Kendi yarattıkları savaş bölgelerinden, yoksul ülkelerden gelen ilticacılara bu kampta suçlu, hastalıklı, lanet halklar gözüyle baktığı ve ona göre bir kamp alanı ve ülke bakış açısı yaratmış. Burada bizlere uygulanan insanlık dışı koşullar bir an önce son bulmalıdır. Başta insani, insan oldugu için insanca yaşam koşulları altında yaşamaya ”mahkum” etmeli.

Yazımın sonuna gelirken son bir satır daha yazmak gerekirse ve başta söylenene dönersek, yazdım çünkü duyun istedim! Duyun çünkü müdahale edin isterim…

İsviçre Kreuzlingen iltica kampında yasayan biri!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*