Anasayfa » GENÇLİK » İki Trajedi, Katliam Arasından Süzülen Kanlar

İki Trajedi, Katliam Arasından Süzülen Kanlar

İsrail’in, Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarına havadan, karadan, denizden yürüttüğü saldırısı devam ediyor. Şuana kadar yaşanan saldırıların bilançosu oldukça ağır Filistin’de çocuk, kadın demeden 1000’den fazla ölü ve 8000’e yaklaşan yaralı var. Nazi Almanya’sının toplama kamplarında köleleştirip çalıştırarak, çalışamayanları gaz odalarında, fırınlarda katlettiği milyonlarca Yahudi’nin trajedisinin bittiği yerde İngiliz sömürgesi olarak başlayan Filistinli’nin trajedisi günümüzde de en vahşi haliyle sürdürülmektedir.

Küresel sermaye bugün dünya halklarının acılarından, öfkelerinden paçasını kurtarabilmek için halklar arasındaki kini, ırkçılığı, din savaşlarını, katliamları büyüterek onları sömüren esas düşmanlarına karşı etkisiz kalmalarını sağlamaktadır. 15.yy’dan bu yana Afrika’da insanları köleleştiren, yer altı kaynaklarını kurutan, verimli arazileri paylaşım savaşlarına açan küresel sermaye 100 yıldır da önce klasik sömürgeci daha sonra da Ortadoğu’da terör devleti inşa ederek çok kültürlü halkların yaşamlarını param parça ederek kontrol etmektedir.

Bölge topraklarında tarihi ve kültürü birbirinden çok farklı iki toplum yaşarken sermaye devleti İsrail sanki ortak ve normal bir yaşam sürürülüyorken ve sanki durup dururken Filistinliler ayrılıkçı hareket çıkarmış gibi göstermekte ve tarih boyunca olduğu gibi Filistin toprakları tekrar talan edilmeketedir.

Kurulduğundan bu yana gittikçe Filistin topraklarını işgal etmeye devam eden İsrail Devleti Siyonizm temelinde ırkçı, gerici, emperyalist bir karakter taşıması hakkında çok da bir sözü bize bırakmıyor. Bugün de İsrail sermayesinin ve devletinin ne kadar saldırgan olduğunu söylemeye gerek yoktur. Filistin’e dönüp baktığımızda bir dönem FHKC önderliğinde yürütülen Filistin direnişi bugün 80’lerin sonu 90’ların başında, bölge halklarına musallat olmuş diğer bir örgüt , HAMAS tarafından yürütülmektedir. HAMAS’ın dinci gerici birikimi elinde tutan, direnişçi diğer gruplara ve en başta da FHKC’ye karşı pozisyonuyla öne çıkan yanını unutmamak gerekmektedir.

Bu süreçte dünya genelinde artan muhafazakarlaşma İsrail-Filistin sorununu da derinden etkilemişe benziyor. Neoliberal düzenin çarklarının dönmesi için halkların gözlerini farklı söylemlerle boyamaları gerekiyor. Bu noktada büyük küresel güçler jeostratejik bölgesel piyonlarına sundukları desteğin karşılığında onlardan önemli görevler bekliyor. Türkiye’de de AKP iktidarının son dönemiyle kendisini iyice hissettrien bu muhafazakarlaşma, İsrail ve Filistin iç politikalarını incelediğimizde de diğer birçok Ortadoğu devletinde olduğu gibi benzer sonuçları karşımıza çıkarıyor.

Filistin direnişinin tarihinde HAMAS’ın gücünün iyice artttığı son dönemde diğer muhalif gruplar hem İsrail devletine karşı savaşmak zorunda kalırken hem de halkın gözünde yer edinmiş olan bu aşırı sağcı örgüte karşı savaş vermek zorunda kalıyor. Filistin’e çok yakın ama bir o kadar da uzak olan bizlerin görebildiği, sadece biraz kitleselleşebilmiş FHKC ve Komünist Halk Cephesi gibi Devrimci tabanda kurulmuş(ancak bugün bu tabanın iyiden iyiye zayıfladığı) örgütler de HAMAS’a karşı özellikle psikolojik savaş veriyor. FHKC Yaser Arafat’ı uzlaşmacı bir politika izlediği için eleştirmiş ve süreç içindeki gelişmelerden dolayı EL- FETİH’ten ayrılmıştı. Ancak bu noktada FHKC’nin de Habaş’ın kurduğu zamankinden bile farklı bir noktada olduğu ve liberal söylemlerden çok öteye gidemediği ortadadır. Bu yaşanan keskin bir halk devrimciliğin’den liberal reformizme çözülüş örneğidir. FHKC de bu çözülüşe karşı bizlere cevap olarak, dünyadaki sol hareketin düşüşte olduğu bir döneme rast geldiklerini ve birçok sol örgütten enternasyonal bir destek göremediklerini ifade ediyor, söyledikleri büyük oranda haklı olsa da dünya çapında İsrail devletini diplomatik anlamda boykot etmek gibi girişimlerinin temelini oluşturuan bu söylem elimize çok birşey vermeyeceği için önce FHKC’nin taleplerini gözden geçirmesi de bizler tarafından beklenen birşey.

İşe bir de İsrail tarafından bakarsak kuruluşundan beri muhafazakar ve yayılmacı bir temel üzerinde var olan İsrail devleti ABD’nin en büyük ortağı olması nedeniyle zaten bölge halkları için şeytani düşman konumunda. Ancak anti-semitist söylemlerin durmadan yaygınlaştığı günümüzde, İsrail devletinin de şiddetine maruz kalan Yahudiler de birçok protesto gösterisi düzenliyor, Filistinlilerin toplu katliamlarla kadın, erkek, çocuk demeden öldürülmesine karşı burjuva siyonist İsrail Devletine karşı eylemler gerçekleştiriliyor. Malesef daha önce söylendiği gibi muhafazakarlaşan dünya içinde İsrail’de de durum farklı değil. Yapılan muhalif gösterilerde hem devlet eliyle şiddet uygulanırken hem de İsrail sağ’ı tarafından linç girişimleri olduğu medyaya yansıyanlar arasında. İsrail devletinin yaşadığı bu krizi Neoliberal Burjuvazinin yaşadığı krizden bağımsız düşünmek doğru olmayacaktır. İsrail devleti kendi içerisindeki muhaliflerin giderek artan sesini kısmanın bir aracı olarakta bu saldırılara başladı demek yanlış olmayacaktır. Ayrıca Filistin’de yaşanan FHKC’den, HAMAS’a kadar uzanan sallantılı ve sorunluda olsa birlik oluşumu kapitalist İsrail Devletini rahatsız etmiştir.

images (1)

Yıllardır apartheid rejimiyle yönetilen Filistin topraklarında halk mevcut durumda “nehirden denize” tutsak yaşamakta ve bölgenin coğrafi ve sosyo-ekonomik yapısında ekonomik faaliyet yürütmeleri bile yasaklanmaktadır. Kendi sahillerinde balık tutmanın yasak olduğu ve tarımın İsrail eliyle engellendiği, buldozerlerle meyve, sebze ağaçlarının söküldüğü bu coğrafyada halkın kurtuluşu yönetimini kendi ellerine almasındadır. Filistinli siyaset bilimci Ebu Sada’nın da söylediği gibi eğer İsrail bir kez daha emperyal-yayılmacı saldırılarına başlamasaydı, Filistin işçi sınıfı HAMAS’a karşı ekonomik temelli bir ayaklanma başlatacaktı! ( Bu söylemin ne kadar gerçekçi olduğu ap ayrı bir yazının gündemidir.) Ancak şimdi başlayan bu suni savaşla beraber başta siyonist kapitalist İsrail devleti ve HAMAS olmak üzere, Türkiye ve Mısır gibi diğer birçok bölgesel kirli güçlerin oyunlarıyla bölge halkları birbirine düşürülmekte, ateşkes yapıyoruz sözleriyle arka planda birçok paylaşım savaşları sürdürülmekte, olan yine Filistinli ve Yahudi halklarının işçi sınıflarına olmaktadır.

Jeostratejik önemi ve doğal kaynakları nedeniyle Gazze’yi on yıllardır savaş koşullarına maruz bırakan İsrail’e karşı Filistinli ve İsrailli işçi sınıfıyla birleşeceğimiz enternasyonal bir çalışmanın zamanı gelmiştir ve geçiyordur bile. Bu noktada Türkiye sınıf devrimcileri’de sorumluluk alarak ne gerekiyorsa yapmalıdır. Gerçekleştireceğimiz eylemler Dışişleri Bakanı’ndan, TC. yönetiminden birşeyler talep ederek değil, bölgesel sıçramalı sokak hareketleriyle olmalıdır. Filistin’in her gün yaşadığı ateşler içindeki şehirleri diğer kapitalist devletlere bizlerin yaşatmasının zamanı tekrar gelmiştir.

indir

1c9243cde5f8cf5a5229d866b

images

www.sinifsiz.org

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*